“FELSEFİ DERİNLİK” NEDİR Kİ?..

cumhuriyet_fetö

Vakıf senedinde hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde açık açık yazılmış:

“Cumhuriyet gazetesi, ATATÜRK devrim ve ilkelerinin açtığı aydınlanma yolunda aklın bağnazlıktan, bilimin dinden bağımsızlaşması, laiklik ilkesinin toplumca benimsenmesi için çaba gösterecektir… Cumhuriyet gazetesi, “İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Bildirgesi”ni demokrasinin evrensel anayasası olarak benimser. Cumhuriyet gazetesi gerçek Cumnuriyet yönetimi esaslarına ancak Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü kapsamında ulaşılacağını temel ilke sayar... Milli mücadele sonunda kazanılan milli sınırlarımız tartışılamaz. Cumhuriyet gazetesi Milli Mücadele ile kazanılan bu milli sınırların yılmaz savunucusudur… Onurlu kimliği, ilkeleri ve amaçları uzun bir süre içinde belirlenip toplumda kök salan Cumhuriyet gazetesini ATATÜRK ilkelerinden ödün vermeden yaşatmak Cumhuriyet Türkiyesi’ne, Türk toplumuna ve Cumhuriyet okurlarına çok önemli bir ödev niteliğine dünüşmüştür.”

Bu görüşleri benimsemeyen yazar-çizer takımının Cumhuriyet gazetesinde kendi görüşlerini yazmak amacı ile görev alması, en hafif tabiri ile ahlaksızlıktır, hiçbir şekilde kabul edilemez.

Cumhuriyet’in çizgisi dışındaki fikirleri savunanlar, bu fikirleri benimseyen veya yakın gazetelerde yazmalıdırlar, normal olan davranış budur.

Taban tabana zıt görüşleri savunanların aynı çatı altında çalışma mecburiyetleri bulunmadığına göre, herkes kendi çöplüğünde ötecek.

Cumhuriyet’i değiştirmek, başkalaştırmak amacıyla Cumhuriyet’e sızanlar, etki ajanlarıdır.

Hangi merkezlerin adına çalıştıklarını yazılarından anlamak kolaydır.

Cumhuriyet karşıtı fikirlerini ısrarla yazdıkları için önemli ölçüde Cumhuriyet okurlarını kaybettiler, gazeteyi çıkarmakta zorlandıkları için Berin Nadi’nin bağışladığı Harbiye’deki kat ile Ankara’daki 4-5 katlı binayı bile gözlerini kırpmadan sattılar.

“İkinci Cumhuriyetçi” fikirlerini yayabilmek için Atatürk ilkelerini ve kuruluş felsefesini tavizsiz olarak savunmayı amaç edinen gazeteyi ekonomik olarak çökertmekten çekinmediler.

Hal böyle olunca Cumhuriyet gazetesinden birer ikişer ayrılanlar için gözyaşı dökmek, arkalarından güzelleme yazmak, iyi yazar-çizerdi gibi övgüler düzmek de etik değildir.

Fetullah Güleh hainini Cumhuriyet logosu üzerine iki gün arka arkaya yerleştirerek; (1) bize fikri düzeyde Cehennem’i yaşattıran ve bu rezaleti üç yıla yakın bir süre devam ettiren bu zevatın Cehennem’e kadar yolu var!..

***

Şimdi sıra CHP’yi geri almaya gelmiştir.

Atatürk’ün kurduğu CHP’yi, Y-CHP’ye dönüştüren başta Kılıçdaroğlu olmak üzere ekibi de CHP’nin ilkelerini (6 Ok’u) benimsememektedir.

Bunu verdikleri beyanatlar, yaptıkları açıklamalarla; kısaca eylem ve söylemleri ile defalarca kanıtladılar. (2)

CHP’nin başındaki işgalci ekip, bal kovanını basan yaban arılarından farksızdır.

9 yılda 9 defa seçim kaybeden ve gitmemekte ısrar eden dersimli Kemal’in, çok özel bir görevi ifa etmek amacıyla CHP’nin başına getirildiği açıktır.

“Felsefe” (3) sözcüğü üzerinde demagoji yaparak kendini “bilge adam” olarak yuttarabileceğini sanıyor.

“Bana bir felsefi derinlik gösterebilirseniz ben bırakın kurultay yapmayı vallahi yarın sabah giderim” cümlesinden (4) bir şey anlayanınız oldu mu?

Kılıçdaroğlu”felsefi derinliğe” sahip biri olarak bir tek kendini görüyor.

Hangi felsefeyi savunuyor, derinliği nedir sorularının geleceğini ve yanıt veremeyeceğini tahmin ettiği için bu sözlerini partideki “ideolojik sapma” ile düzeltmeye çalıştı.

Halbuki, partiyi çizgisinden saptıran da kendisidir; zira baştan beri ieolojisizliği savunmaktadır. (5)

Kaset operasyonu ile CHP’nin başına getirelen Dersimli Kemal’in, görevi bitmediği için kurultaylara direnmektedir.

Rejimin değiştirilmesindeki en büyük meşruiyet kaynağı, Dersimli Kemal’in Y-CHP’si olmuştur.

Bu nedenlerle Cumhuriyet gazetesi gibi CHP’yi geri almadan demokrasi mücadelesini başarıya ulaştırmak olanaksızdır.

Yerel seçimlerde gösterilecek olası kısmi başarı, iktidarın değişmesine olanak sağlamaz.

Köprülerin altından çok sular akmıştır:

Polimer adlı bir araştırma şirketinin CHP Parti Meclisi’ne sunduğu rapora göre; 24 Haziran Seçimleri’nde 100 bin mükerrer oy, 2,5 milyon da sahte oy kullanılmıştır.

Kılıçdaroğlu, bu raporu kamuoyu ile neden paylaşmamıştır acaba?

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının meşruiyetinin tartışılmasından mı korkmaktadır?

Raporun bir örneği parti meclisi üyelerine bile vermemiştir!

Neden?

Cevabı ben vereyim:

Çünkü Y-CHP’nin rejimin değiştirilmesine, Cumhuriyetin köküne kibrit suyu konulmasına, Atatürk Devrimlerinin unutturulmasına bir itirazı yoktur.

AKP karşıdevriminin yolundaki taşları Y-CHP temizledi!

O bakımdan ne pahasına olursa olsun önce CHP geri alınmalıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://odatv.com/fethullah-gulen-chp-hdp-ve-cumhuriyeti-bulusturdu-3001161200.html

(2)

a-) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/01/Dersimli-Tutuksuz-Yarg%C4%B1lanacak.pdf

b-) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/02/Dersimli_Tutuksuz_Yarg%C4%B1lanacak-II.pdf

(3) http://www.felsefe.gen.tr/felsefeye_giris/felsefe_nedir_felsefenin_anlami_nedir.asp

(4) https://odatv.com/birakin-kurultay-yapmayi-vallahi-yarin-sabah-giderim-12091855.html

(5) http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/rota-yazilari/dogu-perincek-neo-chp-nin-nesep-tashihi-23036

KAHROLSUN EMPERYALİZM!..

tahran zirvesi-2

Rusya, 25 gemi ve 30 uçakla Doğu Akdeniz’deki tatbikatını bitirdikten sonra, 11-15 Eylül tarihleri arasında; 36 bin tank ve binden fazla savaş uçağıyla Vostok 2018 tatbikatını yapacak.

NATO sözcüsü, Rusya’nın bu tatbikatlarla “çok geniş çaplı çatışmalara hazırlık yaptığını” söyledi.

NATO, Bulgaristan’da atışlı tatbikat yaptı.

ABD, Ukrayna’nın Donbass bölgesine asker sevk etmeye başladı.

ABD’nin 2. Atlantik filosu, Soğuk Savaş döneminden daha bir deniz sahasında görevlendirildi.(1)

Dünyada baş döndürücü gelişmeler oluyor.

Üçüncü Dünya Savaşı” ikincisinden farklı cephelerde yapılıyor…

***

Ateşli silahların kullanıldığı cephe Suriye.

Suriye’nin işgal altındaki İdlip ve Hama illerine, Rus ve Suriye uçakları hava saldırılarını sürdürüyor.

Putin’e göre, Suriye’nin ancak yüzde 90’ı Suriye Ordusunun kontrolündedir.

İşgal altındaki bölgelerde ABD yerine, piyonları savaşıyor.

Hepsi de “cihatçı” örgütler, hepsi de İslam adına savaştıkları iddiasındalar…

Muhaliflere ait uçak gözlemevinden yapılan açıklamaya göre:

Lazkiye’den kalkan SU-24 savaş uçakları, İdlib’e bomba yağdırdı; 35 kişi öldü, 75 yaralı var…(2)

ABD Hava kuvvetlerine ait iki F-35 savaş uçağı Suriye’nin Deyr Ez Zor bölgesini fosfor bombası ile vurdu. (3)

Ölü ve yaralılar hakkında şimdilik bilgi yok!

***

Doğal olarak dünya dikkatini İran’daki liderler zirvesine çevirdi.

Üzerinde anlaşmaya varılan 12 maddelik bildiriye (4) son anda Erdoğan’ın “ateşkesi” ekleme ısrarı, katılımcılarda soğuk duş etkisi yarattı.

Putin, Erdoğan’a:

“Burada silahlı muhalifler, cihatçı güçler yok. Suriye Ordusu da masada bulunmuyor. Biz onların yerine konuşamayız. Teröristlerin saldırılarını keseceklerini, İHA’larını kullanamayacaklarını söyleyemeyiz.” şeklindeki yanıtı diplomasi dersi gibi değerlendirildi…

Erdoğan, adeta Esat’ı düşürmek için işbirliği yaptığı muhaliflerin sözcüsü gibi neden davrandı?

***

Reis, Suriye Muhalefeti adına “ateşkes” önerebilir mi?

Ateş edenlerin bir tarafında; Rusya ile Suriye, diğer tarafında terör örgütleri ile ÖSO var.

Anlaşılıyor ki, Tahran’da Devlet aklı Reisin yanında değildi!

Erdoğan’ın “ateşkes” önerisi son derece yersizdi, bunun yerine tüm silahlı gruplara silah bırakmayı önerilebilirdi.

Kuşkusuz devletlerin silahlı kuvvetlerine “silah bırakma” teklif edilemezdi.

Hal böyle olunca bu teklifin dahi ayakları havada kalırdı.

Türkiye, Tahran’da güvenilirlik sınavında puan kaybetti…

***

Milyonlarca Suriyeliyi, yıllarca misafir eden Türkiye’nin, yeni bir göç dalgası karşısında ödeyeceği fatura, ödediği faturadan daha kabarik olabilir kuşkusuz.

Rusya ve İran’ın bu faturaya katkısı olacak mı bildiriden anlaşılmıyor.

Bu nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye topraklarını kolay kolay terk edemez.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının maliyeti bir yana, sınır güvenliğimizin sağlanmasının da çok kolay gerçekleşemeyeceği anlaşılıyor…

Türkiye’nin kol kanat gerdiği, eğitip silahlandırdığı Özgür Suriye Ordusu’nun akıbeti ne olacak?

Bu sorunun da yanıtı belli değil!..

***

Belli ki, bildirgedeki:

“…komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılığı” ifadesi , İdlip’ten sonra PKK/PYD’ye karşı yapılacak operasyonları işaret ediyor.

Bildirgeye atılan imzalar kurumadan; İran PJAK’a, Suriye PYD’ye karşı operasyon düzenlemesi kararlılığı gösteriyor.

Bildirinin 4. maddesi de son derece önemlidir:

“BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DEAŞ’la bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılığı” yakın gelecekte neler yaşanacağının ilanı gibidir…

Zirve öncesinde, Rus uçaklarının İdlib’i vurması ve zirvenin naklen yayınlanması ise ABD ile müttefiklerine açık bir meydan okumadır.

Zirveye katılanlar arasındaki görüş ayrılıklarının kapalı kapılar yerine, dünya kamuoyu önünde tartışılması ise ittifakın pamuk ipliği ile bağlı olmadığını gösteriyor…

***

ABD ve İsrail’in “İkinci İsrail”i kurma ve Rusya’yı güneyden kuşatma planına karşı en etkili karşı koyuşun, bölge ülkelerinin ittifakı olduğunu Erdoğan henüz anlayabilmiş değil!

Hiç kuşku yok ki, zirvedeki en talihsiz konuşma, Reis’in Suriye Lideri Esat’a, yeniden “Eset” demeye başlaması ve bir devlet başkanını, kendi halkını katleden bir diktatör olarak göstermiş olmasıdır…

***

Zirveden hemen sonra; Rusya, Türkiye ve İran’ın yerel para birimleri ile ticaret yapma konusunda anlaşmaları, doların egemenliğine karşı bir başkaldırıdır.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin, Fırat’ın doğusu ile ilgili ABD’ye verdiği Suriye’den çıkma mesajı da son derece önemlidir.

Aynı şekilde, Ruhani’nin “endişeleri Şam Hükümeti ile giderme” çağrısı da anlayanlar için hayati önemdedir…

Denebilir ki, Erdoğan’ın “Eset” takıntısı görmezden gelinirse; Astana Süreci ile başlayan ve Tahran zirvesi ile devam eden gelişmeler Türk halkının ve Türkiye’nin yararınadır.

Emperyalizmin Ortadoğu’da alacağı ağır bir yenilgi, bütün mazlum halklar için önemli bir kazanım olacaktır…

Kahrolsun emperyalizm!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/dorduncu-atlantik-savasi-cem-gurdeniz-kose-yazilari-eylul-2018

(2)https://www.haberturk.com/son-dakika-idlib-e-hava-saldirisi-35-olu-75-yarali-2006032

(3) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201809091035115668-abd-suriye-fosfor-bombalariyla-vurdu/

(4) https://t24.com.tr/haber/iste-uclu-zirvede-onaylanan-12-maddelik-tahran-bildirisi,695173

BU YALANCININ MUMU SABAHA KADAR YANAR!

Bu yalancinin

Emperyalizm, “Üçüncü Dünya Savaşı”nı başlattı.

Rus donanması Akdeniz’de tatbikat yapıyor, Akdeniz’i tehlikeli ilan ettiler.

Türkiye, NATO’dan iyi bir kazık yedi; haklı olarak yeni ittifaklar peşindedir.

Kuvayı Milliye çizgisini izleyenler ise ayakta, “İkinci Kurtuluş Savaşı”nı kazanmanın derdindedir.

Kırılgan ekonominin birinci derecedeki sorumlusu kuşkusuz iktidardır; emperyalizm ise bu durumu iyi değerlendiriyor ve dolar ile Türkiye’yi çökertmeye çabalıyor.

Bu gerçeği gözardı ederek olayları analiz edemeyiz!

Doğal olarak da zamlar arka arkaya geliyor, hayatın daha da çekilmez hale geleceği gün gibi görülüyor.

Tabloyu acıklı yapan:

Yoksul ailelerin çocukları, askerlik hizmetini al bayrağa sarılı olarak bitiriyorlar.

Diğerleri bedelli zaten!

Bu toprakların bedelini ödeyen atalarımız ise mezarlarında dönüyor!..

***

İç cephede birliği sağlamadan, bozguncuları ve işbirlikçileri susturmadan, bu badireyi atlatmak kolay değil.

Tam da bu noktada muhalefete iş düşüyor.

Atatürk’ün koltuğunda oturan adam ise bakın nelerle uğraşıyor:

Küskün CHP seçmeni seçimi boykot edeceğine gitsin doğrudan AKP’ye oy versin” diyor.

Rejim değişikliği, laikliğin elden gitmesi, tek adam rejimi, şeriatın gelmesi vb. gibi argümanları geçmiş seçimlerde hoyratça kullanan bu zavallı; Cumhuriyetin niteliklerine yürekten bağlı seçmenleri korkutup, Y-CHP’ye oy vermelerini belli ölçüde sağladığı için, şimdi duygu sömürüsü yapıyor.

Halbuki, bir CHP seçmeni, doğrudan AKP’ye oy verirse AKP’nin oyları artar; seçimi boykot ederse AKP’nin oyları artmaz, ne kadarsa öyle kalırlar ve boykot eden AKP’ye oy vermiş sayılmaz…

Bu basit gerçeği tehdite çevirip, önümüze koyan bu adam, bize önderlik yapıp, doğru yolu gösterebilir mi?

***

Ayrıca, Kemal Kılıçdaroğlu’nun (KK) başında bulunduğu Y-CHP, gerçek CHP değil ki!

Tam bağımsızlıktan yana, emperyalizme karşı, Atatürk ilke ve devrimlerini tavizsiz savunuyor mu?

Hayır.

O zaman iyi ki de iktidara gelemedi diyenler haklı.

Kazara gelseydi zaten, ekonominin başına yine Kemal Derviş’i getireceğini ilan etmişti.

Derviş’in sağ kolu (1) MYK üyesi Faik Öztrak halen parti sözcüsü değil mi?

Uzatmayalım; Y-CHP’nin tercihi, ABD ve AB’dir.

Bu kadarı bile boykot için yeterlidir…

PKK ve FETÖ’yü ordusuna dahil eden ABD ile aynı safta olmak, düşman tarafında kalmak değil midir?

Emperyalizmi ilk defa yenen bir halkın partisinin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?

Y-CHP’ye oy veren milyonlar, başka seçenek olmadığı için, kerhen CHP’ye oy verdiklerini söylemiyor mu?..

Yalanlarınız ve tehditleriniz batsın sizin…

***

Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ile dengesi iyice sarsılan KK, genel başkanlığa adaylığını açıklayan Muharrem İnce için:

Delegeyi arayıp kendisi için imza isteyenden CHP’ye genel başkan olmaz” demiş.

Pişkinliğin bu kadarı da fazla.

Seçimli kurultaylarda sanki kendisi delegeyi arayıp imza istemiyordu?

Yalan konuşan bir adamdan lider olur mu?

Muharrem İnce, KK’ya cevaben:

66 gün sonra seçim sonuçlarını değerlendirmek için PM toplantısı yapıldı. Bu toplantıya cumhurbaşkanı adayını davet etmemek sorun, toplantıda yalan söylemek ayrı sorun” diyerek KK’yı yalan konuşmakla itham etti.

İnce, yalan söylüyorsa sorumlusu zaten KK’dır, zira onu Türkiye’yi yönetecek adam olarak seçmenin önüne koyan kendisidir.

KK, yalan konuşan birini cumhurbaşkanı adayı gösterdiği için utanmalıdır; bu kadar yetmez tabii, seçmenden özür dileyip istifa da etmesi gerekir.

Onurlu insana yakışan davranış budur…

İnce doğruyu söylüyorsa eğer:

O zaman yalan söyleyen KK’dır.

Yıllarca “Yalancıdan başbakan olmaz” sözünü ağzında sakız gibi çiğneyen KK’ya yalan konuşmak yakışıyor mu?

***

KK:

Bu koltukta ilelebet oturmayacağım. 24 Haziran’dan sonra bırakmayı düşünüyordum. Sayın İnce’yi cumhurbaşkanı adayı gösterirken de benden sonra o genel başkan olur diye düşündüm. Ancak sonrasında yapılanlar güven verecek şeyler değil” dedi.

Bu sözlerine açıklık getirmek zorundadır.

İnce, güven sarsıcı ne yaptı?

KK, 24 Haziran’dan sonra genel başkanlığı bırakmayı düşündüğüne göre, başarısız olduğunuzu da kabul ediyor demektir.

Bulunmaz Hint kumaşı olmadığını dünya alem biliyor zaten.

AKP iktidarının sürekliliği; onun bilgi, birikim, cesaret, inanç, ideoloji ve zeka fukaralığınızdan kaynaklanıyor.

Tutarsız ve ilkesiz olduğuna yüzlerce örnek sayabilirim.

Tek başarısı, dürüst ve samimi partilileri aldatmak olmuştur…

***

KK, başarısızlığının tartışılmasını ötelemek için “Yerel seçimlere odaklanalım” savunmasına sarılıyor.

Yerel seçimlerle sanki iktidar değişikliği olacakmış gibi halkı aldatmaya devam ediyor hazret.

Onun tek derdi; CHP’li belediyelerde konuşlanmış kurultay delegelerinin yerlerini korumasıdır.

Ancak bu şekilde koltuğunu garanti altına alabiliyor.

KK’yı destekleyen kurultay delegeleri, zaten KK’nın desteği ile delege seçilmişlerdir.

Al gülüm ver gülüm gibi bir döngü yaşatıyorlar bize.

KK delegeleri seçiyor, delegeler KK’yı…

***

Yerel seçimlerde Y-CHP adayları başarısız olursa, KK’nın istifa etmeyeceğine kalıbımı basarım.

Bu yüzsüzler, “başarı”nın yeni bir tarifini yapıp görevlerine devam edecekler:

Anlamlı oy kaybetmedik” diyecekler.

Bu seçimin asıl kaybedeni AKP’dir” de diyebilirler…

Demediler mi?…

Siyasette başarı; seçimi kazanmak, iktidar olmaktır.

Seçimi kazananı, kaybetmiş gibi göstermek ise; soytarılıktır, seçmene saygısızlıktır, hadsizliktir, en hafif tabiri ile terbiyesizliktir…

***

Peki, bu delege yapısı ile KK’yı genel başkanlıktan indirmek mümkün müdür?

Elbette ki, değildir.

Başka seçenekler üzerinde düşünmek gerekir!

CHP’nin kurultay delegeleri içerisinde kendi ayakları üzerinde durabilen; bir meslek ve iş sahibi olanların sayısı son derece azdır.

Delegenin çoğunluğu KK’ya midesinden bağlıdırlar.

Çoğunluğu CHP’li belediyelerden ve genel merkezden nemalanıyorlar.

Danışman” ve “belediye meclisi üyesi” olarak istihdam edilmişlerdir.

Yurt sevgisi, toprak bütünlüğümüzün tehlikeye girmesi, terör, Atatürk İlkeleri, Cumhuriyetin nitelikleri, evrensel değerler ve halkın yaşadıkları umurlarında bile değildir.

Bunlar küçük çıkarları uğruna memleketin anasını ağlatırlar…

Bu nedenle de KK’ya karşı eyleme geçemezler.

Çünkü işlerini kaybetmeyi göze alamazlar.

O bakımdan KK’ya kul ve köledirler, KK da onlara tabii…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/faik-oztrak-gucunu-nereden-aliyor-turkiye-agustos-2018

İÇİMİZDE HAİN VAR!..

mesaj

Geçen hafta 2001 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, 80 yaşında İsviçre’de yaşamını kaybetti. (1)

Şimdi de eski savaş pilotu Senatör John McCain, 81 yaşında vefat etti…

Türk ve Müslüman düşmanları 80’li yaşları geçemiyor!

***

Amerikan-İslam İlişkileri (CAIR) Başkanı Nihad Awad, McCain’in ölümü nedeniyle yayınladığı mesajında “ Amerikan Müslüman toplumu, bir ‘ilkeler adamı’ olan McCain’in yasını tutan tüm Amerikalılara katılmaktadır” dedi… (2)

McCain Irak Savaşı’nın en büyük destekçilerindendi; Irak’a daha fazla asker gönderilmesini savunuyordu…

Müslümanların yok yere birbirlerini öldürmeleri umurunda değildi; daha çok savaş istiyordu.

Dış politika ve askeri konularda şahin tutumuyla tanınıyordu.

Esat ve IŞİD’e karşı Suriye muhalefetini destekliyordu.

Gaziantep’e gelip, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) komutanları ile konuşmuş, ÖSO’ya hava savunma silahları verilmesini savunuyordu…

Trump’ın Suriye’deki savaşı bitirmeyi öncelikleri arasına koymamasını “Amerikan tarihinde bir diğer utanç sayfası” olarak nitelendirmişti…

McCain dili geçmiş zamanla anlatılacak artık…

İşte böyle bir adamı Amerika’daki Müslümanın toplumunun lideri “ilkeler adamı” olarak kabul ediyor ve yasını tuttuğunu açıklıyor…

Müslüman olduğu için utananların sayısı bu açıklamadan sonra hızla artıyor mu acaba, yoksa bu sözlerde bir hikmet mi arıyorlar hala…

***

Türkiye için stratejik bakımdan hayati öneme sahip olan Kıbrıs için hazırladığı planla anımsanan Kofi Annan’ın ölümü üzerine de Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ibretlik bir mesaj yayınladı.

Dedi ki:

Yaşamını yitiren Nobel Barış Ödüllü Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ı, Kıbrıs barışı için verdiği mücadele dolayısıyla hep saygıyla hatırlayacağız”… (3)

Türk düşmanlarını saygıyla hatırlamaya mecbur musun be adam!

Ana muhalefetin liderine göre; Annan, Kıbrıs “barışı” için mücadele verdi ve bu nedenle saygıyla hatırlanması gerekir.

Gerçek öyle mi?

Bu soruya yanıt vermeden önce Annan Planını okumak gerekir elbette. (4)

Planın hedefinin; Türk askerlerinin adadan çekilmesi ve Türkiye’nin garantörlüğünün sonlandırılması olduğu son derece açıktır.

Hâlbuki planda diğer garantör devletler; İngiltere ve Yunanistan’ın Kıbrıs’taki askerleri ve üslerinden söz edilmiyordu, İngiltere’nin iki askeri üssü tartışılmadı bile.

Aynı şekilde, Baf bölgesinde Yunanistan’ın 1998’de kurduğu hava üssünden ve askerlerinden de söz edilmiyordu Annan Planı’nda…

Böyle bir plan barışa nasıl hizmet edebilir?

Diğer pek çok hususun Türkiye’nin AB’ye tam üye olarak girmesine bağlanması ise “ölme eşeğim ölme yonca biter de yersin” özdeyişini akla getiriyor…

Kısaca Türkiye ve Türkler için hayırlı rüya görmeyen Kofi Annan’ı da Kılıçdaroğlu önemli biri olarak göstererek, onun yolundan gideceklere tabi olunmasının yolunu açıyor…

Ecevit ve Erbakan’ın kara topraklar altında kemikleri sızlıyor…

***

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz’de gaz ve petrol kaynaklarının peşinde olduğu son derece açıktır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2003’te Mısır’la imzaladığı bir antlaşma ile Türkiye’nin kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesine tecavüz etmişler ve bunu BM’ye de tescil de ettirmişlerdir.

Türkiye’nin petrol ve doğalgaz çıkarabileceği alan iyice sınırlandırılmıştır…

Hal böyle iken, Dersimli Kemal’in Annan’ın çabalarını “barış” için atılmış adımlar olarak göstermesi kabul edilebilir gibi değildir…

***

Amerika’daki Müslüman toplum için Nihad Awad ne ifade ediyorsa, Türkler için de Kılıçdaroğlu aynı şeyi ifade ediyor…

İkisi de karşı tarafın içerimizdeki adamlarıdır…

Biri dinimizi emperyalizmin hizmetine sunuyor, diğeri topraklarımızı…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/eski-bm-genel-sekreteri-kofi-annan-hayatini-kaybetti-kofi-annan-kimdir,3CXmzOAss0WjzN48lfftdA

(2) http://www.milliyet.com.tr/son-dakika-abd-li-senator-john-dunya-2730819/

(3) https://www.aa.com.tr/tr/politika/chp-genel-baskani-kilicdaroglu-kofi-annani-saygiyla-hatirlayacagiz/1235274

(4) http://www.tasam.org/Files/Icerik/File/Annan_Plan%C4%B1_ve_%C4%B0ki_Kesimlilik_pdf_5db655c0-b6ce-4c8c-adf3-299b2de78c1e.pdf

FARELERİ DİNLEMEYİN!..

Hua Çinyug_

ABD’nin ekonomik krizle Türkiye’yi rotaya sokma operasyonuna; Rusya’dan sonra, Almanya, Fransa, İtalya, İran, Pakistan, Venezuella ve Katar’ın karşı çıkmasının ardından, en büyük dolar rezervine sahip Çin’den de destek açıklaması geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, “Türkiye’nin yanındayız” dedi.

Bizimle aynı “gemide” seyahat eden lağım fareleri ise Türkiye’ye destek açıklamaları çoğaldıkça çıldıracak gibiler…

Erdoğan’la aynı gemide miyiz?” sorusunu, orasından burasından çekiştirerek, Türk halkını tuzağa düşürebileceklerini sanıyorlar.

Belli ki, düşmana yaptıkları askerlik hizmetini bu şekilde yerine getirecekler.

Akıllarınca Erdoğan’la aynı gemide olmayı kabul etmeyi, AKP’yi desteklemek veya AKP’li olmak şeklinde sunmakla milli birliği engelleyecekler…

***

Düşmanlarımız ülkemizi ekonomik olarak batırabilirse hep birlikte zarar göreceğimiz kesindir; ortaya çıkacak faturayı da çocuklarımız ile torunlarımız ödemek zorunda kalacaktır…

Önce bu doğru önermeyi aklımızın bir köşesine yazalım.

Bizler, o faturanın bir bölümünü ödemeye başladık bile!

Temel tüketim mallarındaki fiyat artışından, ücretlerin sabit kalmasından ve dolar karşısında Türk lirasının değer kaybetmesinden etkilenmediğini söyleyen kimse yoktur.

Bir de şu gerçeği kabul etmek zorundayız:

Batma halinde; gemiyi ilk terkedecek olan farelerle birlikte aynı gemideyiz…

Fareler, ambarımızı delip yiyeceklerimizi kirlettiler, önemli bir bölümünü de yediler.

***

Fareler habire geminin tabanını kemiriyorlar.

Gemiyi tehlikeli sulara doğru süren kaptanı ise sürekli alkışladılar.

Bıkmadan, usanmadan kurtuluşun düşman limanlarına sığınmakla gerçekleşeceği propagandasını yaptılar:

Uygarlık” ve “çağdaş değerler” gibi kavramların ardına saklanarak, Batı’yı göklere çıkardılar, geleceğin Atlantik’te olduğu yalanını savundular…

Asya’yı görmemizi engellemek için gözümüzün önüne akıl almaz perdeler çektiler…

***

Ne var ki:

Dünyadaki ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler, hiç beklenmedik bir anda Türkiye’nin rotasını Batı’dan Doğu’ya çevirmeye zorladı.

Geminin kaptanı, dümeni yeni rotaya doğru kırmak zorunda kaldı.

Türkiye gemisinin Pasifik’e dümen kırmasıyla; işbirlikçilerin, CIA ajanlarının planlarını fena halde bozuldu.

Fareler, bir umut geminin rotasını eskiden olduğu gibi Atlantik’e-Amerika’ya doğru çevirebilir miyiz diye yırtınıyorlar.

Her alanda varlar, Sosyal Medya’da bütün marifetleri serilidir…

Kuşkusuz onların da aceleleri var.

Vaktiyle karılarını bile Amerika’da doğurttular; çocuklarının USA damgası ile yaşamasını istiyorlar.

Bu ahmaklar, Amerikan vatandaşının ebeveyni olmayı marifet sanıyor!

Kafalarının kirada olduğunu anlamak için bu kadarı yeter de artar…

***

Oysa gerçek göründüğünden çok daha farklıdır:

Türkiye gemisinin, kaptanından çok tayfası önemlidir:

Çarkçı başından miçosuna, kamarotundan aşçısına, makinistinden yağcısına kadar çoğunluğunun yönü zaten çağdaş uygarlığa doğrudur.

Bu nedenle Reis, istese de gemiyi karanlık sulara doğru süremez artık…

Zira ay-yıldız bandıralı bu geminin kıçında, rengini şehit kanından alan al bayrak dalgalanıyor.

Bugün kapasitesi 81 milyona ulaşan geminin ilk donatanı, Tam Bağımsızlık şiarı ile okyanuslara açılan Kuvayı Milliye Hareketidir.

Bu geminin armatörü yoktur; tek sahibi Türk Milletidir.

Elini güneşe siper edip ufukların ötesine bakan güvertedekilerin kahır çoğunluğu, Atatürk İlkelerine yürekten inanmış, Cumhuriyete bağlı MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİDİR..

Bu yüzden kaptan köşkünde kimlerin oturduğu çok da önemli değildir!

Batı Asya Birliği ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne doğru belirlenen yeni rota, oldukça gerçekçi ve haklıdır.

Türk halkının yararınadır.

Türkiye gemisinin tam yol bu antiemperyalist rotada seyir etmekten başka yolu kalmamıştır…

***

Bu yalın gerçekler karşısında; yeni gemi arayışları, yeni gemi tarifleri; planlıdır, hesaplıdır, ihanetin bir başka adıdır…

Bir tespit daha yapalım ve bitirelim:

81 milyonun gemisi içerisinde elbetteki, Erdoğan’ı sevenler ile birlikte Erdoğan da bulunacaktır.

Yani:

81 milyon halk, Erdoğan’ın gemisi içerisinde değil, Erdoğan 81 milyonun gemisi içerisindedir.

Bu yüzden “Aynı gemi içindeyiz” ifadesini kullanmanın sakıncası yoktur!

Dolayısıyla kimse kimsenin gemisinde yolcu değildir…

***

Peki, Reis’in 16 yıllık kaptanlığından memnun muyuz?

Elbette ki hayır…

Lakin hala kaptan köşkünde o oturduğuna göre, gemiyi gideceği limana sağ salim o götürecek demektir.

16 yıl sonunda doğru rotaya girdi ise ona yardımcı olmak zorundayız; sırf muhalefet yapacağız diye, gemiye riske atacak kadar budala olamayız.

Gemideki kemirgenleri bu nedenle ciddiye almıyoruz ve almayacağız!

Üçüncü Dünya Savaşının içerisinden, İkinci Kurtuluş Savaşımızı da kazanarak çıkmamız birlikte hareket etmemize bağlıdır.

Tıpkı 1919’lardaki gibi…

Bir daha kazanacağımız kesindir, zira:

Tarih baba küllerinden yeniden doğan anka kuşları olduğumuz, tee 24 Temmuz 1923’te Lozan’da Seyir Defterine yazmıştır…

Cemil Can

BU MEMLEKET BİZİM!..

dolar

Rakamlar içerisinden geçmekte olduğumuz krizin sebepleri hakkında fikir verebilirler:

2002 yılı sonuna doğru dış borcumuz 129,6 milyar dolara yaklaşmıştı.

16 yıllık AKP iktidarı ile toplam borç stokumuz 488.7 milyar doları geçti.

Yeni borç bulamazsak da faiz ödemek zorunda olduğumuz için borçlarımız her geçen gün katlanarak artacak!

Cari açık da öyle; artarak büyüyor…

***

Önümüzdeki bir yıl içerisinde ödemek zorunda olduğumuz vadesi gelmiş borcumuz 240 milyar dolardır.

Dolar kazandırıcı ekonomik faaliyetlerimiz ise yeterli değil.

Satılacak neyimiz varsa satmıştık.

Tarım ve hayvancılık ülkesiydik; kendimize yeteriz diyorduk, meğer öyle değilmiş, tarım ürünlerini de çoğunu ithal ediyormuşuz.

Kurban bayramında kesilecek büyük baş hayvanları bile dışarıdan getiriyoruz.

Buna karşılık ürettiklerimiz maliyeti kurtarmadığı için devede kulak bile değil.

Uzmanlar bu durumu “tüketim ve borçlanma ekonomisi” olarak isimlendiriyor…

***

Dışarıya bağımlı ekonomi, doğal olarak her türlü dış etkiye ve operasyonlara açıktır.

Önce bu önemli tespiti yapmak durumundayız.

Ekonomiyi çevirmek; daha doğrusu vadesi gelen borçlarımızı ödemek (veya erteleyebilmek) için ya “üretim ekonomisi”ne döneceğiz ya da yeniden borç bulacağız.

Borcu borçla ödemek çözüm değil!

Borç verecek uluslararası kuruluşlar bellidir; neredeyse tamamına yakını ABD’nin kontrolündedir.

Devleti soyup yurt dışına çıkanların, yabancı ortaklarla “yabancı sermaye” adı altında “sıcak para” ambalajı ile yeniden devleti soymaya gelmeleri ve hükümetlerin bunlara yasal statü tanıması ise ayrı bir acıklı yanımızdır.

Ne yazık ki, sıcak para ihtiyacı olan ülkeler kara paranın en kolay aklandığı yerlerdir…

***

Amerikan Merkez Bankası faizleri artırarak dünya piyasalarına müdahale etmesini liberal ekonominin kavramları ile açıklamak olanaksızdır.

Arz-talep dengesini suni olarak bozmaları, başlattıkları “üçüncü dünya savaşı”nın bir sonucudur.

Dövize ihtiyaç duyanlar, artık daha fazla faiz önermek zorunda kalacaklar; kazanan de doğal olarak karşılıksız dolar basan ABD olacak, hesapları budur.

Üretmeden dünyayı soymaya devam edecekler…

***

Amerikan Merkez Bankası faizleri artırınca doğal olarak milli paralar dolar karşısında değer kaybettiler.

Dünya ticaretinin dolar üzerinden ve ABD’nin denetiminde yapıldığını da hesaba katarsak; milli paralarla iş yapmak neredeyse imkânsız…

Bu olanaklarını kötüye kullanan ABD, içerisine düştüğü ekonomik dar boğazı aşmak için rakibi olan ülkelerin ticaretini baltalama planları yaptı.

Çeşitli bahaneler üreterek, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ve düşman gördüğü ülkelere yaptırımlar uygulamaya başladı.

Bu yaptırımlardan en çok etkilenen ise kırılgan ekonomisi ile Türkiye oldu.

Bu yüzden dolar 7, avro 8 liraya doğru koşmaya devam ediyor…

***

Dışarıdan dünya kadar borç para aldık, Cumhuriyet dönemi boyunca elde ettiğimiz kazanımlarımızın tamamına yakınını sattık, dolaylı-dolaysız trilyonlarca vergi topladık da ne oldu?

Paralar nerede?

Bugün maalesef bunun hesabını sorma noktasında değiliz!

Hükümet eliyle tarım ve hayvancılığın bitirildiği bir gerçek.

Sanayinin ne durumda olduğunu sanayicimizin ağlamasından biliyoruz.

Sıfırı tüketmiş mirasyedi gibiyiz, aval aval bakıyoruz.

Bunların tümü doğru tespitler; lakin bize çok acil çözümler gerekiyor.

Eleştirmek, dert yanmak ve ağlamak çözüm değil…

***

İşin ilginç yanı; alacaklılarımız ne durumda olduğumuzu bizden çok daha iyi biliyorlar.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları ile emperyalizme vurduğumuz darbeyi, ekonomi cephesinden bize vurmak amacıyla harekete geçtiler.

Savaşta aldıkları ağır yenilgiyi bu şekilde zafere çevirmeyi düşünüyorlar.

Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde, toprak bütünlüğümüz de tehlikeye girecek!

Olaylar bu şekilde gelişince, Türk Lirasının değer kaybetmesi şeklinde önümüze gelen hadiseyi, “milli mesele” olarak tarif etmek gerekiyor…

Söz konusu milli mesele olunca da 81 milyonun tek yumruk olarak hareket etmesi şarttır.

Böyle dönemlerde çıkacak çatlak sesleri; bozguncu, hain, işbirlikçi olarak tanımlamakta bir yanlışlık yok…

***

ABD Başkanı Trump’ın Tweeter üzerinden yaptığı:

Türk Lirası, dolar karşısında hızla düşerken, Türkiye ile çelik ve alüminyum ticaretinde gümrük vergilerinin iki katına çıkartılmasını az önce onayladım. Bundan böyle vergi alüminyumda yüzde 20, çelikte yüzde 50 olacak. Türkiye ile ilişkilerimiz şu anda iyi durumda değil” şeklindeki açıklama, Türkiye’nin bir dış operasyonla karşı karşıya olduğunun en açık kanıtıdır.

ABD ile her cephede savaş halinde olduğumuz gerçeğini görmezden gelerek; salt ekonomik duruma bakarak ne olup bittiğini kavramamız ise olanaksızdır.

ABD, 5000’den fazla TIR’la silah ve mühimmat göndererek sahaya sürdüğü kara gücü PKK’ya, geçen hafta 200 TIR daha gönderdi.

PKK’nın hain pusularda şehit ettiği bebek ve askerlerimizin ölüm emirleri Pentagon tarafından verildiği sır değil.

PKK’nın siyasi kolu olan HDP’ye oy verenlerin, vicdan muhasebesi yapma zamanı geldi de geçiyor.

Bu tespite rağmen, aldatılarak düşmana destek olanlarla da uğraşma zamanı değildir.

81 milyonun tek vücut olarak harekete geçmesi için herkes elini taşın altına koymak zorunda.

Zira bu faturayı birlikte ödemek mecburiyetindeyiz.

Yılbaşından bu yana ücretlerimizin dörtte birinin erimesi, faturayı ödemeye başladığımızın kanıtı değil mi?..

***

Bazıları, “verin papazı iş bitsin” gibi saçma sapan sözler ediyor.

Bazıları; küresel güçlerin rolünü küçümseyip, her şeyin sorumlusu olarak AKP’yi göstermeyi muhalefet yapmak sanıyor.

ABD’ye gönderdiğimiz heyete iletilen istekler, olayın Papaz Brunson meselesi olmadığını ortaya koymuyor mu?

Aralarında Hamza Uluçay gibi PKK’yle yakın ilişkide olanlar dâhil, çoğu FETÖ darbe girişiminde rol üstlenmiş 15 ABD ajanının serbest bırakılması istenmedi mi?

ABD’nin derdi, sadece çoğu Türk kökenli olan adamlarının serbest bırakılması değil; S-400 hava savunma sistemlerinden de vazgeçmemizi istiyor.

Üretiminde ortak olduğumuz F-35 savaş uçaklarının teslim edilmesinin ertelenmesini Kongre’nin onaylaması üzerinden kaç hafta geçti ki?

İran’a koydukları haksız ambargoya katılmamızı da şart koşuyorlar.

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde ikinci İsrail’in (Kürt Devleti) kurulmasını dayatıyorlar.

Ve:

Halk Bankası olayı ile ilgili verilecek astronomik para cezalarını kabul etmemizi istiyorlar…

Bütün bunların karşılığında:

YÜKSEK FAİZLE YENİ BORÇ VERİLMESİNE REFERANS OLACAKLAR!..

Kendilerine bağlı uluslararası finans kuruluşlarına iyice bağımlı olmamızı sağlayıp, sömürmeye devam edecekler!..

***

Çözüm:

Kuruluş ayarlarına geri dönmektedir.

Kalkınma planları yaparak, vakit geçirmeden üretim ekonomisine geçmektir.

Örneği yakın tarihimizde vardır:

Dünyanın açlıktan kırılıp geçtiği 1929 Buhranını hatırlayalım.

Kalkınmayı başaran tek ülke Türkiye değil miydi?

Kapımızı çalan “Üçüncü Dünya Savaşı”nda; “İkinci Kurtuluş Savaşı”mızı zaferle taçlandırmak, çağdaş değerleri yaşama geçirerek ve Cumhuriyetin tüm kazanımlarına sıkı sıkıya sarılmakla mümkün olacaktır…

Cemil Can

YANGINDAN İLK KURTARILACAK OLAN!..

Bedirhan_bebek

ABD her cephede silahlarını ateşledi:

Astsubay Serkan Karakaya’nın eşi Nurcan ile oğlu Bedirhan Mustafa’nın kalleşçe öldürülmeleri emri Atlantik ötesinden verildi.

Yetmedi; Yüksekova’da zırhlı polis aracının geçişi sırasında el yapımı patlayıcı ateşlendi; polislerden Recep Emre Yılmaz şehit oldu dokuz polis yaralandı.

ABD kara gücü PKK’ya terör eylemlerine devam dedi…

***

İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanına karşı uygulamaya konulan yaptırımlar başka bir cephedeki ABD silahlarının ateşlenmesidir.

Papaz Brunson’un serbest bırakılması istemi sadece bahanedir!

PKK ile ilişkileri sabit, FETÖ’nün İzmir İmamı ile 293 kez görüşmesi belgeli, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk amacıyla ele geçirmiş bir papaz yüzünden Türkiye Cumhuriyeti ile “papaz olma”yı göze alan devletin öncelikle aklı sorgulanır.

Devletlerin duyguları yoktur; kurallara ve geleneklere göre hareket ederler, yöneticilerin psikolojilerine göre karar almazlar, devletlerin sürekli düşmanlığı ve dostlukları olmaz…

“Devlet aklı” ülke çıkarlarına göre çalışır…

***

Görünüşe bakılırsa ABD, Türkiye’ye karşı Papaz Brunson’u serbest bırakmaması nedeniyle savaş açtı.

Yargı organlarının kararını beklemeye tahammül edemiyor!

Öyle ki, F-35 savaş uçaklarının teslimini engelleyen kararı bile ABD Senatosu onayladı.

Ekonomimizi çökertmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.

Gümrük vergisi alınmaksızın ABD’ye ihraç edilen mallara vergi konulması konuşuluyor…

***

Bilge diplomat Şükrü Elekdağ’a göre, Türkiye’nin egemen devlet olması bakımından geri adım atamayacağı Brunson meselesini 6 Kasım’da yapılacak seçimlere kadar kullanacaklar.

Zira Papaz Brunson bir Evanjelist’tir.

ABD’de blok oy kullanan 100 milyon Evanjelist var.

Trump, bu fırsatı kaçıracak değil herhalde…

***

Y-CHP Genel Merkezi, ilk incelemede 614 noter onaylı imzanın dördünün mükerrer olduğunu, aynı kişilerin farklı noterlerden imza verdiklerini, imza veren beş delegenin ise üye olmadıklarının tespit edildiğini açıklamış.

Genel Merkezin açıklamaları doğru ise rezalet.

Yalan ise daha büyük rezalet!

Olağanüstü kurultay isteyenlerin 630 olarak teslim ettikleri imzalar 605’e düşürüldü…

***

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın anlattıkları ise kabul edilecek gibi değildir:

“Tekirdağ’da bir delegemiz olağanüstü kurultay için imza vermiş. Faksı bize gelmiş ama imzanın aslı bize bir şekilde ulaşmamış. Biz bu tür imzalarla ilgili Yenimahalle Noteri’ne gittik. Yenimahalle Noter’i Tekirdağ’daki ilgili noterle iletişime geçerek önce belgenin doğru olup olmadığını araştırdı. Sonra da aslı gibidir diye mühürledi. Bu tür imzaları kabul ettiremedik” dedi…

Kuvayi Milliyecilerin kurduğu parti kimlerin eline düşmüş…

***

Tuncay Özkan’ın Halk tv Genel Müdürüne söylediği:

“CHP’de parti organları dışında bir karar merkezi var. Kılıçdaroğlu parti kararlarını o bilinmeyen merkezden gelen telkinlerle alıyor” şeklindeki açıklamasını duymazdan gelemeyiz.

Dersimli Kemal ve ekibini CHP yönetimine taşıyan bu “merkez” çok büyük olasılıkla Kılıçdaroğlu’nun kurucu üyesi olduğu TESEV’dir…

Sonuç:

CHP işgalden kurtarılmadıkça Türkiye’yi kurtarmak çok zor olacaktır…

Cemil Can

DİP DALGASININ ÖNÜNE KATACAĞI HAİNLER!..

59 il baskani

ABD Dış İşleri Bakanlığı tarafından düzenlenen Dini Özgürlük Sempozyumuna tarikat liderleri ile dış işleri bakanları çağrıldı.

Davetli listesinden çıkartılan Rusya, Çin, Türkiye ve İran’a karşı tavır alma çağrısı yapıldı.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, bu toplantının sadece bir başlangıç olduğunu ve tarikatlarla ABD arasında güçlü yapılar inşa etmek için milyonlarca dolarlık fon tahsis edeceklerini duyurdu.

Duyan da ABD’nin tek derdi “din özgürlüğü”dür sanır.

Tarikatlarla “güçlü yapılar” da inşa edeceklermiş!

Sanki yok!

Türk halkı, dünyadaki tarikatların hangi güçler tarafından beslendiği ve hangi işler için kullanıldıklarını Saidi Nursi Tarikatının en büyük kolu olan Fetullah Gülen Cemaatinden biliyor.

Son haftalarda operasyonlar yapılan Adnan Oktar Cemaati de bu konudaki tipik örnek olarak önümüzde duruyor.

Adnan Oktar’ın Y-CHP Gernel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için sarfettiği övgü sözlerini (1) duyunca uykuda mıyım diye kendimi test etme ihtiyacı hissettim…

Kılıçdaroğlu’na yapılan silahlı saldırı girişiminden sonraki sözlerini gözden kaçırmıştım.

İbretlik sözlerini bir ara dinlersiniz, (2) Adnan Oktar’ın da Y-CHP’li olduğuna kanaat getirirsiniz!..

***

Amerika’daki sempozyumun konuşmacılarından biri de Uygur Türkü Tahrir Hamut idi.

Hamut konuşmasında:

“Çin’in Nazi uygulamaları benzeri kitle imha girişiminde bulunmasından korktuğunu” ileri sürerek Çin’e müdahale edilmesini istedi.

Daha önce Irak’ın kitle imha silahları yalanı ile ABD tarafından işgal edildiğini anımsatma zamanı geldi.

Böylece Doğu Türkistan ve Uygur bölgelerindeki örgütlenmelerin arkasında kimlerin olduğunu anlayabiliriz.

Dünyada etnik ve dini terörü finanse edip, silah olarak kullanan emperyalizmin, çalışma alanı ne yazık ki dindar kesimdir…

Ve ne yazıktır ki, dini ve dince kutsal değerleri siyaset arenasında kullanmaktan çekinmeyen bu insanlar, akıllanacak gibi de değillerdir…

***

Reis, egemenlik haklarımızdan taviz verebilir mi?

Bu sorunun yanıtını önümüzdeki olaylara bakarak veremeyiz; devletler arasındaki ilişkiler karşılıklılık esası üzerinde yürür ve çoğu zaman ülke yasalarının belirlediği kalıplara sığmazlar.

Devletin yüksek menfaatleri için bir bakarsınız suçlu biri tahliye edilmiştir.

Bir karşılığı da elbette vardır.

ABD’li Papaz Andrew Bruson ile Alman Gazeteci Deniz Yüksel’in durumu biraz buna benziyor.

Buna rağmen yorum yapmak için çok erken sayılır.

Reis:

“Elimizde görüntüler, her şey var. Tam bir ajan terörist… Ben bu makamda olduğum sürece Almanya’ya asla iade edilmeyecek” dediği Die Welt gazetesinin muhabiri Deniz Yüksel, bir gün Alman İstihbaratının uçağına binip gitti…

Reis, hala eksi makamında oturuyor ama.

O başka, değil mi?

ABD’li Papaz Andrew Brunson ise eve çıkartıldı.

ABD’nin tehditleri ise hala devam ediyor!

ABD’nin PKK ve YPG’ye silah yardımlarının koordinatlarının Brunson ekibi tarafından verildiği” ve “Hrıstiyan Kürt Devleti kurmak istediği” gizli tanık tarafından açıklanan Brunson, örgüt adına suç işlemek ve Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek suçlamaları ile yargılanıyor…

Bir ülkede yargı yabancılar için farklı işliyorsa, o ülkede kapitülasyonlar geri mi geldi sorusu akla geliyor.

Devletin egemenlik haklarından taviz vermemesi ve emperyalistlerin baskılarına direnebilmesi için 82 milyonun Devletin yanında yer alması gerekiyor.

Zira milli konularda iktidarı yıpratarak yapılan muhalefet, hepimize zarar verir.

Bu yüzden, ABD’li yetkililerin Türkiye’yi tehdidi üzerine, Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile genel başkan adayı Muharrem İnce’nin açıklamalarını talihsizlik olarak kabul etmek gerekir…

***

Aralarında İstanbul, İzmir, Adana ve Bursa’nın da bulunduğu Y-CHP’nin 59 il başkanı Ankara’da bir araya geldiler.

Grup adına hazırlanan metni Ankara İl Başkanı Rıfkı Güvener okudu.

Siyasi geçmişi nedir, başkent il başkanlığı için birikimi yeterli mi bilmem.

Güvener özetle:

Partimizi kurultaya götürmek sadece tek adam rejimini memnun edecektir” dedi.

Ardından sazı Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun eline tutuşturdular.

O da 129 Y-CHP milletvekili adına hazırlanan bildiriyi okudu:

“İl başkanlarımıztarafından yapılan açıklamaya iştirak ettiğimizi ve kurultay tartışmalarının sonlandırılması gerektiğini düşünüyoruz” dedi…

CHP’lilerin ve delegelerin fikrini soran yok tabii.

İl başkanlarının yarıdan çoğu ve milletvekillerinin hiçbiri delege değil!

İl başkanları genel merkezi, milletvekilleri de il başkanlarını destekleyince iş bitiyor mu?

***

Bankoğlu:

Yerel seçimlere odaklanarak başarı için mücadele etmemiz gerekir” demeyi de ihmal etmedi…

İtiraf gibi bir açıklama; rezaletin zirvesi…

Dersimli Kemal’in milyonlarca partili içerisinden seçip il başkanı ve milletvekili yaptığı kişilerin siyasi hedefi iktidar değil.

Dersimli Kemal ile kafadarlarının zaten hiçbir zaman iktidar olmak hedeflerinde olmadı.

Onların bütün derdi, arpalık olarak gördükleri belediyeleri elden kaçırmamaktır.

Benim yorumum değil, kendileri söylüyor.

Değil Türkiye, dünya batsa umurlarında değildir….

***

Kurultay isteyenlere karşı kullandıkları gerekçeye bakar mısınız.

Olağanüstü kurultay istemek tek adam rejimini memnun etmekmiş!

Yok daha neler…

Bunlar bizi budala mı sanıyor ne!

Erdoğan’ı tek adam yapan siz değil misiniz?

Rejimin değiştirilmesi için yollardaki taşları biz mi temizledik?

Cumhuriyet’in Ordusu’na kumpas kurulurken, Devletin temel organlarının altı boşaltılıp işlevsiz hale getirilirken, ellerini ovuşturarak kenarda bekleyenler kimlerdi?

AB ve ABD’ye uşaklık yemini edenler tek adam rejimini getirenler değil mi?

Y-CHP’deki işgal mangasıdır AKP’nin iktidarını sürekli kılan.

Onların tek derdi cepleri ve cüzdanlarındaki çek defterleridir.

Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve rejim onları hiç ama hiç ilgilendirmemiştir.

Bu sözümün en kesin kanıtı da kendi itiraflarıdır.

Yerel seçimlere odaklanmak” şeklindeki siyasi hedef, sırtlarına yazılmış mahkum numarası gibidir.

CHP tarihi içerisindeki yerleri; “İ” ve “H” harfleri altında yazılacağına eminim!

İhanet ve Hainlikteki başarıları (!) sicil notları olarak kaydedilecektir…

***

Yüzsüzlükte altın madalyayı siz aldınız!

Onursuzlukta birincilik sizin.

Dürüst değilsiniz!

Kıvırmakta değme dansözlere nal toplatırsınız.

Omurgasız ve karaktersizsiniz.

Kamu adına yönetilecek hiçbir makama layık değilsiniz…

Koca çınar CHP’yi yerin dibine batırdınız!

Yıkılın karşımızdan, defolup gidiniz.

Cehennem’e kadar yolunuz var!..

Cemil Can

DİPNOT:

(1)

(a) https://www.youtube.com/watch?v=yIS0RRWpyik

b.) https://www.youtube.com/watch?v=s-mClaJVt_Y

DERSİMLİ KEMAL’İN İNTİKAMI!..

koltuk_derdi_1

16 Nisan’da parlamenter sisteme veda ederken, egemenliğin halktan alınıp tek kişiye verilmesine razı geldik.

24 Haziran seçimlerinde o tek kişiyi de belirledik.

Egemenlik el değiştirdiğinde rejim de değişmiş oluyor.

Yeni rejimin adını “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” koymak bir şeyi değiştirmez.

Cumhur işin içerisinde yoktur!..

***

Yasama, Yürütme ve Yargının ayrı ayrı kullanıldığı ve birbirlerinin alanlarına müdahale edemeyerek kullandıkları egemenlik yetkilerini, Reis’e devretmekle ne büyük hata yaptığımızı yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz!

Anayasamıza göre, ilk dört madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

İlk dört maddeye dokunmadan, diğer maddeleri değiştirerek, bu kuralı dolanmak kimin aklına geldi bilmiyorum!

Onu zekasından ötürü tebrik etmeyeceğim.

Kanuna karşı hile” anlamına gelen bu eylemi, geri döndürebilmek olanaksız hale geldi gibi!

Zira olup biten tüm bu kanunsuzluklara, ana muhalefet onay verdi!..

***

Bugün “16 Nisan da 24 Haziran da gayrimeşrudur” (1) açıklamasını yapan Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, anayasa değiştirilmeden önce; değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez ilk dört maddenin değiştirilmesini teklif etmişti… (2)

Günaydın demiyorum!

Sırası geldi, ilk dört maddeye göz atalım:

Birinci madde; Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğunu belirtiyor, ikinci madde ise; Türkiye Cumhuriyeti’ni, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tarif ediyor.

Başlangıçta belirtilen temel ilkeler mi nelerdir?

Anayasanın Başlangıç kısmında:

Egemenliğin kayıtsız, şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun Millet adına kullanmaya yetkili kılınan kişi ve kuruluşların “hürriyetçi demokrasi” ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayırımının” devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, medeni iş bölümü olduğu;

Laiklik ilkesi” gereği olarak; kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı açıkça belirtilmiştir… (3)

Bugün koltuğuna yapışan ve halkın iktidarının önünü kesen Dersimli Kemal’in, değiştirilmesini istediği anayasa kuralları (temel ilkeler) bunlardı…

***

16 Nisan 2017 Referandumu ile aslında değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek (başta Kuvvetler Ayrılığı İlkesi olmak üzere) kurallar değiştirilmiştir.

Yemin ederim, Türk halkı neyi değiştirildiğinin ayırdında bile değildi.

Halkın kafasında; neyi oylayacağız sorusunun yanıtı: Erdoğan mı Kılıçdaroğlu mu şeklinde somutlaşmıştı.

Doğal olarak da seçmen kendine yakın gördüğü Erdoğan’a oy verdi.

Seyit Rıza, Şeyh Sait ve PKK hainleri ile kol kola yürüyen Dersimli Kemal’i seçecek değillerdi herhalde!

Bunu Kılıçdaroğlu ve ekibi bal gibi biliyordu…

Anayasanın değiştirilemez maddelerinin değişeceğini, buna bağlı olarak “Tek Adam Rejimi”ne geçileceğini öngörmüşlerdi.

Anayasal açıdan yok hükmünde olan bu referandum ile kabul edilen ve “kuvvetler birliği”ni getiren değişiklikleri “geçerli” ve meşru hale ana muhalefet getirmiştir!

Şimdi açmaya çalıştıkları meşruiyet tartışması ise; tamamen göstermeliktir, belediyelerdeki adamlarını ve yapıştıkları koltuklarını garantiye almak içindir…

***

Dolayısıyla rejimin değişmesinin birinci derecedeki sorumlusu ana muhalefet partisi Y-CHP’dir.

Ana muhalefet partisinin katılmayacağı ve en başından gayrimeşru ilan edeceği referandumun sonucu nasıl olursa olsun, bunu Türk halkına ve dünya kamuoyuna kimse kabul ettiremezdi…

Geçersiz oyların geçerli sayılarak sonuçların açıklandığı referandumun yenilenmesi için YSK önünde etkili bir eylem yapma olanağı, Ankara’dan İstanbul’a sözde “Adalet Yürüyüşü” yapılarak bilinçli olarak heba edilmiştir…

Daha sonra anlaşıldı ki, Dersimli Kemal’in derdi: Anayasa değişikliklerinin gayrimeşru olması değil, Amerika’nın kara gücü PKK’nın siyasi kanadı HDP’nin, meşru bir parti olarak kabul ettirilmesiydi.

Nitekim CHP tabanından bir oy Y-CHP’ye istenirken bir oy da HDP’ye istenmiştir!..

Kim ne derse desin Dersimli başarılıdır!

Ne yazık ki, bu yürüyüşe destek verenler bunca olup bitene rağmen ne biçim kullanıldıklarının hala ayırdında bile değillerdir…

***

Kılıçdaroğlu, Anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilebileceği fikrini, tabandan gelen tepkiler üzerine sözlerini düzeltme yoluna gitti, kabul etmek gerekir tutumunu biraz değiştirdi.

AKP’nin “Darbe Anayasası” söylemini tekrarladı durdu; kurucu meclis olmayan mevcut Meclisin, sil baştan anayasa yapabileceğini savunarak, kamuoyunu anayasa değişikliği konusunda hazırladı.

Onu CHP’nin başına getirenler, bu ağır görevi de ona vermişlerdi!

Dersimli Kemal, 2010 Anayasa değişikliklerinde de tutarlı davranmadı; anayasanın iskeletinin bozulmasına bilerek sessiz kaldı. (4)

O zamanki değişikliklere dolaylı destek vererek, Yargı erkinin tarafsız ve bağımsız olma niteliğinin bozulmasına onay verdi.

Yetmez ama evet”çi olan Amerikan solcularının da desteği ile Yargı hükümetin denetimine verildi…

Halbuki bu değişikliklerin de Anayasanın Başlangıç kısmında belirtilen ilkelere aykırı olmakla yok hükmünde kabul edilmeleri gerekirdi…

Ana muhalefet, işin bu yönü ile hiç ilgilenmedi, ülkenin yetkin hukukçularını dinlemedi!.. (5)

***

Ana muhalefet partisi, 2013 yılında Anayasa Yazılım Komisyonu’nda yargı organları üyelerinin tümünün, belli kurumların önerisi veya doğrudan TBMM tarafından seçilmesi hususunda iktidar ile anlaşarak yargı bağımsızlığına indirilecek ağır darbenin yolunu açmıştı.

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum ile kasaba avukatı Atilla Kart arasında geçen sert tartışmalar (6) bardağı taşıran son damlaydı.

Sonunda hiç beklenmedik şekilde AKP masayı dağıttı, Y-CHP ise öylece masada kaldı. (7)

Özetle; Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan 2. maddesi Kılıçdaroğlu’nun katkısı ile mutfağa gönderildi; değiştirilmeye hazırlandı.

Bundan sonra gelen değişikliklerle; Anayasaya aykırı olan diğer değişiklikler üzerindeki yargı denetimi de ortadan kalkmış oldu…

Nitekim öyle de oldu: Cumhuriyet karşıtlarının “Başkanlık Sistemi”ne geçmek için önlerinde hiçbir engel kalmadı.

Cumhuriyeti kuran CHP eliyle Cumhuriyet yıkıldı!..

Dersimli’nin isteği buydu, intikamını aldı!..

***

Kemal Kılıçdaroğlu, Türk halkına bu büyük ihaneti neden yaptı?

Bu sorunun yanıtını baştan veriyorum:

Dersimli Kemal, Dersim İsyanı’na katılan ve idam edilen büyük dedesinin (8) intikamını Türkiye Cumhuriyeti’nden almak için fırsat kolluyordu!

Nasıl mı, açıklayalım:

Kılıçdaroğlu, Kureyşan aşiretindendir. (9)

Dersim Ayaklanması’nı Abasan Aşireti Reisi Seyit Rıza önderliğinde Kureyşan Kürt aşireti başlattı. (10)

13 Eylül 1937’de Seyit Rıza haini teslim oldu; altı isyancı ile birlikte asılarak idam edildi.

1938’de Kureyşan Aşireti intikam için İkinci Kürt İsyanı’nı başlattı.

Eylül 1938’de de bu isyan bastırıldı.

İdam edilenlerden biri de:

Dersimli Kemal olmakla övünen Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyük dedesi makamındaki Kureyşanlı Ulukeye oğlu Hasan ve Mirza Ali oğlu Ali’dir…

Kılıçdaroğlu bu nedenle “Dersimin mağduru benim” diyor!..

***

Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki analizlerime bilimsel kanıtlarla karşı koyamayanlar, biraz da AKP’yi eleştirseniz olmaz mı gibi yersiz sitemlerde bulunuyorlar.

Sırası gelmişken onu da açıklayalım:

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bize hiçbir zaman çağdaş bir cumhuriyet vaat etmedi!

O her zaman; “Demokrasi amaç değil, araçtır” dedi.. (11)

Onun özlemini duyduğu rejim, MSP içerisinde iken savunmaya başladığı, adını “Adil Düzen” koydukları Şeriatçı bir devlettir!..

Reis, isterse Cumhurbaşkanı kararnamesi ile Şeriat hükümlerini esas alan yeni bir hukuk sistemine geçebilir.

Önünde hiçbir engel yoktur!

Muhalefetin tek derdi, kendi koltuklarıdır!

Reis’e amacına ulaşması için yardım edenler: Yolundaki taşları temizleyen, Cumhuriyetçi güçleri oyalayan, Atatürk İlkelerine inananların başka arayışlara girmelerini önleyen, Türk halkını Atatürk ile aldatan; Kemal Kılıçdaroğlu ile Soroscu arkadaşlarıdır…

O bakımdan bugünlere gelmemizin hesabını öncelikle Dersimli Kemal ile yakın arkadaşlarının vermesi gerekiyor…

***

İlginçtir:

Dersimli Kemal, kendilerini Atatürkçü ve devrimci olarak tanımlayan pek çok kişiye, CHP ile düşünsel anlamda ilgisi olmayan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığı kuşkulu, siyasette dolgu malzemesi olmaktan öteye geçemeyen, güncel sorunlar hakkında fikir üretemeyen kişileri “tıpış tıpış” kabul ettirebilmiştir…

Bu tür kişilere çarpıcı örnekleri olarak:

TBMM Başkanlığına aday gösterdiği Erdoğan Toprak, vazgeçmediği Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve kadın kotasından Parti Meclisine seçtirdiği Atatürk’e kefere diyen Mehmet Bekaroğlu’nu gösterebiliriz…

***

Dün “tiyatro” dediği sivil halkın direnişine, bugün “destan” diyen, dün “kontrollü darbe” dediği 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne bugün “Hain Darbe Girişimi” diyen bu adam, aklımızla alay etmeye devam ediyor.

Böyle bir muameleyi hak etmek için ne yaptık?

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/kilicdaroglu-tbmm-grubunda-konusuyor-2525261/

(2) http://www.internethaber.com/kemal-kilicdaroglu-anayasanin-ilk-3-maddesini-degistirelim-video-galerisi-1481804.htm

( 3) http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2709.pdf

( 4) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39462061

(5) http://anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/Anayasa_Degisikligi.aspx

( 6) http://t24.com.tr/haber/anayasa-komisyonunda-chpli-batum-ve-kart-kapisti,237393

( 7) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201602161020920088-tbmm-anaya-komisyon-dagildi/

( 8) https://odatv.com/iste-kilicdaroglunun-asireti-2511111200.html

( 9) https://www.facebook.com/Mameki.Dersim/posts/771937433013501

(10) http://blog.milliyet.com.tr/dersim-isyani-nedir–1937-ve-1938-de-neler-oldu-ayrintilariyla-/Blog/?BlogNo=214307

(11) https://www.youtube.com/watch?v=qY52kEMQyBA

KORKUNÇ BİR İTİRAF VE İHANETİN MERKEZİ!..

chp

Y-CHP Genel Merkezinin il ve ilçe teşkilatlarına gönderdiği 12.07.2018 tarih ve 2018/865 sayılı genelgenin tercümesine geçmeden önce, eğilip yerden ucu sivri bir taş bulup alnıma dokundurdum.

Uyku halinde olmadığımı bilin istiyorum.

Başlayalım:

15 Temmuz Amerikancı darbe girişimi yeni bastırılmıştı; sıcağı sıcağına fısıltı gazetesi, böyle darbe mi olur, bu bir “tiyatrodur” yalanını piyasaya sürdü.

Güya AKP, Anayasayı değiştirerek “Başkanlık Sistemi”ne geçmek için böyle bir mizanseni hazırlayıp, TSK içerisindeki mensuplarına oynatarak amacına ulaşacaktı.

Bu yalana inananlar ile inatla ve ısrarla yayanları kınamıyorum.

Zira bu bir terazi işi; her terazinin tartabileceği siklet farklı farklı olacaktır.

Toplumsal ve siyasal olayların analizini herkes isabetli yapamaz biliyorum….

***

Hele de emperyalizmi kavramayanların böylesine karmaşık olayları yerli yerine oturtması beklenmemelidir.

Darbe girişiminin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, bu konu üzerinde durma nedenimi anlatmayacağım.

Siz anlayacaksınız zaten…

Tiyatro” yalanı tutmadığı için piyasaya “Kontrollü darbe” yalanını sürdüler.

Bu yalanın en hararetli savunucuları “tiyatro” masalını anlatarak safını belli eden saflar oldu kuşkusuz.

Onlara sadece acıyor, acı acı tebessüm ediyorum.

Bir süre sonra “kontrollü darbe” nitelemesi yetersiz kaldı.

ABD’nin içerimizdeki çiftlik kahyaları kontrollü darbenin tarifine geçtiler:

Öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan kontrollü bir darbe” demekte karar kıldılar.

Bu yalan için TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na 300 sayfalık şerh düştüler. (1)

Beyaz kağıtları da kirlettiler…

***

Güneşi balçıkla sıvayamadılar tabii.

FETÖ’nün elemanlarını birer birer yakalamaya başladılar; CIA’nın uşaklarının canı tatlı; ötmeye başladılar; itirafçıları dinlediniz mi bilmiyorum…

Ne aşağılık insanlarmış.

Birbirlerini ele verdiler; haklarında arka arkaya davalar açıldı; kanıtlar kirli çamaşırlar gibi ortalığa serildi…

Bu koşullar altında “kontrollü darbe” söylemini sürdürmek olanaksızdı.

Darbenin arkasındaki güçler, bilgi kirliliğini sürdürerek yeni kavramlar arayışına girmişti.

Bunun üzerine “20 Temmuz Sivil Darbesi” yalanına geçtiler. (2)

Her zaman ki gibi Dersimli Kemal görevi üstlendi…

***

20 Temmuz’da olağanüstü hal ilan edildi ya, bu tarihi sivil darbenin başlangıcı olarak almanın daha inandırıcı olacağını düşündü.

“Kontrollü darbe” yalanını yayanlar; suç ortağı durumuna düştükleri için bu defa da mal bulmuş Mağribi gibi “20 Temmuz Sivil Darbe” yalanına sarıldılar.

865 sayılı genelge yayınlanana kadar bu yalanı tekrar etmekten usanmadılar…

İki yılda; 129 bin 410 kişi FETÖ ile ilişkili görülerek kamu hizmetlerinden ihraç edildi.

Her gün ortalama 70 kişi tutuklandı, 163 kişi açığa alındı, 180 kişi ihraç edildi…. (3)

Hala operasyonlar bütün hızıyla devam ediyor…

Bunlar uyanmadılar!

Y-CHP, örgütüne gönderdiği 865 sayılı genelgesi ile bugüne kadar ısrarla ve inatla sürdürdüğü söylemini, tamamen yalanlayan ve inkar eden yeni bir söyleme geçti:

15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİ”…

Günaydın!..

***

Bu korkunç bilgi kirliliği ile ne yapılmak istendi acaba?

Bizim asıl yanıtını aradığımız soru budur.

15 Temmuz Amerikancı darbe girişimine; “tiyatro”, “kontrollü darbe” ve “20 Temmuz sivil darbesi” demek, bu darbenin içerisinde Fetullah Gülen’in örgütü yok demektir.

FETÖ yoksa , arkasındaki CIA de yoktur, dolayısıyla ABD’nin darbe girişimi ile bir ilgisi olamaz sonucuna ulaşılır.

İnsanların zihnine enjekte edilen mesajın özeti budur…

***

Y-CHP’nin işgalci yönetimi o kadarla kalmadı:

15 Temmuz günü gerçekleştirilecek olan tören ve etkinliklere katılımın sağlanmasını, konuşma ve basın açıklaması yapılması durumunda genel merkezin gönderdiği metne bağlı kalınmasını da istedi…

Bitirelim:

Özetle Y-CHP diyor ki:

Biz halkı aldattık.

CIA’nın yalanlarına inanmaları ve kendilerini dinleyenleri de inandırmaları için yanlış bilgilendirdik.

Amerika’yı akladık!

Emperyalizmin bize verdiği görevi yerine getirdik.

Siz kutlama ve etkinliklere giderek bu hatalarımızı düzeltin…

CHP’liler kutlama ve etkinliklere gitmeye kararlı da hangi yüzle katılacaklar?!

***

Gerçek maalesef bu kadar acıdır.

Gerçek CHP’lilerin yapması gereken iş ise belli:

Olağanüstü kurultay veya olağan kurultay beklemeden partilerine el koymaları birinci görevleridir.

Bütün üyelerin katılımı ile yeniden yönetimleri belirlemek ikinci iştir; ancak ondan sonra AKP’nin değneksiz dolaştığı köpeksiz köylerde iktidara ciddi ciddi muhalefet edilebilir.

Halkı aydınlatmak işbirlikçilerin işi değil, halkın öncülerinin görevidir…

Atatürk’ün partisini işgal eden bu hainlerden kurtulmadıkça Türk halkına huzur yoktur…

Atatürkçü düşünceyi benimsemenin birinci koşulu; anti emperyalist olmak ve tam bağımsızlığı savunmaktır.

Solcu olmanın da birinci koşulu budur…

***

CHP’lileri FETÖ ve PKK gibi Amerika’nın kara gücü durumundaki örgütlerle (düşmanla) aynı safta olmaya (tıpış tıpış) mecbur bırakanlar ve aynı zamanda Kuvayı Milliyecilerin çizgisinden yürüyenleri emperyalizmin uşağı durumuna düşürenler, mutlaka bu yaptıklarının hesabını vereceklerdir…

Başka da yolumuz yoktur….

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/759297/CHP_den__karsi_rapor__niteliginde_300_sayfalik__serh___Kullanilmis_darbe.html

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/905181/Kilicdaroglu__20_Temmuz_darbesi_ve_OHAL_ile_mucadele_etmek_insan_olmanin_geregidir.html

(3) https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/chpden-ohal-raporu-gunde-70-kisi-tutuklandi-2519504/

Biz kazanacağız…