BAĞIMSIZLIK RÜZGARI S-500’E DOĞRU!..

s-400-.

Radar menzili 600, atış menzili 400 km.

30 km kadar yüksekliğe çıkabiliyorlar.

1.8 ton ağırlığında füze taşıyorlar

Aynı anda 80 hedefi vurabiliyorlar…

***

Sovyetler Birliği döneminde üretilen S-300 adı verilen Hava Savunma Sistemlerinin gelişmiş hali olan S-400’leri tarif eden özellikleri saydım az yukarıda.

Suriye sınırında uçağını düşürdüğümüz Rusya Federasyonu’nun marifetidir bunlar.

S-400’ler, AB ve ABD’nin korkulu rüyasıdırlar

Rus bilim adamları, şimdi de S-500’ü üretmek için çalışıyorlar…

***

12 Temmuz 2019 günü ilk partiyi taşıyan üç Rus kargo uçağı Ankara’ya indi.

Yakında 120’den fazla füzeyi gemiyle getirip, masa üstü bilgisayar toplar gibi kurulumunu tamamlayacaklar.

Rusya, Çin ve Balarus’tan sonra bu harikulade sisteme sahip dördüncü ülke olacağız…

Dünyanın her yerinde ulusal çıkarlarımızı korumak için güçlü olmamız şarttır.

Özelleştirmelerden elde ettiği 67 milyar doların, 37 milyar dolarını Suriyelilere verebilen siyasi iktidarın, ülke güvenliği için gerekli 2,5 milyar doları, hava savunma sistemlerine gözü kapalı vermesine itirazımız olamaz…

***

S-400’lerin teslimine ilk tepki NATO’dan geldi:

Fransız AFP ajansına konuşan ve ismi açıklanmayan bir yetkili, “endişeliyiz” dedi.

ABD Savunma Bakanı ise S-400 ile ilgili yapacağı toplantıyı iptal etti.

ABD Savunma Bakan Vekili Mark Esper, “Türkiye’nin S-400 teslimatını aldığının farkındayız, F-35’le ilgili tavrımız değişmedi” dedi.

Trump’ın Genelkurmay Başkanlığına aday gösterilen Orgeneral Mark A. Milley, Türkiye’nin F-35 programından çıkartılması gerektiğini savundu; “uçakların Türkiye’ye teslimine son verilmeli” ifadelerini kullandı…

***

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin “BB” olan uzun dönem kredi notunu “BB-”ye (BB eksi’ye) düşürdü…

15 Temmuz Darbe Girişimi’nde başarılı olamayan ABD-AB ittifakı ile savaşımız her cephede devam ediyor:

ABD Temsilciler Meclisi, Kıbrıs Cumhuriyetine (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını düzenleyen yasayı kabul etti.

Avrupa Birliği diplomatları, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına cevap olarak, aralarında yaptırımların da bulunduğu “tedbirler listesi” üzerinde anlaştıklarını açıkladılar.

Türkiye’nin Kıbrıs adası açıklarında gerçekleştirdiği doğalgaz arama çalışmalarının “yasadışı” olduğuna vurgu yaptılar.

Şimdi Türkiye’ye “yardım” adı altında verdikleri fonların kesilmesini tartışıyorlar:

Türkiye’nin AB’ye üyelik için gerekli “reformları” hayata geçirmesi amacıyla verilen 145.8 milyon Euro’luk desteğin kesilmesi düşünülüyor.

Am(m)a:

Türkiye’yi parçalamak ve güçsüz uydu bir devlet halinde getirip, emperyalizmin pazarı olarak tutmak için kurdurdukları işbirlikçi NGO (1) dedikleri “Sivil Toplum Örgütleri”nin faaliyetleri için ayırdıkları 252 milyor Euro’ya ise dokunmuyorlar.

(1 numaralı dipnotu tıklayıp okuyun lütfen!)

Bu kuruluşların Türkiye’deki uzantılarının; S-400’ler için “gerekli ise kurulsunlar tabi” ile başlayan ve “ama”, “fakat” ve “lakin” kelimeleri ile devam eden olumsuz cümlelerini daha çok duyacağımız anlaşılıyor…

***

Y-CHP Sözcüsü Faik Öztrak: “karara karşı değiliz” dedikten sonra:

F-35’leri almamızda sıkıntı çıkabilir. Bunu dikkate aldınız mı? Yaptırımlara karşı ekonomimizi tahkim ettik mi etmedik mi?” sorularını sordu.

Y-CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu:

“Zamanında Türkiye’nin Patriotların alımıyla ilgili talebi karşılanmamışsa elbette Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için başka arayışlara girecektir. Türkiye kendi bildiği yoldan devam edecektir. Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlaması hakkıdır” dedi.

Benim aklıma Y-CHP’nin Dış İlişkilerinden Sorumlu NATO’cu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün S-400’lerle ilgili itirazları geldi.

Onları bu yazı içerisine alıp, CHP’lilerin canını daha fazla sıkmak istemiyorum.

İhtiyaç duyanlar, aşağıdaki (2) ve (3) numaralı bağlantıları açıp, hafızalarını tazeleyebilirler…

Dış güçlerin desteği olmadan iktidara gelemeyeceklerine inanan bu hainleri elimizin tersi ile kenara itip, kendi yolumuzu kendimiz açmadıkça ve Kuvayı Milliyetçilerinin partisi CHP’yi işgalden kurtarmadıkça, başımız belalardan kurtulmayacaktır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) NGO (Non- Governmental Organization), Hükümet Dışı Kuruluşlar

http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2019/01/sukin-sin/

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1407893/CHP_li_Cevikoz__S-400_lerin_konuslandirilmasinin_ertelenmesini_oneriyoruz.html

(3) https://tr.sputniknews.com/columnists/201902201037778921-chp-unal-cevikoz-s400-rusya-turkiye/

TEK ADAM REJİMİ!..

vartannn

İstanbul’da 31 Mart belediye seçimlerinin iptal edilmesinden sonra atanan kayyumun (vali) 51 günlük icraatı:

3 milyar 300 milyon TL borçlandı.

1 milyar 700 milyon harcadı.

Belediyenin bütçesine tam 5 milyar lira yük getirdi.

Yetmedi:

2 bin 500 kişiyi de işe aldı…

Ekrem İmamoğlu’nun 806 bin oy farkla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandı da ne oldu?

Açıktan bir kişiyi bile işe alamaz.

Belediye Meclisi’nin onay vermediği hiçbir icraatı yapamaz…

Bari:

Heyecana gelip belediyenin görevi olmayan konularda, uçuk vaatlerde bulunup da polemiklere malzeme olmasa!..

Kazandığı olağanüstü siyasi krediyi, Y-CHP Genel Merkezinde yuvalanmış Cumhuriyet düşmanlarının hain emelleri uğruna tüketmese…

Dipten gelen dalgaya doğru önderlik etse…

***

Reis, Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı, devletin “kefen parası” olarak nitelendirilen “ihtiyat akçesini” Hazine’ye devretmeye yanaşmadığı için görevden almış.

Yaygın söylentiye göre; Başkan, öngörülen hedefleri tutturamadığı için görevden alınmış.

TCMB Kanunu’nun 28. Maddesi, Başkanın süresi dolmadan görevden affını, 27. maddedeki durumlardan birinin oluşması koşuluna bağlıyor.(1)

27.maddede ise; “ticaretle uğraşma” ve “banka şirketlerde hissedar olma” halinde başkanın görevden alınabileceğini kurala bağlamış.

Öyle bir durum yok şimdilik.

Demek ki, Reis yasaya rağmen, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile dilediğini yapabiliyor.

Aslında yapılan; Meclise rağmen, kararname ile yasanın değiştirilmesidir.

Bu mümkün müdür?

***

Bu soruya olumlu yanıt vermek imkânsızdır elbette.

Zira, Cumhurbaşkanının kararname ile kanunları değiştirebileceğini veya işlemez hale getirebileceğini kabul edersek, “hukuk güvenliği”nden söz edemeyiz.

Öyle ki, aynı yöntemle hukuk güvenliğini sağlayacak kurumların yasalarını da değiştirebilir…

Tek adam rejimi” bunların yapılabildiği rejime denir.

Mühürsüz oyların YSK tarafından “geçerli” sayılması ile kabul edilen yeni Anayasanın ülkeyi getirdiği nokta burasıdır işte.

Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek olan anayasa maddelerini, diğer maddeleri değiştirmek suretiyle değiştiren anayasa referandumunu “boykot” edecektik ki meşruiyet kazanmasın.

Yok hükmünde” olan bu değişiklikleri “en büyük mahkeme” olan halka götürmek, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter rejime ihanetin ve aymazlığın en büyüğü olmuştur.

Şimdi Reis’e rica ederek, yalvarıp yakararak demokrasiyi geri getiremezsiniz.

Tüm bu işlerin sorumlusu olanları hala ana muhalefetin koltuğunda tutanların sızlanmaya hakkı yoktur.

Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir…

Cemil Can

DİPNOT:

  1. Yasaklar

Madde 27- (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK ile değiştirilen şekli) Başkanlık (Guvernörlük) görevi, özel bir kanuna veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine dayanmadıkça Banka dışında teşrii, resmi veya özel herhangi bir görev ile birleşemez. Bundan başka Başkan (Guvernör), ticaretle uğraşamayacağı gibi, bankalar ve şirketlerde de hissedar olamaz. Hayır dernekleri ile amacı hayır, sosyal ve eğitim işlerine yönelmiş vakıflardaki görevler ve kar amacı gütmeyen kooperatif ortaklığı bu hüküm dışındadır. Bakanlar ve müsteşarlar seviyesindeki bakanlıklar arası komite toplantılarında Başkanın (Guvernör) görev alması, birinci fıkra hükmüne aykırı sayılmaz.

Geçici ayrılma, görevden af

Madde 28- Başkanın (Guvernör) geçici olarak yokluğunda kendisine, tayin edeceği Başkan (Guvernör) Yardımcısı vekalet eder. Başkan (Guvernör) ancak, 27 nci maddedeki yasakların gerçekleşmesi ve bu Kanunla kendisine verilen görevlerin devamlı surette ifasını imkansız kılacak durumların ortaya çıkması hallerinde, atanmasındaki usule göre görevinden af olunabilir.

 

FOTOĞRAFLAR KONUŞUYOR!..

trump-erdoğan-veliahd

Japonya’nın Osaka kentinde toplanan G-20 Zirvesi ile ilgili çok söze gerek yok.

Çünkü fotoğraflar konuşuyor.

Erdoğan, INTEX Osaka Fuar Merkezi’nde yaptığı basın toplantısında:

“Kaşıkçı cinayetinin tüm yönleri ile aydınlığa kavuşması, en üstten en alta kadar tamamından hesap sorulması uluslararası toplumun öncelikli görevidir” dedikten sonra, akıllarda Trump ile çektirdiği fotoğraf kaldı.

Erdoğan, Trump’ın sağındaydı, Kaşıkçı cinayetinin bir numaralı sorumlusu olarak gösterilen “arkadaşım” dediği Veliahd Prens Muhammet Selman, ise solunda sırıtarak poz veriyordu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını bu duruma düşüren Trump’ı kınıyorum…

Reis’e sözüm yok, çünkü onun bir kusuru yoktu.

Trump da öyle demiştir:

Obama yönetimi Erdoğan’a adil davranmamıştır!..

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Trump ile yaptığı görüşme sonunda yaptığı açıklamalar da dikkat çekiciydi:

Erdoğan:

“Yaptırım uygulanmayacağını Trump’ın ağzından dinlediklerini” belirttikten sonra; “S-400 olayı bir tarafta yürürken, ABD’den de Lockheed Martin’den Boeing uçaklarını alıyoruz. 100 adet Boeing alıyoruz” dedi.

Trump ise:

“Ne kadar güzel insanlar. Bunlarla anlaşmak çok kolay. Hiçbir Hollywood setinde bu kadar güzel insanı bir arada bulamazsınız” dedi…

Son derece açık konuştu, teşekkürler!..

***

Erdoğan’ın açıklamasından ne anladığımı söylemeden geçemem:

Rusya’dan S-400’leri alıyoruz.

Buna karşılık, ABD’den de 100 adet Boeing uçakları alıyoruz.

Bu alış-verişle, Trump’tan Türkiye’ye yaptırım uygulamama sözünü almış olduk.

Rusya da bir kıyak yaptı tabii ki, Putin’in de hakkını yemeyelim:

O da, polislerine tatil için Türkiye’ye gidebilirsiniz demiştir…

Ona da sonsuz teşekkürler!..

23 HAZİRAN “BAŞARISI” KİMİN HANESİNE YAZILMALI?

23 Haziran Seçimi, Cumhur İttifakı’nın “hezimeti” mi yoksa Millet İttifakı’nın “zaferi” olarak mı tarif edilmelidir?

Kesinleşen sonuçlara göre; 31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın adayı 4.169.765 oy almıştı.

23 Haziran seçimlerine bu sayı, 3.936.068’e düştü.

Aradaki fark; 233 bin 697’dir ve Binali Yıldırım’a verilmeyen bu oylar, Ekrem İmamoğlu’na gitmiştir.

Böylece aradaki fark 467 bin 394 açılmıştır.

Demek ki, İmamoğlu ile Yıldırım arasındaki 806 bin 415 oy farkının yarıdan fazlasını, AKP seçmeni ile MHP seçmeni sağlamıştır.

Asıl onlara teşekkür edilmesi gerekmez mi?

Bu rakamlardan yola çıkarak da sonucu dilediğiniz gibi tarif edebilirsiniz…

***

Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın (Enver Aysever, Bülent Tezcan, Emre Kongar vb gibi) siyasetçi, yazar ve yorumcular, 23 Haziran Seçiminin “mimarı”nın Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu; İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da katkısının hayli fazla olduğunu ileri sürerek, Atatürk posterini henüz asan İmamoğlu’nu, İstanbul’da “çırak çıkarma” çabası içerisine girdiler.

İmamoğlu’nun siyasette “önünü kesme” projesi kapsamında gördüğüm bu çalışmalar abartılı olup, yaşadığımız gerçekleri açıklamaktan uzaktırlar:

Seçim başarısını Kemal Kılıçdaroğlu’nun artı hanesine yazma çabalarına gerekçe olarak gösterilen; İmamoğlu gibi her kesimin kabul ettiği bir adayı onun tespit etmiş olmasıdır.

Yani, sonucu alacak en uygun adayı Kemal Kılıçdaroğlu bulmuştur demek istiyorlar.

Masal anlatıyorlar zira Kılıçdaroğlu’nun gerçekte böyle bir yeteneği yoktur.

Kaldı ki, İstanbul halkı İmamoğlu’na Y-CHP’nin adayı olduğu için oy da vermemiştir.

Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Türk halkının önüne aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu koyan Kemal Kılıçdaroğlu değil midir?

Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Erdoğan’ın karşısına “Çankaya’nın Noteri” olarak ismi değiştirilen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü çıkarmak için elinden geleni yapmadı mı?

Kılıçdaroğlu, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Gül’e itirazı sonunda “gel bakalım Muharrem”i aday göstermek zorunda kalmıştı.

Dolayısıyla, İmamoğlu’nu Kemal Kılıçdaroğlu bulmuştur, dolayısıyla başarının mimarı odur, şeklindeki böbürlenme; gerçekçi olmadığı gibi yerinde de değildir…

Kaldı ki, İstanbul halkı Kılıçdaroğlu’nun seçtiği adaya itibar etseydi, 2009 Yerel Seçimlerinde Kadir Topbaş’ın karşısında aday olduğunda kendisine oy verirdi.

Anımsayınız; o seçimlerde aradaki fark 534 bin 765 kadardı…

***

Özellikle; YSK’nın iptal kararı ile Cumhur İttifakı’nın yalana dayalı propagandalarına duyulan tepki nedeniyle, Binali Yıldırım’a oy vermeyen AKP ve MHP seçmenlerinin iradesi ve Millet İttifakı bileşenlerinin başarılı seçim çalışmalarının semeresinin, Y-CHP Genel Başkanınca sahiplenilmesi haksızlığın ötesindedir.

Ve:

Siyasi nezaketsizlikten başka bir şey değildir.

Kılıçdaroğlu, “Her şey Adalet Yürüyüşü ile başladı” diyerek, 23 Haziran Seçim sonuçlarını bu yürüyüşe bağlanmasının da gerçeklik payı yoktur.

Anayasa Referandumu’nda; mühürsüz oyların geçerli sayılarak sonucun kabul edilmesi karşısında eylemsiz kalan Dersimli Kemal, zevahiri kurtarmak için “Hak, Hukuk, Adalet” yürüyüşünü düzenlemiş olup, bu yürüyüşünü o zaman CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun haksız tutuklanmasını protesto etme amacına bağlamıştı.

Kılıçdaroğlu, gerçekte toplumsal muhalefete önderlik edecek olsaydı, “atı alan Üsküdar’ı geçti”ğinde; hayır blokununYSK’nın önünde meşru bir gösteri yapmasını ister ve referandumun yenilenmesine kadar eylemleri çeşitlendirerek sürdürürdü.

Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nun seçim başarısını kendisine bağlaması fırsatçılıktır, selden kütük kapma faaliyetidir…

Cemil Can

“TROL”LERİN AŞAĞILIK GÖREVİ BİTMİŞTİR!..

zafer konuşması

31 Mart Yerel Seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını bileğinin hakkıyla kazanan Millet İttifakı‘nın Adayı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının YSK tarafından hukuka aykırı bir şekilde elinden alınması üzerine, 23 Haziran 2019 Pazar günü yenilenen seçim sonuçları, ilgililere önemli mesajlar vermiştir.

Yorumcuların ağzının içerisine bakmaya gerek yok, rakamlar her şeyi açık seçik ortaya koyuyor:

1.) Cumhur İttifakı‘nın 31 Mart’ta aldığı toplam oy 4.149.656 iken, 23 Haziran seçimlerinde kesin olmayan sonuçlara göre bu sayı 3.921.201‘e gerilemiştir.

Fark: 777.581’dir.

İttifakın toplam oy kaybı: 228.455‘tir. Bunun ne kadarı AKP’nin, ne kadarı MHP’nin oyudur bilinemez elbette.

Ama şunu söylemek mümkündür: Binali Yıldırım’a 31 Mart’ta oy veren AKP ve MHP’lilerin bir kısmı, 23 Haziran seçimlerinde oy vermemiştir.

Ülkücülerin önemli bir bölümü Bahçeli’yi dinlememiştir.

Hiç kuşku yok ki, bunun nedeni, YSK’nın haksız ve insafsız kararı ile 31 Mart’tan sonra yaşananlardır: Tüm Karadenizlilere “Pontus” yakıştırması yapılması, Ekrem İmamoğlu’nun Mısır’ın darbeci Cumhurbaşkanı Sisi’ye benzetilmesi, CHP’lilerin “oy çalmakla” suçlanması vb. gibi akıl dışı söylemler, sonucun bu şekilde gerçekleşmesinde etkili olmuştur.

2.) Saadet Partisi‘nin Adayı Necdet Gökçınar, 31 Mart Seçimlerinde 103.300 oy almıştı.23 Haziran seçimlerinde oy miktarı 47.540‘a düşmüştür.

Saadet Partisi’nin oy oranında yüzde 53 azalma söz konusudur. Saadet Partisi’nin tabanında bir kayma olduğu söylenemez.

Millet İttifakı Adayı Ekrem İmamoğlu’na yapılan haksızlığa tepki olarak, Saadet Partili seçmenin 55.760’ı İmamoğlu’na oylarını vermiştir. Bunu da böyle kabul etmek gerekir.

3.) Vatan Partisi‘nin Adayı Mustafa İlker Yücel ise, 31 Mart Seçimlerinde 17.377 oy almıştı. 23 Haziran Seçimlerinde Vatan Partisi’nin oyları 15.170‘e gerilemiştir. Oy oranındaki azalma yüzde 12 civarındadır.

Vatan Partililerin de önemli bir kısmı, az yukarıda sözünü ettiğim nedenlerle, parti disiplininden kopup, Millet İttifakı Adayı İmamoğlu’na oylarını vermişlerdir.

4.) 31 Mart Seçimlerinde Cumhur İttifakı adaylarının kazandığı ilçe sayısı 24 idi; 23 Haziran Seçimlerinde bu ilçelerin 13’ünde Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu daha fazla oy alarak öne geçmiştir.

Demek ki, 31 Mart Seçimlerinin tamamı iptal edilmiş olsaydı, bu ilçeleri ve Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin çoğunu Millet İttifakı kazanmış olacaktı.

5.) Cumhur İttifakı’nın 31 Mart’ta aldığı oy aranı yüzde 48.55 iken bu oran 23 Haziran seçimlerinde yüzde 44.80‘e gerilemiştir.AKP iktidarı için baş aşağı gidiş başlamıştır.

6.) Montaj, yalan ve asparagas haberlerle seçmeni etkileyip yönlendirme, eskisi kadar kolay olmayacaktır.

7.) Seçmenin hatırı sayılır bir bölümü, yakınlık duyduğu ve üyesi olduğu siyasi parti liderlerinin beyanlarına göre hareket etmiyor.

8.) “Troller”in o aşağılık görevleri bitmiştir.

31 Mart Seçimlerinden sonra yaptığımız değerlendirme (1) bu seçimlerle bir kez daha doğrulanmıştır.

Türk halkı, “kutuplaştırma siyaseti”nden bıktığını göstermiş, yerel ve genel yönetimin iktidar ile muhalefet arasında paylaşılmasını, “Türkiye İttifakı” ile iç ve dış sorunların üstesinden gelinmesini istemektedir.

Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sonuçlar henüz kesinleşmeden İmamoğlu’nu tebrik etmesi önemlidir. (2)

Bu haklı ve yerinde isteğin yerine getirilmesi için çaba gösterenler siyasette kalıcı olurlar, göstermeyenler ise tasfiye edilirler…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2019/04/koalisyona_dogru/

(2) https://www.yenisafak.com/secim/erdogan-imamoglunu-tebrik-ediyorum-3495989

ABD’NİN “MÜSLÜMAN KARDEŞLER”İ!..

SİYASAL İSLAM”IN FİKİR BABASI: ABD’NİN “MÜSLÜMAN KARDEŞLER”İ!..

Mısır’da ilk defa seçimle başa gelen devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, hakkında açılan “casusluk” davasının 17 Haziran 2019 günü yapılmakta olan duruşmasında yaşamını kaybetti.

1982-1985 yılları arasında ABD’nin Northridge Kaliforniya Eyalet Üniversitesi‘nde yardımcı doçent olarak görev yapan Mursi’nin ardından, “Arap Baharı” yeniden tartışılmaya başlandı.

İdeolojik bakımdan yakın olduğu “Müslüman Kardeşler” hareketi içerisinde siyasete atılan Mursi, 2000 ve 2005 yılları arasında milletvekiliydi.

Mursi’nin genel başkanı olduğu Özgürlük ve Adalet Partisi,2011 Mısır Devrimi” sonrasında yapılan seçimlerde parlamentoda çoğunluğu elde etmiştir.

Yasemin Devrimi” olarak adlandırılan 2011 Mısır Devrimi; halkı mevcut yönetime karşı seferber olmaya çağıran;mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları, silahlı çatışmalar gibi sivil itaatsizliklerin bütünü olarak tarif edilebilir.

ABD’nin kışkırtma ve desteği ile hayata geçtiği için gerçek anlamıyla bir “devrim” olduğu söylenemez!

Diğer adıyla “Arap Baharı” olarak bilinir…

***

Arap Baharı, Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) uygulama sırasında verilen aldatıcı bir isimdir.

BOP’un ne anlama geldiğini, eski ABD Dışişleri Bakanlarından Condoleezza Rice Washington Post gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında: Amerika’nın güvenliği için tehdit oluşturan 22 ülkede “daha ileri demokrasi, hoşgörü, refah ve özgürlük arayanlara” her türlü desteği vererek mevcut hükümetleri değiştirmek ve ABD çıkarlarını gözeten yeni yöneticileri iş başına getirmek olarak açık açık anlatmıştır. (1)

Amerikalı yöneticiler, güya Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülklerinde “özgürlük açığı” tespit ettiler.

Önce bu açığın:

”İnsanlara üniversitelerini, kariyerlerini ve ailelerini dahi bir kenara bıraktıracak nefret ideolojileri için verimli bir temel oluşturmakta ve bunların yerine, beraberlerinde olabildiğince çok fazla masum canı da götürerek, kendilerini patlatmayı tercih ettirmekte” olduğu vurguladılar.

Ardından;Tunus’tan başlayarak meşru hükümetleri yıkma ve ülke sınırlarını değiştirme işlerine girişmişlerdir.

Suriye’ye kadar geldiler…

Coniler, petrol ve doğalgaz kaynakları ile hiç ilgileri yokmuş gibi davrandılar…

***

ABD kışkırtması ile başlayan gösteriler sonunda, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek istifa etmek zorunda bırakıldı; yapılan seçimlerde de iktidara Muhammed Mursi taşındı.

Mursi, BOP’un yarattığı karmaşada, kullanılan oyların yüzde 51.73 ile iktidara gelmiştir.

İlk turda yüzde 25.5 oy almış, ikinci turda sadece yüzde 51.85’te kalabilmiştir.

Başka bir söyleyişle, demokrasi kahramanı gibi sunulmaya çalışılan Mursi, toplam seçmenin yüzde 26.82’sinin desteği ile Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.

Bir de bu nedenle “2011 Mısır Devrimi” gerçek anlamda bir “devrim” olarak kabul edilemez!..

Mursi’nin ardından yakılan “ağıtlar” fazlasıyla abartılıdır…

Sonradan inkar edilmiş olsa da, evlilik yaşını 14’e indirmesine ve eşi ölen erkeklere ilk 6 saat içerisinde “veda seksi hakkı” tanıyan yasa tasarısının Meclise getirilmesine karşı çıkmayan bir Cumhurbaşkanı olarak siyasi tarihe geçmiştir…(2)

***

Bütün gücüyle Mursi’nin arkasında duran Müslüman Kardeşler adlı terör örgütü, ancak “2011 Devrimi”nden sonra yasal statü kazanabilmiştir.

2011’den sonra “İhvan-ı Müslimin” adını kullanmaya başlamışlardır.

İhvan-ı Müslimin, 30 Nisan 2011’de Özgürlük ve Adalet Partisi’ni kurarak Mısır siyaseti içerisindeki yerini aldı…

Beşinci Cumhurbaşkanı olarak seçilen Mursi’ye karşı, Genelkurmay Başkanlığına atadığı ve Müslüman Kardeşler’e yakınlığı ile bilinen Abdülfettah el Sisiönderliğinde ve tabii ki, yine ABD’nin kışkırtması ile 2013 yılında, askeri bir müdahale gerçekleştirilmiştir.

İlginçtir:

Darbe yapılan Mursi ile darbeyi yapan Sisi, Müslüman Kardeşler örgütünün üyeleridir ve ABD, yerine göre her ikisini de desteklemiştir!..

Sisi de Mursi gibi “bilgi ve görgüsünü” artırmak için ABD’ye gidenlerdendir.

1992’de İngiltre’de Komuta ve Kurmay Subay Akademisi‘nde, 2006’da da ABD Kara Harp Akademisi‘nde eğitim ve kurslar almış olan Sisi, Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi’nin en genç üyesiydi…

***

Gelelim “Müslüman Kardeşler”e ve bitirelim:

Müslüman Kardeşler, 1928 yılında ilkokul öğretmeni olarak görev yapan Hasan el-Benna tarafından; “dinsel, politik ve sosyal bir hareket” olarak kurulmuştur.

Hareket, 1882 yılında Mısır’ı işgal eden Britanya İmparatorluğu’nun, o yıllarda yoğunlaşan “politik ve toplumsal adaletsizliklerine” muhalif bir söylemle ortaya çıkmıştır.

Örgüt, “eğitim” ve “yardımseverlik” alanlarındaki söylemleri ile hızla gelişmiştir.

Bu yönden bakılınca FETÖ’nün ikiz kardeşi gibidir…

Müslüman Kardeşler, “Modernizm” ile “dinsel gelenek” arasında yıkılan bağları tekrar kurma iddiasındaydılar.

Mısır’da yıllar boyunca en kapsamlı, en iyi organize olmuş ve en disiplinli politik muhalefet yapılanması Müslüman Kardeşler’di…

***

1930’larda Nazilerle bağlantılıydılar; İngilizlere yönelik “ajitasyon, espiyonaj ve sabotaj” faaliyetlerinde bulunuyorlardı.

1948’de lider nitelikli 32 militanları tutuklandı.

Mısır Başbakanı Nukraşı, örgütün dağıtılması talimatını verdi.

28 Aralık 1948’de tertipledikleri bir suikast sonucu Başbakanı öldürdüler.

Hükümet ajanlarının misilleme olarak Kahire’de düzenledikleri silahlı bir başka saldırıda da Benna hayatını kaybetti…

***

Müslüman Kardeşler, “liberal, ileri ve kozmopolit” Mısır’ı sekteye uğrattığını ileri sürdükleri; gece kulüpleri, sinema salonları, oteller ve İngilizlerin sıkça ziyaret ettiği Kahire merkezindeki 750 binanın kundaklanarak yıkılması olaylarına karışmakla da suçlandılar.

1952’de yapılan Hür Subaylar Darbesi’ne destek oldular.

İkinci Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’a (Nasır) karşı düzenlenen bir suikast sonucu örgütün faaliyetleri yasaklandı; üyeleri tutuklandı ve binlercesi çeşitli cezalara çarptırıldı.

Ardından, İslam’da Sosyal Adalet eseri ile tanınan ve Kahire Üniversitesi’n öğretim üyeliğinden ayrıldıktan sonra, örgüte katılan Seyyid Kutup, suikastlarda rol almak ve darbe girişiminde bulunmak suçlamalarından, 1966 yılında altı arkadaşı ile birlikte idama mahkum edildi.

1949 yılında ABD’ye giden Kutub, Müslüman Kardeşler’e sonradan katılmış olmakla birlikte, örgütün en etkin düşünürüydü; 1964’te yayımlanan Yoldaki İşaretler adlı eseri ve düşünceleri, İslami Cihad ve El Kaide gibi Radikal İslamcı gruplara ilham kaynağı oldu.

Amerikan medeniyetini “primitif” olarak gördüğü ve reddettiği de söylenir…

***

Nasır’ın halefi Enver Sedat, 1970’de Devlet Başkanı oldu ve cezaevlerinde bulunan Müslüman Kardeşler üyelerini serbest bırakttı.

Sedat, bunların sol gruplara karşı yardımlarına da izin vermişti.

Ne var ki, Erver Sedat suikastınında anahtar rolü yine bu örgüt üyeleri oynadılar.

Sedat, 1981 yılında, Müslüman Kardeşlerin Mısır Ordusu içerisinde bulunan üyeleri tarafından öldürülmüştü…

***

Müslüman Kardeşler, 2011 Ocak ayında başlayan yaygın gösterilerden sonra, istifa eden Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek döneminde, öğrenci kurumlarında hakim duruma gelmişlerdi.

Bu yöntemi Fetullah Gülen’in masum görünen ilk faaliyetlerine benzetirim.

Müslüman Kardeşler, uluslararası alanda İngilizce bir ağ sitesi hazırladılar ve bazı önderlerini Batı’ya göndererek, dünya kamuoyunda yanlış tanındıklarını anlattılar:

Amerikan Guardian gazetesinde ve Amerikan Yahudi gazetesi Forward‘da makaleler yayınlattılar.

Dikkatimi çekmiştir; Siyasal İslamcılar nedense hep ABD gazetelerinde yeşerip büyümüşlerdir!..

***

Mısır’daki Özgürlük ve Adalet Partisi ile Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adlarındaki “adalet” sözcüğü, aralarındaki ideolojik yakınlığa vurgu yapıyormuş gibi hep dikkatimi çekmiştir.

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, askeri darbe ile düşürülen ve yargılandığı mahkemede bir duruşma sırasında kalp krizi geçirerek vefat eden Mursi’yi pek severdi:

Mursi’nin ölümü ardından yayınladığı taziye mesajında; ondan “şehidimiz” olarak söz etmiş, 81 ile ilçelerinde sala okutup, gıyabi cenaze namazı kılma talimatı vermiştir…

Sisi yönetimi ile diplomatik ilişkilerimizin düzeyi de bu konuda yeterince fikir vermektedir. (3)

Reis, Mısır’da 2013 darbesini yapan Sisi yanlılarının iki parmakla yaptıkları “zafer işareti”ne cevap olarak; Mursi yanlılarının dört parmakla yaptıkları “rabia işareti”ni uzun süre kullandıktan sonra; bu işaretin anlamının; “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Vatan ve Tek Bayrak” olduğunu söyleyerek, yanlış anlaşılmaları ne derece önleyebilmiştir bilmiyorum!..

***

Müslüman Kardeşler Örgütünün radikal pek çok İslami örgüte fikir babalığı yaptığına da kuşku yoktur.

Bu grubu, baştan beri ABD’nin destekleyerek kullandığıhakkındaki iddialar, her geçen gün daha da güçlenmektedir:

Amerikan gazetelerinde makale yayınlatarak meşruiyet arama çabaları, FETÖ’nünkinden farklı değildir.

Her iki örgütün, “eğitim” ve “yardımseverlik” konularındaki faaliyetler ile üne kavuşma da tıpatıp aynıdır.

Ya o “İngilizce ağ sitesi” kurmalarına ne demeli!

FETÖ’nün çalışma şekli ile Müslüman Kardeşler’in çalışma şekli arasındaki benzerlik, her iki örgütün arkasında CIA’nın eli olduğu düşüncesini desteklemektedir.(4)

En azından benim kanaatim böyledir…

Paylaşayım istedim…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.yeniakit.com.tr/haber/ortadoguda-22-ulkenin-sinirlari-degisecek-332146.html

(2) http://www.dunya48.fr/cemil-can/20875-cemil-can-nekro-filler-ve-14-yasinda-yasama-veda-edenler?fbclid=IwAR2Z0vN3TQuQznMiq_DMmKfS_3qZSBpCrk6fQv9r144UproKc6maHS2PnQc

(3) http://www.mfa.gov.tr/turkiye-misir_siyasi-iliskileri-.tr.mfa

(4) https://www.ulusal.com.tr/m/dunya/abdden-musluman-kardesler-cikisi-h164193.html

İSTANBUL SEÇİMİ YENİ BİR DÖNEME KAPI ARALAYABİLİR Mİ?

Miting

31 Mart’ta yapılan seçimlerin iptaline neden gösterilen; sandık kurulu başkanlarının kamu görevlilerinden seçilmemiş olması, ilçe seçim kurullarının kararıydı.

YSK, aynı ilçe seçim kurullarının 23 Haziran seçimlerinde görev yapmasına karar vererek ve de haklarında yasal işlem yapmamış olmakla; hem bu kurulları akladı hem de iptal kararını gerekçesiz hale getirdi.

Aynı zamanda 23 Haziran seçimlerini de daha yapılmadan iptal edilebilir hale getirdi!..

***

İstanbul’un 39 ilçesinde, ilçe seçim kurullarınca oluşturulan sandık kurulu başkanlarından 56’sının, yedek memur üyelerden 66’sının ise AKP üyesi olduğu ortaya çıktı. (1)

Öte yandan; İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve bağlı şirketlerin yöneticileri, AKP’nin seçim kampanyasında görevlendirildiler.

Bunlar siyaset tarihimizde “ilk”lerdir.

İBB Trafik Radyosu Koordinatörü Murat Kazanalmaz, belediye çalışanlarının düzenlediği mitingde, seçilmiş Belediye Başkanı İmamoğlu’nu eleştirdi:

“İstanbul’umuz için yıllardır kaynakları etkin ve verimli kullanarak yapılan yüzlerce hizmet ve faaliyeti bir algı operasyonu ile ‘israf‘ kavramına sıkıştırma ‘insafsızlığını’ gösterenleri kınıyoruz” dedi.(2)

Belediye çalışanları, seçilmiş başkanlarını önceki yönetimi israf etmekle eleştirdiği için miting yapıp kınadılar!

Bu da bir “ilk”tir…

***

İsraf etmek, TDK’nun sözlüğünde: Gereksiz yere harcamak, savurganlık etmek, tutumsuzluk etmek şeklinde tanımlanmıştır.

Kısa zaman içerisinde kamuoyuna aktarılan bilgilere göz atarak, belediye çalışanlarının başkanlarını kınamakta ne kadar haklı olduğuna göz atalım.

En çarpıcı örnek Samsun’dan:

Yeni seçilen CHP’li başkan, Samsun’un Atakum İlçe Belediyesi’nin kasasında gözüken 7 milyon 201 bin 812 TL’yi bütün araştırmalarına rağmen bulamadığı için dava açmaya hazırlandığını açıkladı. (3)

Atakum Belediyesi’nde 50 günde, 1.628.625 TL tutarlı 37,5 ton lop et yenilmiş. (4)

Fazla mı?

Son yerel seçimle büyükşehir belediyeleri el değiştirirken, CHP’li başkanlara dudak uçuklatacak borçlar kaldı:

İstanbul Belediyesi’nin 22, Ankara’nın 4,5, Antalya’nın 2.1 milyar borcu var.(5)

Hangi icraatlar için bu harcamalar yapıldı, bu işler daha ucuza yapılabilir miydi?

Bu soruların araştırılması adeta yasaklandı.

AKP’li belediyelerin icraatlarını anlattıklarını duyanınız var mı?

Bu kadar parayı nerelerde kullandılar, neden anlatmıyorlar acaba?..

***

Alın size bir başka örnek daha:

CHP Genel Başkan Yardımcısı Akif Hamza Çebi, bedelli askerlikten toplanan paraların akıbetini araştırmış:

Toplanan 3,6 milyar lira ile kamu kurumlarına lüks makam araçları kiralandığını tespit etmiş. (6)

Yakıştı mı?

Buyurun buradan yakın:

İBB, yandaş dernek ve vakıflara 847 milyon TL yardım yaptı.

Bu bilgilerin yer aldığı STK-Okul-Yurt 2018’ adlı faaliyet raporu, Belediye Meclisine bile sunulmamıştır. (7)

Yardım yapılan vakıf ve dernekler arasında önemli bir bölümü Erdoğan’a yakın olanlarmış.

Haberin yayınlanmasından sonra, haftalar geçmesine rağmen, hala yalanlanamamıştır…

***

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, ikisi müfettiş ve üçü uzman sıfatıyla olmak üzere beş kişiyi, İBB’nin veri tabanının kopyalanması için yetkilendirdi. (8)

Belediye Başkanı belediyesindeki bilgileri incelemesin mi?

Paniğe kapılan AKP’li Belediye Meclis üyeleri, derhal soluğu idare mahkemesinde aldılar.

Devletin kozmik odası açılıp; silahlarımız, sivil savaş birliklerimiz ve gayrinizami harp planlarımız Fetullahçı savcılara teslim edilirken;“Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diye göbek atanlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin veri tabanı denetim altına alınmaya çalışılınca, bunu önlemek için adeta seferberlik ilan ettiler.

Korkuları neydi acaba?

Bir başka tuhaflık da “bağımsız” yargının tutumundadır:

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, veri tabanı kayıtlarının elektronik ortamda kopyalanması işleminin yürütülmesinin durdurulmasına karar verdi. (9)

Bu kararla birlikte, seçilmiş belediye başkanının belediye hakkında bilgileri öğrenmesi, dolayısıyla halkla paylaşması da engellenmiş oldu.

Aferin diyelim mi?..

***

Anlaşılan ne pahasına olursa olsun; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AKP’li olmayan birine vermek istemiyorlar!

Bu yüzden olsa gerek seçmen avına çıkılmıştır:

Köprü ve oto yollardan kaçak geçenlere verilen para cezalarına af getiriliyor.

Kaçak geçenler, Devletin parasını çalanlar değiller mi?

Eeeee!..

AKP, hırsızlara af çıkartarak, onların desteğini almaya bile ihtiyaç duyuyor demek ki.

Cezasını ödemiş olanlara da paraları geri ödenecekmiş.

Bak sen şu işe!

Bu kararla, geçişlerde ücretini ödeyen dürüst vatandaş adeta cezalandırılıyor. (10)

Ne adil yönetim ama!..

***

Bir yıl, 18 Mayıs 2018’de, başlayan uzmanların, meslek örgütlerinin eleştirdiği imar affı da kamu malına el uzatanlara, vergi kaçıranların oyunu satın almak için verilmiş rüşvet niteliğindedir.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, imar affı kapsamında 10 milyon başvurunun yapıldığını ve 19 milyar TL toplandığını söyledi.

Paraların nerelerde kullanıldığı belli…(11)

***

İsraf yok” diyerek, miting yapan belediye memurlarına konu ile ilgili hatırlatmalarda bulunmaya devam edelim:

Yenişafak gazetesi, İmamoğlu’nun mal varlığını yazdı.

Manşetten verilen haberde İmamoğlu için “Emlak Kralı” denildi.(12)

Yenişafak’a da aferin güzel bir haber yapmış!

Demek ki, İmamoğlu’nun başarılı bir iş adamı olduğunu kabul ediyorlar.

Çoğu Beylikdüzü Belediye Başkanlığına seçilmeden edinilen taşınmazlar aile şirketleri üzerine kayıtlıymış.

Ne kadar iyi…

Demek ki, İmamoğlu olmadan da bu şirket işlerini yürütebiliyormuş…

***

Yenişafak’ta yayınlanan haberde, İmamoğlu’nun servetini hukuka aykırı yollarla edindiğine dair en ufak bir ima dahi yoktur.

Buradan şu sonucu çıkartabiliriz:

Demek ki, seçilmiş İBB İmamoğlu’nun dünya malına da ihtiyacı yoktur.

Dolayısıyla ikinci kez seçilmesi halinde, kamu kaynaklarına el uzatma olasılığı bulunmuyor.

Kişisel yararı yerine, “kamu yararı”nı önde tutan idareciler, genellikle hali vakti yerinde olanlar arasından çıkarlar.

Aç adamların gözü çoğu zaman “beyt-ül mal”dadır.

Haramdan uzak duran yöneticilerin yaptığı ihaleler şeffaftır, aldıkları kararlar aleni olur…

Bugünlerde AKP’nin müfettişler ordusu, İmamoğlu’nun daha önce başkanlığını yaptığı Beylikdüzü Belediyesinde harıl harıl çalışmaktadır.

Anlaşılan kamuoyuna yansıtılacak yolsuz bir işleme henüz rastlayamadılar…

Rastlasalar, nasıl haberler yapılacağını tahmin edersiniz…

***

İmamoğlu’nun durumu kısaca böyledir.

Gelelim rakibi Binali Yıldırım’a:

Halkı aydınlatma görevi, şimdi de otobüscü Topal Dursun’un muavin oğlu Binali Yıldırım’dadır.

Kamu hizmetlerine girmeden önceki mal varlığı ile bugünkü malvarlığı arasındaki farkın, hangi meşru ticari faaliyetler ile oluştuğu açıklanmalıdır.

Özellikle de kumarhanelerde görüntüleri kaydedilen (13) oğlu Erkan’ın, gemiciklerini (14) nasıl kazandığını ben şahsen çok merak ediyorum.

Kamuoyunun da aynı merak içerisinde olduğuna eminim.

Binali espri yapacak yerde bu sorulara cevap versin de halkı aydınlatsın bakalım…

***

Moderatör İsmail Küçükkaya’nın, 16 Haziran akşamı karşı karşıya gelecek olan İmamoğlu ile Yıldırım’a bu yönde sorular yöneltip yöneltmeyeceğini bilmiyoruz tabii ki.

İsraf” konusunun tartışılmaması için memurları sokağa döken AKP iktidarı, İstanbul Belediyesi’nin başına getirmeyi planladığı kişinin mal varlığının tartışılmasını önleyebilecek mi göreceğiz.

İstanbul seçmeni, sadece adayların malvarlıklarını nasıl kazandıklarına dair sorunun yanıtını öğrenebilse, kararını o anda verebilir…

Mecburuz:

Saat 21.00 itibariyle televizyonlara kilitleniyoruz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/31-mart-bu-yuzden-iptal-edilmisti-ama-sandik-kurulu-baskanlari-akp-uyesi-cikti-5120013/

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1435950/iBB_calisanlari_siyasete_alet_edildi.html

(3) https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/kayitlarda-var-kasada-yok-7-2-milyon-nerede-5121987/

(4) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1438619/Secim_oncesi_37.5_ton_lop_et_yemisler.html

(5) https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/akpnin-borc-mirasi-4288717/

(6) https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/bedelli-parasi-ile-luks-arac-saltanati-5130114/

(7) https://www.aydinlik.com.tr/ibb-o-vakiflara-847-milyon-lira-vermis-ekonomi-nisan-2019

(8) https://halktv.com.tr/yerel-secim-2019/ismail-saymazdan-kozmik-odali-ibb-yorumu-dehsete-kapil-391222h

(9) https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/son-dakika-ibb-kayitlarinin-kopyalanmasi-islemine-yurutmeyi-durdurma-karari-4491409/

(10) https://www.star.com.tr/guncel/kopru-cezalarina-af-cikacak-mi-son-dakika-kopru-hgs-cezalari-af-son-durum-aciklamasi-haber-1419672/

(11) https://www.birgun.net/haber-detay/imar-affiyla-yagma-ve-talan-ozendirildi-yeni-facialara-davet.html

(12) https://www.yenisafak.com/secim/emlak-krali-3494917

(13) https://www.birgun.net/haber-detay/binali-yildirim-oglunun-kumarhane-goruntuleri-hakkinda-konustu-110288.html

(14) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/536411/17_sirketi__28_gemisi_ve_2_superyati…_Binali_Yildirim_kimdir_.html

ŞEYTAN’IN GÖRME DEDİĞİ!..

 

kitle bozulma silahları_1

Ülkemizin hava savunma ihtiyacını karşılamak için Rusya’dan satın aldığımız S-400’ler nedeniyle, ABD mektupla açıkça Türkiye’yi tehdit etti.(1)

Mektup, 6 Haziran tarihlidir. Talimatları yerine getirmemiz için 31 Temmuz’a kadar da süre verilmiştir.

Mektup, eski ABD Başkanlarından Johnson’unki (2) gibi küstahça kaleme alınmıştır. ABD düşmanca tavrını gizlemiyor artık…

YSK’nın hukuka aykırı bir kararı ile mazbatası elinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, ABD’nin yarı resmi gazetesi The Washington Post’taki “makalesi” de 6 Haziran tarihlidir. (3)

İstanbul Belediye Seçimleri The Washington Post gazetesinin okurunu ne kadar ilgilendirir ki?!

İmamoğlu’nun “İstanbul belediye yarışını nasıl kazandım (ve nasıl yeniden kazanacağım)” başlıklı yazısına, teknik anlamda makale (4) denebilir mi?

ABD-Türkiye ilişkilerinin son derece gergin olduğu bir dönemde; bu “makalenin” dünya çapında ciddiye alınan bir ABD gazetesinde yayınlanmış olmasının, İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimini kazanmasına ne gibi bir katkısı olabilir?

İstanbul seçmeni ne zamandan beri Amerikan gazetesi okumaya başladı?

Trabzon, Giresun ve Ordu’daki bayramlaşmalardan siyaset rüzgârını çok net olarak arkasına aldığı belli olan Ekrem İmamoğlu’nu, böylesine kritik bir dönemde; Türkiye düşmanı olduğu eylem ve söylemleri ile sabit olan ABD’nin, bu ünlü gazetesinde yazmaya ikna edenler kimlerdir acaba ve amaçları nedir?

Y-CHP’nin, S-400’ler konusunda tavrını Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz açık seçik ortaya koymuştur. (5) Hiç şüphe yok ki, CHP’deki işgal mangası NATO’cudur ve Rusya’dan hava savunma sistemlerinin satın alınmasına karşıdır.

Aydınlık Grubu adına İlker Yücel’in, “İmamoğlu’nun bu yazıyla ülkesini Batı’ya şikâyet ederek ‘Eşbaşkanlık’ başvurusu yaptı”; Türkiye’de “bazı grupların siyaset dışına itildi” ve bu gruplar; “PKK ile FETÖ’dür” şeklindeki değerlendirmesi, hatalı ve abartılıdır.

Buna rağmen kaygılanacağımız başka hususlar vardır:

Bana göre, Türkiye’de siyaset arenası dışına itilen ne PKK ne de FETÖ’dür.

Tam aksine, önüne hukuki ve fiili engeller yığılarak mağdur edilen Vatan Partisi’dir:

Öyle ki, Cumhurbaşkanı adayını bile başka parti üyelerinin desteği olmaksızın gösterememekte, Meclis dışında olduğu için Devlet yardımlarından yararlandırılmamakta ve TRT’nin siyasi partilere sağladığı olanakları kullanamamaktadır.

Siyaset dışına itilmek için bu kadarı yeter de artar bile.

Buna karşılık; PKK’nın Mecliste siyasi uzantısı olarak HDP vardır ve siyasi programını sahada hiç tavizsiz uygulayabilmektedir. Terör örgütü ile ilişkisi kanıtlara bağlı olmasına rağmen, siyasi iktidar bu partinin kapatılması için girişimde bulunmamaktan başka, seçimlerde 92 milyar TL hazine yardımı da yaparak, adeta bu terör örgütünü ödüllendirmektedir.

FETÖ ise 15 Temmuz’a kadar AKP’nin sırtında kene gibi yaşamaktaydı; 15 Temmuz darbe girişimine kadar –Türkiye’yi tek başlarına yönetmek hariç- hemen hemen bütün istekleri yerine getirilmiştir.

Ne istediler de vermedik ki”!..

Parlamenter Sistemin Başkanlık Sistemine dönüşmesinin baş mimarı onlardır; Siyasal İslam’ı kurumsallaştırmışlar, Devlette kadrolaşmışlar ve kamu mallarını adeta yağmalamışlardır.

AKP, bu örgüt ile yolunu ayrıldıktan sonra bile, Y-CHP ve İYİ Parti içerisinde yaşam alanı oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Kaldı ki, FETÖ’nün bugüne kadar siyasi ayağı üzerine gidilmemiş olması, siyasette aktif olarak var olduklarının kanıtıdır. Dolayısıyla FETÖ’yü de siyaset arenası dışında göstermek hatalıdır.

Doğrusu: Bütün cemaatler ve tarikatların siyasetin içerisinde olduğudur.

Asıl siyaset dışında kalan CHP tabanıdır ve örgütsüz bırakılan Atatürkçülerdir.

Hal böyle olunca, İmamoğlu’nun makalesinde geçen; “siyaset tarafından dışlanmış kesimler” veya “siyasi olarak marjinalleşmiş olan topluluklar” ifadesi ile PKK ve FETÖ’nün kastedildiğini ileri sürmek ve bu makale ile İmamoğlu’nun “ülkesini Batı’ya şikâyet ettiğini” iddia etmek zorlama yorumlardır.

O “makale”nin ilgili cümlesinin orijinal metni ve İngilizceye tercümesi ile İngilizceden Türkçeye tercümesi elimizdedir. (6)

Kelimelere yeni anlamlar yükleyerek, cümlelerin anlamlarını değiştirmeye kalkışmak devrimcilere yakışmaz. Ayrıca, başka konularda söylenen doğru fikirlere olan inancı da sarsar.

Niyet okuma yerine, somut olgular üzerinden giderek kuşkularımızı daha etkili bir şekilde dile getirebiliriz:

Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının Deniz Baykal’a kurulan kaset kumpası sonrasında, CHP’yi işgal etmeleri üzerinden, 10 yıla yakın bir süre geçmesine karşın, CHP tabanı ciddi bir hareketlilik gösterememiştir.

AKP’nin 17 yıllık iktidarının devamını sağlayan, Laikliğin yok edilmesinden, Cumhuriyetin yozlaştırılarak “Başkanlık Sistemi”ne geçilmesine kadar, köklü bütün değişikliklerde iktidarın önünü açan Y-CHP olmuştur. (7)

İşin ilginç yanı, toprak bütünlüğümüzü tehlikeye atan “Kürt Açılımı”na karşı imiş gibi gözüküp, -açık çekle- en önemli desteği veren yine Y-CHP’dir.

Başka bir deyişle, Büyük Ortadoğu Projesinin asıl eş başkanlığını Kemal Kılıçdaroğlu yürütmüştür.

Seyit Rıza ve Seyh Sait gibi Cumhuriyet düşmanlarını siyaset sahnesine Dersimli Kemal sürmüştür. Saidi Nursi gibi bir meczubu din adamı gibi sunmuştur.

CHP’yi, Y-CHP’ye dönüştürerek, “Tam Bağımsızlıkçı” antiemperyalist çizgisinden uzaklaştıran bu ekip, muhalefet yapmak bir yana, var olan cılız muhalefetin yeniden örgütlenmesinin önündeki en büyük engeli oluşturmuştur.

Bunların Atatürk İlkeleri ve Cumhuriyetle sorunları vardır…

Üzerine ölü toprağı serpilip, “bonzai” içirilerek uyutulan, Atatürk İlkelerine yürekten bağlı milyonlar, ancak 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde silkinerek kendilerine gelmeye başlayabilmişlerdir.

Millet İttifakı”nın yerel seçimlerdeki başarısı, Y-CHP’ye rağmen kazanılmıştır.

CHP’nin oylarındaki artış ihmal edilecek kadar düşüktür.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sırasında ve sonrasında yaşananlar, İstanbul dışındaki seçmeni de ayağa kaldırmıştır.

Dip Dalgası” olarak da tanımlanan bu başkaldırış, siyasi iktidarı ve ona payandalık yapan çakma muhalefeti de baş aşağı götürecek potansiyele sahiptir.

Koşullar, kendiliğinden gelişen bu haklı hareketin en ön safına Trabzonlu bir delikanlıyı, Ekrem İmamoğlu’nu yerleştirmiştir.

Seçimi kazanan İmamoğlu, mağdur edilmiş ve bu hali ile yıllardır ötekileştirilmiş kesimin sözcüsü konumuna yükselmiştir.

Doğu Karadeniz Bölgesi illeri Trabzon, Giresun ve Ordu’daki bayramlaşmaları, onun şahsına gösterilmiş teveccühten çok, siyasi iktidara ve Y-CHP yönetimine karşı tepki olarak değerlendirmek daha isabetlidir.

Yerel gazetelerin bu hareketi; “İmamoğlu Partisi” olarak göstermeleri, bu gerçeğin altını çizmek çabasından başka bir şey değildir. (8)

Millet İttifakı”nın adayı konumunda bulunan İmamoğlu’nun, Y-CHP’nin kontrolü dışında hareket etme olasılığı vardır: İmamoğlu’nun yetişme tarzı tipik Karadenizli insanı gibidir; arkasına yığılan kitle antiemperyalisttir, Atatürk İlkelerine yürekten bağlıdırlar.

Bu ise Kemal Kılıçdaroğlu ile ABD’ye göbekten bağlı ekibinin işine gelmemektedir. Zira onların asıl görevi, muhalefet etmek değil, muhalefeti dizginlemekti.

Bu yüzden İmamoğlu ile başlayan hareket, siyasi hayatlarının sona erme nedeni bile olabilir.

Bu nedenlerden ötürü, Y-CHP Genel Merkezinin çok acil olarak önlem alması gerekmiştir:

ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan’ın Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar’a tehdit mektubunu gönderdiği gün, İmamoğlu’nun makalesi de The Washington Post’ta yayınlanmıştır.

Verilen mesajı anlamak için diplomat olmak gerekmez.

ABD diyor ki: Türkiye’deki muhalefet hareketi de benim kontrolüm altındadır.

Bu tezini, yerel bir siyasetçi olan İmamoğlu’nun o “makale”sini yayımlayarak güçlendirmiştir.

ABD, şimdi de İmamoğlu silahını Türkiye’ye dayamaktadır.

Diyor ki; S-400 alımından vazgeçeceksiniz ve bize bağımlılığınız devam edecek!

Türkiye’ye karşı kullandığı dil, sömüren bir devletin sömürge yönetimine karşı kullandığı dildir.

Bu düşmanca bir tavırdır…

İşte tam da bu noktada İmamoğlu’na düşen görevler vardır: Atatürk İlkelerine yürekten bağlı olduğunu ve bağlı kalacağını vurguladıktan sonra, Rusya’dan S-400 alımının Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun olduğunu açıklaması şarttır.

Şimdilik daha fazlasına ihtiyaç bulunmamaktadır.

Bugüne kadar yayınlanmış bir tek makalesi bulunmayan birinin ilk makalesinin Washington Post‘ta yayınlanmasında kuşku duyması gerekirdi.

Bunu yapmazsa, İmamoğlu’nun bu hareketteki yerini mutlaka başka birileri alacaktır…

Gelişmeler bu çerçevede değerlendirildiğinde; ABD’nin Y-CHP üzerinden İmamoğlu’na tuzak kurduğu söylenebilir.

Tuzak aynı zamanda Türkiye’ye kurulmuştur.

Hedef şahıs, NATO ve ABD politikalarını benimserse desteklenir, karşı çıkarsa ve tavrını Atatürkçü çizgiden yana koyarsa, o zaman siyaset sahnesinden silinmesi için ne gerekirse o yapılır.

ABD, oyununu bu kadar açık oynamaktadır…

Y-CHP Genel Merkezi ise ABD’den bağımsız tavır belirleyemez!

Bunu Muharrem İnce olayından da görmek mümkündü: NATO’nun has adamı Dersimli Kemal, başkanlık yarışında CHP’nin en iyi adamı olarak İnce’yi sahneye sürerek, kendisinin yetersizliğini itiraf etmişti.

Buna rağmen, CHP Genel Başkanlığı koltuğunu bırakmamıştır.

Cumhurbaşkanlığına aday olmayarak koltuğunu koruma altına almıştır.

Çünkü kendisini oraya taşıyan güçlerin verdiği görev henüz sona ermemiştir.

Aynı şekilde, bugün için İmamoğlu’nu da potansiyel rakip olarak görmektedir.

Koltuk yine tehlikededir.

Koltuğu kurtarmak için hiç tereddütsüz İstanbul Belediye Başkanlığını AKP’ye bırakabilir.

Türkiye’den yana olan İmamoğlu’ndan, en kolay kurtuluş yolu budur.

İmamoğlu, ABD’den yana ise, o zaman zaten başka bir “Müftüoğlu” bulmamız gerekecek!..

Bu arada İlker Yücel’e de hak verip, kendisinden özür dileyeceğiz…

Biz biraz daha devam edelim:

Y-CHP Genel Merkezi, ABD güdümünü kabul etmeyen İmamoğlu’na karşı önlem alamazsa, yükselmekte olan dip dalgası Dersimli Kemal ile emrindeki işgal mangasını pek yakında altına alabilir.

İmamoğlu, yeter ki tercihini Türkiye’den yana yapsın, gerisini Türk halkı başarabilir.

Kabul etmek gerekir ki, koşullar İmamoğlu’nu Türkiye’nin hayati sorunlarına karar verecek önemli bir noktaya taşınmıştır.

Muhalefet için bu bir şanstır; doğru değerlendirilmesi gerekir.

İmamoğlu, ABD politikalarına teslim olursa ne olur?

Zulme başkaldıranların siyasetteki rota arayışı devam eder kuşkusuz.

Teslim olmazsa eğer, CHP’yi geri alma şansı doğmuştur.

CHP ile işimiz çok daha kolaydır, zira orada başımızda yine Mustafa Kemal Paşa olacaktır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/shanahan-in-mektubunda-f-35-ten-otesi-var-turkiye-haziran-2019-2

(2) https://www.aydinlik.com.tr/johnson-mektubu-ve-bilinmeyenler-ozgurluk-meydani-haziran-2018

(3)https://www.washingtonpost.com/opinions/2019/06/06/turkish-how-i-won-race-mayor-istanbul-how-ill-win-again/?noredirect=on&utm_term=.9750320d5116

(4) Makale, belirli bir konuda, bir görüşü, bir düşünceyi savunmak ve kanıtlamak veya herhangi gerçeği açıklığa kavuşturmak, bir konuda görüş ve tezler ortaya koymak ve bir hipotezi savunmak, desteklemek için yazılmış olan yazılara denildiğine göre, “İstanbul belediye yarışını nasıl kazandım (ve nasıl yeniden kazanacağım)” başlıklı yazının ne kadar makale olduğu tartışılır…

(5) https://tr.sputniknews.com/columnists/201902201037778921-chp-unal-cevikoz-s400-rusya-turkiye/

(6) Türkçesi: “Yıllardır siyaset tarafından dışlanmış kesimlerin yaşadıkları mahallelere gidip kafelerde, parklarda, sokaklarda, işe, okula ve camiye giderlerken vatandaşlarla bir araya gelip güvenlerini kazanmaya çalıştım, buluşup konuştum ve aramızda bir güven oluşmasına çalıştım.”

İngilizcesi:” I walked huge distances during the campaign, building trust among communities that have been politically marginalized for decades by meeting them where they are — in cafes, parks and playgrounds, on their way to work, school and mosques.”

İngilizceden tercümesi:” Kampanya boyunca çok uzun mesafelerde yürüdüm, onlarca yıl boyunca siyasi olarak marjinalleşmiş olan topluluklar arasında, bulundukları yerde, kafelerde, parklarda ve oyun alanlarında, işe giderken, okulda ve camilerde buluşturarak güvenlerini kazandım.”

(7) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/01/Dersimli-Tutuksuz-Yarg%C4%B1lanacak.pdf

(8) http://www.kuzeyekspres.com.tr/imamoglu-partisi-18260yy.htm

 

 

TULUAT!..

Binali

İstanbul Müftülüğü’nün resmi internet sitesine göz attım.

Gençlik Koordinatörlüğü” diye bir birimi yok.(1)

Olmayan bu birimin acayip faaliyetleri var.

Tarih: 28 Nisan 2019.

İstanbul Müftülüğü Gençlik Koordinatörlüğü; “Gençlerimizle Sabah Namazında Büyük Çamlıca Camii’nde Buluşuyoruz” etkinliği düzenledi.

Beklenen katılımı sağlayamadıkları için imam ve din görevlilerinin yazılı savunmaları alınmaya başlandı.(2)

Bu hayali “örgütün” arkasında kimlerin olduğunu ben nereden bileyim!..

***

Neyse biz yine de irdeleyelim:

Yazılı savunmalarını vermeleri istenen imam ve din görevlilerinin; görevli oldukları camilerdeki görevlerinin yapılması için, camilerinin anahtarlarını cemaatlerinin en yaşlı üyelerine bırakıp Çamlıca Camii’ne mi koşmaları gerekirdi?

Bunu yapmadıkları için hakkında “idari soruşturma” başlatılması ne kadar adaletli diye sormuyorum.

Zira bugünlerde “Üçüncü Adalet Reformu” açıklandı, bu olayı kapsar mı onu da bilmiyorum!

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu’nun “dolmaz” dediği Çamlıca Camii’ni doldurarak ne ispatlanmaya çalışılıyor acaba?

Siyasetin tam ortasında bulunan İstanbul Müftülüğü, bu soruya cevap vermekten daha fazla kaçamaz…

Siyasi iktidarın İstanbul Müftülüğü üzerinden, dini siyasette alet etmesinin ve acımasızca kullanmasının utanmazca tertiplenmiş bir örneğini yaşadık.

Hasıl olan sevabı dilediğiniz gibi dağıtabilirsiniz.

Küfür yasaktır…

***

Tarih: 1 Haziran 2019.

Bu defa Diyanet İşleri Başkanlığı doğrudan işin içerisine girmiş.(3)

Şansa bırakılacak gibi bir iş değil!

Yenikapı’da 313 bin kişilik teravih namazı tertip etmişler.

Sebep olarak da İstanbul’un fethinin 566. yılını gösteriyorlar.

Bence son derece inandırıcı ve gerekli.

23 Haziran Seçimi ile bir ilgisi yok tabii ki!

Peki, bir yıl önce, yani fethin 565. yılında, bu “kutlu ibadet” yapıldı mı acaba?

Yapılmadı, biliyorum.

567. yılında yapılacak mı?

Bugünden o da belli değil ama büyük olasılıkla yine yapılmayacaktır…

***

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, açık havada “enderun usulü(4) teravih namazına tüm Müslümanları çağırmış!..

İftar sonrası kılınacak teravih namazına gelecek olanlara “iftariyelik” de dağıtılmış.

Normalde 22.00’de başlaması gereken teravih namazı için ancak 23.00’de saf tutulabilmiş.(5)

Beklendiği gibi teravih namazını Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş kıldırdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dua öncesinde; “unutur ve yanılırsak bizi cezalandırma” yakarışını da içeren Bakara Suresi’nin 285 ve 286. ayetlerini (6) okudu.

Amin…

Daha sonra imam cübbesini çıkartıp, fötr şapkasını giyen Reis:

Burası İstanbul, bir diğer adıyla İslambol. Burası Konstantinapol değil ama burayı böyle görmek isteyenler var. Böyle görmek isteyenlere karşı 22 günümüz var” dedi.

Bütün mitinglerinde tekrar ettiği:

“Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız diyerek yola devam edeceğiz” sözlerini söylemeyi de ihmal etmedi…(7)

***

Tarih:1 Haziran 2019.

YSK’nın 250 sayfalık hukuka aykırı kararı ile mazbatası elinden alınmış olan Millet İttifakı’nın seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da Beylikdüzü Beylik Pazarı’nda 15 bin kişi ile birlikte orucunu açtı.(8)

İmamoğlu, israfa karşı bir şeyler söyledikten sonra, “adaletli olun” öğüdünde bulunan Maide Suresi’nin 8. ayetini (9) Arapça okudu.

Ardından Türkçe anlamını söyledi tabii…

***

İmamoğlu’nun, din bilgisi ve ibadet konusunda Reis’ten aşağı kalır yanı yok.

Bu çok açık ve net olarak görülüyor zaten.

Reis’in telaşı da bundan değil mi?

“Rizeli siyasetçi Recep’in elindeki en önemli silahı, bu çocuk aldı” diyebiliriz artık.

Bu gerçeği Reis de kabul ediyor ki, İnönü ile Kılıçdaroğlu’nun yakasını bıraktı.

Belli ki, bundan sonrası için kendisine rakip olarak Ekrem İmamoğlu’nu alıyor…

Bu tespit, AKP’nin baş aşağı gidişinin işaret fişeği gibidir…

***

Duruma ihtiyatlı yaklaşan az sayıdaki Atatürkçülerin dışında, İmamoğlu hemen her kesimden destek alabiliyor.

Bu yüzden İstanbul seçimlerini ikinci defa kazanacağına kuşku yok…

Cemaat Şeyhleri ile poz veren Binali Yıldırım, Ekrem’in parlayan yıldızını söndüremez artık.

Kürtlerin oylarını almak için söylendiği çok belli olan Selahattin Demirtaş’ın diline övgü bile aleyhine döndürülemiyor.

Ekrem’i fotomontaj hilesi ile FETÖ lideriyle birlikte gösterilme çabaları ise karşı tarafın ne kadar acz içerisinde olduğunu gösteriyor…

***

Demokratik, Laik Cumhuriyet’e inanan milyonlar için bazı sorular hala ortada duruyor:

İmamoğlu ne kadar CHP’lidir?

Yoksa Y-CHP’nin kontrolünde mi yürüyor?

Seçildikten sonra acaba bağımsız hareket edebilecek mi?

Bu soruların yanıtları şimdilik bilmiyor.

Bekleyip göreceğiz…

***

Bildiğimiz tek bir şey var.

O da şudur:

İki taraf da alabildiğine din ve dince kutsal sayılan değerleri sömürüyor.

Bu siyaset tarzı, laikliğe kesinlikle aykırıdır ve benimsenemez.

Geçmişte bu şekilde propaganda yapan siyasi partiler, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştı..

Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa değişiklikleri ile Cumhurbaşkanı’na bağlanıp, hukuken kapatılmasından sonra, böyle bir şey beklediğimiz de yok zaten…

Ama ülkeyi bu noktaya getirenleri biliyoruz.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

Önümüzde “tuluat(10)türü bir tiyatro oynanıyor.

Ne yazık ki, nasıl sonuçlanacağını oyuncular da bilemiyor…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://istanbul.diyanet.gov.tr/Sayfalar/Arama.aspx?q=Gen%C3%A7lik%20Koordinat%C3%B6rl%C3%BC%C4%9F%C3%BC

(2) https://www.milligazete.com.tr/haber/2570740/camlicaya-gelemeyenler-savunmaya-cagriliyor

(3) https://www.youtube.com/watch?v=uu2WpBs7h9E

(4) https://www.diyanethaber.com.tr/ramazan/enderun-usulu-teravih-nedir-h5962.html

(5) https://indigodergisi.com/2019/06/istanbul-yenikapi-300-bin-kisi-enderun-teravih-namazi/

(6) https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Bakara-suresi/292/285-286-ayet-tefsiri

(7) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/yenikapida-enderun-usulu-teravih-namazi-kilindi-41233435

(8) https://www.gercekgundem.com/galeri/siyaset/4467/ekrem-imamoglu-beylikduzunde-15-bin-kisiyle-iftar-acti

(9) https://www.gercekgundem.com/galeri/siyaset/4467/ekrem-imamoglu-beylikduzunde-15-bin-kisiyle-iftar-acti

(10) https://www.turkcebilgi.com/tuluat

MUHALEFET=KONU MANKENİ!..

ysk_karari

YSK’nın 250 sayfalık kararını okuduktan sonra, 23 Haziran akşamı yaşanacakları görür gibi oldum.

Biraz sonra anlatacağım.

Benim gibi düşünen çok kişi ile konuştum.

İmamoğlu için:

“Seçimi kazanabilir ama mazbatayı alamaz” diyenler çoğunlukta…

Nedenini şöyle açıklıyorlar:

AKP, İstanbul’dan vazgeçemez.

Ankara’yı da yağmalamışlar ama İstanbul başkadır…

İstanbul’da korkunç rant var…

***

Bu defa ne bahane ileri sürecekler bilemem!

Hangi gerekçe ile seçimleri iptal edecekler?

Bu konularda fikir yürütmek çok zor.

Bu defa Şeytanın aklına gelmeyecek olaylar yaşayabiliriz.

Aklıma bir şey gelmiyor doğrusu.

Benim gibi düşünenlerin de gelmiyor belli ki.

“Kesin bir şeyler yapılmıştır” gibi bir şeyler yapılacak gibime geliyor!..

***

En köklü çözümü biliyorum.

Söylesem ciddiye alınır mı bilmem.

Söylüyorum işte:

İstanbul için ülkeyi savaşa sokmaya değmez.

Olağanüstü hal ilanı da gerekmez.

Bu iş Reis’in iki satırlık yazısı ile çözülür:

Çıkartsın bir Kanun Hükmünde Kararname; bağlasın İstanbul Büyükşehir Belediyesini kendisine.

Olsun bitsin.

Hiç değilse hukuka olan güven zedelenmez…

***

Bu çözüm karşısında muhalefet ne yapabilir?

Bir ihtimal, o kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvururlar.

Yürütmenin durdurulması isteminde de bulunur mutlaka.

Sonunda; Kararnamenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilir…

Ardından:

“Çete” sözcüğü ile süslenmiş bir iki sert cümle.

Hepsi o kadar.

Belki, Ankara’dan İstanbul’a bir defa daha yürünür.

Yolların yürümekle aşınmayacağı bir kez daha görülür..

Ortalık durulur…

***

AKP’nin başvuru dilekçesinde neleri ileri sürdüğünü gerekçeli karardan öğrendim:

Seçimim neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle, seçimlerin iptali ile yenilenmesini” istemişler meğer.

Yüksek Seçim Kurulu 250 sayfalık kararında bir satır bu konuya ayırmamış.

Hangi olaylar seçimin sonucuna etki etmiş, tespit edilememiş!

Yüksek Seçim Kurulu’nun derdi:

“Kanun ve usule aykırı tüm işlemlerin seçimin sonucunu doğrudan şüphe altında bırakacak nitelikte etki yaptığından ve seçimlerin dürüstlüğüne gölge düşürdüğünden, kamuoyu vicdanının seçimlere yönelik güven duygusunun devamı için …seçimlerin iptalinin gerekli olduğu…” imiş…

YSK bir yargı organı değil.

Ama kararları kesindir.

Üyeleri yüksek yargıçlardan oluşuyor ama kanıtlara göre değil, “şüphe” üzerine karar verebiliyorlar.

Yukarıdaki cümleyi gerekçeli karardan aldım.

İnanmayan aşağıdaki (1) nolu bağlantıyı açıp baksın…

Gördüğünüz gibi Kurulun korumak istediği değer:

Güven duygusunun devamı” imiş!

Peki, seçimi iptal ederek, seçimlere yönelik güven duygusu pekiştirildi mi?

Bu soruyu herkes kendine sorsun, yanıtını yine herkes kendine verecek!..

***

Bunlar ne ki? YSK daha ne cevherler yumurtlamış:

Gerçek durumu tespit edilemeyen 300 binden fazla şüpheli oy kullanıldığı”nı anlamışlar.

Hem gerçek durumu tespit edememişler, hem de bu oyların şüpheli olduğunu anlamışlar, iyi mi?

Ne akıllı adamlar ama!

Peki, diğer şüpheli olmayan oyların gerçek durumunu, yani şüpheli olmadıklarını nasıl anlamışlar acaba?

Bu konuda akla yatkın ve seçmenin anlayabileceği basitlikte bir şeyler söylemek gerekmez miydi?

Eskilerimizin:

“Zırva tevil götürmez” derlerdi… (2)

Bu yüzden olsa gerek, ayrıntıya girilmemiştir…

***

YSK kararının Değerlendirme Bölümü’nde:

“13 Mart 2018 tarihindeki kanun değişikliğinden sonra Türkiye’de iki seçim yapılmıştır. Bunlardan ilki 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimidir. Bu seçim sonucunda sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı olarak belirlendiği yolunda bir itiraz intikal etmediğinden, Kurulumuzca bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır” denilmiştir.

Bu cümleleri okuyanlar da sanır ki, bu yönde bir itiraz gelseydi gereği yapılacaktı.

Halbuki AKP’nin başvurusundan sonra, CHP de aynı (sandık kurullarının yasaya aykırı olarak oluşturulduğu) gerekçesiyle İstanbul’daki; ilçe belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri ve muhtar seçimlerinin de iptali için başvuruda bulunmuştu.

Bu başvuru reddedilmiştir.

Bu karar ortada dururken, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline gerekçe yazmak kolay değildir tabii…

***

İşin bir diğer ilginç yanı aynı seçim kurullarının 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Seçiminde görev yapmış olmasıdır.

Bu karara göre, o seçimlerin de iptali gerekir.

Bunun için kimsenin başvuruda bulunmasına gerek yok.

YSK, görevi gereği re’sen bu incelemeyi yapabilir…

YSK’nın dayandığı “…kanuna aykırı olarak belirlenen sandık kurulu başkanlarının yaptıkları iş ve işlemlere itibar edilemeyeceği, bu durum sonuca etkili kabul edilmiştir” gerekçesine göre, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri kesinlikle geçersizdir…

Demek istiyorum ki; Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri de yenilenmek zorundadır!..

Karar öyledir…

***

Beşi siyasi parti temsilcisi 7 üyeden oluşan sandık kurullarında; başkanın kamu görevlisi olmamasının seçimin sonucunu nasıl etkilediği açıklanamamıştır.

Siyasi iktidar tarafından oluşturulan ilçe seçim kurulları ile iktidarın atadığı kaymakamların hazırladığı ve seçimlerin iptaline neden olabilecek sandık kurulu başkanlarının bir kısmının kamu görevlisi olmaması şeklindeki usulsüzlük nedeniyle, hakkında işlem yapılan kaymakam ve hâkim var mıdır?

Bekleyelim bakalım olacak mıdır?

Bu durumda şunu söylemek mümkündür:

Siyasi iktidar kendi hukuka aykırı işleminin sonucundan yararlanıyor, muhalefet ise bu durumun meşrulaşması için konu mankenliği yapıyor…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://www.ntv.com.tr/galeri/2019-yerel-secim/ysknin-gerekceli-kararinin-tam-metni,eooQgzCg7Eyf3LqQxwgrOA/vtvdIFEAhkiv_NySWXzgYw

 

  1. https://www.atasozlerianlamlari.com/Harf/Z-27/Atasozu/zirva-tevil-goturmez/

 

SELAMETLE!..

görev emri_1

16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan denize açıldılar.

Bandırma Vapuru ile Samsun’a doğru 3 gün sürdü yolculukları.

Karadeniz’in dalgaları; 24 er ve erbaş ile 22 subaydan oluşan karargâhı, bebek gibi korudu, geceleri hırçın dalgaların kollarında sallandılar.

19 Mayıs’ta Samsun’dan başladıkları büyük yürüyüş; 3 yıl, 3 ay, 23 gün sonra İzmir’de noktalandı.

Başımızda Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa vardı.

Yemin ederim ben de aralarındaydım!

Onlar göçüp gitti bu dünyadan ben kaldım…

***

Aylardır konuştuğumuz “beka sorunu” biz Türkler için 1919’da gerçekten vardı.

Beka” sözcüğünün, 1 ve 9 rakamları olmadan yapılan tarifi, yeterli olamaz artık.

Umumi manzara” tam da Paşanın anlattığı gibi korkunçtur yine:

O günlerde; yoksulluk, hastalık ve hayal kırıklığı kartopu gibi büyüyerek üzerimize geliyordu.

16 Mayıs günü, galip devletlerin savaş gemileri İstanbul Boğazı’nda gövde gösterisi yaparken, Paşa kurtuluş için bir yol arıyordu.

Anadolu’ya geçmek için durmadan kafa yoruyordu.

İngilizlerin öncülüğünde hareket eden İşgal Kuvvetlerinin, Sevr Anlaşması ile yetinmeyeceğini çok iyi biliyordu.

Kimi zaman “Mülk”, bazen de “Devlet” olarak tarif edilen Saltanatı kurtarmak için, Padişaha öneri üzerine öneri geliyordu…

O da çaresizdi kuşkusuz!..

***

O günlerde, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Pontus Çeteleri azdırılmıştı.

Arkalarında kimler vardı biliyorduk.

Türk köylerine saldırıyor, sivil halkı katlediyorlardı.

Topal Osman gibi az sayıda yerel direnişçi, bu çetelerle baş etmeye çalışıyordu.

İstanbul’a demir atan İşgal Kuvvetleri Komutanlığının, bu durumu “asayişsizlik” olarak değerlendirip, işgali genişletmeyi planladığı açıktı.

Orduların terhisini bile kabul eden Osmanlı Hükümeti, elindeki az sayıda jandarma ile güya asayişi sağlayabilecekti.

Aksi halde; asayişsizlik yaşanan ve Gayrimüslimlerin can güvenliği bulunmayan her yer işgal edilecekti.

Karadeniz için Samsun Limanında bir gemi dahi hazırda bekliyordu…

***

İstanbul Hükümeti, “Devlet”i kurtarmak için en parlak subayını göreve çağırdı.

Mustafa Kemal Paşa’dan, Müslüman yerel direnişçileri etkisiz hale getirmesi istendi.

Paşa, bu işe pek sevindi!

Aklından geçenleri hayata geçirebilirdi artık.

“Emriniz başım üstünedir” dedi.

Görev emrinin yazılmasına bizzat katıldı:

Harbiye Nazırı Abuk Ahmet Paşa ve Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım Paşa ile birlikte hazırladıkları fermanda yazılı yetkileri, olabildiğince geniş tutmaya çalıştılar.

Harbiye Nazırı, taslağı imzalamaya çekindi:

“Padişah bunu benim hazırladığımı öğrenirse kellemi uçurur” dedi.

Mührü masanın üzerine bırakıp, dışarı çıktı.

“Siz mührü basarsınız” diye de yol gösterdi…

Paşalar, mührün üstündeki imza yerine “selametle” yazdılar…

***

Bu nedenle, o fermanda Ahmet Paşa’nın imzası yoktur.

Padişahın onaylaması ile “irade-i seniyye” ortaya çıktı.

Mustafa Kemal Paşa artık 9. Ordu Müfettişidir.

Görevi:

Türk çetecileri” etkisiz hale getirmektir!..

Moda deyişle söylüyorum:

“Burası çok önemlidir”!..

9. Ordu Müfettişliğine verilen görevler arasında: Anadolu’daki dağıtılmamış orduları dağıtmak, silahları toplamak ve direniş şuralarını kapatmak da vardı…

***

İşgal Kuvvetleri Komutanlığı Mustafa Kemal’den şüphelendi.

Ama biraz geç kalmışlardı.

O, arkadaşları ile birlikte Karadeniz’e çoktan açılmıştı.

Karargahı denizde batırmayı düşündüler.

Paşa haberi aldı, Bandırma Vapurunun kaptanına sahile yakın yüzme emrini verdi.

Bir şey olmadı…

Samsun’daki komutana tevkif emri verdiler; siyah kalpaklı Kuvayı Milliyeciler anında limana yığıldılar.

Onu da başaramadılar….

***

İşin rengi belli olmuştu artık…

Paşa da kafasında yoğurduğu fikirleri bir sıraya koyup uygulamaya başladı:

Türk çetecileri etkisiz hale getirme yerine, tam aksini yaptı.

Onlara vatanı ve milleti savunma görevini verdi…

Kelleyi koltuğu aldığı buradan belli değil mi?

Askeri ve Mülki amirlerle irtibatını hiç kesmedi; sürekli fikirlerini sordu, onları aydınlattı.

Telgraf hatlarını örümcek ağı gibi kullandı.

Halkı, işgale karşı direnmeye çağırmakla kalmadı, müdafaayı hukuk cemiyetlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti çatısı altında topladı.

Türk halkı, yavaş yavaş örgütleniyordu, örgütün bir de başı vardı…

***

Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Gününe kadar en kritik görevleri, padişahımız efendimizin etkisiz hale getirilmesini buyurduğu o, eşkıya denen çetecilerle yürüttü.

Onları yüreklendirdi, aydınlattı ve örgütledi…

Türk halkını onun duruşu ayağa kaldırdı…

***

Sonrası tarih kitaplarından öğrendiğiniz gibidir:

Sevr haritası yırtılıp tarihin çöplüğüne atıldı.

Misakı Milli ile çizilen yeni Türkiye Haritası Lozan’da masaya sürüldü.

Kibirli diplomatların “restleri” görüldü.

Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti adlı yeni devleti, bütün dünya tanımak zorunda kaldı.

Yemin ederim; o günün koşullarında, bu kadarı olabileceklerin en fazlasıydı…

***

Aradan tam olarak bir asır geçti.

ABD öncülüğündeki emperyalistler; yine gözlerini Anadolu’ya ve Mavi Vatanımız üzerine diktiler.

On yıllar içerisinde devşirdikleri hain işbirlikçileri, PKK adı altında toplayıp, “kara gücü” yaptılar.

Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza çarpıştığımız Kürtlerin torunlarını aldatıp, üzerimize saldılar.

Yüce dinimizi, emperyalizmin eline silah olarak veren ve Türk halkının dini duygularını alabildiğine sömüren Fetullah Gülen gibi din adamları yetiştirdiler.

Sonra bu kuvvetleriyle, Ordumuza ve yurtsever aydınlarımıza kumpaslar kurup, darbe yapmaya kalktılar.

Özetle:

100 yıl önceki düşmanlarımız yine sahne aldılar…

***

Doğu’da “Ermeni Devleti”, Güney Doğu’da “Bağımsız Kürdistan”ı kurmaktan hiç vazgeçmediler.

Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgemizde hidro-karbon kaynaklarını arayan koalisyon, 100 yıl önce “kapitülasyon” imtiyazı olan asalaklardan farklı değildir.

Ege’de adalarımızı işgal ettirenler, GKRY’yi AB’ye kabul edip düşman cephesini genişletenler, Lozan’daki taleplerimizi ceplerine atanların torunlarıdır.

İşin kötü yanı, düşmanla işbirliği içerisinde olanlar 1919’dan daha fazladır…

***

Bugünkü “beka sorunumuz” 100 yıl öncekinden daha risklidir.

O gün başımızda Mustafa Kemal Paşa vardı.

Bugün “Allah’a emanet” bir hükumet.

17 yıldır varlık gösteremeyen Ana muhalefet ise kitlelere güven vermiyor.

Yavru muhalefet, iktidar partisine monte olmuş; ne yaptığını kendi bile bilmiyor…

***

Neyse ki, yeterli tecrübemiz ve bir de rehberimiz var.

Tek sermayemiz de bu değil mi?

Daha önce gittiğimiz yoldan yürüyerek, evvel Allah ikinci kurtuluşumuzu da gerçekleştireceğiz.

Araçlarımız sık sık arızalansa da aldırış etmeyeceğiz.

Yürüyerek başlıyoruz:

Dağ başını duman almış/Gümüş dere durmaz akar/Güneş ufuktan şimdi doğar/Yürüyelim arkadaşlar/Sesimizi yer gök su dinlesin/Sert adımlarla her yer inlesin, inlesin”…

Cemil Can

Biz kazanacağız…