SANDIK HAKİMİYETİ!..

darbe_talimatı

Milletin Adamı, 9 Haziran günü AKP Mahalle Başkanları toplantısında uyardı:

Sandıklarda görev alacakların ve özellikle de yedek üyelerin erkenden sandık başlarına gelmelerini, diğer partilerden gelmeyenler olursa, onların yerine mecburen kendilerine görev verileceğini, bu şekilde sandıklarda hâkimiyetin sağlanacağını anlattı…

Sandık kurullarında hâkimiyeti biz elde etmiş oluruz. Eğer bunu sağlama alırsak, İstanbul’da başlamadan işi bitirmiş oluruz” dedi… (1)

Reis, işini şansa bırakmaz!

“Başlamadan işi bitirme” geçmiş seçimler için de geçerli, itiraf hükmünde güçlü bir ifadedir.

‘Prompter’e her kim yerleştirmişse tebrik ederim…

Başlamadan iş bitince, atı alan haliyle Üsküdar’ı geçiyor!

Atı çalan Üsküdar’ı geçince, muhalefete de Adalet Yürüyüşü yapmak kalıyor.

Bu defa yürüyüş kolu Tunceli’ye, Seyit rıza’ya doğru döndürülecek…

***

Biliyorsunuz ki, Anayasa Referandumu’nda “Hayır Bloku”nu Türkiye’nin her yerinden YSK’ya doğru yürüyüp, tam hukuksuzluk hali yaşanan seçimlerin yenilenmesi için demokratik bir eylem yapmayı ana muhalefet partisi göze alamadı.

Zira dışarıda karşı tarafın “silahlı ve sopalı” adamları vardı.

Bizim tarafın öncüleri, bu seçimlerde karşı tarafın dışarıdaki silahlı ve sopalı adamlarını nasıl aşacaklarını henüz açıklamış değiller.

Seçimlere bir haftadan az kaldı…

Son gün; sokakta hâkimiyeti sağlayanlar, sandıkta da hâkimiyeti sağlarsa, yine işi bitirmiş olacaklar.

Geriye kalıyor, sandığa atılan oyların bitirilmiş işe göre sayımı.

O iş kolaydır…

***

Önceki Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ açıkladı:

Kozmik Oda’ya girildikten sonra devletimizin yurtdışındaki yabancı istihbarat servisleri ile terör örgütlerine yerleştirdiği 813 yurtsever görevlimizin tamamına yakını şehit edildi” dedi…

Yabancı istihbarat servislerinde; Türkiye adına çalışan en nitelikli bu görevlilerimizin; iyi eğitimli, donanımlı ve yabancı servisler içerisinde, onların görevlilerine rağmen fark edemeyecek kadar iyi dil bilen ve kendi alanında süper yetenekli insanlar olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım!

Üstelik her biri, gözünü kırpmadan bu vatan için canını seve seve feda edebilirdi…

O kadar da yurtseverdiler.

Bu isimsiz kahramanları, Amerikalılar FETÖ’nün ihaneti ile birer birer avlayıp ortadan kaldırdılar…

***

Kozmik Oda’ya girilsin emri verilmeden önce; güya Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast yapılacağı ihbarı alınmış ve bu konudaki kanıtlar Kozmik Oda’da saklanıyormuş!..

Bu yalan ile bir virüs gibi girilen Türkiye’nin beyninden, Devlet Sırrı olan pek çok bilgi çalınmıştır.

FETÖ’cü hainler bir süre sonra ele geçirdikleri Emniyet İstihbarat Dairesi’ndeki istihbarat arşivini de kopyalayıp yurtdışına götürmüşlerdir.

Bu iki operasyonla ele geçirdikleri bilgileri; nerede, ne zaman, nasıl ve kimlere karşı kullanacaklarını ancak yaşayarak öğreneceğiz…

CIA’nın bu başarılı operasyonunun asıl sorumlusu hiç kuşku yok ki siyasi iktidardır…

***

O günlerde acaba muhalefet ne yapmıştı?

Devletin gizli sırlarının saklandığı odaya girilmesine karşı çıkmak şöyle dursun, sessiz kalınarak gizliden gizliye bu operasyona destek bile vermişlerdir.

Y-CHP, Ordu ve asker düşmanlığından hiç vazgeçmiyor…

***

FETÖ ve AKP sayesinde çok önemli bir engeli kolaylıkla aşan CIA, daha sonra yine TSK içerisinde yuvalanan FETÖ’yü kullanarak 15 Temmuz Darbe Girişimini başlatmıştır.

Bu yüzden 15 Temmuz Darbe Girişimine katılan FETÖ mensuplarının tamamını CIA elemanları olarak değerlendirmekte bir yanlışlık yoktur.

ABD’nin TSK’yı etkisiz hale getirerek Türkiye’yi işgal etme planını, kahraman Türk askerleri bozmuştur.

Muhalefetin balkonlardan seyrettiği 15 Temmuz şanlı direnişi, ABD emperyalizmine karşı duruşun bir diğer adıdır…

***

Şu işe bakın ki:

Ana muhalefet partisi Y-CHP, bu darbe girişimini “tiyatro” olarak nitelendirmiştir.

Tiyatro, planlı olarak sahneye konulan bir oyundur!

Yani:

Y-CHP’ye göre; AKP, TSK içerisindeki bazı adamlarına bu darbe oyununda rol vermiş ve sahte bir darbe girişimi sahneye koyup oynatmıştır.

İkinci perdede, Erdoğan görevlendirdiği diğer oyunculara darbe bastırılmıştır!

Darbeye teşebbüs oyununda görev alıp sağ kalanlar, sırf bu oyunun başarısı için müebbet hapis cezaları almayı göze almışlardır!

Erdoğan’ın daha sonra yapacağı (Anayasa değişikliği vs gibi) icraatlar için seve seve kendilerini feda etmişlerdir!

Erdoğan düşmanlığı ile uyutulan –aralarında benim de bulunduğum- CHP tabanının hatırı sayılır bir bölümü, ne yazık ki bu yalana inanmıştır!

Kısa bir süre sonra “tiyatro” ifadesi yetersiz kaldığı için “kontrollü darbe” ile değiştirilmiştir…

Bir buçuk yıldan fazla bir süre, “kontrollü darbe” yalanı ile darbe girişiminin sorumluları gizlenmeye çalışılmıştır…

Bu şekilde darbe girişiminin arkasından CIA çekilip çıkartılmış, dolayısıyla ABD aklanmak istenmiştir…

***

Y-CHP bunu neden yapmıştır?

Kılıçdaroğlu ve ekibi, iki yıla yakın bir süre her fırsatta:

FETÖ’nün kamuoyunu aldatmakla görevli elemanlarının tutuklanmasını, basın özgürlüğü ihlallerinin; finans kurumlarına yapılan operasyonları Türkiye’de can ve mal güvenliği bulunmadığının kanıtları olarak göstermeye devam etmiştir.

FETÖ ile eş zamanlı eylemler yapan ABD’nin kara gücü PKK’ya karşı başlatılan operasyonlar sırasında; “askerlerin sivilleri öldürdüğü” ve güvenlik kuvvetlerinin “orantılı güç kullanmadığı” yalanları rapor haline getirilerek, Türkiye’nin itibarı beş paralık edilmiştir.

Denebilir ki, Dersimli Kemal ve ekibi, Y-CHP yönetimine getirilmenin diyeti düşman saflarında yer almakla ödenmeye çalışılmışlardır…

***

FETÖ davalarında sona yaklaşılması ve bazı şüphelilerin aktif pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemeleri üzerine yaptıkları itiraflar, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni ve sorumlularının artık gizlenemez olduğu gerçeğini önümüze getirmiştir.

Y-CHP yönetimi bunun üzerine 15 Temmuz Darbe Girişimini kabullenmek zorunda kalmış, buna karşılık 20 Temmuz Sivil Darbesini ortaya atmıştır…

O günden bu yana Dersimli Kemal ve arkadaşları tarafından aldatılan CHP tabanı, ne yapacağını şaşırmış durumdadır.

Aptal muamelesine tabi tutulmanın şaşkınlığı içerisinde olan geniş bir kesim; yönetimin basiretsiz, yetersiz ve yeteneksiz olduğu için olaylara doğru teşhis koyamadığını bir türlü kabullenememiştir…

İki arada bir derede kalan CHP tabanı, Erdoğan düşmanlığı ile bu seçimlere kadar idare edilebilirse de böylesine ilkesiz muhalefet anlayışının temelde AKP’ye yaradığını er geç anlayacaktır…

İlginçtir:

Y-CHP yönetimi, ekonominin dibe vurmasını, 16 yıldır ısrarla sürdürülen hatalı ekonomik politikaların önüne sürekli OHAL’i koyarak açıklamaya çalışmaktadır.

Ekonomik gerçekliği son derece zayıf olan bu teşhisin, FETÖ ve PKK tutuklularına rahat bir nefes aldırabilmek amacıyla uygulamaya konulduğu son derece açıktır….

***

Geçen hafta içerisinde “kontrollü darbe” yalanına kanıt olmak üzere, Almanya’da bir belge hazırlanarak Sosyal Medya’da paylaşılmıştır.

Türk halkını geri zekâlı yerine koyan bu paylaşım; ne yazık ki, pek çok kişi tarafından doğru kabul edilip paylaşılmıştır.

Sonuçta; yine 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasından ABD çekip alınmıştır; CIA aklanmaya çalışılmıştır…

Hiç kuşku yok ki, bu çalışma ile aynı zamanda FETÖ’cülere mağduriyet edebiyatı yapmaları için gerekli ortamı hazırlanmak istenmiştir.

Bu düzmece belge; “Kontrollü Darbe” yalanına inanan kurbanların, kullanılmış olmak duygusunu hafifletmek için can simidi işlevi de görmektedir.

Sırf aldatılmışlık duygusunu tatmin etmek için 15 Temmuz Darbe Girişiminin arkasından CIA’yı çıkartmakta mahsur görmeyen bu kesimin, ciddi akıl tutulması içerisinde olduğu tartışmasızdır…

***

Kamuoyu yoklamalarından anlaşıldığına göre; 24 Haziran Seçimlerinde Fizik Öğretmeni Muharrem İnce’nin alacağı oylar, Y-CHP’nin alacağı oylardan fazla olacaktır!

Böyle bir sonucun gerçekleşmesi halinde, CHP tabanının uyanması az da olsa olasılık içerisindedir.

CHP tabanını sürekli aldatan ve ABD politikalarının kuyruğuna takan Dersimli Kemal ve işgalci ekibinin, CHP yönetiminden uzaklaştırılması; Türkiye’nin yeniden bağımsızlığını kazanması için verilmekte olan savaşımın bir dönüm noktası olacaktır…

Cemil Can

DİPNOT: (1) https://youtu.be/SQ2z9sZG-v0

AÇ KARIN İLE UYUNMUYOR Kİ!..

mavi şerit

Milletin Adamı Sakarya Mitinginde “Türkiye ekonomisi tüm başlıklarda gelişmiş ülkelerden bile çok ileri seviyede” olduğunu ilan ettikten sonra, apolet tartışmasına döndü.

İnce’ye hitaben:

O paşanın paşası benim, ben Başkomutanım anayasaya göre” diyerek, bir komutanın başkomutanı alkışlamasının normal olduğunu anlatmaya çalıştı.

Ordu ve Yargının siyasete bulaştırılmasını eleştirmek yurttaşlık ödevidir; ne var ki, eleştirinin dozunu kaçırmamak gerekir.

Muharrem İnce’nin tepkisini “apolet sökme” şeklinde dile getirmesi yanlıştı; bu yanlışı aynı kelimelerle sürdürmesi daha da büyük yanlıştır.

Nitekim, İnce’nin bu hatasını iyi değerlendiren Erdoğan, asıl tartışılması gereken konuları geri sıralara atmayı başarabilmiştir…

Milletin Adamı desteksiz atıyor; İstanbul Valiliği’nin düzenlediği iftar yemeğinde:

“Dünyada en az gelişmiş ülkelere destekte bir numaralı ülke Amerika görünür fakat gayrisafi milli hasılaya göre dünyada bunun bir numarası Türkiye. Amerika gerimizde, İngiltere falan çok daha gerimizde” diyerek yeni bir başlık açtı…

Reis, kendi hane halkı aç iken komşuya sadaka dağıtan aile reisine benziyor!..

***

“Ekonominin “ileri seviyede” gösterilmesini muhalefet neden değerlendiremiyor?

Sokaktaki vatandaş bazı ekonomik terimleri bilmeyebilir ama cebindeki paranın giderek yok olduğunu ve değerinin düştüğünü kolaylıkla görebilir.

Son bir hafta içerisinde yazılı ve görsel basından duyduğum bazı verileri paylaşarak, Reis’e elimden geldiğince destek vermek istiyorum:

İşte o rakamlar:

Son 15 yılda vatandaştan toplanan vergi: 785 milyar dolardır.

Dış borçlanma ile gelen para : 325 milyar dolardı,

Özelleştirmelerden gelen ise : 64 milyar dolar.____

Toplam :1 trilyon 174 milyar dolar.

Merkez Bankasında 25 milyar dolarlık altın rezervi var.

22 milyar 298 milyon dolar da nakit para.

Eder 47 milyar 298 milyar dolar.

Kalan 1 trilyon 27 milyar dolar ne oldu?

İktidar hesabını vermiyor, muhalefet hesap sormuyor!..

Gevezelikle vakit öldürüyorlar, neden acaba?..

***

Paraları ne yaptınız sorusu önemli; muhalefet bu mevziyi terketmemeli!

İlk akla gelen kamu harcamalarıdır.

Yani devletin devlet olarak yapmak zorunda olduğu hizmetlere yapılan harcamalar; güvenlikten, eğitime, sağlıktan bölünmüş yollara kadar aklınıza ne gelirse işte…

Bu harcamaların hangi kalemleri oluşturduğu ve hangi miktarlara karşılık geldiklerini 1999-2004 dönemi için Sayıştay Dergisi’nde yayınlanmış bir makaleden görüp, daha sonraki dönemler için bir fikir edinebiliriz. (1)

Harcama kalemlerinin tümüne yakını, dışarıdan mal ve hizmet alımlarına bağımlı olduğu görülüyor.

Yeni milyonerlerin bu mal ve hizmetleri tedarik eden yandaşlar olduğuna en ufak bir kuşkum yok…

***

Gelelim bir başka başarılı başlığa:

Son bir yılda TL, dolar karşısında yüzde 30 değer kaybetti.

Reis, sermayeyi yurt dışına çıkarmamaları ve dolarlarını bozdurup TL’ye çevirmeleri için yeni milyonerlere uzun zamandır baskı yapıyor.

Milyonerler tınmıyor!

Yeni Dünya Zenginlik Raporu’na göre, servetleri 1 milyon dolar ve üzerinde olan 12 bin yeni milyoner Türkiye’yi terk etti!

Yurt dışında faaliyet gösteren bu şirketlerin “Faiz Lobisi” olarak isimlendirilen uluslararası finans kuruluşları aracılığı ile devlete borç verdiklerine de kimsenin şüphesi olmasın…

Son 45 gün içerisinde yaşanan gelişmeler, yerli ve yabancı sermayeyi bayağı tedirgin etmiş.

Türkiye’yi soyup soğana çevirmek için daha fazla güvence istiyorlar.

Reis daha ne yapsın…

***

Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faizleri yükseltmesi ile dolar Türkiye’den kaçmaya başladı.

Para kaçışını önlemek, döviz kurlarını dizginlemek ve bunlara bağlı olarak artan enflasyonun önüne geçebilmek için faizleri 5 puan yukarıya çektiler.

Merkez Bankası haftalık repo faizlerini yüzde 1.25 puan yükseltti. Faizler 43 günde yüzde 40 artarak toplam yüzde 17.75’e çıktı.

Hani faiz almakta vermek de haramdı?!

Aralarında bizim yeni milyonerlerin de olduğu kapitalistler, paralarını Türkiye’ye getirdiklerinde daha fazla faiz alacaklar!

Yani havadan para kazanmaya devam!

Bu şekilde Türkiye’yi sömürenlerin arasında yeni milyonerlerimiz de var…

Bu da ayrı bir başlık…

***

Faiz tuzağından ne zaman kurtulacağız?

Reis, Faiz Lobisi’ne teslim mi oldu?

Bu soruların yanıtını, ne iktidar ne de muhalefet partileri vermeye yanaşıyorlar!

Faizlerin artırımından sanki memnun gibiler.

Muhalefet, iktidarın ekonomik kriz sonucu düşebileceğine umudunu bağlamış, ama alternatif çözümü yok!..

Seçimin sonucu nasıl olursa olsun, bedeli ödeyecek olan Türk halkıdır…

Demir leblebiyi yutmaya hazır mıyız?..

***

Hükümetin uyguladığı tarım politikaları da oldukça ilginç.

Toplam tarım alanlarımız 26 milyon hektardan, (2) 23 milyon hektara; ekilen tarım alanlarımız ise 18 milyon hektardan 15 milyon hektara geriledi.

Maddi imkansızlık nedeniyle ekilemeyen arazimiz ise 4 milyon hektar.

Buna karşılık; hükümetimiz Sudan’da 99 seneliğine 7 milyon 805 bin dönüm arazi kiraladı!

Son 5 senede İsrail’den ithal ettiğimiz tohum ise 568 bin tonu geçti…

Tohum da tohum olsa bari…

Tarımda başarılıyız!..

***

En önemli ekonomik başlık ise enflasyon.

Mayıs ayı resmi enflasyon verileri açıklandı:

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 12, Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) yüzde 20’yi geçti.

TÜFE ve ÜFE nedir, nasıl hesaplanır,(3) sokaktaki vatandaş da öğrendi.

Enflasyon sepetindeki malları değiştirerek enflasyonu düşük gösterme hilesine alıştı necip Millettimiz…

5 ayda 45 bin 404 esnafımız kepenk indirdi…

***

Afrasiabank raporuna göre; servetlerin en çok değer kaybettiği ülkeler sıralamasında, yüzde 6 ile 4. sırada geliyoruz.

Servetlerin en çok değer kazandığı ülkelerin başında ise yüzde 25 ile Hindistan var.

Hindistan’ı Malta, Çin, Mauritius, Polonya, Srilanka, Vietnam ve Yeni Zellanda izliyor.

Servetini nerede değerlendireceğine karar veremeyenlere duyurulur…

Örneğin, ben Mauritius’a gidiyorum!..

***

Turizmde rakibimiz İspanya, Yunanistan ve İtalya idi.

Onlar lig atladılar, artık içki yasağını kaldıran Duba ile yarışıyoruz…

Turizm başlığında da iyiyiz yani…

***

Milletin Adamı, iktidara gelmeden önce 2002’de 130 milyar dolar olan toplam dış borcumuzu 2017 sonu itibariyle 453 milyar dolara yükseltmiş.

Bu kadar parayı ne yaptılar anlamak mümkün değil!

Merkez Bankası verilerine göre, 2018’de vadesi gelen dış borçlarımız 181.8 milyar dolar.

32.8 milyar doları kamuya, 148.4 milyar doları özel sektöre aitmiş.

Biraz ferahlayalım mı?

Cari açık (4) ise 55 milyar dolar.

Bu yıl toplam 236.8 milyar dolar dış borç ödememiz gerekiyor…

Borç yiğidin kamçısıdır…

***

İktidar ateşten gömlek gibi; yeni gelecek olan hükümetin ilk işi bu kadar parayı bulmak olacak.

Doğrusunu biz söyleyelim bari:

Hükümetlerin vatandaştan başka müracaat edeceği makam yok…

Pamuk eller cebe girecek yine, kefen paraları da isteniyor şimdi!

Yeniden borçlanarak borçlarıu kapatmak çözüm değil, vade uzuyor ama borç da artıyor.

Üretim ekonomisini hayata geçirmekten başka yol yok galiba…

***

İktidara talip olanlar “apolet sökme” ve “kıraathane açma” derdinde!

Ramazan eğlenceleri ile halkı oyalıyorlar.

Uyutma politikalarına alıştık da nereye kadar?

Aç karnına uyunmuyor ki!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423911702.pdf

(2) 1 hektar; 10 dönüm yani 10.000 m2’dir.

(3) https://www.makaleler.com/ufe-tufe-nedir-nasil-hesaplanir

(4) Cari açık: Bir ülkenin ithal ettiği mal ve hizmetlerin, ihraç ettiği mal ve hizmetlere ödediği miktarı aşmasıdır.

“AF” MI OLDUK “OFFF!” MU?

camide_iftarr

Camide iftar açılmasına itiraz edeceksin!

Dinin ve dince kutsal sayılan değerlerin kirli siyasete bulaştırılmasına karşı koyacaksın!

Kamu malına el uzatılmasına onay vermeyeceksin!

Zulme karşı, mazlumun yanında duracak onunla birlikte direneceksin!

Hazinenin talan edilmesine sessiz kalamazsın!

Vurgundan pay alamazsın!

Halktan toplanan vergilerin, yine halka hizmet olarak dönmesine gözcülük yapacaksın, sen bu ülkede misafir değilsin!

Halka ait varlıkların “Sosyal yardımlar” adı altında yandaşlara rüşvet olarak dağıtılmasını içine sindiremezsin!

Halkı yönetmeye talip olanları özel hayatlarına kadar izleyeceksin; en küçük hatalarını bile görmezden gelemezsin!

Yap-işlet-devret” modeli denen, kitabına uydurulmuş yöntemlerle yandaşların devlet kesesinden zengin edilmesini; haybeden kurdukları işlerin olası zararlarını “Devlet garantisi” ile kapatılıp, gelecek nesillerinin bile lüks yaşam sürdürmelerini şans-kader anlayışı ile izah edemezsin!..

***

Bütün bu rezillikler yaşanırken, üç maymunu oynadın!

Yetmezmiş gibi beş para etmez “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” sözüne değer verip, Milletin arazisi üzerine bir gecekondu inşa ettin!

Ve henüz bir bedel de ödemedin!..

Olmaz kiiii!..

***

Yukarıdaki suçların tümünün ortağısın!

Hırsızları ihbar etmedin ne etmedin, bir de onlara gözcülük yaptın!

Küçük bir “sus payı” karşılığında, o ahlaksız heriflerin “namuslu” olduklarına tanıklık yaptın!

Halkın Allah ile aldatılmasında kanıt olarak kullanıldın!

Sen de bütün bunların bedelini bu dünyada ödemelisin!..

***

Sen Eyyyy!..

Beytül malı bile kendine mal edinmiş yurttaş!

Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye hiç düşünmedin mi?

Hatırı sayılır ekonomistlere göre; çarkı döndürebilmek için; İngiltere merkezli fonlardan, çok acil olarak 100 milyar dolar bulmak gerekiyormuş!

Tulumbanın suyu bitmiş, duydun mu?

Son 16 yılda ödediğimiz faiz 151 milyar doları geçmiş!

Meğer habire “faiz lobisi”ne çalışıyormuşuz!

79 senede gelmiş geçmiş bütün hükümetler 713 milyar dolar harcamışken, AKP’nin 16 yılda 2 trilyon 94 milyar doları nereye harcadığını sormaz mı insan?..

***

Övünmek gibi olmasın da; dünyanın en yüksek faizini vererek borçlanıyoruz!

Dış borcumuz 500 milyara dayanmış!

Olsun borç yiğidin kamçısıdır!

Bu yıl içinde ödememiz gereken borç miktarı 200 milyar dolarmış!

Satacak-savacak bir tek şeyimiz de kalmamış!

Tarım ve hayvancılık ülkesinde; eti, samanı, tohumu, buğdayı bile ithal eder duruma geldik!..

Bunlar sana bir şey ifade etmiyor mu?

***

Hükümet, mevcut gelirleri ile ülkeyi yönetemiyor artık!

İlave gelirlere ihtiyaç var!

Hem de çok acil…

Üretim olmayınca, mecburen pamuk eller cebe girecek demektir!

Milletin adamı”, seçimlerden önce harekete geçecek kadar “enayi” mi?

Ne diyorsun hemşerim!

Vergi gelirleri ile SGK primlerinin gecikme cezalarını af etme lüksümüz olabilir mi?

Belediye ve Hazine arazilerini yağmalayanlara “Yapı Kayıt Belgesi” vererek, yasalara saygılı olan vatandaşları “aptal” durumuna düşürmek adalete sığar mı?..

***

Kamuoyunun “İmar Affı” olarak yuttuğu yasayı aynen aşağıya aldım. (1)

Bir göz at istersen.

Altını çizdiğim yerleri ise birkaç kez okumanızı öneririm!

Yasa metni, içerisine düşürüldüğümüz acıklı durumun resmi itirafı gibi oldu, değil mi?

Af” mıdır yoksa bir cezalandırma mı, ne dersin?

Okuyunca hiç değilse bunu anlayacağınızı umarım.

7143 Sayılı Yasanın 16. maddesi; (2) kendi arazisi ile belediye ve Hazine arazileri üzerine ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı inşa edenleri muhatap alıyor.

İmar mevzuatına göre; kaçak yapılara “oturma izni” verilmez, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki araziler üzerine yapılanlar yıkılır…

Bunu hepimiz biliriz…

Yeni düzenleme ile bu durumdaki yapılar yıkılmayacak artık!

Af” diye yutturulmak istenen lokma bu kadardır işte!

31.10.2018 tarihine kadar başvurulması ve 31.12.2018 tarihine kadar da “kayıt bedeli”nin ödenmesi halinde; kaçak binalara geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanması olanaklı hale gelecek.

Kayıt bedeli” can acıtacak kadar değil tabii!?

Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen “emlak vergi değeri” ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen “yaklaşık maliyet bedelinin” toplamı üzerinden yüzde üç kadardır yani.

Yüzde hesaplarını biliyorsun tabii…

Yapı ruhsatı alıp da kullanma izni almayanların “kat mülkiyeti” tesis edebilmesi için ödemesi gereken miktar ise yüzde altıdır.

Buna karşılık; Kayıt Belgesi almış yapıların daha önce alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal (af) edilecekmiş!

O kadar…

Yapı Kayıt Belgesinin geçerlilik süresi; yapının “yeniden yapılmasına” veya “kentsel dönüşüm” uygulamasına kadarmış!

Ne “af”tı ama değil mi?..

***

Hazine ve belediye arazileri üzerine kaçak bina yapanlar; ayrıca işgal ettikleri arazinin değerini rayiç bedel üzerinden ödeyecekler elbette!

Rayiç bedel” (3) mi nedir?

Bilmiyorum Vallahi!

Tarifini aşağıya yazdım; ne anlarsanız artık!..

***

Yasanın söylediği aşağı yukarı bu kadardır.

Bir de uygulamadan gelenler vardır:

16. maddenin 9. fıkrasında; Yeni Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların, yenilenmesi durumunda imar mevzuatı hükümleri uygulanacağı yazıyor.

Zira kaçak bir binada adamı sonsuza kadar oturtmazlar!

İmar mevzuatı hükümlerini uygulamanın ne anlama geldiğini uygulamadan görmek lazım:

Örneğin; binayı o hale getirmek için, kaç işçi çalıştırmak gerekiyorsa o kadrının SGK primlerini ödemek gerekir.

Bina, ileride kat mülkiyetine konu edileceği için projelerini çizdirmek de şarttır doğal olarak.

İmar mevzuatına uygunluk için, yaşam alanlarının olmazsa olmazları da var:

Örneğin kat yükseklikleri 2.40 cm’den düşük olanlar; tadilat projesi yapıp yüksekliği yönetmeliğe uygun hale getirmek zorunda kalacaklar.

Yıkılması gereken yerler varsa, yıkılacaklar elbette!..

Bu masrafları da maliyete eklemekg erekir…

***

İmar mevzuatına aykırı olarak yapılmış bir binayı, mevzuata uygun hale getirmek yerine, binayı yeniden inşa etmek daha ekonomiktir.

Bu sözün sahibi ben değilim, böyle bir işe girişen bir dostum söyledi, ona inanırım…

***

Ezcümle anlaşılıyor ki, Reis kaçak inşaat sektöründen hatırı sayılır bir gelir elde ederek, vaki haksızlığı gidermeyi planlamış!

Ne yalan söyleyeyim, kendisini bu konuda desteklerim!

Toplayacağı parayı ne yapacağını ben nereden bilebilirim ki…

Bu yıl köprülerin ve oto yolların üzerinden geçecek araç sayısı tutturulamamış galiba.

Bu işleri alan müteahhitler vaktiyle “devlet garantisi” mi ne verilmişti:

Her yıl şu kadar araç geçmezse aradaki farkı devlet ödesin kabilinden yani.

Reis de kabul etmişti!..

Onlara olan borcumuz öncelikle ödensin isterim.

Borçlu göçmeyelim bu dünyadan…

***

Öl de ölelim senin için Reis!

Beraber yürüdük biz bu yollarda/Beraber ıslandık yağan yağmurda/Şimdi söylediğin o şarkılarda/Bana her şey sizi hatırlatıyor…

Aynı yoldan geçmişiz biz/Aynı sudan içmişiz biz/Yazımız bir kışımız bir/Aynı dağın yeliyiz biz…

O kadar değil tabii ki, bizim bir de Rabiamız var:

Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet…

Yetmedi mi?

Öyleyse:

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız…

Tamamdır herhalde!

Mutfağımızda bunlar var…

***

Hayırlı Cumalar” efendim;

Hayırlı iftarlar…

Afiyet şeker olsun!

Aman ha bu ara tatlıyı fazla kaçırmayın!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) 7143 Sayılı Yasa

MADDE 16-3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 16- Afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebilir. Başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve diğer hususlar Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedilir.

Yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedeli başvuru sahibi tarafından genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmek üzere merkez muhasebe birimi hesabına yatırılır. 6306 sayılı Kanun kapsamında kullanılmak üzere kaydedilen gelirler karşılığı Bakanlık bütçesine ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödenek, dönüşüm projeleri özel hesabına aktarılarak kullanılır. Kayıt bedeline ilişkin oranı iki katına kadar artırmaya, yarısına kadar azaltmaya, yapının niteliğine ve bölgelere göre kademelendirmeye, ayrıca başvuru ve ödeme süresini bir yıla kadar uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir.

Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir.

Yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, Yapı Kayıt Belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilir. Bu durumda, ikinci fıkrada belirtilen bedelin iki katı ödenir.

Beşinci fıkra uyarınca kat mülkiyetine geçilmiş olması 6306 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmez.

Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların, Hazineye ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, bu taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine taşınmazlar Bakanlıkça rayiç bedel üzerinden doğrudan satılır. Bu durumda elde edilen gelirler bu maddenin ikinci fıkrasına göre genel bütçeye gelir kaydedilir. Ayrıca bu gelirler hakkında 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanmaz.

Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların belediyelere ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan satılır.

Üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hazineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapılar bu madde hükümlerinden yararlandırılmaz.

Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır.

Bu madde hükümleri, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda ve ayrıca 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş Tarihi Alanda uygulanmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir.”

(2) http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/05/20180518-3.htm

(3) Türk Dil Kurumunun Büyük Sözlüğüne göre: (ra:yiç) Bir para biriminin veya malın satış ve sürüm değeridir. Emlakçılara rayiç bedel nedir diye sorarsan: Rayiç bedel: konut alım-satımlarında belirlenmiş olan bedele denir. Diğer bir deyişle Rayiç bedel,bir mülkün bugünkü piyasa koşullarındaki satış bedelidir derler. Rayiç bedelin hesaplanmasında esas olan güncel piyasa koşullarıdır.

BİLDİRGE’YE SERPİŞTİRİLEN HAİNLİKLER!..

yavuz-alatan-sozcu-1-2

CHP’nin 240 sayfalık Seçim Bildirgesi’ni (1) okudum.

İlk bakışta gözüme çarpan ve CHP’ye asla yakışmayan cümlelerin altını çizdim. Bu cümlelerin çağrıştırdıklarını da parantez içerisinde altlarına yazdım…

Başlıyoruz:

Sayfa:19

15 Temmuz darbesinin kaos ortamını kullanan siyasi iktidar, 20 Temmuz darbesi ile birlikte temel hak ve özgürlükleri askıya almış, bir tek adam rejimi kurmuştur…”

(15 Temmuz’un “tiyatro” değil, bir darbe olduğu nihayet kabul edilmiştir.)

Sayfa: 26

“AKP’nin Kürt Sorunu’nu çözme vaatlerinin akıbeti de benzer olmuştur… AKP hükümetlerinin çıkarcı ve samimiyetsiz açılımları, seçim dönemlerinde verilip de tutmadıkları vaatlerin ötesine geçmemiştir…”

(Doğu ve Güneydoğu’daki geri kalmışlık/bırakılmışlık sorununu, PKK’nın dünyaya “Kürt Sorunu” olarak kabul ettirmek için kullanıldığı terminoloji benimsenmiştir.)

Sayfa: 38

“Seçim kanunlarını ve Siyasi Partiler Kanununu, siyasal çoğulculuğu ve katılımcılığı artıracak ve parti içi demokrasiyi güçlendirecek şekilde yeniden düzenleyeceğiz…”

(Geçen seçimlerde; önseçimle tespit edilen adayların hiçbirine bu seçimde yer verilmemesi, Muharrem İnce’nin genel başkanlığını destekleyen ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına karşı çıkan milletvekillerinin tamamına yakının tasfiye edilmesi, Y-CHP yönetiminin parti içi demokrasiden ne anladığını ve samimiyetini ortaya koymuştur.)

Sayfa:110

“Kürt Sorunu’nun bir güvenlik sorununa indirgenmesi ve olağanüstü dönemlerde yapılan yanlış uygulamalar, yurttaşlarımızın önemli bir bölümünü mağdur etmiş ve aidiyet duygularını zayıflatmıştır…”

(PKK Terör örgütünün halka yaptığı baskı sonucu; can ve mal güvenliğini tehdit etmesi, bir “güvenlik sorunu” olarak kabul edilmemekte, tıpkı PKK gibi; sosyal, ekonomik, siyasal vb. nedenlere bağlanmaktadır. Ağız PKK ağzıdır…)

“Cumhuriyet tarihimizin en önemli sorunlarının başında gelen Kürt Sorunu, temelinde bir demokrasi eksikliği meselesidir.”

(PKK terörünün, “Bağımsız Kürdistan” kurmak için değil, demokratik hak ve özgürlüklerin eksikliğinden kaynaklandığı benimsetilmek istenmektedir.)

Sayfa:111

TBMM içinden ve dışından geniş temsil platformu oluşturarak kurulacak bir Ortak Akıl Heyeti ile sorun tüm boyutları ile ele alınacak, toplumsal barışın düşünsel ve psikolojik alt yapısını oluşturacaktır…”

(AKP’nin “Çözüm Süreci” içinde denediği ve başarılı olamadığı “Akil Adamlar”ın bir benzeri ile bu defa da halkı aldatma görevini Y-CHP üzerine almaya hazır olduğunu ilan ediyor. Aynı zamanda bu işe TBMM’ni de katarak, terör örgütünü TBMM ile muhatap yaparak meşrulaştırmak istediğini de ortaya koyuyor.)

Sayfa:113

“Kürt Sorunu’nu eşit yurttaşlık ilkesi ve diyalog temelinde, salt güvenlikçi anlayışa teslim olmaksızın, cesaret ve kararlılıkla çözeceğiz…

Kamu hizmetlerinin eşit yurttaşlık temelinde tüm yurttaşlarımıza eksiksiz olarak götürülmesi için ana dili Türkçe olmayan yurttaşlarımızı da gözetecek bir anlayışı harekete geçireceğiz…

Okullarda, Kürtçe dersleriyle ilgili alt yapı sorunları çözülecek ve seçimlik dersleri çeşitlendireceğiz…”

(“Eşit yurttaşlık, Türk vatandaşlığından vazgeçilmesi ve halkın etnik topluluklara bölünmesi isteğidir. Eşit vatandaşlık bireyler arasında eşitlik, yurttaşların eşitliği demek değildir. Bu taleple istenen, etnik toplulukların anayasada kimlik olarak tanınması, etnik anadillerin, ulusal ve bölgesel resmi dil haline gelmesi, tüm devlet ve toplum hizmetlerinde çok-resmi dil olması, seçimlerde parlamento ve belediye meclislerinin etnik topluluk kotaları temelinde oluşturulmasıdır. Bu günümüzde Bosna-Hersek’te Dayton Anlaşması ile kurulmuş olan ‘Milliyetler Sistemi’ne geçilsin demektir. Elbette olmazsa olmaz şartı, Anayasa’dan Türk vatandaşlığının silinmesidir. HDP bu amaca odaklı çalışır.” Prof.Dr. Birgül Ayman Güler. (2) PKK/HDP, CHP’nin içerisine Y-CHP olarak gizlenmiştir.)

Sayfa:114

Yerel yönetimlerin özerkliklerini AB standartlarına kavuşturacağız…

TBMM tarafından 08.05.1991 tarihinde kabul edilen Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı uygulayacağız…

Anadilin öğrenimi hakkından tüm yurttaşlarımızın yararlanabilmesi için gerekli yasal ve kurumsal altyapıyı kuracağız…

Yer ve yörelerin özgün isimlerini iade edeceğiz…

(Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu Türkiye’den kopartıp “Barzanistan” ile birleştirme hedefine yönelik çalışmaların başında; yerel yönetimlerin özerkliği geliyor. Anadilde öğrenim ile Kürt Milliyetçiliği işlenerek, Türkiye Cumhuriyeti’ne aidiyet bağı zayıflatılmak istenmektedir. PKK’nın temel amaçlarından biri olan ulus devleti parçalama projesi benimsenmiş olmaktadır. Yer ve yörelerin özgün isimlerinin iade edilmesi ile Tunceli’nin adının Dersim olarak değiştirilmek istendiği açıktır. Y-CHP bu vaadi ile aslında Dersim İsyanı’na karışanlara “itibarlarının” iadesini istemektedir. Gençleri “Hepimiz Seyit Rıza’yız” şeklinde bağırtma politikasının bir devamıdır.)

Sayfa:115

Dersim olayları ile ilgili tüm devlet arşivlerini bir araya toplayarak araştırmacılara açılmasını sağlayacağız…”

(Dersim İsyanı ile ilgili gizli saklı bir şey kalmamıştır. AKP Genel Başkanı Erdoğan, Atatürk ve İnönü’yü suçlamak için arşivlerde ne varsa hepsini toplayıp kamuoyu ile paylaşmıştır. Y-CHP yönetimi, sanki hala açıklanmamış bir şeyler varmış gibi bir algı oluşturma ve isyancı başı hain Seyit Rıza ile arkadaşlarını aklamaya çalışmakla kalmıyor, bu arada Atatürk ve İnönü’ye de katil demeye hazırlanmaktadır…)

Sayfa:119

“Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle ve içinde yer aldığı ya da yer almak için müzakereler sürdürdüğü NATO, AGİT, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi örgüt ve kuruluşlarla ilişkileri de yeniden normalleşecektir…”

(Bu açıklama ile Türkiye’nin CHP üzerinden Batı’nın hizmetine verilmeye hazır olduğu ilan edilmektedir…)

Sayfa:121

ABD ile ilişkilerimizi karşılıklılık ve güven çerçevesinde yürüteceğiz…

ABD ile stratejik ve askeri ilişkilerle sınırlı olmayan, başta ekonomik, bilimsel ve kültürel etkileşime açık yeni ortaklıklar tesis edeceğiz…”

(Y-CHP yönetimi, Türkiye’yi bölmek için en sinsi planlarını uygulamaya koyan ABD’ye, ülkemizini adeta eyalet yapmak için fırsat beklediğini ilan etmektedir…)

Sayfa:123

“KKTC’nin iç işlerine müdahale edilmesine izin vermeyeceğiz…

KKTC’nin anayasal kurumlarıyla karşılıklı saygı ve eşitlik çerçevesinde iletişim kuracağız…”

(Bu ifadelerle, olası Y-CHP iktidarında garantörlükten doğan haklarımızdan vazgeçmeye hazır olduğumuz anlatılmak istenmektedir…)

Sayfa:130

“Yurt dışında verilen askerlik yapamaz raporunun Türkiye tarafından kabul edilmesini sağlayacağız…”

(Bunun anlamı parası olanların Afrika’daki muz cumhuriyetlerinden “askerlik yapamaz raporu” alarak, askerlik hizmetinden yırtmalarının kabul edileceği, böylece kutsal vatan görevi kabul edilen askerliği gözden düşürecekleri açıktır…)

Sayfa:137

“Kamu yerel birimlerinin idari ve mali özerkliklerini sağlayacağız…”

(Başkanları HDP’li olan ve görevden alınan belediye başkanlarının, PKK’ye nasıl yardım ve yataklık yaptıklarını “Hendek Savaşları” sırasında yaşayarak gördük. Y-CHP, belediyelerin yanında diğer kamu yerel birimlerine de idari ve mali özerklik vererek, terör örgütünün finansmanını da Türk halkına yaptırmak istemektedir…)

Sayfa:138

Bazı bakanlıkların taşra kuruluşlarını görev alanlarına göre belediyelere veya il özel idarelerine devredeceğiz…”

Merkezi yönetimin yerel meclislerin kararlarına müdahalesini önleyecek yasal düzenlemeler yapacağız…”

(İdari ve mali özerklik verilmesi yeterli görülmeyen Doğu ve Güneydoğu’daki bazı kuruluşlar, doğrudan belediyelere devredilerek; dolaylı yoldan PKK’nın hizmetine verilmek; yerel meclislerin PKK gibi terör örgütlerine yardım yapması yasa çıkartılmak suretiyle denetim dışında tutulmak istenmektedir…)

Sayfa:142

“Türkiye’nin idari yapısını yerel yönetimleri daha güçlü ve özerk hale getirecek şekilde yeniden yapılandıracağız…

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceleri kaldıracağız…”

(Toprak bütünlüğümüzü doğrudan tehdit eden bu çekinceleri kaldırıldığında; BOP’un rahat uygulanması sağlanmak ve “federasyon” kurulmasının hukuki yapısı oluşturulmak istenmektedir…)

Bu bildirge ile Y-CHP’nin ne yapmak istediğini ben anladım:

7 Haziran Seçimlerinden önce AKP’nin yapmak istediği “Kürt Açılımı” utanmazca sahipleniliyor.

Açılım” politikaları yüzünden iktidarı kaybeden AKP, terörle mücadeleyi esas alarak 1 Kasım seçimlerinde yeniden tek başına iktidar olabildiği göz önünde tutulursa; iktidara gelmenin birinci koşulunun, ulus devleti ve toprak bütünlüğünü savunmak olduğu, terörle müzakere değil, mücadele etmek gerektiği bu seçimlerde kanıtlanmıştır.

AKP’nin terk ettiği politikaları aynen sürdüreceğini taahhüt eden Y-CHP’nin iktidara talip olmadığını bu tutumu göstermektedir.

Bildirge, aynı zamanda Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığını kazanmasının önüne en büyük engeli teşkil etmektedir.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, FOX TV’de katıldığı bir programda; çatı adayının Abdullah Gül olduğunu, bu konuda CHP ile mutabakata vardıklarını, fakat Meral Akşener’in ısrarı üzerine Gül’den vazgeçmek zorunda kaldıklarını açıklamıştı…

Anlaşılan Kılıçdaroğlu, rakibi olan İnce’yi Batı adına kolaylıkla kontrol edemeyeceğini düşündüğünden, onun yerine zaten Batı yanlısı olduğunu ilan eden Akşener’in Cumhurbaşkanı seçilmesini tercih etmektedir.

Batının isteği de bu yönde olsa gerekir.

Şunun surasında ne kaldı; yaşayarak göreceğiz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://secim2018.chp.org.tr/files/CHP-SecimBildirgesi-2018-icerik.pdf

(2) http://baguler.blogspot.com.tr/search?q=e%C5%9Fit+yurtta%C5%9Fl%C4%B1k

KAZANAN PKK OLACAKSA…

iç savaş çıkarmadığımıza dua edin

Durduk yerde “Başkanlık sistemi”ni gündeme getiren Bahçeli, hiç beklenmedik bir anda erken seçim de isteyerek, ülkeyi sandığa mecbur etti.

Bahçeli, PKK ve FETÖ dışındaki “kader kurbanları” için af (1) istedi.

Gerekçesi akla yatkın değildir:

Neymiş efendim; mahkûmlar üç vardiya halinde yatıyorlarmış da isyan olabilirmiş de vs vs…

Hükümetin “af gündemimizde yok” açıklamalarına karşı Bay Devlet ısrar etti:

“Sözümüzün arkasındayız” dedi.. (2)

***

Bahçeli, kader kurbanları olarak tarif edilen mahkûmların, suç sayılan eylemlerinin suç olmaktan çıkartılmasını istemiyor elbette.

Cezalarının infazını durdurarak cezaevlerinin boşaltılmasını öneriyor.

Aftan yararlanacak olanların aileleri ile birlikte sayıları azımsanacak gibi değildir…

Af şeklindeki bir yasal düzenlemede; PKK ile FETÖ üyeleri kapsam dışında tutulabilir mi?

Böyle bir yasa, anayasal eşitlik ilkesine aykırı olur ve kesinlikle Anayasa Mahkemesince yargısal yorum yolu ile kapsamı genişletilir.

Geçmişte örnekleri var!

Sonuçta PKK ve FETÖ için de af gelir…

O bakımdan sadece “af” sözcüğünü gündeme getirmek PKK ve FETÖ’nün işine gelir!

Bahçeli böyle bir sonucu istemediğini, daha baştan söyleyerek ön almak istiyor aslında.

O nedenle PKK ve FETÖ dışındakiler için vurgusunu özellikle yapıyor…

Yani:

Başbuğ, olmayacak bir şeyi gündeme getirerek, AKP’ye oy devşirmeye çalışıyor.

Neden acaba?

***

Biraz daha devam edelim:

Sorunun cevap kendiliğinden önümüze düşecek.

“Cumhurbaşkanı seçilmeniz durumunda yönümüz Rusya ve Avrasya mı olacak yoksa NATO ve Batı mı?” sorusuna; “Kesinlikle Batı olacak(3) şeklinde yanıt veren CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istedikten (4) sonra; seçilmesi halinde “Kürt Açılımını” milletin gözü önünde yapma sözünü verdi. (5)

Tıpkı birinci Kürt açılımına açık çek veren Kılıçdaroğlu gibi…

***

Bütün adayları Selahattin sevici haline getiren olgu nedir acaba?

Bu sorunun yanıtını, bugüne kadar yaptığı anketlerde seçim sonuçları ile ilgili en yakın tahminleri yapan araştırma şirketi SONAR’ın son raporundan (6) alacağız:

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin halk desteği yüzde 21.91 civarında.

CHP, neredeyse tescilli oyu kabul edilen yüzde 25’in 3 puan altına düşmüş!

Belli ki, CHP’nin bir kısım seçmeni umudunu İyi Parti’ye bağlamışlar.

HDP’nin oyları eskiden olduğu gibi yüzde 11’lerde seyrettiğinden CHP’nin oylarının nereye yönlendiği bellidir…

***

Anket sonuçlarına göre, Erdoğan’ın oyu yüzde 42’lerde.

Muharrem İnce ile Meral Akşener’in oylarının toplamı Erdoğan’dan bir puan kadar fazla gibidir.

(21.91+21=42.91)

Karamollaoğlu ile Perinçek’in oy yüzdesi toplamı ise 4.08 civarında.

İkinci tura hangi aday kalırsa kalsın, birinci olması için HDP’nin oylarına muhtaçtır.

Formül bu kadar basittir!,,

***

Bütün adayların Demirtaş’ın tahliyesinden yana olduğunu açıklamaları da bu yüzden olsa gerekir…

Fiilen iki partili sisteme geçmiş olduğumuzdan; “Millet İttifakı”nın bir tek oya bile ihtiyacı var.

Bu durum karşısında her iki ittifakın da, Atatürkçü çizgiyi tavizsiz savunan; Vatan Partisi ile Bağımsız Türkiye Partisi’ni görmezden gelmesini anlamak mümkün değil.

İttifak teklifi bile yapılmamış olması üst aklın işi olabilir mi?

Denebilir ki, parlamentoya tam bağımsızlıktan yana, Atatürkçü düşüncesi temsil eden siyasetçiler girmesin isteniyor!

Her iki ittifakın ortak paydası Atatürk ilkeleri ve Cumhuriyet karşıtlığı olabilir mi!?..

***

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik’in, “Seçimlerden sonra yeni bir çözüm süreci olabilir” şeklindeki sözleri, yarışın baş başa gittiğinin açık bir kanıtıdır.

Demirtaş cezaevinden çıksın eşit yarışalım” korosuna AKP’den Aziz Babuşcu’nun da katılması ise oldukça anlamlıdır.

AKP’nin PKK ile mücadeleyi seçtikten sonra, Kürt oylarına muhtaç hale gelmesi ve PKK’ya göz kırmak zorunda kalması, seçimin bıçak sırtında gittiğini gösteriyor…

ABD’nin eli yine sandığın içindedir!..

Gerek Bahçeli’nin af talebi, gerekse Çevik’in yeni “çözüm süreci” önerisi, Erdoğan’ın bilgisi dışında yapılmış olamaz!

7 Haziran Seçimlerinde AKP’ye iktidarı kaybettiren “Kürt Açılımı” yeniden gündeme giriyor gibi…

HDP seçimlerin anahtar partisidir…

Dolayısıyla seçimin sonunda asıl kazanan da PKK olacaktır!

Bahçeli’nin hiç istemediği bu sonucu kendi elleriyle hazırlamış olması, MHP’nin değilse de kendisinin siyaset sahnesinden çekilmesi sonucunu da doğuracak.

Hiç değilse iyi bir şey de olacaktır…

***

Kulağı Batı’ya dönük uyuyanlar için mesaj geldi:

Batı, her zamanki gibi Selahattin Demirtaş’ı destekliyor.

CIA Şefi Henry Barkey’in, Demirtaş’ı Mandela’ya benzetmesi (7) boşuna değildir.

Muhalefette iken eriyen tek parti olma unvanını elinde tutan Y-CHP’nin kurmay kadrosu (8) gelen mesaj üzerine harıl harıl çalışıyor.

Gerçek CHP’lileri, seçim masraflarını karşılasınlar diye kritik sıralara yerleştirecekler.

Çalışsın keratalar diye elbette!

Batı’nın onay vereceği Y-CHP’lileri ise seçilecek sıralara konulacak…

Nasılsa ön seçim derdi ve parti içi demokrasi endişesi kalmadı.

İki tarafı keskin kılıç, Kılıçdaroğlu’nun elindedir…

Bahçeli’nin acelesi de asıl Y-CHP yönetimine yaradı…

***

Bütün bunlara rağmen, seçimlerde sürpriz her zaman beklenmelidir:

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını kaybedip, AKP’nin Meclis’te çoğunluğu kazanması olasılıklar dâhilindedir.

Böyle bir sürprizin gerçekleşmesi halinde; gündeme bir kez daha erken seçiminin gireceği şüphesizdir.

Tıpkı, 1 Kasım seçimlerinde olduğu gibi.

O zaman PKK’nın Meclis’teki uzantısı ile hemhal olanlar, Türk halkından Osmanlı tokadını yemekten kurtarabilirler mi?

Kazanan PKK olursa, kartlar karılıp yeniden dağıtılacak, çok kişi ile külahlar da değişecektir tabii ki..

Seçmenimiz sabırlıdır; hala “Du bakalı ne olacak(9) modunda beklemededir!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.anayasa.gen.tr/af.htm

(2) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201805131033422748-devlet-bahceli-af-talebi/

(3) https://www.ulusal.com.tr/muharrem-ince-nato-ya-baglilik-mesaji-verdi-video,9702.html

(4) https://www.takvim.com.tr/webtv/video-haber/video/muharrem-inceden-skandal-selahattin-demirtas-cagrisi

(5) http://www.haberturk.com/sinop-haberleri/60975877-muharrem-ince-sinopa-geldi

(6) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201805191033510660-sonar-anket-ilk-tur-ince-aksener-toplam-erdogan-geciyor/

(7)https://www.aydinlik.com.tr/cia-sefi-barkey-den-demirtas-guzellemesi-politika-mayis-2018

(8) Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında Bülent Tezcan, Erdoğan Toprak ve Mehmet Bekaroğlu

(9) https://www.aymavisi.org/hikaye/DUR%20BAKALIM%20NE%20OLACAK%20Aziz%20Nesin.html

Y-CHP’NİN GERÇEK ADAYI MERAL AKŞENER’DİR!

muharrem_ince_hakkari

Reis:

“Daha çok özgürlük, daha çok demokrasi, daha adil yargı” dedi…

Reis:

“Ahtım olsun faizleri ve enflasyonu düşüreceğim, işsizliği azaltacağım” dedi…

Reis:

“Vergi yükünü daha adil hale getireceğiz” dedi…

Daha ne deseydi?

Oylarınızı bana vermeyin diyecek değildi herhalde!

AKP’nin Türkiye’yi 16 yılda getirdiği uçurumu, bu durumun birinci sıradaki siyasi sorumlusu üç cümle ile özetlemiştir…

***

İktidarın başının bu itirafı son derece önemlidir.

Zira seçmen muhalefetin sözlerine pek kulak asmıyor:

İktidarın yanlışına karşı çıkılması görevdir kuşkusuz; doğru işlere de karşı çıkıldığı için önemli ölçüde inandırıcılık sorunu var.

Bu durumun oluşmasında iktidarı elinde tutanların payı çok daha fazladır.

Erdoğan, halkı kutuplaştırma siyasetinden yararlanmak için kendisine karşı olan bir kesim de oluşturdu ki, bu insanlar Tayyip gitsin de nasıl giderse gitsin, nereye mal olursa olsun noktasına geldiler…

***

Cumhurbaşkanı diyor ki:

Bu ülkede özgürlükler kısıtlıdır.

Demokrasi topal.

Yargı adaletli karar vermiyor…

Faizler ve enflasyon yüksektir.

İşsizlik her geçen gün artıyor.

Vergi yükü adil değildir; az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınıyor…

Ve bütün bunların sebebi olan iktidar düşürülemiyor!..

***

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 129,6 milyar dolar olan borcumuz 2018 Mart sonu itibariyle 412.4 milyar dolara çıkmıştır.

2018 yılı içerisinde 177.5 milyar dolar borç ödememiz gerekiyor.

Bu yıl için tahmin edilen cari açık ise 40 milyar dolar civarındadır.

24 Haziran’da iktidara gelecek olan hükümet, öncelikle bu paraları bulacak…

Nereden sorusu kara kara düşündürüyor!

***

Ülkede tarım ve hayvancılık bitmiş.

Sanayi ise can çekişiyor.

Reis’in çağrılarından zenginlerin paralarını yurt dışına kaçırdığı anlaşılıyor.

Para bulmak için imar suçları bile af ediliyor.

Halk zar zor geçiniyor.

Vergi gelirleri bu çarkı çevirmeye yetmiyor.

Satıp savacak bir şeyimiz de kalmadı.

Bu kadar para nereden bulunacak?..

İktidar adeta ateşten gömlek gibi!..

***

Bu yüzden olsa gerekir, Y-CHP iktidara gelmekten korkuyor.

Hükümeti düşürmemek için elinden geleni yapıyor:

Kapasitesi bir il derneğinin başkanlığına yeten Kılıçdaroğlu’nun nihai hedefi, Y-CHP’nin genel başkanlığında kalmaktır.

En ileri siyasi hedefi, mevcut belediye başkanlıklarını koruyabilmektir.

Dersimli Kemal, iktidar olmak isteseydi ona göre davranır Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyardı.

Seçimi kaybedince milletvekilliği de gideceği için korkmazdı.

Tarafsızlık” masalına kimse inanmıyor!

Parti rozet çıkarmakla tarafsız olunabiliyorsa, kendisi de rozetini çıkarıp tarafsız olabilirdi!..

CHP rozetini zaten hiç benimsemiş değildir…

***

Y-CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının da iddiası yoktur.

RTE ile laf yarıştırarak, sadece kendisini tatmin ediyor.

Ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı, rakibine yardımcı olmaya hazır olduğunu söylerse seçmene güven veremez!

İnce:

Beni yardımcısı yaparsa ikinci turda desteklerim. Akşener’in otobüsünün üstüne binerim, karış karış Türkiye’yi gezerim…” demiş.

Peki, Akşener ikinci tura kalır da seni başkan yardımcısı yapmazsa ne yaparsın, onu da söylesene.

O zaman Erdoğan’a mı oyunu vereceksin?

Erdoğan’ın vereceği başkan yardımcılığını da içine sindirebilecek misin?…

***

İnce:

Devr-i sabık yaratmayacağım”, “rövanş almayacağım” de demiş.

Yani:

Cumhurbaşkanı seçilince AKP’den hesap sormayacağım demek istiyor İnce.

Tıpkı 7 Haziran 2017 Genel Seçimlerinden sonra, AKP ile yapılan istikşafı görüşmeler sırasında Kılıçdaroğlu’nun dediklerini tekrar ediyor.

Yolsuzluk yapanları, suç işleyenleri af etme yetkisi bu beylerde olmadığına göre, bu sözleri ile aslında AKP iktidarlarını aklamış oluyorlar…

***

PKK’nın Meclis’teki uzantısı olduğuna en ufak bir kuşku duyulmayan HDP’nin tutuklu Genel Başkanı Selahattin Demir’i, İnce’nin cezaevinde ziyareti de sorunludur; siyasi bir getirisi olabilir mi?

Ayni şekilde, Hakkâri mitingini, yeni Cumhuriyet gazetesinin: ‘Millet’in Kürt açılımı (1) başlığı ile vermesi, seçmenin hoş karşılayacağı bir davranış olabilir mi?

Her Allah’ın günü CHP’nin kurucu kadrolarına, eski liderlerine hakaretler yağdıran Erdoğan’ı makamında ziyaret edip, “dertleşmek” gerekli miydi?

15 milletvekilinin İyi Parti’ye gönderilerek grup kurup Cumhurbaşkanı adayı göstermesi garanti altına alındıktan sonra, 100 bin imza toplama şeklindeki gövde gösterisine Y-CHP’lilerin koşarak destek vermesi ne anlama geliyor?

Bu ilkesiz tutum, 7 Haziran Seçimlerinde HDP’ye baraj atlatmak için oy verme ile eş değerde bir aymazlıktır.

Yeni Cumhuriyet gazetesinin, “Doğu Perinçek ikinci turda İnce’ye destek vermeyecek” şeklindeki yalanı (2) da bu güven vermeyen davranışlara tuz biber ekti.

Sol, birkaç gün içerisinde halka umut olma konumundan iyice çıkartılmıştır…

***

Bütün bu olup bitenler, Y-CHP’nin gerçekte iktidara talip olmadığını, Kılıçdaroğlu ile ekibinin Akşener’i Cumhurbaşkanı yapmak istediklerini, bu sonucu elde edebilmek için de yetersizliği her geçen gün yeniden kanıtlanan Muharrem İnce’yi aday gösterdiklerini ortaya koymaktadır.

Hal böyle olunca Muharrem İnce’nin ikinci tura kalma ihtimali sıfıra düşmüştür.

Akşener’e başkan yardımcısı olması da yakışır…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

  1. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/972079/_Millet_in_Kurt_acilimi__Hakk_ri_de_izmir_Marsi.html
  2. https://www.aydinlik.com.tr/vatan-partisi-nden-cumhuriyet-e-tekzip-perincek-2-turda-ince-yi-desteklemeyiz-dedi-mi-politika-mayis-2018-2

 

 

MİLLET MUHARREM HAMLESİNİ YER Mİ!..

kemal_muharrem

Kılıçdaroğlu neden adayı olmadığını; “Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı” tezine dayandırıyordu.

Buna “tez” denirse tabii.

Ekenden öten horozun başını keserler bizim memlekette!

Ana muhalefetin genel başkanı, sonunda partili Yalova Milletvekili Muharrem İnce’yi aday gösterdi.

İnce, CHP rozetini çıkartarak “tarafsız” olabildiyse, Kemal Kılıçdaroğlu neden olamıyor acaba?

Sormayalım mı?

Bu soruya biri cevap vermeli!..

Uzun süredir duygularının tatmin etmekten başka beklentisi kalmayan CHP seçmeni, bu soruyu hiç ama hiç sevmiyor.

CHP’ye kurulan tuzağı göremeyişleri de bundandır…

***

Atatürk’ün partisi CHP’nin kurultay delegeleri, iki kez genel başkanlığa aday olan İnce’yi, CHP’yi yönetecek kapasitede bulmayıp, inadına Kılıçdaroğlu’nu seçtiler.

İnadına, terslik olsun diye yapılan en basit duygusal eylemdir; istenilenin tersine olan bir duruştur.

Sonuçta; duyguların bu şekilde dışa vurumudur, bir tepki gösterme şeklidir aslında…

Bilimsel temeller üzerinde yürümesi gereken siyasetin içinde, asla yeri olamaz!

Asla…

***

Bir görev adamı olduğu kanıtlanan Kılıçdaroğlu’nun, kendisini seçen delege ile aynı görüşte olmadığı anlaşıldı sonunda:

CHP’yi yönetmek için yetersiz bulunan İnce’nin, Türkiye’yi yönetmek için yeterli olduğuna karar verildi…

Demek ki, Türkiye’yi yönetmek, CHP’yi yönetmekten çok daha zordur!

***

Son Anayasa değişikliklerinden sonra, Cumhurbaşkanlığı icra organı haline getirildi.

TBMM’den geçen yasaları imzalayarak yürürlüğe sokma yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanı, beğenmediği yasaları geri çevirebilmekten başka, kendisi de yasa teklifleri verebilir konumdadır.

Anayasa ile belirlenen yetkileri neredeyse padişahlarınkine denktir.

Bu nedenledir ki, yeni rejime “tek adam rejimi” denmektedir…

***

Yasama-Yürütme ve Yargının yetkileri, tek elde birleşti gibi…

Kılıçdaroğlu bu yetkilerle donanarak ülkeyi yönetecek Cumhurbaşkanı adayını:

Sayın Muharrem İnce gel bakalım buraya” diyerek önce aşağıladı, sonra da 80 milyona takdim etti!..

Ve yüzü hiç kızarmadı; manda derisindendir…

Dersimli, bu arada kendini de da ifşa etti.

Anlayana tabii:

Benim gibi birinden; Cumhurbaşkanı, genel başkan, siyaset adamı ve yönetici sıradan bir bürokrat bile olmaz demek istedi…

Anlamak istemeyen anlamasın neyi değiştirebilir ki…

***

Şimdi;

Olayı bir de şu açıdan irdeleyelim:

CHP Parti Meclisi, Erdoğan’ın karşısında başarı şansı yakalayacak bir aday bulamadı.

Bu kesin…

Merkez Yürütme Kurulu, bu fırsattan yararlanarak kendi geleceğini garanti altına almak istedi.

Potansiyel genel başkan adayı Muharrem İnce’den; onu, Cumhurbaşkanı adayı göstererek kurtulmanın mümkün olduğu sonucuna varıldı.

Seçilemezse milletvekilliğini de kaybedeceği yasa gereği.

Y-CHP’de milletvekili olmayan siyasetçiler etkisiz eleman gibidir; onları kimse dinlemez.

Dış politika uzmanı Onur Öymen örneğinde olduğu gibi…

***

Esasen Kılıçdaroğlu’nun ekibinden olan ve iki kez ona genel başkanlığı hediye eden Muharrem İnce, Cumhurbaşkanlığı adaylığına talip olmakla, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık süresini uzatıyor!

Ona, üçüncü kez CHP Genel Başkanlığını sunuyor aslında.

Kamuoyu baskısı sonucu, Kılıçdaroğlu adaylığını koyup da seçimi kaybetseydi; hem milletvekilliği hem de genel başkanlık koltuğunu kaybedecekti!

Bu bağlamda, İnce’nin onun fedaisi olduğunu kabul etmek gerekir.

Hakkını teslim ediyorum ve etmeliyiz!…

***

İnce’nin siyasette bulunduğu dönem içerisinde; ince bir analizine rastlamadım; sıradan bir kasaba politikacısından farksız olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Ağzı iyi laf yapıyor doğru, ona bir şey diyemem; ama olmuyor işte…

Gırtlağını yırtarcasına bağırması; Nazım’dan, Ahmet Arif’ten şiirler okuması, sosyal demokrat olduğunu haykırması, Türk halkına doğru mesajlar taşıyor mu pek yakında göreceğiz.

İnce’nin kürsüyü iyi kullandığını kabul ediyorum.

Kışkırtıcı şovları, Erdoğan karşıtlarının duygularını okşayabiliyor.

Ama duyguların tatmini, iktidar olmaya yetmiyor…

***

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı arayışı, bir operasyon halini aldı.

Öncelikle, SOROSÇU ekibin, CHP’deki işgalini iyice pekiştirdi.

Bu süreç; Y-CHP’nin iktidara talip olmadığını bir kez daha ortaya çıkarttı.

Buna karşılık, Dersimli Kemal’in bir “dava adamı” olduğunu anlamamızı da kolaylaştırdı.

Dersimli Kemal’in, CHP’deki asıl görevinin; AKP iktidarının devamını sağlamak ve “karşı devrimin” tamamlanması için, engellerin ortadan kaldırılmasını sağlamak olduğu bir kez daha kanıtlandı…

***

Dersim’in mağduru olduğunu açıklayan bu adamın, kendini mağdur edenlerden, ilk fırsatı bulunduğunda intikam alınmasını beklemek şüphecilik değildir.

Peki, o kişiler kimlerdir?

Atatürk ve İsmet Paşa…

Bu bağlamda; Kemalizm’i yenerek tatmin olacak olan “Öteki Kemal”in, birinci sınıf hain Seyit Rıza’yı önder kabul ettiğinin açıklanması, bir sırın ifşası değildir!..

***

Sözün özüne gelelim.

CHP’nin Türkiye’de iktidar olma formülü bellidir:

Son seçimleri göz önünde bulundurarak özetleyelim.

Halkın Erdoğan’a desteği yüzde 50 civarındaydı.

CHP‘nin oy oranı da yüzde 25 gibiydi.

Şu an itibariyle durumun aynı olduğunu kabul ederek açıklayalım.

Bu paylaşımdan geriye kalan oyların tamamını CHP adayı toplasa -ki bu olanaksız bir şeydir- en fazla alabileceği oy yüzdesi 50 olur ki, bu oran iktidarın değişmesine yetmiyor.

Sonuç, patta olur diyebiliriz…

***

O halde, AKP’ye oy veren seçmenlerin bir kısmını CHP’ye kazandırmak gerekir.

Onları kazandıracak söz ve vaatler, bugünün söylemi olmak zorundadır!

Öyle bir çalışma yapılmadığı gibi, yapmaya niyetli olan da yoktur!

Siyaset aritmetiğine göre; AKP’den kopartılması gereken oy oranı, en az yüzde 13 olmak zorundadır.

Bir tek bu durumda AKP’nin oyu oranı 37’e inerken, CHP’ninki 38’e çıkabilir ve CHP birinci parti olabilir!..

Bu basit aritmetik işlemi, siyaset sahnesine süremeyen ana muhalefet partisinin, iktidara gelmek gibi bir derdi olmadığı son derece açıktır…

***

Kamuoyu araştırmacılarının tahminlerine göre, seçmenlerin kararsız olanlarının yüzdesi 20 ile 25 arasındadır.

Bu kesim, genellikle güçlü görünenin ya da iktidarda olan partinin yanındadır.

AKP’den en kolay ayrılacak kesim kararsızlardır!..

Bunlara dönük söylemi bugüne kadar duyan var mıdır?

***

AKP’den yüzde 13’lük kararsızları kopartmak için dimdik durmak gerekir.

Güven vermek, varlık sebebi olan ideolojiyi her koşulda savunmak şarttır.

Yalpalayan, omurgasız, ideolojisini savunamayan, milli ordusuna karşı şüpheli, Atlantik’e umut bağlayan, FETÖ ve PKK üzerinden elini çekemeyen, kurucu kadrolarını küçümseyip, geçmişini inkâr edenler bu güveni hiçbir şekilde veremezler…

***

Çok uzadı, bitirelim:

Seninki Abdullah Gül için “tarafsız Cumhurbaşkanı diyebilirim” dedi.

AKP’nin üç kurucusundan birine; 15 yıllık AKP iktidarında çıkartılan bütün yasaları onaylayan; “Kürt açılımı”na destek veren, Ergenekon ve Balyoz kumpasları için “Savcı bulun delillendirin” diyen ve bu tutumu nedeniyle “Çankaya’nın 11. Noteri” yakıştırmasını hak eden biri için; “tarafsız” diyebilen Dersimli, hala bize nasıl siyasi emirler verebiliyor?..

KK’ya göre; “tıpış tıpış” oy verdiğimiz “ekmek için Ekmeleddin” de tarafsızdı.

Oysa o şimdi rütbesiz bir askerdir ve Erdoğan’ı destekliyor!

Bunları unutmuş olamayız…

Siyasette başarılı olamayanlar gider, herkes yaptığı hatanın bedelini öder.

Bizde ise faturaları ödemeyi her zaman seçmen yapıyor!..

***

Demek ki, Y-CHP Cumhurbaşkanı adayını Recep Tayyip Erdoğan olarak ilan etmiştir!

Türk Ordusu’na kumpas kurulurken ellerini ovuşturup; “güzel şeyler olacak” diyen ve Türk subaylarının tasfiyesi için elinden geleni ardına koymayan biri ile aynı şeyleri düşünen o adam, hala Atatürk’ün partisinin başındadır!..

Farkında mısınız?

Ve o adam, AKP’nin üç kurucusundan birine oy vermemizi istemiştir; Abdullah Gül’ü yeniden Cumhurbaşkanı yapmak için çırpındı durdu!

Yemedi, o başka bir iştir…

***

Yalan mı?

Yanlış bir şey mi söyledim?

Getirin yanlışımı önüme, serçe parmağımı kesip dolma yapayım size…

Yapmazsam şerefsizim…

Kanıt mı istiyorsunuz?

Muharrem’i dinleyin… (1)

Cemil Can

(1)http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/05/ince-ince.mp4

“BEKA” SORUNU!..

Yıllarca birbirlerine ağza alınmayacak sözler söyleyen Erdoğan ile Bahçeli; geçmişe sünger çekip yeni bir sayfa açtılar.

Bahçeli, Reis her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan Erdoğan’ın ayakları altına neden girdin sorusuna, Türkiye’nin “beka sorunu” diyerek cevap verdi.

Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır!

Bahçeli’nin muhalifleri, beka sorunu vardır ama Bahçeli için dediler…

***

Küresel güçler, Erdoğan’ın karşısına Cumhurbaşkanı adayı olarak kardeşi ilan ettiği 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü çıkartmak istediler.

Bu iş için görevlendirdikleri adamları: Saadet Partisi’nin Genel Başkanı ile Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu idi.

Batı yanlısı olduğunu parti programına yazan Meral Akşener’in de bu ittifak içerisinde yer alacağını düşündüler…

İyi Parti’nin iç dengeleri böyle bir ittifakın hayata geçmesine izin vermedi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “demokrasi adına” gönderdiği 15 milletvekili de İyi Parti’yi tuzağa düşürmeye yetmedi.

100 bin imzayı toplayarak Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymak üzere Akşener’e çizmelerini giydirdiler…

Abiler” dediği siyasi rakipleri, hop oturdu hop kalkıyor şimdi!..

***

Abdullah Gül için yoğun çaba harcayan Karamollaoğlu, bir anda gündemi belirleyen kişi oldu.

Fetullah Gülen Hocaefendi,gözleri Pensilvanya’dan “gül” şiiri ile kampanyasını destekledi! (1)

Her zamanki gibi iki gözü iki çeşme tabii ki…

Sahnede en az hata yapan Y-CHP’nin Genel Başkanı, Gül’ün çatı adaylığına olumlu yaklaştı.

Akşener, Gül’ün aday olmasından “memnuniyet duyacağını” ifade etti ama adaylığını da geri çekmedi.

Doğal olarak çatı adaylığı formülü yattı…

***

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Gül’ü basına yapacağını duyurduğu açıklamadan önce, helikopterle konutuna kadar giderek, çat kapı kendisini ziyaret ettiler.

Davetsiz olarak elbette!

Akar ile Gül’ün öğrencilik yıllarından arkadaş olduklarını sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarından biliyoruz.

Helikopter askeri miydi, Akar’ın üzerinde üniforması var mıydı, bu soruların cevabını şimdilik bilmiyoruz.

Y-CHP, bu olayı 28 Şubat’a benzeterek, 28 Şubat Davası’nda mahkum edilen komutanları bir kez daha mahkum etti!..

Kılıçdaroğlu’nun asker düşmanlığı Dersim İsyanı’nın bastırılmasından gelir!

Gül, bu ziyaretle ilgili henüz bir açıklama yapmadı ama Dersimli, fırsat bu fırsattır diyerek ziyareti, 1961 yılında yaşanan Ali Fuat Başgil olayına (2) benzetmeyi de ihmal etmedi…

***

Nihayet Abdullah Gül beklenen açıklamasını yaptı:

Çok ciddi beka sorunları ile karşı karşıyayız” dedi.

Hiç şüphesiz kendisi için öyledir.

Sözlükler karıştırıldı, ansiklopedilere bakıldı, “Google” babaya müracaat edildi; beka ne demektir diye soruldu.

Yanıt her taraftan aynı şekilde geldi; tıpkı aylar önce Bahçeli’nin vurguladığı gibi: Kalıcılık, ölmezlik demekti…

Demek ki, Türkiye “ölmek üzere” olduğu için 11. Cumhurbaşkanımız yeniden Cumhurbaşkanı olmak istiyordu!..

Ben kendisini inandırıcı buldum!

***

Toprak bütünlüğümüzün tehlikede olduğunu biliyoruz.

ABD ve müttefiklerinin hazırladığı Büyük Ortadoğu Projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizden bir miktar toprağın, İran’dan kopartılacak parça ile birleştirilerek; Suriye ve Irak’ın kuzeyinde Kürdistan adıyla yeni bir devlet; başka bir ifade ile “İkinci İsrail”i kurmak istedikleri sır değil.

Bu ihanet planı bizim gibi saflara “küçülerek büyümek” şeklinde yutturulmak istendi.

15 Temmuz Darbe Girişimi bu yöndeki etkili eylemlerin sonuncusuydu.

Peki, erken seçim bu tehlikeyi bertaraf edebilecek mi?

Bu nasıl bir tehlikedir ki, seçimle var oluyor ve yine seçimle yok edilebiliyor!

Anlamak mümkün değil!..

***

Abdullah Gül konuşmasında; “sosyal demokrasi”, “özgürlükler” ve “kuvvetler ayrılığı” sözcükleri telaffuz etti ya, bizim sahte solcuların ağzının suyu aktı.

Kılıçdaroğlu, derhal CHP milletvekillerine “Gül ile ilgili yorum yapmayın” talimatı verdi.

Gül’ün isminin gündemde tutulmamasını da özellikle tembih etti.

Eski CHP Parti Sözcüsü Birgül Ayman Güler, Meral Akşener’e kurulan tuzağı:

Gül ittifakının anlamı, ilk turda Gül’ün de bulunduğu bir yarış değil, kendisinin Gül için adaylıktan vazgeçmesi anlamına geliyormuş” diyerek tarif etti…

Kesinlikle haklıdır…

***

Abdullah Gül:

Geniş bir mutabakat olursa üstüme düşeni yapmaktan kaçmayacağımı söylemişimdir. Böyle geniş bir arzunun olmadığı gözükmüştür. Adaylığımla ilgili bir süreç artık söz konusu değildir” diyerek; aday olamayacağını, Erdoğan’ın karşısına çıkamayacağını söyleyenleri şapa oturttu…

Bal gibi de adaymış meğer, hem de çatı adayı.

Dersimli Kemal onu: “Abdullah Bey esas olarak tarafsız Cumhurbaşkanlığı yaptı. Cumhurbaşkanlığı dönemine saygı duyuyorum” sözleri ile parlatmıştı…(3)

15 milletvekili gönderilerek tuzağa düşürülmek istenilen Meral Akşener’in kurmayları, Atlantik ötesinden kurgulanan bu sinsi oyunu fark ettiler…

Zekice analiz yapmaları ve ilkeli duruşlarından ötürü kendilerini kutluyorum…

***

Gelişmeler böyle olunca, Y-CHP’nin İyi Parti’ye gönderdiği 15 milletvekili de dönüş hazırlıklarına başladı.

Bu hamlenin “demokrasiye katkı” için yapılmadığı da ortaya çıktı.

Zira demokrasiye katkı için yapılmış olsaydı; Saadet Partisi ile Vatan Partisi’ne de 20’şer milletvekili gönderilir, onların Cumhurbaşkanı adaylarının da seçime katılması sağlanırdı.

Bu şekilde, CHP adayının ikinci tura kalması halinde, bu iki partinin desteği kazanılırdı.

Y-CHP’nin iktidara gelme gibi bir derdi olmadığı, buradan da bellidir.

Onların tek derdi var: CHP’deki işgal birliğini yeniden seçtirebilmek.

Çünkü verilen görev henüz tamamlanmadı…

***

Hakkını teslim edelim: Çatı adayı formülünün kahramanlarından Başbuğ Bahçeli, yıllardır iktidardan düşürmeye çalıştığı Erdoğan’ın yanında koşulsuz yer alarak, iktidardan düşmemesi için elinden geleni ardına koymadı.

Ekmeleddin İhsanoğlu da öyledir; o da Cumhurbaşkanı adayının Erdoğan olduğunu açıkladı.

Kala kala geri kaldı Dersimli Kemal!

Allah var, çatı adaylığı formülünün hayata geçmesi için, eski iş ortağı Bahçeli’nin yerine gelen Temel Karamollaoğlu ile uyumlu çalıştı, bütün şartları zorladılar.

Karamollaoğlu’nun kim olduğunu (4) hatırlatmaya gerek var mı?

İşte 4 nolu dipnotta kim olduğunu okuduğunuz bu Karamollaoğlu’nun çatı adayı Abdullah Gül’dür.

Gül’ü d çok iyi tanıdığınızdan eminim:

Hani onun “Bir savcı bulun delillendirin” buyruğu üzerine Özel Yetkili Savcı Zekeriya Öz bulunarak TSK’ya kumpas davaları açılmıştı; döneminde AKP hükümetlerinin çıkarttığı bir tek yasa bile Meclis’e geri gönderilmedi, bu yüzden ona “Çankaya’nın Noteri” dendi…

Dışişleri Bakanlığı döneminde, ABD ile 2 Sayfa 9 maddelik anlaşmayı (5) da o imzalamıştı…

Kısaca; KK olarak anılan ana muhalefetin lideri, bu Abdullah Gül ve Temel Karamollaoğlu ile işbirliği yaparak AKP’yi iktidardan düşürebileceğine bizi ikna etmeye çalıştı!

Bir an için bu planın başarılı olabileceğini ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedeceğini düşünelim; Cumhurbaşkanlığına CHP’li biri mi gelmiş olacaktı?

AKP iktidardan gitmiş mi olacaktı?

Bu sorulara bizim Y-CHP’liler çok kızıyor biliyorum.

CHP seçmenin aklıyla, zekasıyla böylesine alay eden KK ve ekibinin tek görevinin, AKP iktidarını sürekli hale getirmek olduğu buradan da belli değil mi?..

Bu soruyu gördükleri rüyadan uyanmak istemeyenlere artık sormuyorum!..

Onlara tatlı rüyalar diliyorum…

***

Türk halkına Ekmeleddin Vak’asını yaşatan Dersimli Kemal’e, CHP Parti Meclisi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile görüşmeleri yürütmek üzere tam yetki vermesini de anlayamıyorum.

Orhan Pamuk’u bile Cumhurbaşkanı adayı gösterebileceğini söyleyen, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermekle doğru yaptığını savunan, bir daha olsa yine onu aday göstereceğini söyleyecek kadar kendini kaybetmiş ve hatasını asla kabul etmeyen KK’nın kılavuzluğu ile siyasette başarı kazanılabilir mi?

Aynı suda iki defa yıkanılmaz atasözünü hiç duymadınız mı?

Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir” demedi Albert Einstein?

Ekmek için Ekmeleddin’e “tıpış tıpış” oy veren biri olarak, kendimi bu kadar aldatılmış ve ihanete uğramış hissetmemiştim!

Bu yüzden ikiye böldüğüm oyumun rengi: Gri olacaktır…

***

Aydınlık Gazetesi’nden İsmet Özçelik’in Pazar günü okuduğum yorumu yüreğime biraz su serpti:

Özçelik: “Erdoğan’ın 15 Temmuz ABD/FETÖ darbe girişimi sonrasında yapmayı planladığı, ancak Meclis’te çoğunluğu kaybedeceği endişesiyle ertelediği tasfiye şimdi gerçekleşecek” dedi…

Erdoğan’ın “AKP’den kopmalar olabilir” şeklindeki sözleri de bu fikri güçlendiriyor.

30 civarında olduğu söylenen FETÖ’cü milletvekillerinin akıbetinin ne olacağını yaşayıp göreceğiz.

Seçimlere 2 yıldan az bir süre kalmışken, erken seçime gitmenin başka mantıklı bir açıklaması yok zaten.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Abdullah Gül’e yaptığı ziyaretin, bu operasyonun başarısı için gerçekleştirildiği söylenirse, ona da hiç şaşırmam…

Bazı arkadaşlarımızın çok kızacağını, hocalarımın diplomalarımı geri almaya çalışacağını biliyorum ama yine de klasik söylemin dışına çıkacağım:

Özçelik’in dediği gibiyse eğer; Genelkurmay Başkanına alkış da tutmam, kınamam da!..

Zira, devletin her kurumuna sızmış olan CIA destekli bir örgüte karşı yürütülen operasyonlarda, hukuk kuralları ihtiyaç duyulduğu ölçüde askıya alınabilirler!..

Cemil Can

DİP NOTLAR:

(1) https://odatv.com/bir-olsunlar-birlikte-gul-olsunlar-26041819.html

(2) http://www.turkiyehukuk.org/ord-prof-dr-ali-fuat-basgil/

(3) https://www.youtube.com/watch?v=-XQJTTOQUM0

(4) 1993 Sivas Katliamında saldırgan kitle Madımak Oteli’nin önündeyken yanlarına gittiğinde, ‘Mücahit Temel’ sloganlarıyla karşılandığı, kalabalığa hitaben “Bir defa şöyle bir Fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el Fatiha diyelim” diye konuştuğu ve “Gazanız mübarek olsun” dediği basında çıkan haberlerde yer aldı. Karamollaoğlu, bu sözlerle ilgili yıllar sonra verdiği bir röportajda “Hiç hatırlamıyorum. Bir kalabalığı nasıl teskin edersiniz? Onların gönlünü alarak… Orada, ‘Oturun sakinleşin, bir Fatiha okuyun’ dememin, demememin bir önemi yok ki” dedi. Katliamın bir numaralı sanığı olan ve 17 yıldır firarda olan dönemin belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’ın hiçbir suçu olmadığını savunan Karamollaoğlu, katliamda yaşamını yitirenlerin yanarak değil, dumandan boğularak öldüğünü iddia etti. Karamollaoğlu, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesinin Sivas’a en büyük ihanet olacağını ve Türkiye’nin çok büyük acılar yaşadığını ama hiçbirinin bunun kadar istismar edilmediğini ileri sürdü.

1995 Genel Seçimlerinde Refah Partisinden Sivas Milletvekili olarak Parlamentoya girdi. Bu dönemde NATO Parlamenter Asamblesi Üyesi olarak görev yaptı. Aynı dönemde Refah Partisi Grup Başkanvekilliğine seçildi. Bu görevini Refah Partisinin kapatılmasına kadar sürdürdü.

Refah Partisi’nin Anayasa Mahkemesince kapatılmasından sonra Fazilet Partisine katıldı. 1999 seçimlerinde Sivas’tan yeniden Milletvekili seçildi. Bu yasama döneminde NATO Parlamenter Asamblesi Üyeliği devam etti. Mayıs 2000 tarihinde yapılan Saadet Partisi kongresinde Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçildi ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

(Wikipedia ansiklopedesinden alıntıdır.)

(5) https://www.ulusal.com.tr/gundem/tgbliler-mumtazer-turkoneyi-fena-yakaladigundem/milletvekillerine-rekor-zamyurt/akpli-ciftci-akpye-isyan-ettikultur-sanat/insanliki-kesti-cezayiri-dikecekgundem/ermeni-soykirimi-yalanini-yasar-kemale-sormayingundem/akpli-kuzu-hesabimiz-tutmadigunde-h12204.html

EN ETKİLİ SİYASİ ÇÖZÜM BOYKOTTUR!..

Erken seçimin mimarı Bahçeli; erken seçimin gerekçesini:

Türkiye’nin 3 Kasım 2019’a kadar dayanmasının kolay olmadığına işaret ettikten sonra; “Ya normal tarih beklenecek, ya da milli mecburiyet ve ortaya çıkan meşru gerekçelerden dolayı seçimler erkene çekilecektir” şeklinde açıkladı.

Asıl gerekçe; “milli mecburiyetler”dir, “ortaya çıkan meşru gerekçeler”in ne olduğunu anlayan beri gelsin!..

Biri bana milli mecburiyetlere bir örnek versin, söz veriyorum oyum onun veya göstereceği adayındır!..

Bir sorun daha var:

Her neyse o milli mecburiyet, seçimle nasıl ortadan kaldırılacaktır?

AKP, başka bir partinin iktidara gelip bu sorunu çözmesini mi bekliyor acaba?

Hiç olmadığı kadar Mecliste güçlü temsil edilen bir parti, seçimleri erkene almakla daha da mı güçlü olacak?

AKP’nin MHP ile birlikte Anayasayı değiştirecek kadar güçleri varken, daha ne kadar milletvekili istiyorlar?

Diyelim ki Meclis’teki 600 milletvekilliğini kazandılar, şimdikinden farklı ne yapacaklar?

Söylesinler, oyum onlarındır!..

***

Bu sorulara cevap aramadan; erken seçimin hukuki olup olmadığını araştırmadan ana muhalefetin, hodri meydan çekmesini bir türlü anlayamıyorum.

AKP’nin karşı devrimi gerçekleştirirken yollarını temizlemekle görevli elemanı Dersimli Kemal’in:

24 Haziran’da hepimiz daha güzel bir Türkiye’ye uyanacağız. Daha hoş görülü Türkiye’ye uyanacağız. Birlikte yaşamanın ne kadar değerli olduğunu öğreneceğiz(1) demesi, iktidarın ipe sapa gelmez gerekçelerini kabul ettiğini gösteriyor…

Aynı zamanda hukuksuz seçimlere de meşruiyet kazandırıyorlar.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, hukuksuzluklara işaret ettikten sonra:

Seçimlerde Cumhuriyet güçleriyle birlikte olmaya hazırız(2) şeklindeki sözleri de ne yazık ki, seçimlerin meşru bir zeminde yapılacağı kanısını güçlendiriyor…

İşaret ettiği hukuka aykırılıkların tümü güme gitti!..

***

Meclis’te ihtiyaç duyduğu çoğunluğa ve desteğe sahip iken; “Erken seçim neden?” sorusuna, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği yanıttan; ne demek istediğini anlamak mümkün olamadı:

Erdoğan:

Gerek Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar gerek Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hale getirmiştir.” dedi.(3)

YSK Başkanı Sadi Güven’in açıklaması ise, Anayasa ihlali için ilk adımın hükümet tarafından atılmasını bekliyoruz der gibi:

100 bin imza ile ilgili çıkacak bir uyum yasasını bekliyoruz. Çeşitli ihtimallere göre biz hazırlığımızı yaptık. Meclisten çıkacak yasaya göre de genelgemizi hazırlayıp gereğini yapacağız” ne demek? (4)

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, sanki Mecliste grubu bulunmayan partilerin aday göstermelerini imkânsız hale getirmek görevi verildi:

Vatandaşlar il ve ilçe seçim kurullarına giderek cumhurbaşkanı adayları için imza verecekler“ dedi. (5)

Cumhurbaşkanı adayı göstermek isteyen yurttaşların, bizzat ilçe seçim kurullarına başvurmaları şeklinde yapılacağı anlaşılan düzenlemenin, 3071 Sayılı Yasaya aykırı olacağı tartışmasızdır. (6)

Yetmiyormuş gibi; bir de yanlarında ikametgâh ilmühaberi götürmeleri şart koşuluyor.

Yasa taslağı hazırlandı önümüzdeki hafta Mecliste görüşülecek…

***

Gelişmeler aynen böyledir.

Şimdi yazılı hukuk kurallarına bakalım, yasalarımız ne diyor:

Temel Hak ve Özgürlüklerden olan Seçme ve Seçilme Hakkının “bağımsız” olarak kullanılması zorlaştırılıyor.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi; 100 bin imza toplama zorunluluğu, bu hakkın bağımsız olarak kullanılmasını önemli ölçüde kısıtlamakta, hatta imkânsız hale getirmektedir.

Anayasanın 67. maddesinde belirtilen bu hak; ancak temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenen kanunlarla kullanılabilir.

Öte yandan, seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmazlar. (7)

Bu açık hükümler karşısında; çıkartılacak olan “uyum yasalarının” 24 Haziran seçimlerinde uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

***

Anımsayalım; Kılıçdaroğlu, 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu sonuçları ile ilgili olarak:

Referandumda 51.2 ‘Hayır’ çıktı. YSK’ya çöreklenmiş yapı dedi ki ‘evet’ çıktı. Biz bunu meşru kabul etmiyoruz” demişti. (8)

Yani; ana muhalefet partisi, gayrimeşru ilan ettiği anayasa değişikliklerine göre yapılacak seçime katılmakla; hem kendini yalanlamış olmaktadır hem de 16 Nisan Referandumu ile 24 Haziran seçimlerine meşruiyet sağlamış olacaktır…

Hâlbuki Parlamenter Sistem’den Başkanlık Sistemi‘ne geçişe olanak sağlayan maddeler, Anayasamızın ilk dört maddesine aykırılık teşkil ettiği için, teklif bile edilemeyeceği için hukuken YOK hükmündedirler.

Ayrıca; Yasama-Yürütme-Yargı arasında; egemenliğin eşit şekilde kullanılması kuralı olarak tarif edilen Kuvvetler Ayrılığı İlkesine de aykırı olan bu değişiklikler, Anayasamızın başlangıcında belirtilen temel ilkelere aykırı olmakla, yine YOK hükmündedir… (9)

***

24 Haziran’da yapılacak olan seçimlerin, hukuksuz ve gayrimeşru olduğunu 16 Nisan Anayasa Referandumu ile birlikte anlatmak en doğru stratejidir.

Ana muhalefet partisinin Referandumdan sonra yaptığı ve doğru oldukları hukukçular tarafından da onaylanan açıklamaların; (10) YOK sayılması acaba halka nasıl açıklanacaktır?

298 Sayılı Yasanın 98. maddesi; üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarfların geçersiz olduğunu, 101. maddesi; arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçersiz olduğunu hüküm altına almış iken; (11) YSK’nın bu amir hükümlere aykırı olarak; mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli kabul etmesi ve bu şekildeki zarf ve pusulaların sayısını da tespit etmemesi, halkoylamasının meşruiyetini ortadan kaldırmıştır…

***

OHAL altında seçime gitmek Anayasanın 67. Maddesinde belirtilen:

Seçimlerin serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılması ilkesine aykırılık teşkil eder…

Nitekim bazı siyasi partilerin propaganda ve imza toplama çalışmaları mülki idare amirleri tarafından daha şimdiden engellenmiştir.

PKK’ya destek veren HDP’ye 60 milyon Hazine yardımı yapılması başka bir çelişkidir.

Erdoğan’ın devlet olanaklarını kullanarak propaganda yapması karşısında, diğer adayların kendi olanakları ile kampanyalarını yürütmek zorunda kalacak olmaları, seçimlerin “eşitsiz” koşullarda yapılacağını göstermektedir.

Y-CHP’nin Aytun Çıray’ı İYİ PARTİ’ye göndermesinden sonra, 15 milletvekili daha transfer etmesi, CHP açısından tam bir rezalettir ve seçimlerde iddialı olmadığının kabulü anlamına gelir.

Siyasi geleceğini başka bir partinin faaliyetlerine bağlayan ana muhalefet partisi, kararsız kitlelere güven veremez.

AKP içerisinde kümelenen ve oranı yüzde 20’lere yaklaşan “kararsızların” en az yüzde 13’ünün desteğini alamayan CHP, hiçbir şekilde birinci parti olamaz!..(12)

Bütün bu yaşananlar ülkeyi yönetemeyen AKP’nin karşısında, yönetmeye talip bir ana muhalefetin olmadığını göstermektedir.

Meşruiyeti tartışmalı bir Anayasa, bağımsızlığı şüpheli YSK ve Anayasa ile yasaları tanımayan bir hükümetin isteğine uyarak seçimlere katılmak; AKP’ye taze kan pompalamakla eş anlamlı olacaktır…

Aynı zamanda siyasi intihardır…

Bu aşamada boykot en etkili çözümdür.

Bırakalım ülkeyi bu hale getirenler, ne halleri varsa görsünler!..

Satacakları bir şey kalmadığına göre, sonunda aç kalacak olan kendi seçmenleri onları götürecektir!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/kilicdaroglu-24-haziranda-guzel-bir-turkiyeye-uyanacagiz-40812479

(2) https://www.ulusal.com.tr/gundem/dogu-perincek-cumhuriyet-gucleriyle-birlikte-olmaya-haziriz-h198740.html

(3) https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/04/18/son-dakika-cumhurbaskani-erdogandan-erken-secim-tarihi-aciklamasi

(4) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ysk-baskani-guvenden-100-bin-imza-aciklamasi-190309h.htm

(5) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/100-bin-imza-ve-secim-tuzaklari-47117yy.htm

(6) DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASINA DAİR KANUN

MADDE 3 – Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler

MADDE 4.-(Değişik: 4778 – 2.1.2003 /m.26)Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması gerekir.

(7) ANAYASA

II. SEÇME, SEÇİLME VE SİYASİ FAALİYETTE BULUNMA HAKLARI

MADDE 67– Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.

Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Silahaltında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler,(Ek ibare: 4709 – 3.10.2001 /m.24) “taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç” ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde(Değişik ibare: 4709 – 3.10.2001 /m.24)”oy kullanılması ve”, oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hâkimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.

(Ek fıkra: 4121 – 23.07.1995) Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.

(Ek son fıkra: 4709 – 3.10.2001 /m.24)Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

(8) https://www.cnnturk.com/turkiye/chp-lideri-kilicdaroglundan-16-nisan-iddiasi-referandumda-51-2-hayir-cikti-yskdaki-cete-evet-cikti-dedi

(9) ANAYASA

BAŞLANGIÇ

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;

Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

(Değişik ibare: 4709 – 3.10.2001 /m.1)“Hiçbir faaliyetin” Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

(10) http://www.iha.com.tr/haber-kilicdaroglundan-halkoylamasi-sonuclarina-iliskin-aciklama-637858/

(11) 298 SAYILI YASA

MADDE 98-(Değişik: 5980 – 8.4.2010 /m.19)Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme yerinde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı tarafından açılır.

Sandıktan çıkan zarflar, sandık kurulu başkanı tarafından yüksek sesle iki defa sayılır. İki sayım arasında fark olursa, üçüncü sayım yapılarak sonucuna göre işlem yapılır ve o seçimde kullanılan toplam zarf sayısı tespit edilir. Tespit edilen zarf sayısı, o seçim türüne ait özel tutanağın ilgili yerine işlenir.

Bütün zarflar sayıldıktan sonra, geçerli olup olmaması yönünden kontrol edilir.

Sandık kurulunca verilen biçim ve renkte olmayan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan, tamamı yırtılmış olan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü dışında herhangi bir mühür, imza, yazı, parmak izi veya herhangi bir işaret bulunan zarflar geçersiz sayılır. Ancak, zarfın üzerinde, herhangi bir şekilde leke veya çizik olsa bile, bunun özel işaret koymak amacıyla yapıldığının kesin olarak anlaşılamaması halinde, bu zarflar geçerli sayılır. (Değişik son cümle: 7102 – 13.3.2018 /m.9)

Geçerli olmayan oy pusulaları

MADDE 101 –(Değişik madde ve başlığı: 5980 – 8.4.2010 /m.21)Aşağıda yazılı;

1. Sandık kurulunca verilen ve o seçim için düzenlenmiş biçim ve renkte olmayan,

2. Arkasında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmayan,

3. Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan,

(12) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2018/03/uskudari-gecen-iki-suvari/

KARAKTERSİZ HAYDUTLAR!

fuzeler

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasında hangi ülkeler vardı?

Bu hain girişimde bulunan FETÖ üyelerini koruyup kollayanlar başta; Amerika olmak üzere, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Batı ülkeleri değil mi?

Bu “medeni” ülkeler, şimdi de Esad’ın meşru hükümetini düşürmek ve Suriye’yi bölmek için çabalıyorlar…

Son eylemleri; 14 Nisan günü Suriye’ye gönderdikleri 103 füzedir.

Saldırı için seçtikleri gün ise son derece manidardır:

Miraç Gecesi Suriye’yi bombalayan haydutlar; elinde kimyasal silahlar var yalanı ile dünyayı kandırarak 2003’te Irak’ı işgal ettirip, sonunda Irak Devlet Başkanı Saddam’ı, Kurban Bayramı’nın birinci günü idam ettiler…

***

Irak’ın işgal edilmesinden sonra, ABD Dış İşleri Bakanı Colin Powel’a kimyasal silahları sordular:

CIA bizi kandırdı” dedi.

CIA, ABD’nin merkezi haber alma örgütüdür!

Kendi yöneticilerini bile kandırabiliyor!..

ABD’yi yönetenler, hiçbir zaman madem Irak’ta kimyasal silah yoktur, işgalinizin de haklı bir dayanağı kalmadı, neden işgale son vermiyorsunuz sorusuna yanıt vermediler.

Kuzey’de Barzanistan’ı kurup, buna uygun bir de Anayasa yaptılar ve Irak’a yerleştiler…

***

Aynı çete, şimdi de Suriye’nin başına bela oldu.

Suriye’nin Kuzeyinde; “Bağımsız Kürdistan” için kantonları birleştirerek, Akdeniz’e uzanan bir koridor inşa edeceklerdi ve Irak ile Suriye’nin kuzeyindeki yapıları birleştirerek “İkinci İsrail”i inşa edeceklerdi.

Rusya ve İran fiilen sahaya indiler; Irak hükümeti, bağımsızlık ilan eden Barzani yönetimine karşı silah kullandı; Suriye direndi, Türkiye Fırat Kalkanı Harekatı ile Zeytin Dali Operasyonlarını başlattı…

ABD ve ortaklarının planları bozuldu.

Emperyalistlerin, Irak’ta ortaya attıkları “kimyasal silah” yalanını, bu defa Suriye için gündeme getirdiler…

***

Esad’ın kimyasal silah kullandığının kuyruklu bir yalan olduğu ABD Savunma Bakanı tarafından dile getirilmiştir.

James Mattis, bir soru üzerine: “Esad’ın zehirli gaz kullandığına dair elimizde bir kanıt yok” dedi.

Buna rağmen, haydutluğa devam ettiler; Suriye’yi bombaladılar…

***

Türk Milleti’nin temsilcileri sıfatıyla siyaset sahnesinde yer alan partiler, bu iğrenç tutum karşısında ne yaptılar?

AKP adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım, saldırıyı olumlu bulduklarını söylediler.

Asıl ilginç açıklamayı Dışişleri Bakanlığımız yaptı:

“Türkiye, 7 Nisan günü Duma’da çok sayıda sivilin ölmesine yol açan kimyasal silah saldırısına mukabil; ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye rejimine karşı düzenlediği operasyonu yerinde bir tepki olarak görmektedir. Rejim tarafından gerçekleştirildiği yönünde güçlü şüphe bulunan Duma saldırısı karşısında tüm insanlığın vicdanına tercüman olan bu operasyonu memnuniyetle karşılıyoruz” dediler.

ABD, Suriye’nin kimyasal silah kullandığına dair elimizde “kanıt yok” diyor, bizimkiler “ saldırı için “güçlü şüpheyi” yeterli buldular.

***

Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ilk gün:

“Kimyasal silah kullanmak insanlık suçudur” diyerek, ABD’nin yalanını tekrar etmiş, ikinci gün ise “Kimyasal silah kullanıldığına ilişkin tereddütler var” diyerek devirdiği çamı düzeltmeye çalışmıştır…

İyi Parti adına Aytun Çıray:

Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığına dair yeterli kanıt oluşmuşsa elbette bunun karşılığı olmalıydı” diyerek, kimyasal silah yalanını tekrar etmiştir.

Saadet Partisi:

“İslam dünyası için mukaddes sayılan gecelerden Miraç Kandili’nde gerçekleştirilen bu saldırı, sadece Suriye’yi değil, bütün Müslümanları hedef almıştır” diyerek, doğru bir tutum takınmıştır.

Vatan Partisi adına yapılan açıklamada:

“Suriye Devleti’nin, Suriye Ordusu’nun, Suriye Milleti’nin, kardeşlerimizin, komşularımızın yanındayız. Onlarla yüreklerimiz birlikte çarpıyor. Onların ABD emperyalizmine karşı kahramanca direnişini Türkiye’den destekliyoruz. Müslümanların vurulmasını, mazlumların vurulmasını memnuniyetle karşılayan bir yönetim Türkiye’yi temsil edemez. Bu nasıl Müslümanlık? Bu nasıl komşuluk? Bu nasıl kardeşlik? Bu nasıl insanlık” denilerek, Türk halkının duygularına tercüman olunmuştur.

***

Ortak düşmanlarımızın “Suriye’de kimyasal silah kullanıldı” yalanını bahane ederek komşumuzu bombalamasını destekleyen açıklamalar, tam bir akıl tutulmasının sonucudur.

Türk halkına zalimlere karşı direnme ve mazlumun yanında yer alma öğütlenecek yerde; zalimlerin sahip çıkamadığı yalanı, onlar yerine tekrar ederek bölge halklarını aldatmaya çalışmak tipik bir işbirlikçilik örneğidir…

Türkiye’de iktidar ve ana muhalefetin Batı tarafından kontrol altında tutulduğu bu açıklamalardan bellidir…

***

Ergenekon ve Balyoz davalarına pasif destek veren ana muhalefetin, 28 Şubat Davası ile ilgili duruşu da utanç vericidir:

21 yıl önce yapılan bir MGK toplantısında; irticanın çok yönlü tehdit olduğuna karar verilmişti.(*)

Bu kararın son derece; haklı, doğru ve yerinde olduğu 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında kanıtlandı.

MGK’nın o kararları, Erbakan başkanlığındaki REFAHYOL hükümeti tarafından da onaylandı.

Bundan sonra irticayla mücadele için çeşitli çalışmalar yapıldı.

Bunlardan biri de dönemin Cumhurbaşkanı Demirel ile hükümetin haberdar olduğu Batı Çalışma Grubu’dur.

Devletin içerisinde yuvalanmış FETÖ’ye karşı yapılan çalışmaları “Postmodern Darbe” (**) olarak nitelendirmek; en hafif tabiriyle insafsızlıktır.

Yasalarda tanımlanmayan ve sözlüklerde yer almayan bu kavramın etrafında gevezeliik yaparak; son tahlilde ordu düşmanlığı ile özdeşleşen konuşmaların bayraktarlığını, Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapması (***) ise tüm CHP’liler adına büyük bir talihsizliktir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(*) https://tr.wikisource.org/wiki/28_%C5%9Eubat_Kararlar%C4%B1

(**) Postmodern darbe 1997 yılı Şubat ayında yapılan Millî Güvenlik Kurulu‘nun aylık toplantısı sonucu alınan ve 28 Şubat Kararları diye bilinen kararlar ile gelişen olayların ilk olarak Radikal Gazetesi yazarı Türker Alkan‘ın 13 Haziran 1997 tarihli ve “Postmodern bir askerî müdahale” başlıklı yazısında tanımlanmasıyla gündeme girmiş ve Cengiz Çandar‘ın etkisiyle yabancı basında da kullanılmaya başlanmıştır.[1] Bu sözün ilk olarak Cengiz Çandar tarafından kullanıldığı iddia edilse de, Çandar ilk olarak 28 Haziran 1997 günkü yazısında bu olaydan “postmodern darbe” diye sözetmektedir.[1] Yabancı basında da “28 Şubat Kararları” süreci kendisinden “postmodern darbe” olarak söz ettirmiştir.[2][3][4] Siyasi literatüre giren bu tanımlama ile birlikte “28 Şubat süreci birçok kitaba konu olmuştur.[5][6] 2000 yılında Sırbistan‘daki eylemler[7] 2001 yılında başarısız olan Beyaz Rusya‘daki eylemler, 2003 yılında Gürcistan‘da gelişen “Gül Devrimi[8] ile Kasım 2004 ile Ocak 2005 arasında Ukrayna‘da gelişen ve “Turuncu Devrimolarak adlandırılan süreç de yabancı basında “postmodern darbe” olarak adlandırılmıştır.[7][9][10] 2006 yılında da Venezuela‘da Hugo Chavez karşıtları tarafından yapılan eylemler “postmodern darbe” girişimi olarak değerlendirilmektedir.[10] Ancak “postmodern darbe” teriminin Türkiye’de ve dünyada kullanımı arasında belirgin bir ayrım bulunmaktadır. Bu terim, Türkiye’de ordunun siyasi hükümete yapılacakları ve yapılmayacakları dikte ettirdiği, yani demokratik olmayan bir kurumun demokrasinin işleyişine müdahelesini anlatmak için kullanılmaktadır.[1] Oysaki dünya üzerinde özellikle “Turuncu Devrim” için Guardian gazetesi yazarı Jonathan Steele tarafından öne sürülen görüşe göre, otoriter olan bir hükümetin işleyişine,ABDkaynaklı hükümet dışı örgütler (İngilizce:Nongovernmental organizations– NGO) tarafından desteklenen toplumsal hareketlerle müdahele edilmesi anlamında kullanılmaktadır.[8][9][11]

Diğer taraftan postmodern durum(veya ‘ileri modernlik’), ekonominin küreselleşmesi ve özellikle sermaye birikimi ve hareketi ile ulusal ekonomilerin piyasa mekanizmaları vasıtasıyla bütünleşmesi gibi güncel sosyo-ekonomik özelliklere işaret eder.[12]

Kaynakça

1.) “28 Şubat’ın anlamı” Yrd.Doç.Dr. Erkan Yüksel

2.) Washington Times “Reforms curb Turkey’s armed forces”, Seth Rosen, 26 Haziran 2005 (İngilizce)

3.) Le Monde “Souffles guerriers sur le Proche-Orient” Alain Gresh, Aralık 1997 (Fransızca)

4.)“La Turquie trop militariste?” Dominique Lagarde ve Nükte V. Ortaq, L’Express, 19 Nisan 2001, (Fransızca)

5.) Generalinden 28 Şubat İtirafı “Postmodern Darbe”, Hulki Cevizoğlu, Ceviz Kabuğu Yayınları,368 Sayfa.ISBN 975-6613-00-9

6.) Cengiz Çandar “Çıktık Açık Alınla”, Timaş Yayınları, Ocak 2001

7.)The new Gladio in action? ” Jonathan Mowat, Online Journal, 19 Mart 2005 (İngilizce)

8.) “When NGOs Attack – Implications of the Coup in Georgia”, Jacob Levich, Counterpunch, 6-7 Aralık 2003 (İngilizce)

9.) “Ukraine’s postmodern coup d’etat”, Jonathan Steele, Guardian, 26 Kasım 2004 (İngilizce)

10.) “Coup d’État in Venezuela: Made in the USA”, Chris Carlson, 22 Kasım 2006, (İngilizce)

11.) “Coup d’État in Disguise: Washington’s New World Order ‘Democratization’ Template” Jonathan Mowat, Centre for Research on Globalisation, 9 Şubat 2005 (İngilizce)

12.) “Keith F. Punch”, Sosyal Araştırmalara Giriş, S.137

(https://tr.wikipedia.org/wiki/Postmodern_darbe)

(***)https://www.birgun.net/haber-detay/kilicdaroglu-28-subat-a-da-20-temmuz-darbesine-de-karsiyiz-148677.html

Biz kazanacağız…