“SOYUT ZEKA” BİR ADIM ÖNE ÇIKSIN!..

evet

 

16 Nisan‘da “sayım” yapmıyoruz.

Çocuklarımızın yaşayacağı rejimi seçeceğiz.

Dolayısıyla bugünden görevimiz:

Halkoylamasında “hayır”ların sayısını artırabilmek için “evet” diyecek olanların bir kısmını ikna etmektir.

İkna etmek, zor ama imkansız değil!

İkna edilecek olan kesim, seçmenin yüzde 11-12‘sine karşılık geliyor.

Toplam seçmen sayısının 57 milyon (1) olduğu gözönünde tutulursa; ikna edeceğimiz seçmen sayısı 6 milyondan fazladır.

Başka bir söyleyişle; AKP ile MHP’nin toplam oyları yüzde 61.4 ettiğine göre (2), bu iki partiye oy verenlerden, en az 6 milyon seçmeni, Erdoğan ve Bahçeli’ye rağmen “hayır” oyu kullanmaya ikna etmek zorundayız.

Zorundayız, çünkü başka seçeneğimiz yok!

6 milyon seçmeni ikna etmek için; hiçbir yerden talimat almayan, görev verilmesini beklemeyen, vazifesini bu vahim durumdan çıkartan, birebir çalışacak, gönüllü 6 milyon kişi gerekiyor…

Oda bizde var!

***

Bir numaralı kural:

Hedef kitle olan 6 milyon kişiyi ve liderlerini; “diploma” üzerinden vurmak, “cahil” olmakla suçlamak, kendilerinin veya geçmişlerinin Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri karşısındaki durumunu iğneleyici sözlerle hatırlatmak, önceden kullandıkları oy nedeniyle sorumlu olduklarını ima etmek veya başka sözlerle rencide etmek kesinlikle yasaktır…

Yasaktır, yasaaaak!..

Çünkü bu tür tutum ve davranışlar; o insanları birbirine daha çok kenetler.

Hedef kişiler, bağlı oldukları odakların daha keskin militanları haline gelirler…

İstemediğimiz halde:

Siyasetçilerin parti tabanını “konsolide etmek” (3) olarak ifade ettikleri eylemi, biz gerçekleştiririz.

AKP yöneticilerinin, “elit kesim”in kendi tabanlarını; cahil olmakla itham ettiği, sürekli dağdaki çobanın oyu ile kendilerinin organize ettiği şehirdeki bir zevzek ile karşılaştırıp, “ikinci sınıf vatandaş” vurgusunu da öne çıkartarak, başarılı bir şekilde “konsolide ettiğini” biliyoruz.

Hakim sınıfların, “yoksunluk” ve “yoksulluk” içerisinden gelen vatandaşların bu ezilmişliğinden yararlandığına, defalarca tanık olduk…

Aynı suda yıkanmaktan bıktık!

Bu defa, iktidarın bu iğrenç oyununu, mutlaka bozmamız gerekiyor…

***

Son dönemece giriyoruz…

Tekrarı olmayan bu yarışın, ağır sonuçlarını gelecek nesillere bırakacağız.

O bakımdan; “hayır” oyu verecek olanların, kendi aralarında beyin cimnastiği yapmalarının bir manası da kalmadı.

Bu konuda şakalaşma bile lüks sayılır.

“Evet” oyu verecek olanlarla; dalga geçmek, onları aşağılamak, cahil olmakla suçlamak ise “ihanet” derecesinde aymazlıktır

İkinci yasamız da bu olmalıdır…

***

İnsanlarla neden tartışıyoruz sorusunun yanıtı hazırdır:

Onları ikna ederek, doğru olduğuna inandığımız fikirlerimizi benimsetmek için…

O halde:

İkna ettiğimiz kişilere, sürekli ikna edilmeden önceki durumlarını hatırlatamayız.

İkna ettiğimiz kişilere, geçmişte yaptıkları siyasi hatalar nedeniyle suçlayıp, bunların hesabını sorabilir miyiz?

Diyelim ki sorduk, bunun ne faydası var?

İnsanların geçmişteki durumlarını öne çıkartıp, onları bizden aşağı bir “statü”de göstermek, olgun insan davranışı olabilir mi?

Önemli olan insanların geçmişteki tutum ve davranışları değil, bugün ne yaptıkları ve hangi cephede yer aldıklarıdır.

Öyle değil mi?

Sonra:

Geçmişi ile yargılayacağımız bir kişiyi, “ikna” etmenin pratikte ne yararı olabilir?…

İnsanları kazanmak yerine, yerin dibine batırma sonucunu doğuracak olan böyle ilkel davranışları yapanlar; hasta ruhlu ve “narsist”tir… (4)

***

Önümüzde bir aydan az zaman kaldı.

Bu süre içinde anayasa değişikliklerine “hayır” diyecek 6 milyon gönüllünün, kendilerine en yakın kabul ettiği “evet” diyecek birini saptayıp, onunla şapkaları öne koyup konuşması gerekiyor.

Önümüzdeki hedef kitlenin 6 milyon olması, işimizin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla “hayır” diyecek olanların kendi aralarındaki sohbetleri, havanda su dövmekten farksızdır, boşa zaman öldürmek sayılır.

Bir bakıma, körler-sağırlar diyaloğudur.

Kendi kendini tatmin etmenin ötesinde bir değeri bulunmamaktadır…

***

Önümüzdeki tehlike; “hayır” diyecek olanlarla “evet” diyecek olanlar için aynıdır.

“Evet” diyenler, belki kısa bir süreliğine “hayır” diyenlere göre iktidar olanaklarından yararlandırılabilirler.

Bu da geçici bir durumdur.

Zira onların da gelecek nesilleri, bizimkiler gibi bedel ödemeye devam edeceklerdir.

O halde:

Son tura girerken, “hayır” oyu vermeye karar verenler, kendine en yakın gördüğü “evet” oyu verecek olan en az bir kişiye kilitlenmelidir.

Onu evine misafir etmeli, onun evine gitmelidir.

Yakın tehlikeyi, en kolay anlaşılabilecek cümlelerle göstermek zorundadır.

Elimizde “evet paketi” olmayacağına göre, soyut zekayı devreye sokmaya mecburuz!

Örneğin:

Erdoğan’a vereceğimiz kontrolsüz yetkiler, ondan sonra gelecek olan Müteahhit Mehmet Cengiz gibi birinin eline geçecek olursa, bu necip Milletin başına neler geleceğini tahmin edemez misiniz?” diye sorabiliriz…

Bir örnek daha verelim dilerseniz.

Konuşacağımız kişi çay koymaya hazırlanırken:

“Reis ne kadar ‘adaletli‘ bir adam olduğunu ispatladı:

Yasama, yürütme ve yargıyı erklerini kendisine bağlayacak olan anayasa değişikliklerine “hayır” diyecek olanları peşinen “hain” ilan etti…

“Hayır” diyecek olanları, “vatana ihanet” suçlaması ile yargılayacak gibi…

Şimdi söyle bakalım Büyük Reisim:

Madem “hayır” diyenler “hain”dir, yetkilerinin ne diye hainlerin belirlemesini ve onaylamasını istiyorsun?

Sen onlardan farklı değil misin?

Madem, yaptığın anayasa bu Millet için gereklidir, neden onu “hain”lere danışıyorsun?

Bana sakın:

Yürürlükteki Anayasa öyle diyor” deme, inandırıcı olamazsın!

Anayasaya uymuyorum, saygı da duymuyor” diyen sen değil misin?

Sayın Reis’im:

Demokrasiyi ortadan kaldırmak için demokratik yönteme başvurman şart değil ki!..

16 Nisan’ı da beklemene de gerek yok.

Kaldır elini bitsin bu iş.

Bu akşam halkoylamasının sonucunu ilan et!

Sırası gelmişken, yeni rejime 2 yıl sonra neden geçeceğimizi de izah et.

O kadar acele ettiğin için bunu rica ediyorum.

Öğrensin bu Millet, önümüzdeki iki yıl içinde neden yeni anayasaya ihtiyaç duyulmayacak!?

Söyle…

Devlet’e verdiğin söz ise sebep, unut gitsin, onun sana hesap soracak hali mi var!

Atarsın Meral Akşener’in önüne, işini bitirirsin…

Ulu Reis’im;

Allah geçinden versin, bir gün vakitsiz hakka yürürsen eğer, yerine geçecek olandan nasıl bu kadar emin olabilirsin?

Ya o da aldatılırsa senin gibi.

Bunu da mı hiç düşünmedin?” diye konuşmaya başlayabiliriz.

Merak etmeyin, Türk halkı misafirperverdir, sözümüzü kesmez…

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/secmen-sayisi-2-milyon-artti-40362225

 

(2) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2017/02/ikinci-reisin-yetkileri/

 

(3) Konsolidasyon: TDK Sözlüğünde:Yapıları benzer durumda olan nesnelerin birleştirilmesi olarak tarif ediliyor. Güncel siyaset dilinde; “konsolide etmek”: Parti tabanını kemikleştirmek, sıkılaştırmak, toparlamak ve arada tutmak anlamında kullanılıyor.

(4) Narsist: Psikolog Mehmet Başkak, narsist kişilik bozukluğunun yetişkinler için konulan bir tanı olduğunu belirtirken, çocukluk dönemine ait risk grubu hakkında şunları söylüyor: Israrla insanları rahatsız edici ve bezdirici davranışlar sergileme; insanlarla dalga geçme, anları tehdit etme, aşağılama; ısrarla başkasının zarar görüp görmediğini önemsemeden kazanma isteği;ısrarla kendi çıkarı için yalan söyleme. Yalan söylediğini kabul etmeme, yalanlarını başkasının hatası olarak gösterme, yalanlarını yüzüne vuran kişilere saldırma; kendisini egoist bir bakış açısı ile aşırı derecede değerli görme;başkalarının ihtiyaçlarından çok kendi ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ısrarcı olma; şartlar ne olursa olsun her zaman özel bir muamele görme ve istediklerini elde etme hakkı olduğunu düşünme;eleştirilmeye, yanlışının söylenmesine ya da üzülmeye karşı agresif davranışlar sergileme; kötü sonuçlar için ısrarla başkalarını suçlama; insanlarla işbirliği yapmaktan ziyade onlarla rekabet içine girme ve kendi isteklerinin yerine getirilmesi, gerçekleşmesi uğruna ailesi dahil etrafındakilerin kötü duruma düşmesini, üzülmesini hiç umursamama…

 

NEYİ OYLAYACAĞIMIZ BELLİ Mİ?

fatma_betül_sayan

Patronlar kulübü TÜSİAD açıklama yaptı:

“Son günlerde, Türk siyasetçilerin Almanya’daki toplantılarına, kuşkulu gerekçelerle kısıtlama getirilmesi doğru bir tutum değildir” dediler.

Almanya, Hollanda ve Avusturya; arka arkaya AKP’li bakanların yeni anayasaya “evet” propagandası yapmasına engel çıkartmaya başladı.

Son olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın, Türk Konsolosluğu’na sokulmayarak, adeta pasaportsuz bir kaçak gibi, karga tulumba sınır dışı edilmesi tansiyonu yükseltti. (1)

Tek kelime ile utanç verici!

AKP’lilerin konuyu “İslam düşmanlığı” ile izah etmeye çalışması, tipik AKP klasiğidir ve fırsatı kaza etmeme olarak değerlendirilmeli.

Almanya ile başlayan gerginlik patronlarımızı da endişelendirdi.

Onların asıl derdi yeni anayasa değil, muhtemel kazançlarıdır belli!..

O yüzden öncelikle dikkatlerini bu ülkelerle yapılan ticarete çevirdiler.

Devletin yerlerde sürünen itibarı umurlarında değil!

Almanya’ya dış ticaret açığı veren ülkemizin, Hollanda ile ticaretinde yarım milyar dolar karlı durumda olması tehlikeye girmişmiş!

4 Mart günü Avusturya merkezli enerji şirketi OMV, yüzde yüz hissesine sahip olduğu Petrol Ofisi‘ni, Hollandalı Vitol Group’a satmaya karar verdiğini açıklandı. (2)

Manidardır; nedense yağmalanmamıza patronlarımızın gözleri kapalıdır.

***

Nihayet, yıllar sonra olsa da ana muhalefet uyandı!

Avrupa ülkelerinin tutumunu, iç siyasetimize müdahale olarak değerlendirip, yurt dışı programlarını iptal ettiler.

Ne kadar güzel!

Aksi halde, iktidar tarafından “milli bir meselede düşmanlarımızın yanında olmakla” suçlanacaklardı.

Ve:

AKP, referandum sonucunu kolaylıkla “evet” olarak değişebilirler hale getirebilirdi!

Y-CHP, bu kez 2014 yerel seçimlerinde düştüğü hataya düşmeyeceğe benziyor.

Kılıçdaroğlu’nun “Alman askerlerinin İncirlik’te ne işi var?” çıkışı ise, son derece zekice ve yerindeydi. (3)

Buna rağmen, yine de uyarı görevimizi yapmak zorundayız.

2014 yerel seçimlerinde; propaganda stratejisini 17/25 Aralık yolsuzluk olaylarını eleştirmek üzerine kuran CHP’nin, kolay bir hamle ile “FETÖ’nün savunuculuğunu yapan parti” durumuna düşürülmesi, Türk Milletine oldukça pahalıya patladı.

İktidar tarafından, Türk halkı “bağımsızlık” ile “hırsızlık” arasında seçim yapmaya zorlanmıştı.

Ve tabii ki, halk kaybetti!..

Bu nedenle, o zaman yaptığım değerlendirmeyi (4) hatırlatmak zorundayım.

Zira, “Ekmek için Ekmeleddin” olayında olduğu gibi o yenilginin de faturasını ödeyen olmadı!

Şimdi de durum çok farklı değil.

Muhalefetin basit bir hatası ile:

AKP, anayasa referandumu “Türkiye’nin dünyadaki itibarı”nı oylamaya çevirebilir!

Hayır” cephesindekileri; Almanya, Hollanda ve Avusturya’nın yanında gibi gösterip, “evet” oylarını artırabilir…

***

MHP genel başkan adaylarından Prof. Dr. Ümit Özdağ, açıkladı:

“Bana, Meral Hanım’a, Sinan Bey’e, Koray Bey’e suikastlar olabilir. Devlet Bahçeli’nin ağzından ölümle tehdit edildik” dedi…

Gerçekten de Devlet Bahçeli attığı “tweet”te:

“Uzun yaşamak istiyorsanız, şöyle yapmalısınız” diyerek, muhaliflerini öğüt verirken tehdit etmiştir.

Tetikçiler, ölüm tehdidi alan diğer genel başkan adayı Sinan Ogan’ın, aracının lastiklerini parçaladılar.

Bahçeli, “Hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganı atarak, kapalı salon toplantısının basılmasını nasıl değerlendirdiniz sorusuna:

“Bunun neresini değerlendireyim. Bir kişi kürsüyü yıkıyor. Kimseye bir şey olmuyor. Ülkücü hiçbir şeyi yarım bırakmaz anlaşıldı mı?” (5) diyerek cevap vermişti…

Tepkiler üzerine, bu saldırıları yapanları MHP’li olmamakla suçladı ama inandırıcı değil.

Türkeş’ten sonra Ülkücülerin MHP’si, Kuvayi Milliyecilerin CHP’sinden daha kötü duruma düştü!

AKP’nin, MHP’den sonra, BBP’yi de yedeğine alması, referanduma ne kadar önem verdiklerini gösteriyor.

Referandum, iktidar için adeta varlık-yokluk savaşına döndü…

***

Destici’nin, Saray’la görüştükten sonra, “evet” oyu vereceğini açıklaması, partisindeki isyanı büyüttü.

BBP‘nin ağır topları istifa eşiğine geldiler… (6)

Alperenler:

Destici’yi kaybettik hükümsüzdür” diyerek kimlik kaybına vurgu yapıyor…

Önümüzde 4 hafta kaldı.

Bu kadar sürede sular daha da ısıtılabilir!..

Fakat:

Türkiye, artık böyle basit tuzaklara düşmeyecektir.

Bu defa:

80 milyon, birlikte Almanya’ya da Hollanda’ya da “hayır” diyeceğiz…

Türk halkı:

Tek adam anayasasını” elinin tersi ile tarihin çöp sepetine itecek ve “uzun adam”ı anayasal sınırları içerisine mutlaka çekmeyi becerebilecektir…

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/son-dakika-haberi-bakan-betul-sayan-kaya-sinirdisi-ediliyor-1729226/

 

(2) http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglundan-flas-cagri-hollanda-ile-iliskilerimizi-lutfen-askiya-alin-40392745

 

(3) http://www.sozcu.com.tr/2017/ekonomi/petrol-ofisi-hollandalilara-satildi-1713282/

 

(4) https://www.aydinlik.com.tr/arsiv/bagimsizlik-mi-hirsizlik-mi#sc_modal

 

(5) http://odatv.com/ulkucu-hic-bir-seyi-yarim-birakmaz-0703171200.html

 

(6) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/bbp-yuksek-istisare-kurulu-uyesi-orhan-kavuncu-istifa-etti-158849h.htm

 

BÜYÜK TUZAK!..

 

Kürdistan

Alman yetkili makamlarının Bekir Bozdağ ve Nihat Zeybekçi’nin programlarına izin vermemesinden sonra, (1) Türk yetkililerin Hollanda’da düzenlemek istedikleri etkinliğe de yasak konulması, AB‘nin iç siyasetimize müdahalesinin tipik örnekleri sayılır.

Anayasa referandumunda “Hayır” oyu kullanacak olanları “terörist” olarak ilan eden hükümetimizin, AB’yi Türk halkına şikayet etmesi ise tam bir komedidir.

“Hayır” diyecek olanlara “terörist” diyerek iftira atacaksınız; kendi ülkenizde her türlü engellemeyi yapacaksınız, sonra da gidip Avrupa ülkelerinde “Evet” propagandası yapmanız engellenince, düşünceyi ifade etme özgürlüğüne sığınacaksınız…

Tencere-kapak misali, tam bize göre bir kafa yapısı!..

***

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 3 Mart’ta yayınlanan Türkiye İnsan Hakları Raporu‘nda 15 Temmuz darbe girişimi görmezden gelindi. (2)

Ancak bu kadarını yapabildiler:

FETÖ, “Gülen Hareketi” olarak isimlendirildi.

Darbe girişimindeki rolüne değinilmeyen raporda, Fetullah Gülen için ”din adamı” sıfatı kullanıldı…

Güvenlik kuvvetlerimizin PKK ile mücadelesi ise “iç çatışma” olarak gösterildi…

PYD‘nin Menbiç’ten çekilmesi ile eş zamanlı olan bu gelişmeler, Türkiye’nin asıl savaştığı ülkelerin; ABD ve AB olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

***

Almanya ve Hollanda’nın Türk yetkililere propaganda yasağı koyması milli duyguları kabartır:

Nitekim ilk tepki ana muhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi.(3)

Ardından Deniz Baykal, Stuttgart’a yapacağı toplantıyı iptal etti. (4)

Pek çok kişinin hoşuna giden bu durum, birlik görüntüsü verse de arka planda kurgulanmış büyük bir tuzağa da hizmet ediyor…

***

Devlet Bahçeli eliyle atılan oltanın ucunda büyük lokma olduğu belli.

Erdoğan’ın zaafını iyi bilen dış güçler, ona bu defa yok diyemeyeceği “Başkanlık” yemini uzattılar.

Emir-komuta içerisinde yönetilen AKP, Reis’in emriyle bütün gücünü seferber etmeye kararlı.

Terör örgütü PKK‘nın hamisi Barzani’nin flamasından bile medet umuyorlar.

Sözde “Kürdistan bayrağı”nı Türk bayrağı yanında göndere çekebildiler.

Bu konudaki eleştirilere Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu:

“Bizim buradaki uygulama, sıradan bir protokol uygulamasıdır. Kasıtlı bir şey yoktur. Başka örnekleri de vardır” şeklinde yanıt veriyor. (5)

Başka örnek dedikleri yine AKP’nin hatalı uygulamalıdır.

Muhalefetin; “Bayrak bağımsızlığın simgesidir”, “Kötü örnek, örnek olmaz” diyerek bu uygulamalara karşı çıkması gerekirken, sessiz kalması ise, oldukça manidardır!

Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülke var, Türkiye bunların 174‘ünü tanıyor.

Aralarında; o “bayrağı” sahiplenen “Kürdistan” adlı bir (federe) devlet bulunmuyor!

Devlet Bahçeli’nin “federe bölge” (6) için:

“Bu Irak’ın kendi iç meselesidir, bizi doğrudan ilgilendirmeyecektir. Ama aynı bayrağın Türkiye’de Türk bayrağına eş tutularak açılması; skandaldır, aymazlıktır, rezalettir” (7) demesi, durumu kurtarmaya yetmeyecektir.

Sonuçta Bahçeli, o paçavraya “bayrak” demiştir..

Bu olayda; Y-CHP’nin durumu da yüze çıkacak gibi değildir, onlar da sanki MHP gibi aynı oyunun içerisindedirler…

***

ABD’nin; FETÖ ve PKK’yı sahiplenmesi, AB’nin Türk yetkililere yasak koyması “Evet” oylarında bir artış sağlayabilir mi?…

ABD ve AB’nin inadına, Erdoğan’ın yetkilerinin artırılmasını isteyenler çoğalabilir.

Bu olasılık, hiç de yabana atılacak gibi değildir.

Emperyalistler, bölge ülkeleri ile ittifaka sıcak bakan ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne yaklaşan Türkiye’yi, yeniden kazanmanın yolunu Erdoğan’dan kurtarmak olarak değerlendiriyor olabilirler.

Erdoğan’ın “tek adam” olmasını bu yüzden istiyor olmaları ihtimal dahilindedir.

Ancak o zaman Türkiye’ye “demokrasi getirme” kartını oynayabilirler:

Halk adına denetlemenin olmadığı, bağımsız ve tarafsız mahkemelerin bulunmadığı bir ülkede, bu propagandalar taraftar toplayabilir…

***

Türkiye’nin Başbakanı, yeni Anayasaya “Hayır” diyenleri:

Ülkücüler, milliyetçiler; “terör örgütlerine, FETÖ’cülere hak ettikleri cevabı verecektir” diyerek suçluyorsa, “Türkiye’yi bölmeye çalışan teröristler, bir kez daha 16 Nisan’da derslerini alacaktır” diyerek, halkın yarısından fazlasını teröristlerin safına koyuyorsa, emperyalistlerin yaktığı ateşe odun atmaya devam ediyor demektir.

50 yıldan fazladır, CHP’nin camileri ahıra çevirdiği yalanı ile halkın dini duygularını sömürüp, oylarını toplayanların; Ümraniye’deki Modoko Camii imamının vaaz sırasında “evet” propagandası yapmasına, (8) Küçükçekmece’deki Mevlana Camisine “evet” pankartı asılmasına (9) kayıtsız kalmaları, o büyük ateşe odun takviyesi yapmaktır…

Dışarıda tutuşturulan ateş, saçlarımızı tutuşturacak kadar büyüyor…

***

Öyle bir hükümet ki, dünyaya bir örneği daha gelmemiş; başbakan şehir şehir gezip kendinin ne kadar gereksiz olduğunu anlatıyor!

15 yıldır iktidarda olan AKP’nin; yıllar sonra “terörle müzakere” çizgisini terk edip, “terörle mücadele”yi seçmesine rağmen, şimdi de “teröristlerle sandıkta yarışma” gibi akıl dışı bir yöntemi seçmesini “güç sarhoşluğu”ndan başka bir şey ile izah etmek mümkün görünmüyor.

Ne yapacağını iyice şaşıran iktidar, kendi kuyusunu kazmakla kalmıyor; 80 milyonun geleceğini de tehlikeye atıyor…

Topyekûn ülkenin uçuruma yuvarlanması sonucunu doğuracağı için AKP’nin tuzağa düşürülmesine de biz karşı çıkmak zorundayız.

Akil adamlar” projesinin sabun köpüğü gibi sönmesi, sahneye yeni figürlerin çıkmasını şart koşuyor.

Bu noktadan sonra iş “kanaat önderleri”ne düşüyor…

***

Bir tehlikeye daha dikkat etmek gerekir:

Enerjimizi içe dönük mücadeleler ile bitirmek isteyenler de sahnedeki yerlerini aldılar.

Bir de dış güçlerin desteği ile iktidara gelme hesabı yapanlar var ki, onların bu stratejide oynayacağı rolü, asla hesaba katmazlık edemeyiz.

Çünkü onlar sinsi çalışır, bilinç altına mesaj verirler…

Olumsuz bir mesaj taşıyan “Hayır” sözcüğü, bu defa hayırlı bir işe yarayacak.

Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en büyük miras, bu defaki “Hayır” oyu ile yeşerebilir.

Cemil Can     DİPNOTLAR: (1) http://www.yenisafak.com/dunya/bozdag-almanyanin-karari-kabul-edilemez-2622251   (2) http://www.amerikaninsesi.com/a/abd-disisleri-bakanligi-nin-insan-haklari-raporu-yayinlandi/3749035.html   (3) http://www.karar.com/guncel-haberler/kilicdaroglu-bekir-bozdaga-yasak-koyan-almanyaya-tepki-gosterdi-405611   (4) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/son-dakika-chpden-almanya-tepkisi-1713697/   (5) http://www.hurriyet.com.tr/cavusoglu-bu-konuyu-baska-yerlere-cekmek-ya-40382441   (6) Irak Anayasası’nın 117. maddesi: “Bu Anayasa Kürdistan bölgesini ve var olan organlarını federe bir bölge olarak kabul eder.” der.   (7) http://www.milliyet.com.tr/mhp-lideri-bahceli-den-bayrak-aciklamasi-ankara-yerelhaber-1871510/   (8) http://odatv.com/imam-evet-propagandasi-yapti-cami-karisti-0602171200.html   (9) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/camide-evet-pankarti-1708779/

KARŞI TARAFA ÇALIŞMAK!..

Elif Doğan Türkmen

16 Nisan‘a kadar Y-CHP’yi eleştirmemeye söz vermiştim.

Sözüm sözdür…

Bu demek değil ki, tümünü başımızın üstünde taşıyacağız.

Ekmek için Ekmelettin”in faturasını kim ödeyecek diye sormadık!

Birkaç gün önce, anayasa değişikliğine “evet” diyeceğini açıklayan Fetullahçı eski Y-CHP Milletvekili Faik Tunay’ı ise neredeyse unuttuk!

Lakin; milyonluk telefon faturalarını fakir halka ödetenleri, dünyanın çevresini birkaç kez dolanacak kadar Hazine’den benzin harcayan milletvekillerini ve onlarıo makamlara getirenleri, sonsuza kadar görmezden gelemeyiz…

O kadar da değil…

***

Yaşayarak gördük ki:

Reis’i, 15 yıldır aldatmayan kalmadı…

“Mizahtır” deyip ne güzel eğleniyorduk.

Şimdi başımıza Dersimli çıktı; o, ondan çok daha zeki mi sanki?

Belli ki, onu da “bizimkiler” aldattı!

Siyasilerin “aldatılması” iyi bir propaganda malzemesiydi, lakin bu referandumda onu da kaybettik.

Doğruya doğru….

***

Bütün seçim kampanyalarını “yolsuzluklar” üzerine kuran Kılıçdaroğlu’nu, vitrine çıkardığı kendi ekibi “aldattı” diyemiyeceğiz artık!..

Sayesinde, “aldatılma” da mazeret olmaktan çıkartıldı.

TBMM‘i Divanı’nda ana muhalefet partisi adına Katip Üye olarak oturan o hanımefendi, Anadolu ve Rumeli Müdafa-ı Hukuk anlayışından, Kuvayı Milliye çizgisine uzanan CHP geleneğini, yeterince temsil edebiliyor mu, bilmiyorum…

Romanların temsilcisi olarak Meclis’e gönderdiğimiz Katip Üye Özcan Purcu efendi ise, saf kan “çingene” olduğunu ispatladı!

Elif Doğan Türkmen, Ali Haydar Hakverdi ve Tufan Köse gibilere Hazine teslim edilebilir mi?(1)

Allah aşkına, böylelerinin sözlerine kim inanır?

Y-CHP, bu evlere şenlik ekibi geri çekse bile; “evet cephesi”nin, bu zavallıları sahneden indireceğine inanmıyorum!

Bu yönünden bakarsak, Baykal‘ın dahi sahnelerde görülmesi sakıncalıdır.

Be adam!

Çok biliyorsan eğer, söyleyeceklerini bir kağıda yazıp, Yılmaz’a versene.

Sicili temiz biri doğruları söylediğinde, daha etkili olmaz mı?

Ben derim ki:

Anayasa değişikliğinin “rejim değişikliği” ile sonuçlanacağı; en küçük bir şüpheye mahal vermeyecek kadar açık olduğuna göre, bu zemini hiç kimsenin, geçmişini aklamak veya güven tazelemek için kullanmasına izin verilmemelidir…

***

Aslında Dersimli Kemal’i de sahaya sürmemek en doğru hareket tarzıydı.

Hayır Cephesi”ne en büyük zararı “dürüst” Kemal veriyor.

“Hayırlı Üniversiteler Platformu”nda; “Niçin biz AYM’ne gitmedik?” sorusuna:

“Atatürk’ün Amasya Tamimi nedeniyle” diyerek yanıt verdi…

Komedi oyuncusu gibi, bu adam halkı ne sanıyor?

Hazret saçmalamaya devam etti:

“Ne diyor Amasya Tamimi’nde: ‘Milletin istiklalini, milletin azim ve kararı kurtaracaktır’ diyor. Şimdi aynı süreci yaşıyoruz.

Tarihçiler, cahilliğin bu seviyesine 10 üzerinden kaç puan verir acaba?

Söylediklerinin zerre kadar siyasi değeri yok!

Dersimli’nin, referandum sonucunun “evet” çıkması halinde; sorumluluğu halkın üzerine yıkacağı şimdiden belli oldu.

İhtimaldir, 17 Nisan günü “Atatürk’ün kendisini aldattığını” söyleyerek, savunmasını yapacak!..

Umarım, aklıselim galip gelir de o günleri görmeyiz…

İşgal koşulları ile bugünün koşullarını aynı gören bir anlayışın, doğru stratejiler yapamayacağı baştan bellidir…

***

ANDY-AR Araştırma Şirketi’nin son çalışmasına göre; “evet” oyları ile “hayır” oyları arasındaki fark 2 puana kadar inmiş.

Demek ki, sonucu “Kararsızlar” belirleyecek!

Kararsızlar”ı en kolay yönlendirecek olan ise, siyasi iktidardır.

Geçmiş seçimleri ve referandumları unutmayın.

Sandığa gidecek olan halk, aynı halktır!..

Son haftaya girilirken, iktidarın kesenin ağzını açarak, tabloyu tersine çevirmesi mümkündür!

İşin içine para girdi mi, “Mustafa Kemal’in askerleri” olduğunu iddia eden CHP milletvekilleri bile dünyayı şaşı görüyor.

Görmüyor muyuz?..

***

Ana muhalefet partisi, ülkenin geleceği ile kumar oynayamaz.

CHP’lilerin böyle bir genel başkana “biat etmesi” lükstür, ihanetin en üst noktasıdır.

CHP, tüm olanakları en etkili şekilde kullanmak zorundadır.

Hayati önemdeki kararlar; hasta ruhlu tiplere, kaprisli kişilere ve kompleksli siyasetçilere ve hırsızlara hiçbir şekilde bırakılamaz…

***

Oysa, AYM‘ne gitmenin, elle tutulur iki avantajı vardır:

Biri; zayıf olsa da anayasa değişikliklerinin iptal ettirme olasılığı, diğeri propaganda için zaman kazanmak:

Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak için verilen 60 günlük süreye, mahkemenin karar vereceği birkaç aylık süreyi de ekledik mi, kazanılan süre, pekala işe yarayabilir.

“Kararsızlar”ı, iktidarın kurduğu tuzaktan kurtarabilir, aydınlık günlere yelken açılabiliriz…

Peşinen bu olanaktan vazgeçmek ve bugünü, 1919 koşulları ile karıştırarak taktik belirlemek, gizlice karşı cepheye çalışmak anlamına gelir!..

Bahçeli bu işi açıktan, Kılıçdaroğlu gizlice yapıyor…

Ne var ki; önümüze gelecek ağır faturayı, sadece onlar değil, 80 milyon halk birlikte ödemek zorunda kalacağız!..

Hatadan dönmek için henüz vakit vardır…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.haberturk.com/gundem/haber/1404222-makam-araci-ile-en-cok-yol-yapan-10-vekil/2

MEHMET ALİLER!..

mehmet-ali-aligul-750x445

Dünyanın ilk ve tek parasız okulunu yakmak için benzini ateşleyen Mehmet Ali Aligül nerelidir?

Sosyal medya hesabından Müjdat Gezen için “peter olsun” dediğini duyanların bir fikri var:

“Hemşerindir” dediklerini duyar gibiyim.

Ben de farklı görüşteyim:

Mehmet Aliler Türkiyelidir.

Bizdendirler…

***

Mehmet Aliler:

Cahil ve cesurdurlar; Türk toplumunun bilindik bir yüzünü yansıtırlar.

Son eylemin “kahramanı” Mehmet Ali:

Servis şoförlüğü yaparak, 4 çocuğuna bakar.

38 yaşındadır, bijon anahtarını çatal gibi kullanır.

O derece kaslarına güvenir…

***

Mehmet Aliler:

Karakolda şaşabilirler ama hayatta yalan söylemezler.

Nitekim söylememiştir de:

Duygularıma yenik düştüm, pişmanım” demiştir sadece…

***

Mehmet Aliler:

Dün Madımak’ta görev yaptılar, bugün Kadıköy’de mesaideler.

Yarın nerede, hangi eylemciye nasıl karşı koyacaklarını kimse bilemez…

Kendilerine ihtiyaç duyulduğunda, anında orada biterler.

Ellerine ne geçerse, önlerine kim çıkarsa..

Allah ne verdiyse…

***

Mehmet Aliler:

Kurulmakta olan “Halkın Özel Harekatı”nın gönüllü neferleridirler.

Minibüs şoförü iken; son yolcu kadın ise, tenha bir yere çekip tecavüz ederek “ders” verebilirler.

Erkek ise, ne kadar şanslı olduğuna bağlıdır başına gelecekler…

***

Mehmet Aliler:

Sosyal medya hesabından neleri paylaştıkları ile siyasi görüşü hakkında fikir verebilir.

Pompalı ile çekilmiş fotoğrafları, beyinlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir.

Yetkililerin:

Psikolojik tedavi görüyor” veya “alkollü şahıs” demesine ise, çok ama çok içerlerler.

Kameraların karşısına ilk çıktıklarında:

Hayatımda hiç alkol almadım” diyerek valiyi bir güzel düzeltirler.

Bu fırsattan yararlanarak; alkol alanlara göndermede bulunurlar…

***

Mehmet Aliler:

Abdülhamit’in torunu “Esma Hatun” için söylenenlere çok kızarlar.

Gerçekte, Abdülhamit’in bu adla bir torunu olmayabilir.

Ne önemi var!

Mehmet Ali’nin verdiği ders de zaten tarih değil…

***

Meğer bizimki, Galatasaray Adasını isteyen Nilhan Sultanı savunuyormuş.

Nilhan’ın bu “insanca ve hakça” istekleri ile alay edilmesi, delikanlının çok zoruna gitmiş.

Bu nedenle okulu ateşe vermiş…

İsteseymiş bütün Roma’yı da yakabilirmiş…

***

Mehmet Ali’yi, MOBESE kayıtlarından yakaladılar.

İfadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı tabi.

Cumhuriyet Savcısı ne diye itiraz etti?!

Mehmet Ali kaçacak biri değil tabi, tekrar yakaladılar.

Mahkeme ifadesini alıp, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.

Savcı durmadı, serbest bırakılmaya bir daha itiraz etti.

Bu defa “delikanlı”yı gerçekten tutukladılar.

Ah şu Cumhuriyet Savcıları….

 

Cemil Can

 

 

HENÜZ VAKİT VARKEN…

hayır_ulkuculer

22 Ocak’ta CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması halinde saatler içerisinde Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurarak düzenlemenin iptalini isteyeceklerini” açıkladı…(1)

Son derece doğru ve yerinde bir karardı.

CHP, 30 Ocak’ta, AYM’ye başvuru için hazırlık yaptıklarını açıkladı. (2)

13 Şubat günü, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Anayasa değişiklik paketinin iptali için Anayasa Mahkemesine dava açılmaması çağrısında bulundu. (3)

Nedenini açıklamadı!

Kılıçdaroğlu, 14 Şubat günü grup toplantısında:

“Anayasa görüşmelerinde televizyonları yasakladılar. Meclis genel kurulunda kısıtladılar. Herkesten gizli olarak bir anayasa değişikliğini gündeme getirdiler” şeklindeki haklı ve yerinde olan yakınmasından sonra, “AYM’ye gitme hakkımız vardır ama konu hukuk konusu değil. Halkın egemenliğini koruyacak olan halkın oyudur” diyerek bu yolun kullanılmayacağını söyledi.

Kılıçdaroğlu, AYM’ye başvurmama gerekçesini “Halkın iradesiyle korunamayan bir egemenliğin başka hiçbir güçle korunması mümkün değildir” şeklinde açıkladı… (4)

“Hayır” cephesi kesinlikle hatalı bir strateji izliyor.

Hayır oyu verenler teröristlerle aynı saftadır” diyen Başbakan, CHP’nin AYM’ye başvurmamasını, “Oradan bir sonuç çıkmayacağını anlamış olmalılar” şeklinde değerlendirerek, (5) aynı zamanda AYM’nin acıklı durumunu itiraf etmiştir…

Tek adam:

“Cumhurbaşkanı ile başbakanın gücü aynı kişide birleştiği için kavga çıkmayacak” diyerek anayasa değişikliği gerektiğini savundu.

Gül ile Erdoğan, Erdoğan ile Davutoğlu ve Yıldırım arasında “güç” yüzünden kavga çıktığını hatırlayan var mı?

“Evet” cephesinin yüze çıkabilecek tek açıklaması budur.

Bunların “Evet demezseniz iç savaş çıkar” diyenleri de var.

Acele etmelerinin nedeni, değişikliği savunmadaki zorluk ve saçmalamalarını halkın anlayacağından korkmalarıdır.

Zırva tevil götürmüyor…

Kılıçdaroğlu, CHP’nin görüşünü “AYM’ye gitseydik iktidar bunu meydanlarda koz olarak kullanırdı” şeklinde savunması (6) doğru olmamıştır.

Anayasal bir hak ve ödev olan (7) Anayasa Mahkemesine başvurma hakkının kullanılmasını, iktidar bu başvuruyu “koz” olarak kullanılacak korkusu ile kullanmaktan vazgeçmek doğru olabilir mi?

Sanki Anayasa değişikliklerini iptal ettirmekle kötü bir iş yapılıyor!

Ya halk oylaması sonunda; anayasa değişikliği kabul edilirse, faturayı kim ödeyecektir?

Halkoylamasında “Hayır” çıkması halinde, siyasi rantı hiçbir şekilde CHP’ye bırakmazlar.

80 milyonun gözü önünde; Anayasaya ve İçtüzüğe aykırı (8) olarak “açık oy” kullanıldığı belli ve sadece bu nedenle bile, değişikliklerin usulden iptali mümkün iken, bu olanağı kaçırmak niye?

Bu durum affedilmeyecek bir hata ve görevi savsaklamakdır.

Anayasa değişikliği ile Millete ait “egemenlik”, Milletten alınıp tek kişiye verilmek istenmektedir.

Anayasanın 6. maddesine (9) açıkça aykırı olan bu durum, AYM’den dönmeyecekse, zaten AYM, kendi ipini kendi çekmiş demektir.

Bu dava da; OHAL ile ilgili olmayan Kanun Hükmünde Kararnameler hakkındaki başvuru gibi reddedilirse; değişiklikler, değişikliklerden sonraki durum ve AYM birlikte tartışılarak, halka nasihat etme yerine “musibet” gösterilebilecektir.

Sahaya inildiğinde; hem AYM, hem de anayasa değişiklikleri eleştirilerek, AKP-MHP koalisyonunun nasıl bir rejimin getirilmek istendiği daha kolay anlatılabilecek…

Bu olanak henüz kaçırılmış değildir. (10)

Stratejik olarak da AYM’ye başvurmanın önemli bir kazanım sağlayacağı açıktır.

AKP-MHP Koalisyonunun; anayasa değişikliklerine neden “evet” denmesi gerektiğini açıklamada zorlandıkları, devlet olanaklarını kullanarak halkı aldatmaya çalıştıkları, bazı kamu görevlilerinin oylarını belli ederek ve “Hayır” diyecek olanlara terörist muamelesi yapacakları tehdidini ileri sürerek, baskı yapmaya başladıkları gerçeği karşısında; her geçen günün “evet”çiler aleyhine işleyeceği anlaşılmaktadır…

60 günlük dava açma süresine, AYM’nin karar vermek için geçireceği süre de eklendiğinde, eşit koşullarda başlamayan propaganda süresinin uzatılması ile durum kolaylıkla “Evet” cephesinin aleyhine döndürülebilecektir.

Kabul edilmeleri halinde, değişiklikler iki yıl sonra yürürlüğe gireceğine göre, bir aciliyetleri yoktur.

Ayrıca bir ihtiyaçtan doğmadıkları açıktır, zira bu iki yıllık süre içerisinde, o ihtiyaca cevap verecek hüküm bulunmamaktadır.

Sadece bu iki tez kullanılarak; anayasa değişikliklerinin “rejimi değiştirmek” amacıyla yapılmak istendiği anlatılabilir…

“Evet” cephesininin propaganda araçlarına karşı “Hayır” cephesinin kullanabileceği bir tek “zamanı” vardır.

Onu da sudan sebeplerle heba etmeye gerek yok.

Vakit henüz varken; bu konuyu yeniden ve etraflıca düşünmek gerekir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/chp-degisikligin-iptali-icin-anayasa-mahkemesine-basvuracagiz-40343349

(2) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/chpli-vekiller-anayasa-mahkemesine-basvuru-yapacak-1651527/

(3) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/perincekten-muhalefete-cagri-iptal-davasi-acmayalim-2-1676950/

(4) http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglu-anayasa-mahkemesine-gitmeyecegiz-40365538

(5) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201702141027208993-yildirim-kilicdaroglu-chp-aym/

(6) http://www.aljazeera.com.tr/haber/kilicdaroglu-belli-cevrelere-hayal-kirikligi-yasattik

(7) Anayasa, Madde150– Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birden fazla siyasi partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan parti kullanır.

(8) İçtüzük, Madde 94Anayasada değişiklik tekliflerinin birinci ve ikinci görüşmelerinde, maddelerin kabulü ile ikinci görüşmenin sonunda tümünün kabulü üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyu ile mümkündür.

Birinci görüşmede gerekli çoğunlukla kabul oyu alamayan bir madde ikinci görüşmede de gerekli çoğunlukta kabul oyu alamamışsa reddedilmiş olur.

Teklif hakkında verilen değişiklik önergesinin kabulü halinde, kabul için gerekli beşte üç çoğunluğun tespiti için bu önergenin oylanması gizli oylama suretiyle tekrarlanır.

(9) Anayasa, Madde 6– Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

(10) Anayasa Madde 151– Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, iptali istenen kanun, kanun hükmünde kararname veya İçtüzüğün Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra düşer.

“İKİNCİ REİS”İN MÜTEVAZİ YETKİLERİ!..

turbanlı_bacım

Maşallahı var, bizim Reis çok çalışıyor…

Toplu açılış törenleri, sempozyumlar vs. hiçbirini kaçırmıyor…

Asla fırsatı kaza yapmaz.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA), düzenlediği sempozyumda:

“Bunlar da ‘küçük olsun bizim olsun’ diyerek uzun zamandır bu ülkenin ayağına pranga vurarak yola devam etmek istediler. Ama bu dönem artık bitiyor” diyerek, bir dönemin bittiğini ilan etti…

Erdoğan büyük adamdır vesselam!..

***

Anayasa değişikliği ile kendisinden sonra “Başkan” seçilecek; büyük olasılıkla da sol görüşlü olacak liderin, yetkilerini de belirliyor!..

Hiç şüpheniz olmasın, Erdoğan’ın “pranga” olarak nitelediği, 100 yıllık parlamenter sistemimizdir.

Sıra onu yok etmeye geldi…

Yağmurda “iki kişiden biri” ile beraber yürümeye devam ettiğine göre, hedefine ulaşması da çok zor değil!

Reis, zaten “ülke” demektir…

“Ülke”nin ayağındaki prangalar çözülünce, nasıl bir sisteme geçmiş olacağız dersiniz?

Kafamızda onu canlandırmayı deneyelim…

***

Haftalardır aynı şeyleri tartışıp duruyor Türkiye.

İki ay sonra, sandıkta bir büyük hayale, evelallah son noktayı biz koyacağız.

Şimdiden, sonuçlara ilişkin tahminlerde bulunmanın bir yararı yok!

İkna etmemiz gereken kesim ise önümüzde duruyor.

Onların anlayacağı bir dil kullanacağız…

***

AKP ve MHP tabanının bir bölümünü “ikna” edemezsek eğer, maçı “evet”çiler kazanacak!

Bir bölüm dediğime bakmayın siz.

AKP ile MHP yüzde 49,5+11.9=61,4 ettiğine göre, ikna edeceğimiz kesim:yüzde 11.4‘ü buluyor.

Bu demektir ki, 16 Nisan’da; yüzde 10 barajını geçmek zorunda kalacağız!

Yaşayarak öğrendik ki:

Reis’in “mağdur” olmaması için kendini yakacak çok adamı var!

Bu yüzden işimiz giderek zorlaşıyor…

***

Kızının türbanı yüzünden yaşananları bir anlatmaya başlarsa; Türkiye hop oturup, hop kalkacak!

Yakın geçmişte gördük:

Benim İmam-Hatipli kardeşlerime katsayı uyguladılar” dediğinde, yeri yerinden oynatıyordu…

Bu necip Millet, Cumhuriyet’in temel direklerini, o “mağduriyet edebiyatı” ile yıktı…

Şimdi, Reis’inin ayağı “prangalı” gezmesine razı olabilir mi?!

Onun:

Allah ne diyorsa o olacak”, “Bize Milletimiz yeter” sözlerine kim karşı çıkabilir ki?

***

Başbakanlığı, aynı zamanda da kendini tabi, gereksiz gören Binali’nin, “Biat et, rahat et” sözleri de bir şey anlatmıyor mu?

İlahiyatçı Vehbi Güder’in :

Hayır diyenler Şeytandır” şeklindeki sözleri, kulağımıza küpedir.

Modoko Camii’nin İmamı Hüseyin Güleç’in, hayırcıları hainlik ve gafillikle suçlaması, “hutbe” kapsamında olmasa da; bir “din adamı”nın öğüdü olarak, aklımızın bir köşesinde duracak.

Vali, kaymakam, okul müdürleri, üniversite rektörleri ve seçim müdürlerinin siyasi iktidara destek veren sözleri, bu yarışın eşit koşullar altında yürütülmeyeceğini gösteriyor.

***

Ona göre:

Muhatabımız, sandık başına gidecek olan 60 milyon seçmenin, sadece yüzde 11.4‘ü olmalı.

Hedefi fazla büyütmemeliyiz…

30 milyondan fazla insana kimse, üst perdeden bir şeyler anlatamaz!

Boşuna yere konuşmayacağız…

***

Söylemimiz bellidir:

İlk anlatacağımız:

Reis’in bir daha “mağdur edilmesine” bizim de “razı olmadığımız”dır…

Arkasından:

Fetullahçı Terör Örgütü’ne bile her istediğini veren Reis; “15 yıllık iktidarı boyunca ne yapmak istedi de yapamadı?” diye meraklı insan tavrı içinde can alıcı bir soru soracağız…

Hesap sorar gibi değil!

Öyle şeylere çok kızıyor Reisimiz…

***

Olursa başka istekleri; onlara da, “eyvallah” diyeceğiz!

“Olmazsa çay demleriz!”

Reis’in ayaklarındaki prangaları mutlaka çıkartacağız, gerekirse kendi ayağımıza “nal” çakarız!..

Bütün derdimiz: Reis’in üzülmemesidir!..

***

İki kişiden birine:

Bizim sorunumuz Reis’le değil, Allah geçinden versin, yakın zamanda Hak’ka yürümesini hiç istemeyiz elbette, ama kendisi demedi mi; “Benim 16 Nisan’a kadar çıkacağım belli değil”…

Bu sözlerle konuyu açabiliriz…

Şeytan’ın kulağına kurşun, aklımıza getirdi işte:

Ondan sonra gelecek olan Reis’e:

Bu kadar geniş, sınırsız ve denetimsiz yetkiler vermek doğru olur mu acaba?

Ya “Birinci Reis”ten sonra gelecek olan “İkinci Reis”i, düşmanlarımız aldatır da yetkilerini kendi çıkarları için kullandırırlarsa, o zaman ne yapacağız?

Allah göstermesin, böyle bir şey vuku bulursa; “Birinci Reis”, mezarında ters dönmez mi?

O mübarek kemikleri kara toprakta sızlamaz mı?

***

Gelelim “Küçük Reis”e:

“Eğer Doğu Perinçek ve ‘hayır’cı yoldaşları ile Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istisnasız sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli” diyerek son noktayı koydu…

Zaten kağıda bakmadan konuşmayı pek sevmez hazret.

Geçmişte; AKP’nin, dolayısıyla Erdoğan’ın iktidarda kalmasını sağlamak için ne lazımsa yapmıştı.

Tercihini kurşun kalemle sınav kağıdına işaretledi zaten.

Bu söylenenlerin, hepsi de kanıtlı ve ıspatlıdır.

O bakımdan Bahçeli’den şüphemiz kalmadı!

“Küçük Reis”in tercihi de bellidir yani…

***

Bizi asıl şaşırtan:

Durduk yerde Perinçek’e neden sataştığıdır.

Bize davamızı öğretecekler” diye bağırması ise anlaşılmıştır.

Mahcup bir şekilde, tabanımız Vatan Partisine doğru kaydı dedi.

Kantarın topuzunu o da birazcık kaçırmıştır…

***

“Başbuğ”un bu manalı sözleri üzerine:

Ülkücüler, sosyal medyada “Bozkurtlar” hesabından anket benzeri bir çalışma yaptılar:

Sadece ülkücüler oy versin” diye de not düştüler altına.

Sonuç ne çıktı tahmin edin bakalım:

Bir gün içinde, 569 ülkücü ankete katıldı; oyların yüzde 75‘ini Perinçek aldı!

Mecburuz artık; başka bir rezilliğe yol açmasın diye, iki ay daha sözlerini duymazdan geleceğiz…

***

Bahçeli’ye muhalif kesimin oluşturduğu, “Türk Milliyetçileri Hayır Diyor Platformu”na ise desteğimiz tamdır.

İlk ziyaretlerini, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’a yapmış olmalarını bayağı önemsiyoruz.

İçerisinde CHP, Vatan Partisi ve demokratik kitle örgütlerin bulunduğu, 52 kuruluşun oluşturduğu “Hürriyet ve Memleket için El Ele Platformu” da Trabzon’da “Hayır”lı çalışmalarına başladı.

Onlar da başkanlığa, DP İl Başkanı Ali Akar’ı getirdiler…

Kutluyoruz…

Son derece isabetli bir iş olmuştur.

İyi ki deoldu, Trabzonluların siyasi parti liderlerine olan güvenini de öğrendik!

***

Bu demektir ki, pek yakında topyekün sahaya iniyoruz.

Zira siyasetle ilgilenmek yurttaşlık görevimizdir.

Ne demişti Rousseau:

Hür bir Devletin yurttaşı ve Egemen Varlığın bir üyesi olarak doğduğuma göre, kamu işlerinde sesimin etkisi az bile olsa, oy verme hakkım bana bu işleri inceleme ödevini yükler.

Görevimizi hakkıyla yapacağız.

Doğru sahaya…

Cemil Can

GÜLMEK SERBESTTİR!..

gülmek

Bu hafta:

-İltica talebinde bulunan NATO üslerinde görev yapan kırk FETÖ‘cü subayı Almanya’nın iade etmemesini;

-Henri Barkey’in, Ordu ile ilişiği kesilen yüzden fazla general ve amiral için; Amerika’ya yakın ve NATO’ya inanan komutanlardı demesini;

-Rusların Suriye için anayasa taslağı hazırlamalarını;

-Taslakta; Kürtler için “özerklik”ten söz ediliyor olmasını;

-Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın, “Özerklik, federasyon, konfederasyon olup olmayacağına halk karar verir” diyerek, haberi yalanlamasını;

-”Kültürel özerkliğin” tartışıldığını, bunun “özyönetim” anlamına gelmediğini;

-ABD’nin etkisini azaltmak amacıyla, “Kültürel özerklik” tarifi yapıldığını;

-Rus dış politikasının önemli isimlerinden Aleksandr Dugin’in, Rusya ile ABD’nin “Kürt özerk bölgesi” için anlaştığına dair haberleri Fetullahçıların yaydığını söylemesini;

-Trump’un, aralarında İran’ın da bulunduğu 7 ülkenin Müslüman vatandaşları için ABD’ye giriş yasağı koymasını;

-Federal yargıçların bu yasağın yürütmesinin durdurmasına karar verdiğini;

-ABD Savunma Bakanı James Mattis’in, İran’ı Ortadoğu’da terörü en faza destekleyen ülke ilan etmesini;

-Trump’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Flynn’ın, “Bugün İran’ı resmen uyarıyoruz” diyerek tehdit etmesini;(1)

-Bu tehdide karşı, İran’ın askeri tatbikatla yanıt vermesini;

-Devrim Muhafızları Genel Komutanı General Hüseyin Selami’nin, ABD merkezli şirket ve işadamlarının İran’a giremeyeceğini duyurmasını;

-Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı General Amir Ali Hajizadeh’nin, “Gürleyen füzeleri başınıza yağdırırız” diyerek ABD’ye meydan okumasını görmeyeceğiz…

-ABD’nin PYD/PKK’ya zırlı araçlardan sonra 7 tank vermesini; (2)

– Almanya’nın PYD’ye verdiği MILAN tanksavar füzeleri ile Fırat kalkanı Harekatı sırasında tanklarımızın vurulduğu (3) gibi; ciddi konuları da olmamış sayıyoruz…

-Türkiye’nin dış borcunun 14 yılda yüzde 222 artarak 130 milyar dolardan, 417 milyar dolara çıkmasını;

-Aynı dönemde, reel kesimdeki şirketlerin net döviz borcunun; 65 milyar dolardan 213 milyar dolara sıçraması ile de ilgilenmeyeceğiz…

Açlık sınırının, 1630 liraya fırlamasını;

Yatlar için ÖTV‘nin sıfırlanmasını da geçiyoruz…

Referanduma kadar iki aydan fazla zamanımız var; vur patlasın-çal oynasın eğleneceğiz.

***

Başlıyoruz:

AKP, Siyasi ve Hukuk İşleri Başkanlığı “Cumhurbaşkanlığı sistemi” anlatılırken, söylem birliğini sağlamak için 18 maddelik bir kılavuz hazırladı.

Kılavuzda; bir ihtiyacın giderilmesi için bu anayasa değişikliğinin yapılmadığı itiraf ediliyor.

Broşürün en anlamlı cümlesinde:

“Anayasa değişikliğini Cumhurbaşkanımızın şahsına hapsetmeden, çocuklarımızın geleceğini düşünerek daha geniş bir yaklaşım sergileyerek, gelecekte muhtemel kriz tehlikesini ortadan kaldıralım, Cumhuriyetimizi güçlendirelim” deniyor. (4)

AKP, mevcut kriz veya sorunları çözmek için değil, “muhtemel kriz” tehlikesini ortadan kaldırmak ve “Cumhuriyet’i güçlendirmek” (!) için bu değişiklikleri yapmak istediğini açıklıyor.

Meclis’in yetkilerini alıp Cumhurbaşkanına verecekler, böylece Cumhuriyet güçlenmiş olacak.

Ne güzel!

Buna “yetkileri alarak güçlendirmek” diyorlar!

Yeni bir tariftir…

Beyler!

Bu yöntemi, Cumhurbaşkanı RTE üzerinde uygulayın!

Alın tüm yetkilerini elinden, iyice güçlensin Erdoğan’ınız!..

***

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, referandumda sandıktan ‘evet‘ çıkmasının, terörle mücadeleye verilen destek anlamına da geleceğini belirterek, Bu anlamda, inşallah ‘evet’ terörle mücadelede yeni bir ruhun, yeni bir psikolojinin daha etkin bir mücadele imkanının ortaya çıkmasını sağlar. Ayrıca yürütmenin tek elde toparlanması dolayısıyla hem ekonomi hem diğer alanlarda olduğu gibi terörle mücadele alanında da süratli, etkin kararlar alınmasına vesile olabilir” dedi.(5)

Kurtulmuş, çok ayıp etti, partisinin temel propagandasını çürüttü.

Kılavuza göre, anayasa değişiklikleri ile Cumhuriyet’in güçleneceği savunuluyor.

Kurtulmuş’a göre, bu değişikliklerle yürütme “tek elde” toplanacak!

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Yürütmenin yetkilerinin (6) tek elde toplandığı rejimlere; “totaliter-otoriter rejimler” (7) denir ki, böyle bir rejime, aynı zamanda “Cumhuriyet” (8) diyebilecek olanların, akıl hastanesinden sağlam bir heyet raporlarının olması gerekir.

Yine de Kurtulmuş’a teşekkür etmek gerekir.

Gerçeği itiraf etti.

Kurtulmuş’a göre; anayasa değişikliklerine “evet” demekle, terörle mücadeleye de “destek” verilmiş olacaktır!

Peki, bu nasıl olacak?

Onu izah edemiyor tabi.

Tekrar okuyun, saçmaladığını göreceksiniz…

Ne demiş eskilerimiz: “Zırva tevil götürmez.” (9)

Başbakanlığın gereksizliğine inanan Binali ise, anayasa değişikliklerine neden “evet” denmesi gerektiğini getirip:

PKK, FETÖ ve HDP ‘hayır’ diyor, biz onun için ‘evet’ diyoruz”a bağladı… (10)

Onun için ya havlu atılsın ya biri sekize kadar saysın!

Komedi ise komedi başlıyooooooooooooor!…

Nisan’a kadar, karın tutarak gülmek serbest…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.yenisafak.com/dunya/trumpin-kararina-destek-veren-musluman-ulke-2606425

(2) https://www.aydinlik.com.tr/turkiye/2017-subat/munbic-e-gireriz-dedik-abd-7-tank-gonderdi

(3) http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/432951.aspx

(4) http://www.milliyet.com.tr/ak-parti-18-maddelik-cumhurbaskan-siyaset-2366697/

(5) http://www.yeniakit.com.tr/haber/evet-demek-terore-karsi-mucadeleye-destektir-270840.html

(6)”Yürütme”den Bakanlar Kurulunu anlamak gerekir.

Bakanlar Kurulunun Ana Görevi:

Genel siyaseti” yürütmektir. (Anayasa, madde: 112/1) Genel siyaset kavramından memleketin iç ve dış siyaseti anlaşılır; bu ise “hükümet etmek” demektir. Yani ülkeyi kim yönetecek sorusuna Anayasamızın verdiği cevaptır.

Bakanlar Kurulunun diğer görevleri şunlardır:

Kanun hükmünde kararname çıkarmak (madde: 91, 121); tüzük çıkarmak (madde:115); kanun tasarısı hazırlamak (madde:88); bütçe ve kesin hesap kanun tasarısını hazırlamak (madde:162, 164); olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan etmek (madde:119, 120, 122); milli güvenliği sağlamak (madde:117); silahlı kuvvetleri yurt savunmasına hazırlamak (madde:117) ve Genelkurmay Başkanını atamaktır. (madde:117)

 

(7) Totaliter:Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan (devlet düzeni).

Otoriter: Emretme, yaptırma gücüne sahip olan (kimse).

(8) Cumhuriyet: Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi.

(9) Saçma söz, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, niteliği değişmez, saçma olarak kalmaya devam eder.

(10) http://www.aljazeera.com.tr/haber/yildirim-pkk-feto-hdp-hayir-dedigi-icin-evet-diyoruz

 

 

“ERDOĞAN’DAN SONRA!..”

Gri-Kurtlar

referandum

 

1 Kasım seçim sonuçlarını hatırlayalım:
AKP: yüzde 49.5, CHP:25.3, MHP: 11.9, HDP:10.8 idi.
Partili “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” adı ile “Başkanlık” sistemini getirmek isteyen: AKP ile MHP.
Oy oranları: Yüzde 49.5+11.9= 61.4’dü buluyor.
Bu hesaba göre; aritmetik ilmi, “egemenlik projektörü”nü Erdoğan’ın üzerinde durduruyor.
Ne var ki, siyasette 2+2 her zaman dört etmiyor.
Nisan 2017’de; ak koyun kara koyun geçit başında belli olacak!..
***
Bazı AKP’liler, rejimin değişmesine karşı:
“İnsan bu kadar yetkiyi babasına bile vermez” diyorlar…
Bazıları:
AKP, 15 yılık iktidarı boyunca ne yapmak istedi de yapamadı, Cumhurbaşkanına halkın egemenlik yetkisinin tamamını vererek, hangi sorunlar çözülecek, diye haklı olarak soruyor.
Bir kesim daha var ki, bam teline basıyor:
Bu kadar sık kandırılan birine, bu kadar geniş yetkileri verirsek eğer, yine kandırılmaz mı?
Kandırılan başkan; yetkilerini ya halkın aleyhine doğru kullanırsa, o zaman ne yaparız diyerek, alçak sesle, Reis’i uyarma ihtiyacı içerisine girdiler…
***
Ülkücüler:
Ülkeyi uçurumun başına kadar sürükleyen “Başbuğ” Devlet Bahçeli ismini duyunca, burunlarından soluyorlar.
Genel Başkan- Teşkilat- Doktrin geleneğini hızla bozdular.
Devlet’i arka vagona koydular!
Her gün, MHP’nin bir ağır topu, genel merkeze başkaldırıyor….
Bozkurtlar dişlerini gösterdi:
“Siz koyunlarınıza sahip çıkın, bizim çobana ihtiyacımız olmaz” diyorlar.
“Hayır” oyu vermekte kararlı görünüyorlar…
Çin sarayından hükümdarı kaçırmaya giden 40 fedainin yaktığı o eski isyan ateşi, MHP’de yeniden alevlendi.
***
HDP’nin sicili baştan bozuk.
Onların hesaplarını İmralı tutanaklarından biliyoruz:
“Ver özerkliği, al başkanlığı” temelinde AKP ile anlaşmışlardı.
“Başkanlığa” karşı değiller yani.
TBMM’nde sessiz kalmalarına da aldanmamak gerekir.
“Hayır” oyu vereceklerini söylüyorlar ama, gizliden gizliye oylarını “Evet”e de çevirebilirler.
Sandığa gitmemek suretiyle, Erdoğan’ın başkanlığını destekleyebilirler…
Bu şekilde kullanılan oy sayısını azaltıp, “evet” diyenlerin oranını yükseltebilirler…
Böyle bir durumu sürpriz kabul etmemek gerekir…
***
Referanduma kadar kulağımız AKP-MHP cephesine dönük yatacağız.
Bu cephede ciddi bir ayrışma yaşanmazsa; Erzurumlunun “100 yıllık prangası” çözülecek gibi!?
Başörtülü bacımın da “90 yıllık reklam arası” biteceğe benziyor!?
O bakımdan:
Nisan’a kadar, nefes bile almadan; AKP ile MHP tabanına mesaj taşımak zorundayız…
94 yıllık Cumhuriyet’in kurtuluşu, oların insafına kaldı.
***
Vatandaşı karşımıza alıp:
“Egemenlik:
Bir devletin ülke üzerinde sahip olduğu tüm yetkilerdir;
Bir başka anlamıyla, Millet adına “emretme gücü”nü ifade eder;
Bu yüzden, egemenliğin kullanılması hiçbir surette, bir kişiye devredilemez;
‘Kuvvetler ayrılığı’ diye bir ilke vardır;
Egemenlik; Millet adına kullanılsın diye; yasama, yürütme ve yargı eliyle kullanılmaktadır;
Bu erklerin hiçbiri diğerine üstün sayılamaz;
Hepsinin de bir denetleme mekanizması vardır;
Denge bozulursa, o zaman keyfilik başlar;
Keyfiliğin ardından diktatörlük gelir;
Diktatörlükle idare edilen ülkelerde, insan onuru yerlerde sürünür;
Yolsuzluklar alır başını gider.
İnsanlar dünyaya geldiğine bin pişman olur” diyerek, “Hayır” oyu kullanmalarını sağlamamız imkansız gibi görülmektedir…
***
Çünkü bu söylemlerle; “Evet cephesi”ndeki yüzde 61.4 oyun, yüzde 11.5’ini efsunlanmaktan kurtaramayız.
O kesim, bizi dinlemez, dinleseler de anlamak istemezler.
Parçalanamayacak ön yargıları vardır!
Bu nedenle, çok özel ve ayrı bir strateji izlemek zorundayız.
Aylardır siyaset üretemeyen; her olay karşısında, bir o köşeye bir bu köşeye savrulan CHP, bu defa doğru çizgiye geldi.
Çift sarılı yumurtlamaya başladı.
Kılıçdaroğlu, MYK toplantısında halka verilecek mesajın özetini şöyle açıkladı:
“Bu rejim değişikliğini savunanlar sevmediği bir kişinin başkan olduğunu düşünsünler, evet oyu verecekler mi? Herkes ‘sevmediğim biri başkan olursa ne derim’ diye düşünerek oyunu kullanmalı” dedi. (1)
Mesaj, son derece yerinde; doğru ve isabetlidir…
Defalarca kutlarım.
Kılıçdaroğlu, ayrıca özveride de bulundu.
Doğruyu söylemek gerekirse; bu defa, fena mahcup etti beni…
Evet, özverili davrandı:
AKP’li seçmene; “sevmediğin biri, başkan olacakmış gibi düşünüp yetki ver” diyor.
AKP’lilerin sevmediği lider kim?
Yani Kılıçdaroğlu diyor ki:
Bu referandumda AKP ve MHP’lilere oy kullanırken; Cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu düşünerek oyunu ver!
Bu kadar geniş, sınırsız ve denetimsiz yetkiyi bana verirsen eğer, o zaman “evet” şeklinde oyunu kullan!..
Yemin ederim; bu propaganda sonuç getirecek.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu, rejimi kurtarmak adına; kendini feda ettiği için ayrıca kutluyorum!
Eminim:
Tarih baba, onun bu soylu hareketini kayıt altına alacak…
***
Bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi, bir doğru tespit de CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’dan geldi.
O da:
“Anayasa ‘Hayır’ demezseniz ne olacak?” başlıklı, 20 maddelik bir broşür hazırladı.
“Anayasaya ‘Evet” derseniz başınıza neler gelecek” şeklindeolumlu cümle kursa daha iyiydi.
Her neyse, “Evet” oylarının yüzde 50’yi geçmesi halinde başımıza gelecekleri bir güzel özetledi… (2)
Onu da kutluyorum…
Hükümet kanadının yaydığı propagandaya karşı, “Başkanlık yalanına 10 maddelik yanıt”, Vatan Partisi’nden geldi.
Hukuki-teknik eleştirileri onlar özetledi… (3)
Okumaya değerdir…
***
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Bu referandumdaki muhatabımız; AKP ile MHP’nin seçmeni olacağına göre, mesajlarımızı da bu kesimin “ikna” edilmesine dönük vereceğiz.
Halka:
“Erdoğan’dan sonra, aynı yetkilerle donanmış olarak; “sevmediğiniz biri gelecek diye düşünüp, oyunuzu ona göre kullanın” diyeceğiz…
Bu kez aritmetiği elbirliği ile şaşırtacağız!..
Cemil Can
DİPNOTLAR:
(3) https://www.aydinlik.com.tr/turkiye/2017-ocak/baskanlik-yalanlarina-10-maddelik-yanit

ANAYASAYA HAYIR İŞKENCEYE “EVET” !..

reina

Donalt Trump’un ABD Başkanlık makamına oturmasını,

Hüsnü Mahalli’nin serbest bırakılmasını,

İsmet Paşa’nın müfredattan çıkartılmasını,

Hussein Obama’nın veda konuşmasında göz yaşlarını tutamamasını,

Türk ve Rus savaş uçaklarının El-Bap’ta DAEŞ hedeflerini birlikte vurmasını,

Anayasa değişiklik teklifinin halkoylamasına kalmasını,

ABD’nin Astana Zirvesi’ne büyükelçilik düzeyinde katılma kararı almasını,

Türk Akımı Projesi’nin uygulama aşamasına gelmesini,

Bağımsız Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın kendini mikrofona kelepçelemesini,

Perinçek’in BOP Eş Başkanına “nazire” edercesine; Diyarbakır’ı “yıldız” yapacağız demesini,

Sebahattin Önkibar’ın yeni kitabının piyasaya çıkmadan yasaklanmasını,

Suriyeli Komutan Halit Sireki’nin, eli silah tutan 17-45 yaş aralığındaki Suriyelilerin sınır dışı edilmesini istemesini,

TBB Başkanı Feyzioğlu’nun “Devletin tapusu millete aittir” demesini,

Beyaz Saray’dan kaldırılan Churchill büstünün geri getirilmesini,

Emin Çölaşan’ın hala Mehmetçiğin Suriye’de ne işi olduğunu anlayamamasını,

IŞİD’in 5 askerimizi şehit etmesini,

KKTC’nin Mustafa Akıncı eliyle ihaleye çıkartılmasını bir kalemde geçiyoruz…

***

Doğrudan; yılbaşı gecesi Ortaköy’deki Reina isimli gece klubünü basan ve 39 kişinin ölümüne neden olan Özbek asıllı Abdulgadir Masharipov’un, yakalandıktan sonra, polis tarafından sızdırılan görüntülerine (1) geliyoruz…

Katile, Emniyete gidene kadar kötü muamele yapılmadığının tanığıyım.

Her şey görüntülerden bellidir.

Bağlantısını koydum, inanmayan baksın…

***

Masharipov’un, hangi terör örgütüne üye olduğu,

Bu örgütün arkasındaki gizli servisler,

O gizli servisin bağlı olduğu küresel güçler,

Çağdaş sorgu teknikleri ile katilin konuşturulması sonucu elde edilen bilgiler,

Bu bilgiler üzerine, ortaya çıkartılan uyku halindeki hücreler,

Yakın zamanda eylem yapmak üzere hazırlık yapan diğer ekipler,

Elde edilen bilgilerle kaç örgüt hücresinin çökertildiği,

Kaç eylemin önlendiği,

Bu şekilde, kaç suçsuz insanın ölmekten kurtarıldığı,

Canlı yakalamanın örgüt mensupları üzerindeki psikolojik etkisi,

Kamuoyunun güvenlik güçlerine olan güvenin artmasına da değinmiyorum…

***

Sözü;

Daha fazla uzatmadan,

Başka konulara da dalmadan,

Doğrudan Emniyetin sızdırdığı açık olan, ikinci görüntüye getiriyorum… (2)

***

Doğrusunu söylemek gerekirse:

24-25 Temmuz 2015’de başlatılan; PKK’nın “hendek stratejisi” de denen; Sur, Cizre ve Nusaybin merkezli şehir savaşları sırasında; örgüt mensuplarına “orantısız güç” kullanıldığından yakınan, Y-CHP milletvekillerini olay mahalline göndererek, Türk güvenlik güçlerinin insan hakları ihlalleri yaptığını raporlara bağlatıp, Türkiye’yi uluslararası kuruluşlara şikayet eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu olayda sessiz kalmasına bir anlam veremediğimi kabul ediyorum!

Dersimli, operasyona katılan polislere teşekkür ettikten sonra, alaycı bir ifade ile:”Aynısını Adil Öksüz için de bekliyoruz” dediğini unutmuş değilim… (3)

İlginçtir:

PKK ve FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlarda; insan hakları savunucusu kesilen Dersimli Kemal, bu defa “işkence” ve “kötü muamele”ye hiç temas etmedi!

Kılıçdaroğlu; her nasıl olmuşsa, Masharipov’un suratının Çarşamba pazarına çevrilmesini ve kafasının postal altında ezilmesini “orantılı” buldu!..

Masharipov’u, yakalanmasından polis aracına gütürülmesine kadar olan görüntüleri dikkatlice izledim.

Kolunun bükülüp, başının öne eğilmesinden başka, fiziki güç kullanıldığını göremedim.

Demek ki, Abdulgadir’in Özbek yüzünü, sorgu sırasında Moğolların suratına benzettiler!

FETÖ‘ye ait finans kuruluşlarına kayyım atanması sırasında polise engel olmaya çalışan, FETÖ mensuplarının tutuklanmasında eş ve çocuklarının “mağduriyetini” haftalarca gündemde tutan Dersimli’nin, bu açık “işkence” olayı karşısında ağzını neden bıçak açmıyor?..

Bu çifte standart “Devrimci Kemal”e yakıştı mı?

PKK ve FETÖ’ye kol kanat germeyi adeta üzerine vazife edinen bu zavallı adam, Adana Mitingi’nde ünlü düşünür Voltair’e gönderme yapmıştı:

Hukuku ve demokrasiyi savunma” adına; Nazlı Ilıcak’ı, Ahmet ve Mehmet Altanları; CHP’lilere alkışlatmaktan hiç çekinmemişti… (4)

Dersimli, HDP milletvekillerinin tutuklanması üzerine, İzmir’de yaptığı açıklamada da “ biz düşünce özgürlüğünü, demokrasiyi savunuyoruz” demişti… (5)

Masharipov söz konusu olunca, o adam nere gitti; buhar oldu uçtu adeta…

Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Vakfı ve MAZLUMDER gibi insan hakları savunucusu örgütler de; Özbek asıllı IŞİD üyesine yapılanları görmezden geldiler!

Bu değerlerden daha üstün başka bir değer ya da geçerli nedenleri olmalı.

Bu konuya özelikle dikkatinizi çekmek istedim…

***

Renia katliamında ölenlerin çoğunun “yabancı uyruklu” olması, acaba sessiz kalma konusunda etkili olabir mi?

Yılbaşı gecesi Taksim Meydanı’nda eğlenmeyi düşünen gariban vatandaşlarla, Reina gece klubünde geceyi geçirecek olanlar arasındaki korkunç “gelir farkı”, bu uluslararası örgütlerin işkenceyi görmeme nedeni olabilir mi?

Bu olayı “hangi örgütler kimlerin hizmetindedir?” sorusuna yanıt bulabilmek için de, enine boyuna sorgulamak gerekir!

***

İçişleri Bakanlığından bağımsız açıklama yapamayacak olan İstanbul Emniyeti, kendi sızdırdığı fotoğraflar üzerinden, böyle bir eleştirinin başlatılacağını düşünmemiş olamaz.

Peki, kolaylıkla gizleyebileceği “işkence”yi neden açık etti?

Bu şekilde verilecek mesaj daha mı önemlidir?

İşkence konusunda zaten sicili bozuk olan Emniyet, bir kez daha eleştirilmeyi neden göze aldı acaba, buna değdi mi?

***

Türk güvenlik güçlerinin, ABD’nin “kara gücümüzdür” dediği, PKK’ya karşı yaptığı her operasyona, “insani muamele” kriterinden bakan ABD basını da, olayın “işkence” yönüne hiç değinmedi.

Aynı şekilde, AB Parlamentosu da duyarsız kaldı.

İlginçtir:

Sanki Masharipov’un yüzüne makyaj yapılmış gibi, Rusya da “insan hakları ihali” konusuna hiç girmedi…

***

Dersimli, ipleri ABD ve AB’nin elinde olan bir kukla gibidir:

Onların eleştirdiği konuları, cesur bir şekilde eleştirebilir.

Efendileri bir olayı görmezse, bu defa üç maymunu oynar, o da görmezden gelir…

***

İktidara gelmesini bile, halka değil, dış güçlerin hükümeti yıkmasına bağlayan bir “liderin” peşine takılarak, rejimin değiştirilmesinin önüne geçemeyiz!

Önümüzdeki 90 gün Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için yaşamsal önemdedir.

Demokrasi ve Cumhuriyetten yana olanlar; küresel güçlerin kuklası olan ve kişiliği güven vermeyen bu adamı; Nisan’ın ortalarına kadar süreceği anlaşılan “hayır kampanyası” boyunca, geri planda tutmak zorundadır.

Rejim değişikliğine meşruiyet şerbetini döken Dersimli Kemal; vitrine çıkartılırsa, bu halkoylaması ile birlikte Cumhuriyet’i de kaybedeceğimiz kesindir!..

Çok gerekliymiş gibi; TBMM’ndeki “Oylama sonuçlarına saygı duyacaklarını” söylemesi bile, halkı gıcık etmeye yetti!..

Dersimli’nin “Hayır” demesi, “Evet”lerin sayısınını artıracaktır!

***

Unutmayalım ki:

PKK’ya ve FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlara karşı çıkarak; antiemperyalist temel üzerinde şekillenen; Erdoğan’ın “7 Ağustos 2016 Yeni Kapı Ruhu” olarak isimlendirdiği; gerçekte milli birlik yolunda hayati öneme sahip olan bu adıma ilk darbeyi, Y-CHP Genel Başkanı sıfatıyla Kemal Kılıçdaroğlu vurmuştur:

Emperyalizme karşı olan Vatan Savaşı’nı, “Saray Savaşı” olarak gösterip, Türk halkının birlik ve beraberliğini bozdu.

İkinci darbeyi:

Hiç gerekmediği halde:

Partili Cumhurbaşkanlığı” meselesine gündeme taşıyarak, Y-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli vurdu.

Bahçeli, önce MHP gençliğini:

Ülkücü geçinenler” ve “Ülkücülükten geçinenler” olarak ikiye böldü.

Ardından, Cumhurbaşkanı’nın suç teşkil eden “fiili durumuna”, hukuku uydurmak için anayasa değişikliği yapılması fikrini ortaya attı.

Böylece; Türk halkı, egemenliği bir tek kişiye devretmek isteyenler ile egemenliğin Millette kalmasını isteyenler olarak bir kez daha bölündü…

***

Birlik yolunda çok önemli bir adım sayılan “Yeni Kapı Ruhu”nu, bu iki lider öldürdü.

Emperyalizmin istediği oldu:

Türkiye amip gibi bölünmeye başladı…

Türk halkı, anayasa değişikliğine “hayır” diyerek, üzerinde oynanan oyunları bozabilecek sayduyuya sahiptir.

“Hayır”dan sonra bir hayırlı işimiz daha olacaktır.

O da:

Yıllardır halkın üzerinde tepinerek yükselen bu safralardan kurtulmaktır…

“Hayır”lı 90 gün diliyorum…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.sputniknews.com/video/201701171026804182-reina-istanbul-abu-muhammed-horsani/

(2) http://www.cnnturk.com/turkiye/reina-katliamcisi-abdulkadir-masharipov-neden-polislerle-catismadi

(3) https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-ocak/insallah-adil-oksuz-u-de-yakalarlar

(4) https://tr.sputniknews.com/politika/201612081026203272-kilicdaroglu-ahmet-altan-nazli-ilicak/

(5) http://www.borsagundem.com/haber/kilicdaroglundan-hdp-gozaltilari-icin-aciklama/1133791

Biz kazanacağız…