81 İLİN ANKARA’YA YÜRÜYÜŞÜ!..

ysk-

Millet İttifakı” rejimi değişikliği getiren “Anayasa Referandumu” öncesinde tutarlı olamamış, sonrasında geçersiz oyların “geçerli” sayılması suretiyle tam hukuksuzluk yapılması karşısında, dik duramamıştır.

Türkiye’nin her ilinden Ankara’ya doğru yürüyüş başlatarak, seçimin yenilenmesine kadar açlık grevi yapmayı bile göze alamamıştır.

Böyle etkili ve sonuç alıcı bir eylem yerine, Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” yaparak muhalefetin gazını almayı (ve PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP’yi meşrulaştırmayı) tercih etmiştir.

Dolayısıyla, muhalefet sessiz sedasız rejim değişikliğini kabul ederek, bir anlamda iktidar ile “gizli ittifak” yürütmüştür.

Başkanlık Sistemine” geçme sonunda; gelecek olan değişikliklerin, Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen hükümlerine aykırılığı nedeniyle, Anayasa Mahkemesine başvurmayı bile becerememiştir.

Ne yazık ki, tüm uyarılar -en büyük mahkeme halktır diyerek- duymazdan gelinmiştir.

İktidara alternatif olmayan Y-CHP, genel başkanını Cumhurbaşkanı adayı gösterme yerine, parti içinde muhalif olan Muharrem İnce’yi aday olarak ileri sürüp, gerçekte göze batan bir muhalifinden kurtulmuştur.

Bu uğurda rejimi feda edebilmiştir.

Dersimli Kemal yönetimindeki Y-CHP, böyle basit hesapların ötesinde, ne yazık ki siyaset üretememektedir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandıklar açılmasından sonra muhalefet cephesinde yaşananları, “fecaat” sözcüğü bile anlatmaya yetmez…

***

Tek Adam Rejimi”ne geçildikten sonra, neleri yaşayacağımız üç aşağı beş yukarı belliydi.

AKP’nin “Zillet İttifakı” olarak tanımladığı muhalefete, öyle kolay genel (veya yerel) iktidarı teslim etmeyeceği tahmininde bulunanlar asla yanılmadılar.

Nitekim, 14 gündür İstanbul seçimlerini sonuca ulaştırmamak için direnen AKP iktidarı, kırk dereden su getirmekte bir beis görmemektedir.

Şu gerçeği unutmayalım ki:

AKP, 15 Temmuz’dan sonra NATO ile karşı karşıya gelmiş ve doğru olarak tercihini Avrasya’dan (ŞİÖ) yana koymuştur.

Buna karşılık Ana Muhalefet Partisi Y-CHP (ve müttefikleri), AKP’nin (önceki) rolünü üstlenmeye gönüllü olmuşlar ve ABD’nin kara gücü olarak kullandığı PKK/HDP ile CIA’nın yardımcı istihbarat örgütü olarak istihdam ettiği FETÖ’ye kol kanat gerip, ABD’nin safında yerlerini almışlardır.

Öte yandan; Türkiye, Suriye’de ABD ve müttefikleri ile namlu namluya gelmiştir.

Hal böyle olunca muhalefet Türk ve Türkiye düşmanları ile aynı mevziye girmiş gözükmektedir…

Bu gerçekler gözardı edilerek yapılacak olan analizler duyguların tatmininden başka hiçbir işe yaramazlar.

***

Bu koşullar altında girilen seçimlerde; ileri görüşlülüğünü kaybetmeyen Türk halkı, yine de iktidar ile muhalefete birlikte çalışma (koalisyon) görevini vermiştir.

Bu görevlendirmenin sonunda, başarı ve iyi niyet durumuna göre, bir sonraki seçimde iktidarın hangi ittifaka verilmesine karar verecektir…

Çünkü kabul etsek de etmesek de “Parlamenter Rejim” sona ermiştir!..

Bir tespit daha yapalım:

Devletin PKK ve FETÖ ile mücadelesinde; Y-CHP bu iki örgüte kol kanat germesine rağmen oylarını artıramamıştır.

24 Haziran Seçimlerinde alınan yüzde 24 oranındaki oy, 31 Mart Seçimlerinde yukarıya çekilememiştir.

Kılıçdaroğlu doktrini” bir kez daha iflas etmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in, KHK ile görevlerine son verilen (PKK ve FETÖ mensubu) öğretmenleri, zabıta olarak istihdam edeceğini açıklaması, bu akılsızca yapılan işbirliğinin en çarpıcı son kanıtı olarak, ittifaka oy verenlerin yüreklerini kanatmaktadır.

Açıktır ki, PKK ve FETÖ cephesinden gelen destek kadar, ittifakın tabanından oy kopmaları olmuştur.

31 Mart Yerel Seçimleri sonunda Y-CHP’nin oylarının artmamış olması bunun en açık kanıtıdır…

***

Gelelim AKP iktidarının durumuna:

Muhalefetin düşman cephede yer alması ve Batı’nın desteğini alarak iktidara gelme düşü kurması, iktidara hukuk dışına çıkma hakkını verir mi?

Hiçbir duraksamaya yer vermeden bu soruya “vermez” yanıtını verebiliriz.

İktidarın son zamanlarda hangi konularda nasıl hukuk dışına girdiğine kısaca göz atalım:

İktidar, yerel seçim takvimi açıklanmadan önce, YSK üyelerinin görev süreleri uzatmıştır.

Reis, buna neden gerek duyuldu sorusuna:

Dere geçerken at değiştirilmez” yanıtını vermiştir.

Hangi dere geçiliyordu da yeni seçilecek YSK üyeleri ile bu dere geçilemezdi?

Yüksek Yargı üyelerinden seçilecek olan YSK üyelerinin, topu topu yedi yasa ile belirlenmiş bir mevzuatı (1) uygulamalarında bir sorun yaşanacağını kabul etmek, en hafif tabiri ile fazlasıyla tecrübesi olan bu üyelerin, yargıçlık niteliklerinin “yetersiz” olduğunu ileri sürmektir.

Kaldı ki, yerel seçimlerde bu yasalar dörde inmektedir.

Üyelerin görev sürelerinin uzatılması ile yeni seçilecek üyelerin; “seçilme hakları” ve onları seçecek üyelerin de “seçme hakları” ellerinden alınmıştır.

Anayasa değişikliği yapılmadan, Anayasadan gelen bir yetkinin yasa değişikliği ile ortadan kaldırılması meşru kabul edilebilir mi?

Elbette ki hayır!

Anayasa değişikliğinin özenle tartışılmaktan kaçınılan “meşruiyeti” konusu, bir yana bırakılsa da bugünün tartışmasını, “YSK’nın meşruiyeti” üzerinden başlatmak gerekir…

***

Bu noktada kendi meşruiyeti zaten tartışma konusu olan YSK, yasada yazılan “seçilme koşullarını” değiştirebilir mi?

Bu sorunun da yanıtı “değiştiremez” şeklindedir.

Zira YSK, yasa koyucu değil, yasaları uygulamakla görevli bir Anayasal kurumdur.

O halde, mevcut yasalara göre aday olması sakıncalı olmayan kişilere, seçimi kazanmaları halinde, mazbatalarının verilmemesine hükmedemez!

YSK; adayların Anayasa’ya ve diğer ilgili yasalara göre “seçilme yeterliliği” olup olmadığı tespit etmekle görevlidir.

Aday olmalarında sakınca görülmeyenlere, kazanmaları halinde mazbatalarının vermemesi fetvasını vermek; siyasi partilere, adaylara ve seçmenlere “tuzak” kurmaktan başka bir anlama gelemez.

Öte yandan, idare hukuku ilkelerine göre; mazbata “kurucu” olmayıp, “açıklayıcı” nitelikte bir işlem olmakla; seçilen adaylara verilmemiş olmakla, onların seçilmedikleri anlamına gelmez.

Kurucu işlem seçimdir, seçilen kişi belediye başkanı olmuştur.

Demek ki, YSK aday olmasında sakınca görmediği adaylara, mazbatalarını vermek zorundadır.

Son sözü YSK söyler” sözü, hukuki değeri olmayan siyasi bir söylemdir.

Son sözü seçmen söyler ve söylemiştir.

Seçilen bir adaya mazbatasını vermemek (veya seçilmemiş olan ikinci sıradaki adaya mazbatayı vermek,) “görevi kötüye kullanmak” suçunu oluşturur.

Hiç kuşku yok ki, seçildikten sonra kesinleşmiş bir yargı kararı ile seçilme koşullarını kaybedenlerin mazbatalarını iptal etmek hukuken olanak dahilindedir…

***

Gazete ve televizyon haberlerinden öğrendiğimize göre; İstanbul’un Büyükçekmece ve Maltepe ilçelerinde, güvenlik kuvvetleri bazı adreslere giderek vatandaşlara hangi partiye oy verdiklerini sormuştur.

Bu hareket Anayasamızın 25/2 maddesinin;

“Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse,düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” hükmüne açıkça aykırıdır. (2)

Polisin vatandaşlara böyle bir soru sorması ile aynı zamanda Anayasanın 67/2. fıkrasında kabul edilen “gizli oy ilkesi” de çiğnenmiş olmaktadır. (3)

7062 Sayılı Yasanın 6. maddesinde 11 bent halinde sayılan YSK’nın görevi: seçimlerin “dürüstlük” içerisinde yapılmasını sağlamaktır. (4)

Seçimlerin Anayasa ve yasa kurallarına göre yapılmasını ve denetlenmesini yapmakla görevli YSK’nın, kuralları çiğnemesi, “hukuk güvenliği” sorunudur.

Kılıçdaroğlu’nun “çete” olarak tarif ettiği YSK’dan, şimdi “adalet” dilenmesi ayrı bir çelişkimizdir.

Böyle bir durum karşısında yapılacak olan iş bellidir:

Ankara’dan İstanbul’a doğru yapılan ve sonuç itibariyle PKK’ya yol açan “Adalet Yürüyüşü”nü Maltepe’den geri çevirmek gerekir.

Bu defa yapılacak olan eylem; 81 ilin yurtseverlerini Ankara’ya doğru yürütmek ve bu haklı yürüyüşe terör örgütlerinin (PKK ve FETÖ) gölgesini düşürmemektir.

Meşruiyet çizgisinden ayrılmayan böyle bir eylemi AKP’nin görmezden gelmesi olanaksızdır..

Ne var ki, Kılıçdaroğlu ile ekibini, yürüyüş kortejin en arkasına yerleştirmek ve inisiyatifi halkın ele alması şarttır.

Zira en haklı eylem bile, onların önderliğinde kısa zamanda kuşkulu hale gelebilmektedir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Yüksek Seçim Kurulunun görev alanını belirleyen yasalar şunlardır:Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun,Türkiye Cumhuriyeti Anayasası,Siyasi Partiler Kanunu, Milletvekili Seçimi Kanunu, Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, Anayasa Değişikliğinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu.

http://www.ysk.gov.tr/tr/mevzuat/liste

(2) ANAYASA Madde 25 – Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

http://www.ysk.gov.tr/doc/mevzuat/dosya/1541/2709.pdf

(3) ANAYASA Madde 67 – Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun,

(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir. Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.

http://www.ysk.gov.tr/doc/mevzuat/dosya/1541/2709.pdf

(4) 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun;

Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğüyle ilgili bütün işlemleri yapmak veya yaptırmak, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin olarak karara bağlamak,

http://www.ysk.gov.tr/tr/ysk-gorev-ve-yetkileri/1493

KOALİSYONA DOĞRU UÇAR GİDER “GÖVEL ÖRDEK”!

chpakp

Kabul etmek gerekir, 31 Mart Yerel Seçimleri sonunda ortaya çıkan tablo, AKP iktidarının temellerini sarstı.

İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya gibi büyük şehirlerin muhalefetin eline geçmesi, siyasi dengeleri de değiştirdi.

Demokrasiyi özümseyemedikleri için, başarısızlığı tolere edemeyen AKP’lilerin seçim sonuçlarını değiştirme çabaları, akıl almaz yöntemlerle devam ediyor.

Sonuçların ortaya çıkmasından sonra, bir haftadan fazla zaman geçmesine rağmen, muhalefete mensup milletvekillerinin oy torbaları üzerinde yatmasını içimiz kan ağlayarak izliyoruz.

Böyle bir tablo Türkiye adına utanılacak bir durum…

***

Ne yazık ki, seçimleri selametle sonuçlandırması gereken kurullar, iktidarın etkisinde hareket ediyorlar.

Yasaya uymayan itirazları reddetmeleri gerekirken, işleme koymaları Türkiye Cumhuriyeti’ne hiç yakışmıyor.

Bugün yaşadıklarımız, biraz da son Anayasa Referandumunda yaşatılan “yasanın açık hükümlerine rağmen mühürsüz oyların geçerli sayılması”na benziyor.

1961’den bu yana yürürlükte olan Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 112.maddesine göre:

“…itirazlar gerekçesiyle birlikte tutanağa yazılır. …delil ve gerekçe gösteremeyenlerin itirazları incelenmez, bu sebeple incelenmediği tutanağa yazılır.deliller itiraz dilekçesine eklenir. Gerekçesi ve delili olmayan yazılı itirazlar da incelenmez…”

Yasa GEREKÇE ve DELİL diyor beyler!

112. madde hükmü geçmişte doğru işletilmişti; gerekçesi ve delili olmayan itirazlar reddedilmişti.

Şimdi ise “delilsiz” ve “gerekçesiz” olan bütün itirazlar inceleniyor.

Neden?

Amaç sadece AKP tabanını tatmin etmek olamaz elbette; sinekten yağ çıkartabilir miyiz düşüncesi daha egemen görünüyor.

Bu defa çıkartamazsınız, çıkartamayacaksınız!..

Zira bugün yapılan iş, sandık başında itiraz edilmeyen hususların incelenmesidir ki, tamamen yasaya aykırıdır…

***

Siyasetçilerden çok alt düzeydeki “memurlar” üstünü başını paralıyor!

Büyükşehirlerin muhalefetin eline geçmesi ile çalışmadan (veya sadece AKP için çalışarak) Devletten maaş alan; niteliksiz, tahsilsiz ve liyakatsiz önemli miktardaki “bankamatik memuru”nun arpası kesilmiş olacak…

Devletin kesesini “deniz” gibi gören domuzların, yemi kesilme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Panik bundandır!

“31 Mart’ta PKK ve FETÖ sandık darbesi yaptı” yalanını uyduranlar, büyük olasılıkla bunlardır.(*)

Sandık başkanlarını AKP iktidarı atadı; (AKP ve MHP’li) üyelerden ikisini kendileri seçti, her sandıkta en az iki müşahitleri de vardı; güvenlik kuvvetleri onlara bağlıdır ve iktidarın verdiği görevleri yaptı, bütün bunlara rağmen, PKK veya FETÖ “sandık darbesi”ni nasıl yaptı?

Yalanın dozu bayağı kaçınca, bu konunun üzerinde fazla duramadılar.

Geçersiz oyları zorlayarak geçerli hale getirmek, tek çareleri kaldı, o da farkı kapatmaya yetmeyecek tabii…

***

Bir ihtimal daha vardı:

O da; giderayak bazı usulsüzlükler ile yolsuzluklara kılıf hazırlamaktır.

Bunun için de biraz zamana ihtiyaç vardır.

Yerli-yersiz akla gelebilecek her türlü itiraz bu nedenle yapılıyor olabilir…

Ama bir başka gerçek daha var ki, kamu malını çalanlar, hazineyi talan edenler sonsuza kadar bunun üzerine yatamazlar.

Yakın tarihimiz bunun çarpıcı örnekleri ile doludur…

***

Reis, ilk gün gerçeği gördü ve açıkladı:

Yeni başkanlar, “topal ördektir” dedi…

Gövel ördek gerçekten topal mı?

17 yıllık AKP iktidarı sonunda, belediyelerde numunelik bir tek CHP’li bırakılmadığı için memurların tamamı AKP’lidir.

Yeni başkanların, Reis’in izni olmadan yeni memur alımı söz konusu olamayacağına göre, partilileri işe yerleştirme olanakları da kısıtlıdır.

AKP’nin kadroları ile çalışılacak!

Çoğu yerde belediye meclislerindeki çoğunluk da AKP’nin elindedir.

AKP’nin istemediği kararları çıkarmak olanaksız gibidir.

Hiçbir belediye geliriyle mütenasip harcamalar yapmadığı için tümü borç batağındadır:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, geçen yılı 21.9 milyar liralık borçla kapattı.

Ankara’nın 4.5 milyar lira borcu var.

Diğerleri de öyledir…

Mali açıdan da belediyeler iktidara bağımlıdır

O halde, belediyeler iktidarla birlikte yönetilecektir.

Bunun adı:Koalisyondur.

Türk halkı, “Cumhur İttifakı” ile “Millet İttifakı”nı koalisyon yapmaya mecbur bıraktı…

***

Mecburi koalisyon “Millet İttifakı” açısından sakıncalı olmuştur.

“Cumhur İttifakı”na karşı açıktan muhalefet yapamayacaklar.

Bir anlamda MHP’nin durumuna düştüler denebilir.

Tuhaf ama gerçek, iktidarın günahlarını izah etmek, muhalefetin üzerine vazife olarak yazılmıştır!

Gerçeklerin bu şekilde yaşanacağının ilk işaretleri geldi bile:

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın, “Kimsenin ekmeği ile oynayacak değiliz” şeklindeki açıklaması iktidara verilmiş bir taahhüt gibidir.

Yargının “bağımsızlığı” nedeniyle, zaten aksini de yapacak durumda değiller…

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ekonomik krizin aşılması için üzerimize düşeni yapmaya hazırız” sözleri, AKP iktidarına boyun eğmenin senedidir.

“Açılım”a verilen “açık çek” gibidir…

Ekonomik krizin aşılması için muhalefet ne yapabilir ki, muhalefetin elinden gelen nedir?

Hiç duraksamadan bu soruya, alınacak ekonomik tedbirlere “muhalefet etmemek” denebilir…

Ekonomik tedbirlerin başında, iğneden ipliğe her şeye zam yapmak, geldiğini anlatmaya gerek yok.

Defalarca yaşadık ve gördük…

Kaldı ki, benzer tedbirleri belediyeler de almak zorundadır.

Dolayısıyla, iktidar ile muhalefet, halkın cebine birlikte ellerini uzatacaklar.

Böylece muhalefet görevini yapamaz hale gelecek ve zaman içerisinde etkisizleştirilmiş olacaktır.

İki partili sisteme geçmeye “evet” demekle, asıl kaybımız muhalefet olmuştur…

Muhalefet yoksa demokrasiden de söz edilemez.

“Demokrasi” süslü bir söz olarak nutuk metinlerinde kalacak…

Nereden nereye geldik!

***

Peki, “Millet İttifakı” yerel seçimlerde başarılı mıdır?

Büyükşehirlerde seçilen belediye başkanlarına bakarak, bu soruya olumlu yanıt vermek aldatıcıdır.

Gerçeği rakamlar söyler:

2018 Genel Seçimleri ile 2019 Yerel Seçimlerini karşılaştıralım.

2018 Genel Seçimlerinde kurulan “Millet İttifakı”na dahil olan Saadet Partisini, 2019 Yerel Seçimlerinde her yerde aday çıkarttığı için bu hesabın dışında tutarsak:

2018 Genel Seçimlerinde (CHP: yüzde 22.65, İYİ P: yüzde 9.96, HDP:11.70) “Millet İttifakı”nın oy yüzdesi 44.31 idi.

2019 Yerel Seçimlerinde (CHP: yüzde 30.12, İYİ P:yüzde 7.45, HDP:yüzde 4.24) “Millet İttifakı” nın oy yüzdesinin 41.81’e düştüğünü görüyoruz.

Yerel Seçimlerde ittifaka dâhil oyların büyükşehirlerde CHP adaylarının üzerinde toplanması ittifakın da CHP’nin de başarılı olduğunu göstermez…

Daha da önemlisi:

Ana muhalefet partisi Y-CHP, giderek başarı grafiğini yükseltmesi gerekirken, muhalefet partisi olma niteliğini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir…

Cemil Can

(*) AKP Genel Başkan Yardımcılarından Ali İhsan Yavuz, sandık başkanı olamayacak kişilerin sandık başkanı yapıldığını, sandık kurulu üyesi olamayacak kişilere de sandık kurullarında görev verildiğini vurguladıktan sonra, seçim kurullarını işaret etti. Bazı ilginç örnekler de veren Yavuz; “organize usulsüzlükler var” dedi ve “hata ötesi şeyler var” diyerek organize bir suç şebekesine dikkat çekti. Bu söylenenlerin doğru olmadığını varsayarak değerlendirmemi yapıyorum.

EKONOMİYİ DÜZELTİN GELİYORUZ!..

ekrem-mansur-tunc

Yerel seçim sonuçlarını bütün kanalları gezerek izlemeye çalışıyordum.

Bir ara ekrana, FOX TV’nin meşhur sunucuları; Fatih Portakal ile İsmail Küçükkaya geldi.

.

Biri, seçim sonuçları nasıl olursa olsun, muhalafetin genel seçim tartışmalarını başlatmayacağını söyledi.

Diğeri, ekonomiyi bu hale AKP getirdi, düzeltmesini de onlar yapsınlar dedi.

Kulaklarıma inanamadım…

***

Benzer sözleri daha önce Kılıçdaroğlu’ndan da duymuştum.

O zaman yanlış duydum galiba diye düşünüp, üzerinde durmadım.

O da; yerel seçim sonuçlarına bakarak, genel seçim istemeyeceklerini söylemişti.

Hayret ettim.

Bu sözleri ana muhalefetin lideri söyleyebilir miydi?..

***

Mantık nasıl ama:

Ortalığı siz berbat ettiniz diye iktidara sitem ediyorlar.

Temizleyin de öyle gelelim diyorlar.

Böyle bir strateji olabilir mi?

Ana muhalefet, bu kafaya sahip kişilere nasıl teslim edilebilir ki?

Ettik işte!..

***

AKP, gerçekten de memleketi yönetilemez ve yaşanmaz hale getirdi.

Bu tespit son derece doğru ve yerindedir.

Lakin, memleketin düzlüğü çıkartılmasını yine AKP’den beklemek ve ondan sonra iktidara talip olmak akıl işi değildir!..

Memleket düzlüğe çıktıktan sonra, iktidarı size neden versinler?

Lale devri”ni yaşayasın diye mi?

Düzlüğe çıkartan ülkeyi yönetir de…

***

Kendinize güveniyorsanız; ülke kötü yönetildiğinde Devleti yönetmeye talip olacaksınız.

Ekonomiyi biz düzeltiriz, halkın refahını biz yükseltebiliriz iddianızda ısrar edeceksiniz.

Dış sorunları en iyi biz çözeriz; “Yurtta sulh Cihanda sulh” ilkesini en iyi biz uygulayabiliriz diyebileceksiniz…

Mızıkçılık yapan oyun çocuğu gibi “ben oynamıyorum” demeyeceksiniz!..

***

Muhalefetin iktidara talip olduğu dönem, ülkenin en kötü yönetildiği dönem olmalıdır ki, halk muhalefeti bir seçenek olarak değerlendirebilsin…

Seçenek olmayanlara ne diye yetki verilsin ki?

Daha da beter olalım, iyice dibe batalım diye yetki verilmez herhalde!

Akıl en büyük sermayedir; Allah akıldan etmesin…

Cemil Can

YEREL SEÇİM Mİ “GÜVEN OYLAMASI” MI?

 

Atataürk ders kitaplarında_1

Reis, seçimleri “yerel” olmaktan çıkartıp “genel” seçime çevirmiş.

Sonuçlar bir anlamda “güven oylaması” sayılacak.

Türkiye’ye özgü olan bu iki partili sistemde; büyük parti AKP,  yetkilerini muhalefetle paylaşmak istemez.

Bu yüzden olsa gerek, parlamenter sistemin kurumları birer birer tasfiye ediliyor.

Cumhur İttifakı”nın karşısında, zorunlu olarak kurulan “Millet İttifakı” iki partili sisteme geçtiğimizin en somut kanıtıdır.

Bundan böyle; MHP iktidar kanadında, MHP’den ayrılanlar ise muhalefet kanadında yerlerini almak zorunda kalacaklar.

Belediye başkanlıkları da bu gerçekliğin üzerinden tespit edildi zaten…

 

***

 

Önemli merkezlerde “ülkücü” kökenli siyasetçilerin aday yapılması, bu tespitin bir sonucudur.

Kim ne derse desin, Ülkücülerin oyları sonuçları belirleyecek durumdadır.

Cumhur İttifakı içerisindeki ülkücülerin Millet İttifakı’na oy vermesi olasılık içerisindedir.

Tersi de olabilir tabii ki…

Aynı şekilde, HDP’nin oyları son derece değerli hale geldi.

Batı’daki sonuçları, HDP’liler belirleyecek.

Reis’in sinirleri bu yüzden bozuktur.

AKP’nin açılımdan vazgeçmesiyle, HDP tabanını kontrol edecek argümanları yok oldu sanırım.

Eski Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın; “HDP’nin adayı yok, bana oy verecekler” demesi havada kalan bir temennidir sadece.

HDP/PKK, taviz koparmadan hiçbir partiye destek vermez.

Millet İttifakı’na verdikleri desteği ve aldıkları tavizleri de gizlemiyorlar zaten.

Batı’da AKP’ye kaybettirmek” tezine inanan var mı bilemem.

Bal gibi ittifaka dâhildirler…

Belli ki, istedikleri tavizler; belediye başkanlığı ve meclis üyeliği olarak Millet İttifakı’ndan kopartılmışlardır.

Cumhurbaşkanının muhalefeti, “zillet” sözcüğü ile tarif etmesi ve belediye başkanlarını doğrudan muhatap alması, durumun hassasiyetini gösteriyor…

 

***

 

Reis, belediye başkan adayı mıdır yoksa Cumhurbaşkanı mı belli değil!

Birikmiş dış sorunlarımız üzerine, ekonomik sorunlar da yüklenince, AKP iktidarının sallanmaya başladığını, en iyi o görüyor zahir…

Önemli belediyelerin muhalefete mensup adaylar tarafından kazanılması halinde; iktidarın meşruiyetinin tartışılmaya başlanacağına kimsenin şüphesi kalmadı.

Mansur Yavaş’ın; “Yavaş Yavaş Çankaya” sloganı ile anlatmak istediği de bu değil mi?

Reis, böyle tartışmalar devam ederken iktidarını sürdüremez.

Mutlaka başka çarelerin düşünülmesi gerekiyor.

Danışmanlarının akıllarına bir şey geldi mi bilemem; ben aklıma gelenleri paylaşıyorum.

Bu noktada iş yine Bahçeli Bey’e düşüyor:

Geç kalmadan “Belediyelerin tümüyle kaldırılıp, Cumhurbaşkanına bağlanması” hakkında Anayasa değişikliği teklifini hazırlamaya başlasa iyi olacak…

Fiili duruma göre Anayasayı uydurmak” onun görevi değil miydi?

Nasıl fikir ama!?

Gerekçesi hazır nasılsa:

“Ülkenin beka sorunu var”!..

O kadar…

 

***

 

Belediye başkan adaylarının bulduğu sloganlar, uzman hekim reçetesi gibi.

Anlaşılmalarına imkân yok!

Memleket İşi, Gönül İşi” de ne demek?

Hiçbir mesaj taşımıyor aslında.

İçerikten yoksundur tabii ki…

Muhalefetinkiler de farklı sayılmaz.

Tencere kapak misali yani…

Yavaş Yavaş Ankara” sloganı ile anlatılmak istenen nedir acaba?

Bu tekerlemeler, sokakta oyun oynayan çocukların bile ilgisini çekmiyorlar!

Halkla alay ediliyor sanki.

Yoksa halkın anladığı dilden mi konuşuluyor, anlayamadım bir türlü.

Ben başka bir galaksiden mi geldim buralara!

Kafiye ile biten ve yerel seçimlerle ilgisi olmayan iki küçük cümleyi duyup da oyunun rengini belirleyen halkla,  aynı ülkenin vatandaşları olabilir miyiz?..

Sanmıyorum…

 

 

***

 

Size bir sır verebilirim aslında; Reis’in çıkmazını çok iyi biliyorum.

Onu kısmen anlıyorum da:

İktidara geldiği 2002 yılında, Devletin tepesinde kalıcı olacağına hiç inanmıyordu.

Kısa sürede Erbakan’ın başına gelenlerin, kendi başlarına da geleceğine inanıyordu.

Milli Görüş gömleğini henüz çıkarmış bir siyasetçinin, siyasette kalıcı olması için muhalefet lideri eliyle ne lazımsa yapılacağına inanılır mıydı hiç!

“Olmaz olmaz dememeli” oldu işte bütün bunlar.

Ülkeyi yönetmek, ABD’nin desteğini alan bu ekibin üzerlerinde kaldı sonunda!

BOP Eş Başkanlığı görevini de diyet olarak kabul ettiler…

İktidarı teslim aldıktan sonra, istila ordusu gibi davrandılar:

Devletin soyulup soğana çevrilmesine göz yumdular.

Kendi milyarderlerini yarattılar.

Cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiğimiz kazanımların tümünü aslanlar gibi satıp savdılar.

Yap-işlet-devret modeliyle, yandaşlarının geleceğini garanti altına aldılar.

“Deli Dumrul” köprüleri yaptılar.

İHL üzerinden Devletin her kademesinde kadrolaştılar.

Kamu kurumlarını niteliksiz ve yetersiz insanlarla doldurdular.

Üretimi bir tarafa bırakıp, borçlandıkça borçlandılar…

 

***

 

 

Halkın büyük bir kesimi, geçim derdi ile inim inim inlerken, yandaşlarına devlet kesesinden yardımlar dağıttılar.

Bütün bunlara rağmen; bu Necip Millet yine de onları destekledi.

17 yıl boyunca iktidarlarını alternatifsiz korudular…

Denebilir ki, muhalefet bile onlar için çalıştı!

Korkularının hiçbiri gerçekleşmedi ama yönetilemez hale getirdikleri Devleti de artık yönetemiyorlar artık.

Çünkü “Tulumbada su kalmadı.

Bundan sonra, mecburen “Demir hap” kullanacaklar.

Seçimlerden sonra, birer birer halka dolaylı-dolaysız vergilerin yükleneceği kesin.

Bu defa, kazı bağırtmadan yol amayacaklar!

Bu yüzden, otoriter bir rejime ihtiyaçları var.

Mankurtlaşmış halk” da bir seçenekti ama bunu başaramadılar!

Aksi halde yolcudur Abbas…

Daha önce ayaklarının altında ezilmeye ayırdıkları Devlet Bahçeli’yi de bu yüzden yanlarında taşıyorlar…

 

 

***

 

 

İçişleri Bakanı açıkladı:

15 Temmuz 2016’dan bu yana yapılan çalışmalarda; güvenliğimizden sorumlu İçişleri Bakanlığından 38 bin 578 personel ihraç edildi.

5 bin 679 kişi görevinden uzaklaştırıldı.

Türkiye çapında; 511 bin kişi gözaltına alınmış, tutuklu sayısı 30 bin 821.

Demirel’in Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in “CIA altımızı oydu” sözü ne kadar da doğruymuş meğer!

FETÖ operasyonları her gün aralıksız sürdürülüyor.

Verilen müebbet ağır hapis cezalarını Yargıtay onamaya başladı.

Kontrollü darbe” yalanıyla, CIA’yı darbenin arkasından çekmeye çalışanlar ve bu şekilde ABD’yi aklamak için akla hayale gelmez senaryolar üretenler utanıyor mu şimdi, bilmiyorum!

Tecrübeli diplomat Rahmetli Kâmran İnan’dan duymuştum:

Her ülkede hain çıkar ama bizde fidanlığı var”…

Hakikatten öyle:

Hainimiz kadar ahmağımız da var…

Bir birini aratmazlar!..

 

***

 

Bütün bu karanlık tabloya rağmen, aydınlık Batı’dan sızmaya başladı yine.

Nasıl mı?

Şöyle:

Hollanda’nın kurucusu William I’in yanında “Atatürk’ün hayatı ve felsefesi” de ders kitaplarına konuluyormuş, iyi mi?

Batı’da çocuklara Atatürk’ün felsefesi öğretilecek.

Bizimkiler Devletimizin kurucusunu unutturmak için yarış halinde:

Çanakkale Zaferi’nin 104. Yıldönümü anma törenlerinde kürsüye çıkartılan Çanakkale Kız İmam Hatip Lisesi öğretmenine, bu Cennet vatan uğruna canlarını seve seve veren şehitler için dua yaptırmışlar.

Hoca Efendi, “Size ölmeyi emrediyorum!” emrini veren o büyük komutana dua etmeyi unutmuş!!!

Mustafa Kemal Atatürk’ün adını ağzına alamıyorlar, acaba neden?

Bilmiyor ki, ne şehitlerin ne de onların Yüce Komutanının duaya ihtiyacı var…

Asıl kendileri acınacak durumdalar…

Zavallılar….

 

Cemil Can