CESET VE VASİYET SOYGUNCULARI!..

atanın-vasiyeti

Suudi Arabistan Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında yaşanan “arbede” sırasında öldüğünü açıkladı.

Sorumlu tutulan 18 Suudi vatandaşı tutuklandı!

Trump, bu açıklamayı “güvenilir” buldu!

Suudi yönetimi, Suriye’nin Kuzeyinin -PKK/PYD’nin kontrolündeki bölgenin- imarı için 100 milyon doları ABD’nin hesabına yatırdı.

(Önceki açıklama inandırıcı olmayınca bir süre sonra cinayet kabul edilip “müzakereci ekibin” hatasına bağlandı.)

Ceset soyucusu Yankee, bu olaydan bile haracını almadan geçmedi…

***

Cemal Kaşıkçı Suudi vatandaşıdır; yönetime muhalifti, The Whashington Post gazetesinde yazıyordu, “Arap Baharı”nın ateşli savunucusuydu, bir dönem Suudi gizli servisinin başkanına danışmanlık yapmıştı…

Ünlü silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’nn akrabası olan Kaşıkçı, istihbaratçılara göre bunlardan daha fazlasıydı!

Şeriatçı Suudi yönetimi dünyada bir ilke imza attı:

Kral hazretleri, diplomatik dokunulmazlığı kullanarak bir yurttaşını yargılamadan vahşice infaz ettirdi.

Dünya bu yüzden ayağa kalktı.

ABD bu fırsattan yararlanarak durumdan vazife çıkardı…

***

Doğa ve insanlık düşmanı emperyalist devletlere haraç vererek ayakta duran, dini ve dince kutsal sayılan değerleri insafsızca istismar ederek iktidarını sürdüren, gerçek İslamla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bu katil devlet, ne yazık ki kutsal toprakları da egemenliği altında bulundurmaktadır.

80 bini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere, her yıl 2 milyondan fazla hacı adayının Suudilere bıraktığı paralar, kurşun olarak askerlerimizin göğsüne saplanmaktadır.

Aynı zamanda, hacı adaylarının Arabistan topraklarında ibadet görevlerini yerine getirirken harcadıkları dolarlar, emperyalistlere haraç olarak verilmektedir…

Nerelerde, nasıl kullanıldıklarını da gün be gün yaşayarak görüyoruz.

Bu acı gerçekleri ne kadar daha görmezden gelebiliriz, bilmiyorum…

***

Kuvayi Milliyeci imam ve müftülerin, Kurtuluş Savaşı sırasındaki tutumları bugün de gündemdedir:

Maraş Fransız işgalinde iken ve kalede Fransız bayrağı dalgalanırken Cuma namazı caiz değildir” fetvasını veren Rıdvan Hoca, yaşasaydı hiç kuşku yok ki, Mekke ve Medine ABD ve İsrail’in fiili ve hukuki işgali altında ve Arabistan topraklarında sapık Vahabiler devlet yönetimde iken, Hac görevini yerine getirmek caiz değildir” fetvasını verirdi…

Düşman işgali altındaki topraklardaki asıl ibadet işgale karşı koymaktır, zulme karşı direnişi başlatmaktır.

İbadet, ibadet özgürlüğünün bulunduğu devletlerde yapılabilirse anlamlıdır.

Din ve ibadet özgürlüğü de ancak bağımsız ve özgür bir ülkede söz konusu olabilir.

Suudi Arabistan’a; emperyalizmle işbirliği yapmayan, din ve ibadet özgürlüğüne saygılı, terörü desteklemeyen, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış bir yönetim gelene kadar, İslamın Şartlarından olan hac görevini ertelemek gerekir.

Türk hacıların başlatacağı boykotun diğer Müslüman ülke hacıları tarafından da desteklenerek anlamlı bir yaptırıma dönüşeceğine inancım tamdır….

***

Gelelim güncel diğer konuya:

Reis, İş Bankası’nda CHP’nin temsil ettiği Atatürk’e ait hisselerin hazineye devredilmesi için kollarını sıvadı.

Bahçeli, bu girişime Atatürk’ün gerçek mirasçısı Türk Milletidir diyerek destek verdi.

Kılıçdaroğlu, böyle bir düzenlemenin yapılması halinde; “Kıyameti kopartırız… Direnme hakkımızı kullanırız” dedi.

Direnme hakkı”nı nasıl kullanacaklarını daha sonra izah ettiler:

Yasanın Meclis’ten geçmemesi için her yola başvuracaklar, ayrıca yargı yoluna da gidecekler ve bir de sahaya inip konuyu halka anlatacaklar…

Buna da direnme hakkının kullanılması diyorlar!..

At sahibine göre kişner derler, çok doğru bir söz olduğu bir kaz daha kanıtlandı…

***

Reis, siyasi parti mensuplarının bankaların yönetim kurullarında ne işi var diyerek kükremesini sürdürüyor.

Haklı değildir elbette.

Zira bütün devlet bankalarına AKP’lileri bizzat kendisi doldurmuştur. (1)

***

Atatürk’ün hisseleri karşılığında elde edilen gelir, İş Bankası tarafından vasiyetinde belirtildiği şekilde, düzenli olarak Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna aktarılmaktadır.

Bu işin yapılıp yapılmadığını denetlemek için CHP’den atanmış 4 kişiye ihtiyaç var mı?

Bankanın ve devletin denetim kurumları ile yargı organları bu işi bal gibi yapabilirler.

O başka konudur!..

***

Vasiyetname ise ölüme bağlı bir hukuksal işlemdir.(2)

81 milyon insanı doğrudan ilgilendirir:

Vasiyet, TMK m. 532’de düzenlenmiştir.

Yasaya uygun olarak düzenlenen bir vasiyetnameyi yeni bir yasa ile; değiştirmek, bozmak veya ortadan kaldırmak mümkün müdür?

Birinci sorun budur.

Kazanılmış hakları ortadan kaldıracak şekilde yasa çıkarmak mümkün olabilir mi?

Bu da ikinci sorundur.

Üçüncü sorun, aleyhte hükümler taşıyan yasayı geriye nasıl yürütecekler?

Çağdaş hukuk sistemlerinde bu soruların tümünün yanıtı olumsuzdur.

Bir başka sorun daha var ki, o da yapılması düşünülen yasal düzenleme ile “mülkiyet hakkı”na (3) tecavüz edilecek olmasıdır.

“Mülkiyet hakkı başkasına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, kişinin, bir şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanma biçimini değiştirme, harcama ve tüketme yetkilerini kapsar.” (4)

Bu hukuksal durum karşısında Reis’in kafasından geçenleri uygulaması olanaksızdır.

İşin bir de diniahlaki boyutu vardır:

Fıkıh terminolojisinde ölüme bağlı bir tasarruf olan “vasiyet” kurumuna yer verilmiştir.

Farklı mezheplerde değişik uygulamalara rastlanmakla birlikte; “çoğunluğa göre terekenin (mal varlığının aktif kısmı) taksiminde öncelikler sıralaması; ölenin tekfin ve defin masrafları, borçları ve kalan malın üçte birini aşmamak kaydıyla vasiyeti şeklindedir. Bunlardan sonra kalan mal mirasçılara paylarına göre dağıtılır.” (5)

Demek ki, İslam Hukuku’nda da ölenin iradesine saygı esastır.

Dini-ahlaki yönden de Reis’in işi kolay değildir….

***

Fakaaat Reis’in yapılması imkansız gibi duran bu işini kolaylaştıran birileri vardır.

Onu açıklamadan önce, iki sorum daha olacak:

Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu kuruluş amaçlarına göre faaliyet gösteriyor mu?

CHP, bu konudaki görevini yaptı mı, yapıyor mu?

Bu sorulara olumlu yanıt veremezsiniz…

***

Ne yazık ki, CHP yönetimi İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliklerinden kendisine ayrılan 4 üyeliği “arpalık” gibi görüyor ve bu şekilde kullanıyor.

Kanıtlayayım:

Lise mezunu olan eski Türk-İş Başkanı Bayram Meral’in oğlu Kemal Meral ile eski CHP Milletvekili, eski Adalet Bakanı ve eski Çalışma Bakanı Tuncelili Mehmet Moğultay’ın oğlu Ulaş Moğultay, Dersimli Kemal tarafından 2014 yılında İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliklerine atanmıştır.

Aylık ücretleri 10 bin 750 TL idi ve yan ödemelerle birlikte aylık gelirleri 20 bin lirayı bulmaktaydı.

Kardan da yıllık 800 bin TL pay aldıkları yazılıp çizildi… (6)

***

CHP’nin Atatürk’ün hisselerini idare etmek üzere görevlendirdiği bu iki kişi, Gazala Grubu’nda ortaktı ve batırdıkları kredi 3 trilyon 837 milyar 985 milyon liradır.

İş Bankası yönetimine ne de yakıştılar değil mi?

Bir tür “vasiyeti tenfiz memurluğu” yapmakla görevli CHP yönetimi, fiilen bu iki delikanlıyı Atatürk’ün mirasçıları konumuna getirmiştir!..

Bu kabul edilebilir mi?

Y-CHP tarafından “arpalık” şeklinde işlem gören bu üyelikler, 2017 yılında sus payı olarak bu defa da Murat Karayalçın ile diğer mülkiyelilere verilmiştir… (7)

Atatürk’ün vasiyetine asıl ihanet eden Dersimli Kemal ve arkadaşlarıdır.

Bahçeli’nin desteğine ve Y-CHP’nin basiretsizliğine rağmen, Reis istediği değişikliği gerçekleştiremeyecektir…

Ulu önderimizin gölgesi bile bunları durdurmaya yeter.

Kanıt mı istiyorsunuz:

Andımız

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/necati-dogru/bana-biraz-izin-3-2684988/

(2) http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-133-1705

(3) ANAYASA

Madde 35.– Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

(4) http://www.anayasa.gov.tr/Kararlar/GenelKurul/Basvuru_Karari/2016-19.pdf

(5) http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d300144

(6) https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2014/04/02/is-bankasinda-chp-saltanati

(7) https://odatv.com/chp-is-bankasina-kimleri-secti-3003171200.html

YARGI GİZLİ TANIKLARA MI BAĞIMLI?

brunson-bayrak

İsmet Paşa’ya “asker kaçağı” suçlamasının prim yaptığı bir ülkede yargı bağımsızlığını tartışıyoruz.

Reis; bizde yargı bağımsızdır diyor, muhalifleri farklı düşünüyor.

Bu defa size ne tarafta olduğumu söylemeyeceğim.

Geçen hafta gazetelerden derlediğim haber başlıklarını göstermekle yetineceğim.

Bakalım ne karar vereceksiniz.

***

Rahip Brunson davasında “gizli” tanıklar ifade değiştirdiler, Brunson serbest kaldı.

Bu yazıyı yazarken, o Beyaz Saray’da Trump’un karşısında oturuyordu.

Mahkemenin verdiği karar adil mi sormayacağım.

Ben dosyayı görmedim, gazete haberleri üzerinden mahkeme kararını eleştirecek veya övecek kadar yetişmiş değilim.

Bu karar adil mi sorunun yanıtı, tanıkların ifade değiştirmesi durumuna göre değişiyor!

Tanıklar ifade değiştirmese sonuç farklı olacaktı.

Peki, önceki ifadeler mi geçerlidr sonrakiler mi?

Önceki ifadeler gerçek ise karar hatalıdır.

Sonraki ifadeler gerçek ise bu defa da iddianame hatalı.

Savcı; casusluk, PKK ve FETÖ’ye yardım vs. gibi eylemlerden papazın cezalandırılmasını istiyordu…

Bu durumda kararı, FETÖ ile hukukumuza giren gizli tanıklar verdi denebilir mi?

Kim ne derse desin Yargıyı siyasi iktidara bağımlı kılmanın en etkili yolu “gizli tanık” kurumudur.

TSK’nin kahraman subaylarını tasfiye edip, Orduyu etkisiz hale getirmek amacıyla CIA’nın Fetullah Gülen’in adamlarına yaptırdığı bir düzenlemedir bu…

Gizli tanık kurumu ceza usul hukukumuzda duruyor.

Papazın serbest bırakılmasında kilit rolü yine bu kurum oynadı…

***

Mahkeme, Brunson’a 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verdi.

08.12.2016 günü tutuklanmıştı. (1)

25.07. 2018 günü “sağlık sorunları” dikkate alınarak, tahliye edilmiş “ev hapsine” alınmıştı. (2)

Mahkeme 13.10.2018 günü kararını verdi; yattığı süre göz önünde tutulup, yurt dışına çıkma yasağı da kaldırılarak serbest bırakıldı… (3)

Darısı diğer Amerikalı ajanların başına!..

***

Papaz Brunson cezaevinde 1 yıl 7 ay 17 gün yattı.

3 ay 12 gün de ev hapsinde kaldı.

Toplam yattığı süre:1 yıl 10 ay 29 gündür.

İnfaz mevzuatımıza göre, yatması gereken süre: 2 yıl 4 ay 5 gündür.

Tutuklulukta geçen 690 gün, sonuç cezadan düşüldüğünde yatacağı süre: 5 ay 15 gün kalır. (4)

Sonuç ceza 1 yıldan az olduğundan 5275 Sayılı Kanunun 105/A maddesi gereğince sanık denetimli serbestlikten doğrudan yararlanabilir…

***

Papazın mahkumiyet hükmü onanırsa, “denetimli serbestlik” uygulanamayacak.

Zira karar onanırsa papaz her gün karakola giderek; imza atma, kamu yararına çalışma, eğitim programlarına ve sosyal programlara katılma zorunluluğu gibi yaptırımlardan birine tati tutulacaktı.

Verilen mahkeme kararının türüne göre, papaz hakkındaki denetimli serbestlik kararına uymadığı taktirde hapis cezası kısmen veya tamamen infaz edilecekti…

Denetim süresi yükümlülüklerine uygun veya iyi halli geçirildiği tardirde ceza infaz edilmiş sayıldığından, Brunson SERBEST BIRAKILMAKLA hakkındaki karar kesinleşirse de İNFAZI İMKANSIZ HALE GETİRİLMİŞTİR…

Papaz imtiyazıdır herhalde!..

ABD Başkanı, adamını aldırmak için Almanya’dan özel uçak gönderdi.

Bu bile papazın sadece papaz olmadığının kanıtı değil mi?

***

Neden hukuk ayaklar altına alınmıştır anlaşıldı mı?

Bu sorunun yanıtını ben veremem.

Ama size birlikte yaşayıp değerlendirmediğimiz başka şeyler gösterebilirim:

Brunson’un serbest bırakılmasından sonra Trump:

Erdoğan’a yardımları için teşekkür ediyorum” dedi.

Daha önce de: “Vatandaşımızı derhal serbest bırakacaksınız” demişti.

Rahip Brunson’u almadan bu işin peşini bırakmayacağım” sözleri de onundur.

Trump, Brunson’un serbest bırakılması ile ilgili “Çok çaba sarfettik” şeklinde de açıklama yaptı..

Reis’in: “Ver papazı, al papazı” sözleri hafızamızda canlıdır…

Papaz kaçtı oynular sanırsın…

***

ABD, Brunson’un serbest bırakılmaması nedeniyle Adalet ve İçişleri bakanlarının ABD’ye girişine yasak kondu, mallarına dondurma kararı verildi.

Neyse ki, ABD’de malları yoktu; karar infaz edilemedi…

ABD’ye en önemli ihraç ürünlerimiz çelik ve alüminyuma uygulanan gümrük vergileri iki kat artırıldı.

Ortağı olduğumuz F-35’lerin teslimatı dahil diğer silah satışları da durduruldu.

Ama PKK/PYD’ye ağır silahlar ve zırhlı araçlar verilmeye devam edildi.

PKK’ya verilen güdümlü füzelerden biri Çukurca’ya fırlatıldı; 2 askerimiz şehit oldu, 4 askerimiz de yaralandı… (5)

***

Reis: “Yargı kararını bağımsız olarak verdi” dedi.

Hiç kuşkumuz yok, öyledir elbette!

Reis’in ağzının içerisine bakanlar da onu tekrarladılar.

Buna hiç gerek yoktu…

Biz İsmet Paşa’nın asker kaçağı olduğu yalanına inanan bu Necip Milletin torunları olarak Reis ne diyorsa inanırız zaten!..

***

Benim asıl üzüldüğüm gizli tanıkların düştüğü durumdur.

Tanıklar:

Son duruşmada “Yanlış anlaşıldık” dediler.

Bizim hakimler tanıkları çoğunlukla yanlış anlarlar!

“Karakolda doğruyu söyler, mahkemede şaşar” özdeyişi bize aittir…

Tanık Levent Kalkan:

Çok şaşkınım” dedikten sonra, “Kendimi savunmayacağım” da dedi…

Bence de en doğrusunu yaptı, aferin erken Kalkan’a…

Yol alır eminim!…

***

Şarkıcı Berkay’ın eşine sarkan ünlü futbolcu Arda Turan, olaya itiraz eden Berkay’ın burnunu kırdı.

Terbiyeli çocuk, ruhsatsız silahı ile hastaneye gidip Berkay’dan özür dileyecekti ki, silahı ateş aldı.

Meğer silahı da ruhsatsızmış!

Yaralanan olmadı hamdolsun!

Polis, ifadesini aldıktan sonra Arda’yı da serbest bıraktı…

İmtiyazlı çocuktur vesselam…

***

İsmet Paşa’nın Amerikancılığı, Atatürk’ün İş Bankası’ndaki hisselerinin hazineye devri için hazırlanan yasa tasarısı, MHP’nin af çıkışı, Akşener’e iki de bir posta konulması ve Arda’nın kafayı çekip evli bir kadına asılması Brunson’un yargılanması olayını gündemden düşüremiyorsa, ben şahsen bu halktan umudumu kesemedim…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/papaz-fetoden-tutuklandi-40302354

(2) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201808211034850026-papaz-brunson-kosu-bandi/

(3) http://www.milliyet.com.tr/rahip-brunson-serbest-birakildi-gundem-2759264/

(4) http://www.kararara.com/infazhesapla.htm

(5) https://www.cnnturk.com/turkiye/son-dakika-pkk-cukurcada-gudumlu-fuzeyle-saldirdi-1-sehit-4-yarali

DEĞİŞEMİYORUM!..

batman-sehitleri_3

İç karartıcı bir sürü haberin yanında, umudumuzu yeşerten gelişmeler de var.

Tarihe tanıklık ediyoruz.

CIA ile ilişkilerine dikkat çekilen; Amerika kökenli, çok uluslu McKinsey şirketine kapılarımızın kapatılması iyi oldu.

Hükümetin Yeni Ekonomik Programı bünyesinde kurduğu ve içinde 16 bakanlık temsilcisi bulunduğu Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim ve danışmanlık şirketi McKinsey ile çalışma kararı, haklı olarak bütün kesimlerin tepkisini çekmişti.

Reis’in, “IMF’ye 5 milyar dolar borç verdik” sözleri (1) üzerinden şunun şurasında kaç yıl geçti ki!

Yeniden IMF’ye muhtaç hale getirilen Türkiye, bu defa borç verme olanağı da bulunmayan özel bir şirkete muhatap yapıldı.

Finans kuruluşlarının McKinsey’in raporlarına itibar ederek, Türkiye’ye borç para verecekleri umuldu.

McKinsey’in işi; danışma mı, birlikte çalışma mı yoksa denetim mi bilen yok!

Bu soruların dürüstçe verilmeyen yanıtları, Türk halkını bayağı rahatsız etti…

***

Hükümetin her ne kadar “yatırımcı şirketler” olarak lanse etse de, gerçekte Türkiye’ye borç verecek yabancı finans kuruluşları, Türk denetim kurumlarının verecekleri raporlara güvenmiyor ki, kendilerinden olan bu şirkete ekonomimizi teslim etmemizi istedir.

Demek ki, TBMM adına denetim yapan ve yüksek mahkeme olarak çalışan Sayıştay iyice işlevini yitirdi!

Devlet yapısı içerisinde yer alan kurumlara olan güvenin zedelenmesi, son derece önemlidir tabii ki.

Finans kuruluşları güvendikleri yabancı bir şirketi, Türkiye’ye dayatmaları ayrı bir talihsizliktir elbette, hükümetin bu dayatmayı kabul etmesi ise hiçbir şekilde kabul edilemez.

Olayı Düyun-u Umumiye’ye benzetenler, ikinci kozmik oda vakasıdır diyenler büyük ölçüde haklıdır…

***

İktidar yandaşlarının da benzer kuşkuları paylaşıp, yüksek sesle dile getirmeleri üzerine hükümet geri adım attı.

Keşke ana muhalefet görevini gereği gibi yerine getirdiği için bu karar alınsaydı.

Ne yazık ki, etkili muhalefet de AKP’nin içinde kaldı!

Kılıçdaroğlu’nun, selden kütük kapan açlar gibi parsa toplamaya çalışmasını, Mc Kinsey’in kapıya konulmasındaki başarıyı kendine bağlamasını kasaba politikacılarının kurnazlığına vermek lazımdır.

Keşke öyle olsaydı…

***

Görünürdeki muhalefet partisi MHP’nin, bu olayı karşısında takındığı tutum ise içler acısıdır.

Kraldan fazla kralcı davranın MHP, ne diye McKinsey olayını AKP’den fazla sahiplenmiştir?

Erdoğan’ın açıklamasından sonra, tersten dalan ördek misali doğal olarak ne yapacaklarını şaşırmışlardır.

Akşener’in kapısına birkaç zavallıyı yollayarak, akıllarınca gündemi değiştirebileceklerini sandılar.

İlginçtir; dokusunda milliyetçilik yazılı MHP, milli konularda bile Bahçeli ile birlikte çamura saplandı; battıkça daha fazla batıyor…

Bir an için AKP’nin iktidardan düştüğünü ve yerine MHP’nin geçtiğini varsayalım; McKinsey’in Türkiye’yi denetlemesine itiraz etmeyeceklerdi!

Böyle bir MHP’ye muhalefet partisi denebilir mi?

***

Muhalefetin olmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemez.

Nokta.

Demokrasinin olmadığı bir yerde hukukun üstünlüğü var denemez.

Nokta.

Hukukun üstünlüğüne saygı duyulmayan bir ülkede adalet gerçekleşemez.

Nokta.

Adaleti gerçekleştirmeyen bir devlete devlet denemez.

Nokta.

Devlet ciddiyeti bulunmayan bir ülkeye yapılan yatırımlar, güvence altında kabul edilebilir mi?..

***

Kafalarını kuma gömerek gerçeği görmek istemeyenleredir bu sözlerim.

Reis, TBMM’nin açılış töreninde itiraf etti:

“16 Nisan Halk Oylaması, yönetim sistemimizi değiştirdiğimiz bir büyük reformdur, bir büyük devrimin adıdır. Bu çapta bir dönüşümü, pek çok ülke ve halk, ancak çok büyük çalkantılar yaşayarak ve çok büyük bedeller ödeyerek tamamlayabilmiştir. Biz ise demokrasinin kuralları içinde bu önemli değişimi suhuletle gerçekleştirmeyi başardık” dedi… (2)

Reis, açık konuşuyor aslında, yine de anlamayanlar ve bu sözleri duymamış gibi yapanlar için bir de ben açıklayalım:

16 Nisan’da yaşanan; büyük çaplı bir dönüşüm, yani bir karşı-devrimdir.

Nokta…

***

16 Nisan ve öncesinde yapılan Anayasa değişikliği ve diğer yasal düzenlemelerle:

Parlamenter sisteme veda edilmiştir.

Parlamenter sistemin en önemli özelliği olan; denetim kuruluşlarıydı ki, artık bunlar zaman içerisinde kaybolup gidecekler.

Bu kurum ve kuruluşlarının başında; TBMM, ana muhalefet partisi, özgür basın, bağımsız yargı ve devlet kurumları içerisindeki (Sayıştay, teftiş kurulları vb. gibi) denetim kuruluşları vardı.

Örneğin Sayıştay’ın verdiği raporların bazı bölümlerini gazeteler özetledi.

Çoğu yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve zimmet gibi değerlendirilebilecek harcamaların hiçbirini denetleyecek ve yasal gereğini yapabilecek kurum ve bu kurumları harekete geçirecek mekanizmalar kaldı mı?

Muhalefetin itirazlarını ciddiye alan kimse olmadığı gibi, tahrik edeceği ne yargı organı kaldı ne de Meclisin forksiyonları.

Kim ne derse desin, McKinsey olayı gibi herşey Reis’in iki dudağı arasındadır.

Bir sabah kalktığımızda Damat Berat, McKinsey’le çalışacağımız söyler.

Birkaç gün sonra Reis, bundan vazgeçildiği emrini tebliğ eder.

Tarih baba der ki:

Karşı-devrim kendi kurallarını koyar ve o kurallarla halkı idare eder…

Diğer kurallarla muhalefet oyalanır!..

***

Karşı-devrimden sonra halkın tepkisini zamana yayarak en aza indirerek ve zaman içinde tamamen söndürmek ciddi bir propaganda işidir.

İşte böyle dönemlerde çakma muhalefete ihtiyaç duyulur.

Örneğin Anayasaya ve yasalara açıkça aykırı olarak yapılmış bir referandumu, halkın sindirebilmesi için, gaz almaya elverişli eylemler yapmak gerekir.

Daha önceden tezgaha çekilip eğitilen; ayak kasları sağlam fakat kafası çalışmayan bir adamı bu iş için görevlendirirler; o da Ankara’dan İstanbul’a “adalet ve kalkınma” yürüyüşünü yapar.

Görünüşe göre; ülkede muhalefet görevi yapmış olur, böylece demokratik kurallar işliyor inancı yok edilmez.

Kaz bağırtılmadan tüyleri yolunur!..

Zamanı gelince seçim de yapılır elbette; bir bakarsınız 16 yıldır iktidarda olan parti, yine iktidara gelir, muhalefetin oyları azalır.

Ama “anlamlı bir azalma” değildir bu!

Halkın iki kesimi de bir birini “aptal” olmakla suçlamaya başlar…

Yerel seçimler daha önemlidir tabii; Cumhuriyet düşmanlarının bazı belediyelerde biraz daha kalmaları ve buraları arpalık olarak kullanmalırına ölçülü olarak izin verilir.

Muhalefet, bazı belediyeleri kazandığına göre, ülkede hukukun üstünlüğüne saygı olduğuna inanmaya devam edilir.

Umut tacirliğine devam edilir: Ye Memet ye!..

Halbu ki, atı alan çoktaaaaan Üsküdar’ı geçmiştir…

***

Bakınız:

Batman’da 8 askerimizin şehit edilmesi üzerine, Türkiye adeta miting alanına döndü.

Normalde ABD ve kara gücü PKK’yı protesto eylemlerinin başında, ana muhalefet partisinin olması beklenirdi.

Şehit cenazeleri kalkana kadar Y-CHP, adeta buhar olup uçtu.

Nedendir acaba?

Dersimli Kemal, Şehit Uzm. Çavuş Neşet Gök’ün ailesine taziye ziyaretini gitti; bir de Jandarma Uzman Çavuş Özgür Can İnce’nin cenaze töreninde hazır bulunmuş… (3)

Hepsi o kadar…

Y-CHP’den bir açıklama yok!

ABD’yi, ABD’nin kara gücü PKK’yı ve PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP’yı değil telin etmek bir yana tek sitem bile etmediler!..

HDP ile yerel seçimlerde ittifak yapacak ya, aklınca bu aşamada Kürtleri küstürmeyecekler!

Kürtleri, Y-CHP’ye oy vermeye mecbur bırakarak, ellerindeki arpalıkları koruyabileceklerini sanıyorlar…

Ölme eşeğim ölme…

Gerçeği görelim:

Siyasi hedefi bu kadar küçük olan bir adam, Türkiye’de muhalefetin önünü keserek, karşı-devrimin iyice yerleşmesi görevini yapıyor…

Hala Kuvayı Milliyecilerin torunlarının üzerine ölü toprağı serpmeyi kabul eden bu adamın peşinden tıpış tıpış gidiyoruz…

Demek ki kaderimiz budur!

Benim durumum ise herkesten daha da acıdır; halk nerede ise ben de orada olmak zorundayım diye öğrenmişim bir kere!..

Değişemiyorum…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) https://www.yenisafak.com/gundem/erdogan-imfye-5-dolar-borc-verdik-459448

(2) https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/10/01/baskan-erdogandan-tbmmde-onemli-aciklamalar

(3) https://www.chp.org.tr/

“AKŞENER’İ BANA BIRAKIN”!..

aksner_i bana birakin

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, uyuşturucu ile mücadelede mobil uygulama projesinin tanıtım toplantısında konuştu:

“2018’in yılbaşından 25 Eylül’e kadar, 15 bin 262 kişinin uyuşturucudan tutuklanması gerçekleştirildi. Bunun 13 bin 229’u sokak satıcısıdır” dedi… (1)

Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da af tartışmaları ile ilgili olarak MHP’nin konumunu açıkladı:

“Teklif 29 Mayıs 2018 öncesi suçları kapsıyor. Teklif cezalarda 5 yıllık indirimi kapsıyor” dedi… (2)

Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP, af konusunda ısrarcıdır; bu şekilde MHP’yi iktidar alternatifi olmaktan tamamen çıkartacak!

Uyuşturucu işinden tutuklu 15 binden fazla kişi, cezaevinden çıktıktan sonra ne iş yapacaklar acaba?

Torbacılığa devam mı?

Daha önce afla tahliye olanların yüzde kaçının tekrar suç işleyerek cezaevine döndüğünü Adalet Bakanlığı’ndan öğrenmek mümkün.

O halde, “af” yeni suçlar işlensin diye ortam hazırlamaktan başka ne işe yarıyor?..

***

Reis:


İmar mevzuatına aykırı bina yapanları (başka bir ifade ile Hazine’yi çalanları) af etti.

Reis’e yakışıyor tabii!

Kazandığı paranın vergisini vermeyenleri de (vergi barışı ile) af olmaya davet etti.

Bir bildiği vardı elbette!

Reis vaktiyle:

Yasa dışı yollardan (kara para dedikleri cinsten) para kazananlara da paralarınızı Türkiye’ye getirin kaynağını sormayacağız demişti.

Vergi kaçıran kodamanların büyük çoğunluğunu ise, uzlaşma komisyonlarında cüz’i vergilerle af etti.

Allah da onu af etsin!

Af edilmeyenler; adi ve yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olanlardır.

Onlar için de yüzü kızarmayan birinin af teklif etmesi gerekir.

Bu aralar, onlar için “kader mahkûmları” diyorlar…

Ne kadar da masum bir ifade değil mi?

Kader mahkûmları ile ilgili ihale doğal olarak küçük reis Devlet Bahçeli’nin üzerinde kaldı:

Bahçeli derhal arkadaşlarını topladı; bir kanun teklifi hazırlayıp, Meclis’e sundular:

Teklife göre, aşağıdaki suçlardan mahkûm olanların cezalarının 5 yılı infaz edilmeyecek.

Güya “şartlı indirim”dir teklifleri.

Hikaye tabii, bal gibi da aftır…

TCK:

106. madde tehdit,

188. madde uyuşturucu ticareti,

141-142. maddeler hırsızlık ve nitelikli hırsızlık,

158. madde nitelikli dolandırıcılık,

204. madde resmi evrakta sahtecilik,

220. madde organize suç örgütü üyesi olmayı cezai yaptırıma bağlamıştır…

Bahçeli, bu suçlardan mahkûm olanları (ve ceza davası devam etmekte olanları) kader mahkûmu kabul ediyor ve yüzü kızarmadan af edilmelerini talep ediyor…

Yasalara uyan vatandaşlarına “enayi” muamelesini reva gören Cumhur İttifakı, Türkiye’yi adeta suçlular için Cennet’e çevirdi!..

Peki, İçişleri Bakanlığının uyuşturucu ile mücadelede mobil uygulama projesi ne işe yarayacak şimdi?..

Onu da küçük Reis açıklayacak.

Yüzü kızarmadan tabii…

***

Y-CHP milletvekilleri, Katar emirinden “hibe” olarak alınan uçağın geri verilmesi için kanun teklifi verdiler. (3)

Ne çalışıyorlar ama!

Neden böyle bir iş yaptıklarını da; sadaka ekonomisinin zorunlu bir gereği olarak hükümet yardımları (sadaka ekonomisi) ile geçimini sürdüren vatandaşların anlayacağı dilden izah ettiler:

Türkiye büyük bir devlettir ve bu çapta hibeyi kabul etmesi onur kırıcıdır dediler.

Ben ne demek istediklerini gayet iyi anladım!

İkinci dünya savaşından kalma ve esasen hurdaya ayrılacak olan silahları, hibe olarak kabul eden sanki biz değildik. (4)

Sanki, tarım-hayvancılık ülkesi olan Türkiye’de ilkokul çocuklarına köpeklerin bile içmediği Amerikan süt tozlarını hibe olarak kabul edip içirmek, onur kırıcı değildi! (5)

Çoğu Demokrat Parti döneminde olmak üzere 1947-61 döneminde ABD’den 1 milyar 862 milyon dolar askeri, 1 milyar 394 milyar da ekonomik yardım alınmıştır. (Huner Tuncer, Türk Dış Politikası, s.308)

500 milyon dolarlık uçağın hibe olarak kabul edilmesini onur kırıcı bulan Y-CHP, makarna-kömür vb. gibi yardımları kabul eden seçmenleri onurlu olmakla mı taltif ediyor acaba?

Bu adamlar, bu kafa ile yerel seçimlere gidecekler ve halktan oy isteyecekler!

Önemli belediyeleri kazanacakları kesindir; iktidara gelmenin de yolunu bu şekilde açtılar!..

Ben inandım tabii…

Şimdi de “gönül ittifakı” diye bir şey uydurmuşlar; yerel seçimlerde HDP ve İP ile ittifakı düşünüyorlar.

Dersimli: “Akşener’i ben ikna ederim” demiş… (6)

***

Kanun teklifinin CHP’ye vereceği siyasi zarar o kadarda kalsa iyiydi:

Yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz nedeniyle halkı israftan kaçınmaya davet eden hükümetin, ihtiyaç yok iken, 500 milyon doları lüks bir uçağa harcaması gerçek bir savurganlık örneğidir; bu noktadan hükümetin üzerine gitmek varken, kanun teklifi ile olayı “hibe” şeklinde tanımlayıp, savurganlık silahını yere atmak akıl işi midir?

Tipik bir siyasi zekâ fukaralığı…

Dahası var:

“Yaşadığımız krizi çoğu kişi bir ekonomik kriz olarak düşünüyor. Yaşanan kriz aslında bir siyasal krizdir(7) demek de ABD’nin krizdeki rolünü inkâr etmektir.

Amerika’ya memurluk yapmak böyle saçmalatır insanı işte!

Kemal Efendi; krizin siyasal olduğunu ispatla da ikna et bizi…

Dersimli, bir çam daha devirdi:

Man Adası iddiaları nedeniyle açılan tazminat davasında ödemeye mahkûm edildiği toplam 909 bin 353 lirayı ilgili icra dairesine yatırdı. (8)

TBMM’ne verdiği Mal Bildirimine göre, tüm mal varlığını (9) teminat gösterse 500 bin liralık mektup alamaz.

Demek ki, Kılıçdaroğlu’nun kişisel borcu için gösterilen teminatı kendisi yatırmadı.

Avukatının açıklaması gerçeklerle örtüşmüyor.

Kendisi de bu konuda bir düzeltme açıklaması yapmadı.

Ama daha önceden:

Yalancıdan başbakan olmaz” şeklinde bir açıklaması vardı… (10)

Demek ki, hazret bu nedenle Cumhurbaşkanlığına aday olmadı…

Anlaşılan yalan söylemek, bir tek CHP Genel Başkanlığına engel değildir!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/ankara/icisleri-bakani-soylu-uyusturucudan-15-bin-262-40968184

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1091808/Af_teklifi_veren_MHP_den_Cakici_sorusuna_tepki.html

(3) http://www.airnewstimes.com/katar-ucagini-iade-icin-kanun-teklifi-44513-haberi.html

(4) http://forum.worldoftanks.eu/index.php?/topic/135480-tuerk-silahli-kuvvetleri-zirhli-birlikleri-ve-gecmisi/

(5) https://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/sut-tozu-1083366/

(6) https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/09/30/kemal-kilicdaroglu-baklayi-agzindan-cikardi-chp-hdp-ip-gonul-ittifaki

(7)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1097134/Kilicdaroglu_ndan_ozgurlugune_kavusan_Berberoglu_na__Yari_acik_cezaevine_geldiniz.html

(8) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201809201035289453-kilicdaroglu-erdogan-tazminat-bedeli-icra/

(9) https://www.haberler.com/kilicdaroglu-nun-ailesinin-mal-bildirimi-tbmm-7923616-haberi/

(10) http://www.ulusal.com.tr/index.php?m=haber&id=6201&link=gundem/tgbliler-mumtazer-turkoneyi-fena-yakaladigundem/milletvekillerine-rekor-zamyurt/akpli-ciftci-akpye-isyan-ettikultur-sanat/insanliki-kesti-cezayiri-dikecekgundem/ermeni-soykirimi-yalanini-yasar-kemale-sormayingundem/akpli-kuzu-hesabimiz-tutmadigunde

DOMATES!

domates

Gazeteler yazıyor:

ABD Dış İşleri Bakanlığı Terörizm 2017 Ülkeler Raporu’nu hazırladı. (1)

Geçen yıl listede olan PYD/YPG bu yıl listeden çıkartıldı.

Fetullah Gülen için de “din adamı” denildi.

Bu “din adamı” sıfatı ona pek yakışıyor.

Hiç düşündünüz mü Amerika ajanlarını neden İslam din adamları arasından seçiyor acaba?..

***

Yetkililer, stratejik müttefikimiz ABD’nin, terör örgütü PKK/PYD’ye; 1500’ü son bir ayda olmak üzere, 19 bin TIR ve 3 bin uçak dolusu ağır silah ve mühimmat gönderdiğini açıkladılar.

En yetkilimizin kim biliyorsunuz zaten, bu yüzden dipnota bağlantısını koymuyorum.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Votel, fırsat buldukça PKK/PYD komutanları ile bir araya gelerek poz veriyor.

Bu da ilk değil.

İşbirliği”ni gizlemiyorlar zaten…

Benim asıl merakım; kendilerini antiemperyalist-antifaşist olarak tanımlayan Kürt asıllı “solcular”ın bu işbirliğini nasıl açıkladıklarıdır.

Emperyalizme asker olmak nasıl bir duygu, bir de onu merak ediyorum…

***

Reis, “Bizde kriz mriz yok, bunların hapsi menüplasyon” dedi.

Muhalefet kriz olduğunu ıspatlamak için rakamlarla boğuşuyor.

Gündemdedir, ben de özetleyelim bari:

Kriz yoksa;

-Kredi faizleri neden yüzde 40’ın üzerindedir?

-İşsizlik neden artıyor?

-Risk sigortası neden 534’e çıktı?

-Varlık Fonu’nu niye kurdunuz?

-Dolarla sözleşme yapmak neden yasaklandı?

-680 üzerinde ürüne gramaj oyunu ile yapılan zam ile 1296 üründeki haksız fiyat artışının nedenini açıklamayacak mısınız?

-Peki, domates neden 10 liraya satılıyor? (2)

-Yüzde 80 civarında devalüasyon yapmaya ne gerek vardı?

-Yabancı paralar, yılbaşından bu yana nasıl oldu da Türk lirası karşısında yüzde 75 değer kazandı?

-İhalesi yapılan işleri neden durdurdunuz?

-Hak arayan 3. Havaalanı işçileri neden tutuklandı?

-Ekonomik büyüme neden yüzde 5’leri aşamıyor?

-İthalat gerileyip, ihracat neden patlamıyor?

-Yeni Ekonomik Plan’a (Dengeleme-Disiplin-Değişim) neden ihtiyaç duydunuz?

-Neden ekonomik küçülmeyi hedefinize koydunuz?

-Şirketler neden birer birer iflas ediyor?

-Kepenkler neden kapatılıyor?

-Kur artışı nedeniyle iflaslar 01.01.20123’e kadar neden durduruldu?

-Esnaf, siftah yapamamaktan şikayet etmiyor mu?

-Çocuğuna pantolon alamayan babanın intiharı ekonomik kriz nedeniyle olabilir mi?

Vs, vs…

Bu tür soruları sor sorabildiğin kadar…

Adın ne Reşit, sen söyle sen işit!..

***

Yurttaşlar; sofralarındaki gıdadan, cüzdanındaki paradan ekonomik krizi anlayamıyorsa, siz onlara rakamlarla krizi nah anlatabilirsiniz!

Reis “kriz yok” diyorsa yok; adalet vardır!

Yastık altındaki dolarlarınızı bozdurdunuz mu?!

***

Asıl kriz muhalefettedir.

Muhalefet partilerinin başında; iktidarın payandaları oturursa, değil kriz dünya başımıza yıkılsa AKP’yi sarsamazsınız.

Kriz mriz, vız gelir tırıs gider…

***

En haklı dava bile; işbirlikçi, yalaka, ideolojisiz, içten pazarlıklı siyasetçilerin ağzında savunulamaz hale gelir.

Dersimli Kemal, iktidara yüklendikçe, halk Reis’e neden destek veriyor sandınız!..

Türk halkının temel sorunu budur.

Felsefi derinlik” arayışı, ukalalıktır, saygısızlıktır.

Sorunlar CHP’nin işgali ile birlikte dizginlemez hale gelmiştir.

Zira CHP’nin Meclisteki grubu dahi menkul rehni gibidir…

***

Açıklayalım:

Anayasamızın 83. maddesinin 3. fıkrası; milletvekilliğine engel olmayan suçların işlenmesi halinde, cezanın infazının dönem sonuna bırakılmasını hüküm altına almıştır.

İşlenen suç seçilmeye engelse, hüküm TBMM’nde açıklanmakla; milletvekilliği düşer ve infaza geçilir…

Bu yüzden CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun kaderi Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın iki dudağı arasındadır.

Konuyu gündeme alıp, hükmü genel kurulda okuduğu an Berberoğlu’na cezaevinin yolu görünür.

Aslında Berberoğlu durumunda; 20’si HDP, 30’a yakını da CHP olmak üzere 50’den fazla milletvekili vardır.

Buradan bakılırsa, sanki milletvekillerini daha önceden hakkında dava açılmış olanlardan seçtirmek, cezaevine girmemeleri için kurtuluş yolu gibi kullanılmaktadır!

Öte yandan, 50 milletvekilinin milletvekilliği düşürülürse ki, bu mümkün hale gelmiştir, Mecliste AKP’nin çoğunluğu elde etmesi işten bile değildir!

Süreci işletmek ise tamamen AKP’nin inisiyatifindedir.

Hal böyle olunca, muhalefet için iktidar tarafından “esir alındılar” demek hiç de abartılı bir değerlendirme sayılmaz!

Asıl teslim alınan, Berberoğlu’na belgeleri veren Kılıçdaroğlu’dur tabii ki…

Dolayısıyla Dersimli Kemal, ağzıyla kuş tutsa halka kriz filan anlatamaz…

Muhalefet partilerinin başında Kılıçdaroğlu ile Bahçeli oldukça kriz bile kriz olmaktan çıkıp, “adalet” kisvesine bürünüyor!..

Bu defa ne yapılması gerektiğini söylemeyeceğim.

Aynı gemideyiz nasılsa, yaşayıp göreceğiz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.amerikaninsesi.com/a/abd-disisleri-bakanligi-teror-raporunu-acikladi/4578454.html

(2) https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/domates-ureticisinin-fiyat-isyani-2641128/

“FELSEFİ DERİNLİK” NEDİR Kİ?..

cumhuriyet_fetö

Vakıf senedinde hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde açık açık yazılmış:

“Cumhuriyet gazetesi, ATATÜRK devrim ve ilkelerinin açtığı aydınlanma yolunda aklın bağnazlıktan, bilimin dinden bağımsızlaşması, laiklik ilkesinin toplumca benimsenmesi için çaba gösterecektir… Cumhuriyet gazetesi, “İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Bildirgesi”ni demokrasinin evrensel anayasası olarak benimser. Cumhuriyet gazetesi gerçek Cumnuriyet yönetimi esaslarına ancak Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü kapsamında ulaşılacağını temel ilke sayar... Milli mücadele sonunda kazanılan milli sınırlarımız tartışılamaz. Cumhuriyet gazetesi Milli Mücadele ile kazanılan bu milli sınırların yılmaz savunucusudur… Onurlu kimliği, ilkeleri ve amaçları uzun bir süre içinde belirlenip toplumda kök salan Cumhuriyet gazetesini ATATÜRK ilkelerinden ödün vermeden yaşatmak Cumhuriyet Türkiyesi’ne, Türk toplumuna ve Cumhuriyet okurlarına çok önemli bir ödev niteliğine dünüşmüştür.”

Bu görüşleri benimsemeyen yazar-çizer takımının Cumhuriyet gazetesinde kendi görüşlerini yazmak amacı ile görev alması, en hafif tabiri ile ahlaksızlıktır, hiçbir şekilde kabul edilemez.

Cumhuriyet’in çizgisi dışındaki fikirleri savunanlar, bu fikirleri benimseyen veya yakın gazetelerde yazmalıdırlar, normal olan davranış budur.

Taban tabana zıt görüşleri savunanların aynı çatı altında çalışma mecburiyetleri bulunmadığına göre, herkes kendi çöplüğünde ötecek.

Cumhuriyet’i değiştirmek, başkalaştırmak amacıyla Cumhuriyet’e sızanlar, etki ajanlarıdır.

Hangi merkezlerin adına çalıştıklarını yazılarından anlamak kolaydır.

Cumhuriyet karşıtı fikirlerini ısrarla yazdıkları için önemli ölçüde Cumhuriyet okurlarını kaybettiler, gazeteyi çıkarmakta zorlandıkları için Berin Nadi’nin bağışladığı Harbiye’deki kat ile Ankara’daki 4-5 katlı binayı bile gözlerini kırpmadan sattılar.

“İkinci Cumhuriyetçi” fikirlerini yayabilmek için Atatürk ilkelerini ve kuruluş felsefesini tavizsiz olarak savunmayı amaç edinen gazeteyi ekonomik olarak çökertmekten çekinmediler.

Hal böyle olunca Cumhuriyet gazetesinden birer ikişer ayrılanlar için gözyaşı dökmek, arkalarından güzelleme yazmak, iyi yazar-çizerdi gibi övgüler düzmek de etik değildir.

Fetullah Güleh hainini Cumhuriyet logosu üzerine iki gün arka arkaya yerleştirerek; (1) bize fikri düzeyde Cehennem’i yaşattıran ve bu rezaleti üç yıla yakın bir süre devam ettiren bu zevatın Cehennem’e kadar yolu var!..

***

Şimdi sıra CHP’yi geri almaya gelmiştir.

Atatürk’ün kurduğu CHP’yi, Y-CHP’ye dönüştüren başta Kılıçdaroğlu olmak üzere ekibi de CHP’nin ilkelerini (6 Ok’u) benimsememektedir.

Bunu verdikleri beyanatlar, yaptıkları açıklamalarla; kısaca eylem ve söylemleri ile defalarca kanıtladılar. (2)

CHP’nin başındaki işgalci ekip, bal kovanını basan yaban arılarından farksızdır.

9 yılda 9 defa seçim kaybeden ve gitmemekte ısrar eden dersimli Kemal’in, çok özel bir görevi ifa etmek amacıyla CHP’nin başına getirildiği açıktır.

“Felsefe” (3) sözcüğü üzerinde demagoji yaparak kendini “bilge adam” olarak yuttarabileceğini sanıyor.

“Bana bir felsefi derinlik gösterebilirseniz ben bırakın kurultay yapmayı vallahi yarın sabah giderim” cümlesinden (4) bir şey anlayanınız oldu mu?

Kılıçdaroğlu”felsefi derinliğe” sahip biri olarak bir tek kendini görüyor.

Hangi felsefeyi savunuyor, derinliği nedir sorularının geleceğini ve yanıt veremeyeceğini tahmin ettiği için bu sözlerini partideki “ideolojik sapma” ile düzeltmeye çalıştı.

Halbuki, partiyi çizgisinden saptıran da kendisidir; zira baştan beri ieolojisizliği savunmaktadır. (5)

Kaset operasyonu ile CHP’nin başına getirelen Dersimli Kemal’in, görevi bitmediği için kurultaylara direnmektedir.

Rejimin değiştirilmesindeki en büyük meşruiyet kaynağı, Dersimli Kemal’in Y-CHP’si olmuştur.

Bu nedenlerle Cumhuriyet gazetesi gibi CHP’yi geri almadan demokrasi mücadelesini başarıya ulaştırmak olanaksızdır.

Yerel seçimlerde gösterilecek olası kısmi başarı, iktidarın değişmesine olanak sağlamaz.

Köprülerin altından çok sular akmıştır:

Polimer adlı bir araştırma şirketinin CHP Parti Meclisi’ne sunduğu rapora göre; 24 Haziran Seçimleri’nde 100 bin mükerrer oy, 2,5 milyon da sahte oy kullanılmıştır.

Kılıçdaroğlu, bu raporu kamuoyu ile neden paylaşmamıştır acaba?

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının meşruiyetinin tartışılmasından mı korkmaktadır?

Raporun bir örneği parti meclisi üyelerine bile vermemiştir!

Neden?

Cevabı ben vereyim:

Çünkü Y-CHP’nin rejimin değiştirilmesine, Cumhuriyetin köküne kibrit suyu konulmasına, Atatürk Devrimlerinin unutturulmasına bir itirazı yoktur.

AKP karşıdevriminin yolundaki taşları Y-CHP temizledi!

O bakımdan ne pahasına olursa olsun önce CHP geri alınmalıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://odatv.com/fethullah-gulen-chp-hdp-ve-cumhuriyeti-bulusturdu-3001161200.html

(2)

a-) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/01/Dersimli-Tutuksuz-Yarg%C4%B1lanacak.pdf

b-) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/02/Dersimli_Tutuksuz_Yarg%C4%B1lanacak-II.pdf

(3) http://www.felsefe.gen.tr/felsefeye_giris/felsefe_nedir_felsefenin_anlami_nedir.asp

(4) https://odatv.com/birakin-kurultay-yapmayi-vallahi-yarin-sabah-giderim-12091855.html

(5) http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/rota-yazilari/dogu-perincek-neo-chp-nin-nesep-tashihi-23036

KAHROLSUN EMPERYALİZM!..

tahran zirvesi-2

Rusya, 25 gemi ve 30 uçakla Doğu Akdeniz’deki tatbikatını bitirdikten sonra, 11-15 Eylül tarihleri arasında; 36 bin tank ve binden fazla savaş uçağıyla Vostok 2018 tatbikatını yapacak.

NATO sözcüsü, Rusya’nın bu tatbikatlarla “çok geniş çaplı çatışmalara hazırlık yaptığını” söyledi.

NATO, Bulgaristan’da atışlı tatbikat yaptı.

ABD, Ukrayna’nın Donbass bölgesine asker sevk etmeye başladı.

ABD’nin 2. Atlantik filosu, Soğuk Savaş döneminden daha bir deniz sahasında görevlendirildi.(1)

Dünyada baş döndürücü gelişmeler oluyor.

Üçüncü Dünya Savaşı” ikincisinden farklı cephelerde yapılıyor…

***

Ateşli silahların kullanıldığı cephe Suriye.

Suriye’nin işgal altındaki İdlip ve Hama illerine, Rus ve Suriye uçakları hava saldırılarını sürdürüyor.

Putin’e göre, Suriye’nin ancak yüzde 90’ı Suriye Ordusunun kontrolündedir.

İşgal altındaki bölgelerde ABD yerine, piyonları savaşıyor.

Hepsi de “cihatçı” örgütler, hepsi de İslam adına savaştıkları iddiasındalar…

Muhaliflere ait uçak gözlemevinden yapılan açıklamaya göre:

Lazkiye’den kalkan SU-24 savaş uçakları, İdlib’e bomba yağdırdı; 35 kişi öldü, 75 yaralı var…(2)

ABD Hava kuvvetlerine ait iki F-35 savaş uçağı Suriye’nin Deyr Ez Zor bölgesini fosfor bombası ile vurdu. (3)

Ölü ve yaralılar hakkında şimdilik bilgi yok!

***

Doğal olarak dünya dikkatini İran’daki liderler zirvesine çevirdi.

Üzerinde anlaşmaya varılan 12 maddelik bildiriye (4) son anda Erdoğan’ın “ateşkesi” ekleme ısrarı, katılımcılarda soğuk duş etkisi yarattı.

Putin, Erdoğan’a:

“Burada silahlı muhalifler, cihatçı güçler yok. Suriye Ordusu da masada bulunmuyor. Biz onların yerine konuşamayız. Teröristlerin saldırılarını keseceklerini, İHA’larını kullanamayacaklarını söyleyemeyiz.” şeklindeki yanıtı diplomasi dersi gibi değerlendirildi…

Erdoğan, adeta Esat’ı düşürmek için işbirliği yaptığı muhaliflerin sözcüsü gibi neden davrandı?

***

Reis, Suriye Muhalefeti adına “ateşkes” önerebilir mi?

Ateş edenlerin bir tarafında; Rusya ile Suriye, diğer tarafında terör örgütleri ile ÖSO var.

Anlaşılıyor ki, Tahran’da Devlet aklı Reisin yanında değildi!

Erdoğan’ın “ateşkes” önerisi son derece yersizdi, bunun yerine tüm silahlı gruplara silah bırakmayı önerilebilirdi.

Kuşkusuz devletlerin silahlı kuvvetlerine “silah bırakma” teklif edilemezdi.

Hal böyle olunca bu teklifin dahi ayakları havada kalırdı.

Türkiye, Tahran’da güvenilirlik sınavında puan kaybetti…

***

Milyonlarca Suriyeliyi, yıllarca misafir eden Türkiye’nin, yeni bir göç dalgası karşısında ödeyeceği fatura, ödediği faturadan daha kabarik olabilir kuşkusuz.

Rusya ve İran’ın bu faturaya katkısı olacak mı bildiriden anlaşılmıyor.

Bu nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye topraklarını kolay kolay terk edemez.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının maliyeti bir yana, sınır güvenliğimizin sağlanmasının da çok kolay gerçekleşemeyeceği anlaşılıyor…

Türkiye’nin kol kanat gerdiği, eğitip silahlandırdığı Özgür Suriye Ordusu’nun akıbeti ne olacak?

Bu sorunun da yanıtı belli değil!..

***

Belli ki, bildirgedeki:

“…komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılığı” ifadesi , İdlip’ten sonra PKK/PYD’ye karşı yapılacak operasyonları işaret ediyor.

Bildirgeye atılan imzalar kurumadan; İran PJAK’a, Suriye PYD’ye karşı operasyon düzenlemesi kararlılığı gösteriyor.

Bildirinin 4. maddesi de son derece önemlidir:

“BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DEAŞ’la bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılığı” yakın gelecekte neler yaşanacağının ilanı gibidir…

Zirve öncesinde, Rus uçaklarının İdlib’i vurması ve zirvenin naklen yayınlanması ise ABD ile müttefiklerine açık bir meydan okumadır.

Zirveye katılanlar arasındaki görüş ayrılıklarının kapalı kapılar yerine, dünya kamuoyu önünde tartışılması ise ittifakın pamuk ipliği ile bağlı olmadığını gösteriyor…

***

ABD ve İsrail’in “İkinci İsrail”i kurma ve Rusya’yı güneyden kuşatma planına karşı en etkili karşı koyuşun, bölge ülkelerinin ittifakı olduğunu Erdoğan henüz anlayabilmiş değil!

Hiç kuşku yok ki, zirvedeki en talihsiz konuşma, Reis’in Suriye Lideri Esat’a, yeniden “Eset” demeye başlaması ve bir devlet başkanını, kendi halkını katleden bir diktatör olarak göstermiş olmasıdır…

***

Zirveden hemen sonra; Rusya, Türkiye ve İran’ın yerel para birimleri ile ticaret yapma konusunda anlaşmaları, doların egemenliğine karşı bir başkaldırıdır.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin, Fırat’ın doğusu ile ilgili ABD’ye verdiği Suriye’den çıkma mesajı da son derece önemlidir.

Aynı şekilde, Ruhani’nin “endişeleri Şam Hükümeti ile giderme” çağrısı da anlayanlar için hayati önemdedir…

Denebilir ki, Erdoğan’ın “Eset” takıntısı görmezden gelinirse; Astana Süreci ile başlayan ve Tahran zirvesi ile devam eden gelişmeler Türk halkının ve Türkiye’nin yararınadır.

Emperyalizmin Ortadoğu’da alacağı ağır bir yenilgi, bütün mazlum halklar için önemli bir kazanım olacaktır…

Kahrolsun emperyalizm!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/dorduncu-atlantik-savasi-cem-gurdeniz-kose-yazilari-eylul-2018

(2)https://www.haberturk.com/son-dakika-idlib-e-hava-saldirisi-35-olu-75-yarali-2006032

(3) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201809091035115668-abd-suriye-fosfor-bombalariyla-vurdu/

(4) https://t24.com.tr/haber/iste-uclu-zirvede-onaylanan-12-maddelik-tahran-bildirisi,695173

BU YALANCININ MUMU SABAHA KADAR YANAR!

Bu yalancinin

Emperyalizm, “Üçüncü Dünya Savaşı”nı başlattı.

Rus donanması Akdeniz’de tatbikat yapıyor, Akdeniz’i tehlikeli ilan ettiler.

Türkiye, NATO’dan iyi bir kazık yedi; haklı olarak yeni ittifaklar peşindedir.

Kuvayı Milliye çizgisini izleyenler ise ayakta, “İkinci Kurtuluş Savaşı”nı kazanmanın derdindedir.

Kırılgan ekonominin birinci derecedeki sorumlusu kuşkusuz iktidardır; emperyalizm ise bu durumu iyi değerlendiriyor ve dolar ile Türkiye’yi çökertmeye çabalıyor.

Bu gerçeği gözardı ederek olayları analiz edemeyiz!

Doğal olarak da zamlar arka arkaya geliyor, hayatın daha da çekilmez hale geleceği gün gibi görülüyor.

Tabloyu acıklı yapan:

Yoksul ailelerin çocukları, askerlik hizmetini al bayrağa sarılı olarak bitiriyorlar.

Diğerleri bedelli zaten!

Bu toprakların bedelini ödeyen atalarımız ise mezarlarında dönüyor!..

***

İç cephede birliği sağlamadan, bozguncuları ve işbirlikçileri susturmadan, bu badireyi atlatmak kolay değil.

Tam da bu noktada muhalefete iş düşüyor.

Atatürk’ün koltuğunda oturan adam ise bakın nelerle uğraşıyor:

Küskün CHP seçmeni seçimi boykot edeceğine gitsin doğrudan AKP’ye oy versin” diyor.

Rejim değişikliği, laikliğin elden gitmesi, tek adam rejimi, şeriatın gelmesi vb. gibi argümanları geçmiş seçimlerde hoyratça kullanan bu zavallı; Cumhuriyetin niteliklerine yürekten bağlı seçmenleri korkutup, Y-CHP’ye oy vermelerini belli ölçüde sağladığı için, şimdi duygu sömürüsü yapıyor.

Halbuki, bir CHP seçmeni, doğrudan AKP’ye oy verirse AKP’nin oyları artar; seçimi boykot ederse AKP’nin oyları artmaz, ne kadarsa öyle kalırlar ve boykot eden AKP’ye oy vermiş sayılmaz…

Bu basit gerçeği tehdite çevirip, önümüze koyan bu adam, bize önderlik yapıp, doğru yolu gösterebilir mi?

***

Ayrıca, Kemal Kılıçdaroğlu’nun (KK) başında bulunduğu Y-CHP, gerçek CHP değil ki!

Tam bağımsızlıktan yana, emperyalizme karşı, Atatürk ilke ve devrimlerini tavizsiz savunuyor mu?

Hayır.

O zaman iyi ki de iktidara gelemedi diyenler haklı.

Kazara gelseydi zaten, ekonominin başına yine Kemal Derviş’i getireceğini ilan etmişti.

Derviş’in sağ kolu (1) MYK üyesi Faik Öztrak halen parti sözcüsü değil mi?

Uzatmayalım; Y-CHP’nin tercihi, ABD ve AB’dir.

Bu kadarı bile boykot için yeterlidir…

PKK ve FETÖ’yü ordusuna dahil eden ABD ile aynı safta olmak, düşman tarafında kalmak değil midir?

Emperyalizmi ilk defa yenen bir halkın partisinin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?

Y-CHP’ye oy veren milyonlar, başka seçenek olmadığı için, kerhen CHP’ye oy verdiklerini söylemiyor mu?..

Yalanlarınız ve tehditleriniz batsın sizin…

***

Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ile dengesi iyice sarsılan KK, genel başkanlığa adaylığını açıklayan Muharrem İnce için:

Delegeyi arayıp kendisi için imza isteyenden CHP’ye genel başkan olmaz” demiş.

Pişkinliğin bu kadarı da fazla.

Seçimli kurultaylarda sanki kendisi delegeyi arayıp imza istemiyordu?

Yalan konuşan bir adamdan lider olur mu?

Muharrem İnce, KK’ya cevaben:

66 gün sonra seçim sonuçlarını değerlendirmek için PM toplantısı yapıldı. Bu toplantıya cumhurbaşkanı adayını davet etmemek sorun, toplantıda yalan söylemek ayrı sorun” diyerek KK’yı yalan konuşmakla itham etti.

İnce, yalan söylüyorsa sorumlusu zaten KK’dır, zira onu Türkiye’yi yönetecek adam olarak seçmenin önüne koyan kendisidir.

KK, yalan konuşan birini cumhurbaşkanı adayı gösterdiği için utanmalıdır; bu kadar yetmez tabii, seçmenden özür dileyip istifa da etmesi gerekir.

Onurlu insana yakışan davranış budur…

İnce doğruyu söylüyorsa eğer:

O zaman yalan söyleyen KK’dır.

Yıllarca “Yalancıdan başbakan olmaz” sözünü ağzında sakız gibi çiğneyen KK’ya yalan konuşmak yakışıyor mu?

***

KK:

Bu koltukta ilelebet oturmayacağım. 24 Haziran’dan sonra bırakmayı düşünüyordum. Sayın İnce’yi cumhurbaşkanı adayı gösterirken de benden sonra o genel başkan olur diye düşündüm. Ancak sonrasında yapılanlar güven verecek şeyler değil” dedi.

Bu sözlerine açıklık getirmek zorundadır.

İnce, güven sarsıcı ne yaptı?

KK, 24 Haziran’dan sonra genel başkanlığı bırakmayı düşündüğüne göre, başarısız olduğunuzu da kabul ediyor demektir.

Bulunmaz Hint kumaşı olmadığını dünya alem biliyor zaten.

AKP iktidarının sürekliliği; onun bilgi, birikim, cesaret, inanç, ideoloji ve zeka fukaralığınızdan kaynaklanıyor.

Tutarsız ve ilkesiz olduğuna yüzlerce örnek sayabilirim.

Tek başarısı, dürüst ve samimi partilileri aldatmak olmuştur…

***

KK, başarısızlığının tartışılmasını ötelemek için “Yerel seçimlere odaklanalım” savunmasına sarılıyor.

Yerel seçimlerle sanki iktidar değişikliği olacakmış gibi halkı aldatmaya devam ediyor hazret.

Onun tek derdi; CHP’li belediyelerde konuşlanmış kurultay delegelerinin yerlerini korumasıdır.

Ancak bu şekilde koltuğunu garanti altına alabiliyor.

KK’yı destekleyen kurultay delegeleri, zaten KK’nın desteği ile delege seçilmişlerdir.

Al gülüm ver gülüm gibi bir döngü yaşatıyorlar bize.

KK delegeleri seçiyor, delegeler KK’yı…

***

Yerel seçimlerde Y-CHP adayları başarısız olursa, KK’nın istifa etmeyeceğine kalıbımı basarım.

Bu yüzsüzler, “başarı”nın yeni bir tarifini yapıp görevlerine devam edecekler:

Anlamlı oy kaybetmedik” diyecekler.

Bu seçimin asıl kaybedeni AKP’dir” de diyebilirler…

Demediler mi?…

Siyasette başarı; seçimi kazanmak, iktidar olmaktır.

Seçimi kazananı, kaybetmiş gibi göstermek ise; soytarılıktır, seçmene saygısızlıktır, hadsizliktir, en hafif tabiri ile terbiyesizliktir…

***

Peki, bu delege yapısı ile KK’yı genel başkanlıktan indirmek mümkün müdür?

Elbette ki, değildir.

Başka seçenekler üzerinde düşünmek gerekir!

CHP’nin kurultay delegeleri içerisinde kendi ayakları üzerinde durabilen; bir meslek ve iş sahibi olanların sayısı son derece azdır.

Delegenin çoğunluğu KK’ya midesinden bağlıdırlar.

Çoğunluğu CHP’li belediyelerden ve genel merkezden nemalanıyorlar.

Danışman” ve “belediye meclisi üyesi” olarak istihdam edilmişlerdir.

Yurt sevgisi, toprak bütünlüğümüzün tehlikeye girmesi, terör, Atatürk İlkeleri, Cumhuriyetin nitelikleri, evrensel değerler ve halkın yaşadıkları umurlarında bile değildir.

Bunlar küçük çıkarları uğruna memleketin anasını ağlatırlar…

Bu nedenle de KK’ya karşı eyleme geçemezler.

Çünkü işlerini kaybetmeyi göze alamazlar.

O bakımdan KK’ya kul ve köledirler, KK da onlara tabii…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/faik-oztrak-gucunu-nereden-aliyor-turkiye-agustos-2018

İÇİMİZDE HAİN VAR!..

mesaj

Geçen hafta 2001 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, 80 yaşında İsviçre’de yaşamını kaybetti. (1)

Şimdi de eski savaş pilotu Senatör John McCain, 81 yaşında vefat etti…

Türk ve Müslüman düşmanları 80’li yaşları geçemiyor!

***

Amerikan-İslam İlişkileri (CAIR) Başkanı Nihad Awad, McCain’in ölümü nedeniyle yayınladığı mesajında “ Amerikan Müslüman toplumu, bir ‘ilkeler adamı’ olan McCain’in yasını tutan tüm Amerikalılara katılmaktadır” dedi… (2)

McCain Irak Savaşı’nın en büyük destekçilerindendi; Irak’a daha fazla asker gönderilmesini savunuyordu…

Müslümanların yok yere birbirlerini öldürmeleri umurunda değildi; daha çok savaş istiyordu.

Dış politika ve askeri konularda şahin tutumuyla tanınıyordu.

Esat ve IŞİD’e karşı Suriye muhalefetini destekliyordu.

Gaziantep’e gelip, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) komutanları ile konuşmuş, ÖSO’ya hava savunma silahları verilmesini savunuyordu…

Trump’ın Suriye’deki savaşı bitirmeyi öncelikleri arasına koymamasını “Amerikan tarihinde bir diğer utanç sayfası” olarak nitelendirmişti…

McCain dili geçmiş zamanla anlatılacak artık…

İşte böyle bir adamı Amerika’daki Müslümanın toplumunun lideri “ilkeler adamı” olarak kabul ediyor ve yasını tuttuğunu açıklıyor…

Müslüman olduğu için utananların sayısı bu açıklamadan sonra hızla artıyor mu acaba, yoksa bu sözlerde bir hikmet mi arıyorlar hala…

***

Türkiye için stratejik bakımdan hayati öneme sahip olan Kıbrıs için hazırladığı planla anımsanan Kofi Annan’ın ölümü üzerine de Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ibretlik bir mesaj yayınladı.

Dedi ki:

Yaşamını yitiren Nobel Barış Ödüllü Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ı, Kıbrıs barışı için verdiği mücadele dolayısıyla hep saygıyla hatırlayacağız”… (3)

Türk düşmanlarını saygıyla hatırlamaya mecbur musun be adam!

Ana muhalefetin liderine göre; Annan, Kıbrıs “barışı” için mücadele verdi ve bu nedenle saygıyla hatırlanması gerekir.

Gerçek öyle mi?

Bu soruya yanıt vermeden önce Annan Planını okumak gerekir elbette. (4)

Planın hedefinin; Türk askerlerinin adadan çekilmesi ve Türkiye’nin garantörlüğünün sonlandırılması olduğu son derece açıktır.

Hâlbuki planda diğer garantör devletler; İngiltere ve Yunanistan’ın Kıbrıs’taki askerleri ve üslerinden söz edilmiyordu, İngiltere’nin iki askeri üssü tartışılmadı bile.

Aynı şekilde, Baf bölgesinde Yunanistan’ın 1998’de kurduğu hava üssünden ve askerlerinden de söz edilmiyordu Annan Planı’nda…

Böyle bir plan barışa nasıl hizmet edebilir?

Diğer pek çok hususun Türkiye’nin AB’ye tam üye olarak girmesine bağlanması ise “ölme eşeğim ölme yonca biter de yersin” özdeyişini akla getiriyor…

Kısaca Türkiye ve Türkler için hayırlı rüya görmeyen Kofi Annan’ı da Kılıçdaroğlu önemli biri olarak göstererek, onun yolundan gideceklere tabi olunmasının yolunu açıyor…

Ecevit ve Erbakan’ın kara topraklar altında kemikleri sızlıyor…

***

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz’de gaz ve petrol kaynaklarının peşinde olduğu son derece açıktır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2003’te Mısır’la imzaladığı bir antlaşma ile Türkiye’nin kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesine tecavüz etmişler ve bunu BM’ye de tescil de ettirmişlerdir.

Türkiye’nin petrol ve doğalgaz çıkarabileceği alan iyice sınırlandırılmıştır…

Hal böyle iken, Dersimli Kemal’in Annan’ın çabalarını “barış” için atılmış adımlar olarak göstermesi kabul edilebilir gibi değildir…

***

Amerika’daki Müslüman toplum için Nihad Awad ne ifade ediyorsa, Türkler için de Kılıçdaroğlu aynı şeyi ifade ediyor…

İkisi de karşı tarafın içerimizdeki adamlarıdır…

Biri dinimizi emperyalizmin hizmetine sunuyor, diğeri topraklarımızı…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/eski-bm-genel-sekreteri-kofi-annan-hayatini-kaybetti-kofi-annan-kimdir,3CXmzOAss0WjzN48lfftdA

(2) http://www.milliyet.com.tr/son-dakika-abd-li-senator-john-dunya-2730819/

(3) https://www.aa.com.tr/tr/politika/chp-genel-baskani-kilicdaroglu-kofi-annani-saygiyla-hatirlayacagiz/1235274

(4) http://www.tasam.org/Files/Icerik/File/Annan_Plan%C4%B1_ve_%C4%B0ki_Kesimlilik_pdf_5db655c0-b6ce-4c8c-adf3-299b2de78c1e.pdf

FARELERİ DİNLEMEYİN!..

Hua Çinyug_

ABD’nin ekonomik krizle Türkiye’yi rotaya sokma operasyonuna; Rusya’dan sonra, Almanya, Fransa, İtalya, İran, Pakistan, Venezuella ve Katar’ın karşı çıkmasının ardından, en büyük dolar rezervine sahip Çin’den de destek açıklaması geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, “Türkiye’nin yanındayız” dedi.

Bizimle aynı “gemide” seyahat eden lağım fareleri ise Türkiye’ye destek açıklamaları çoğaldıkça çıldıracak gibiler…

Erdoğan’la aynı gemide miyiz?” sorusunu, orasından burasından çekiştirerek, Türk halkını tuzağa düşürebileceklerini sanıyorlar.

Belli ki, düşmana yaptıkları askerlik hizmetini bu şekilde yerine getirecekler.

Akıllarınca Erdoğan’la aynı gemide olmayı kabul etmeyi, AKP’yi desteklemek veya AKP’li olmak şeklinde sunmakla milli birliği engelleyecekler…

***

Düşmanlarımız ülkemizi ekonomik olarak batırabilirse hep birlikte zarar göreceğimiz kesindir; ortaya çıkacak faturayı da çocuklarımız ile torunlarımız ödemek zorunda kalacaktır…

Önce bu doğru önermeyi aklımızın bir köşesine yazalım.

Bizler, o faturanın bir bölümünü ödemeye başladık bile!

Temel tüketim mallarındaki fiyat artışından, ücretlerin sabit kalmasından ve dolar karşısında Türk lirasının değer kaybetmesinden etkilenmediğini söyleyen kimse yoktur.

Bir de şu gerçeği kabul etmek zorundayız:

Batma halinde; gemiyi ilk terkedecek olan farelerle birlikte aynı gemideyiz…

Fareler, ambarımızı delip yiyeceklerimizi kirlettiler, önemli bir bölümünü de yediler.

***

Fareler habire geminin tabanını kemiriyorlar.

Gemiyi tehlikeli sulara doğru süren kaptanı ise sürekli alkışladılar.

Bıkmadan, usanmadan kurtuluşun düşman limanlarına sığınmakla gerçekleşeceği propagandasını yaptılar:

Uygarlık” ve “çağdaş değerler” gibi kavramların ardına saklanarak, Batı’yı göklere çıkardılar, geleceğin Atlantik’te olduğu yalanını savundular…

Asya’yı görmemizi engellemek için gözümüzün önüne akıl almaz perdeler çektiler…

***

Ne var ki:

Dünyadaki ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler, hiç beklenmedik bir anda Türkiye’nin rotasını Batı’dan Doğu’ya çevirmeye zorladı.

Geminin kaptanı, dümeni yeni rotaya doğru kırmak zorunda kaldı.

Türkiye gemisinin Pasifik’e dümen kırmasıyla; işbirlikçilerin, CIA ajanlarının planlarını fena halde bozuldu.

Fareler, bir umut geminin rotasını eskiden olduğu gibi Atlantik’e-Amerika’ya doğru çevirebilir miyiz diye yırtınıyorlar.

Her alanda varlar, Sosyal Medya’da bütün marifetleri serilidir…

Kuşkusuz onların da aceleleri var.

Vaktiyle karılarını bile Amerika’da doğurttular; çocuklarının USA damgası ile yaşamasını istiyorlar.

Bu ahmaklar, Amerikan vatandaşının ebeveyni olmayı marifet sanıyor!

Kafalarının kirada olduğunu anlamak için bu kadarı yeter de artar…

***

Oysa gerçek göründüğünden çok daha farklıdır:

Türkiye gemisinin, kaptanından çok tayfası önemlidir:

Çarkçı başından miçosuna, kamarotundan aşçısına, makinistinden yağcısına kadar çoğunluğunun yönü zaten çağdaş uygarlığa doğrudur.

Bu nedenle Reis, istese de gemiyi karanlık sulara doğru süremez artık…

Zira ay-yıldız bandıralı bu geminin kıçında, rengini şehit kanından alan al bayrak dalgalanıyor.

Bugün kapasitesi 81 milyona ulaşan geminin ilk donatanı, Tam Bağımsızlık şiarı ile okyanuslara açılan Kuvayı Milliye Hareketidir.

Bu geminin armatörü yoktur; tek sahibi Türk Milletidir.

Elini güneşe siper edip ufukların ötesine bakan güvertedekilerin kahır çoğunluğu, Atatürk İlkelerine yürekten inanmış, Cumhuriyete bağlı MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİDİR..

Bu yüzden kaptan köşkünde kimlerin oturduğu çok da önemli değildir!

Batı Asya Birliği ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne doğru belirlenen yeni rota, oldukça gerçekçi ve haklıdır.

Türk halkının yararınadır.

Türkiye gemisinin tam yol bu antiemperyalist rotada seyir etmekten başka yolu kalmamıştır…

***

Bu yalın gerçekler karşısında; yeni gemi arayışları, yeni gemi tarifleri; planlıdır, hesaplıdır, ihanetin bir başka adıdır…

Bir tespit daha yapalım ve bitirelim:

81 milyonun gemisi içerisinde elbetteki, Erdoğan’ı sevenler ile birlikte Erdoğan da bulunacaktır.

Yani:

81 milyon halk, Erdoğan’ın gemisi içerisinde değil, Erdoğan 81 milyonun gemisi içerisindedir.

Bu yüzden “Aynı gemi içindeyiz” ifadesini kullanmanın sakıncası yoktur!

Dolayısıyla kimse kimsenin gemisinde yolcu değildir…

***

Peki, Reis’in 16 yıllık kaptanlığından memnun muyuz?

Elbette ki hayır…

Lakin hala kaptan köşkünde o oturduğuna göre, gemiyi gideceği limana sağ salim o götürecek demektir.

16 yıl sonunda doğru rotaya girdi ise ona yardımcı olmak zorundayız; sırf muhalefet yapacağız diye, gemiye riske atacak kadar budala olamayız.

Gemideki kemirgenleri bu nedenle ciddiye almıyoruz ve almayacağız!

Üçüncü Dünya Savaşının içerisinden, İkinci Kurtuluş Savaşımızı da kazanarak çıkmamız birlikte hareket etmemize bağlıdır.

Tıpkı 1919’lardaki gibi…

Bir daha kazanacağımız kesindir, zira:

Tarih baba küllerinden yeniden doğan anka kuşları olduğumuz, tee 24 Temmuz 1923’te Lozan’da Seyir Defterine yazmıştır…

Cemil Can

Biz kazanacağız…