AÇ AĞZINI BİNALİ!..

 Kılıçdaroğlu, Başbakan’a Yunanistan’ın işgali altındaki 18 adanın kime ait olduğunu sordu.

Cahil ve işbirlikçi bir adamın bu sorunun yanıtını bilmemiş olması normaldir!

Dersimli’nin tarih bilgisi sıfır, siyasette sınıfta kaldı, mirasçısı olduğu CHP’nin büyüklerine saygısı yoktur.

Türk halkını yanlış bilgilendirmekle görevlidir!

Başbakan bu fırsatı kaçırır mı hiç:

Sen o soruyu bize soracağına git de zamanında bu adaları teslim edenlere sor” diyerek

adaların Yunanistan’a “bırakıldığını” da söylemiş oldu…

Cümleden öyle anlaşılıyor.

Çünkü bu sözleri söyleyen sıradan bir Erzincanlı değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıdır.

Başbakanımız Ana Muhalefet Partisi CHP’nin liderine dedi ki:

Ağzımı açtırma bak, konuştum mu altından kalkamazsın.”(1)

Bu ifadelerden de:

Ege’de işgal altındaki 18 adanın, CHP iktidarı döneminde Yunanistan’a bırakıldığı anlaşılır.

Sorunun vurgusu o yöndedir…

***

Başbakan Binali’nin adaları Yunanistan’a bırakmakla suçladığı CHP lideri kim olabilir?

Gelin onu bulmaya çalışalım:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk olabilir mi?

Hadi oradan sen de!..

İsmet Paşa??

Paşa zaten Lozan’ın kahramanıdır.

O da olamaz elbette.

Ya Ecevit?

Karaoğlan, Kıbrıs’a iki çıkartma harekatı yaparak dünyaya meydan okumuş bir liderdir, Yunanistan’a ada filan bırakmazdı…

CHP’yi bu liderlerden başka iktidara getiren olmadığına göre, Binali ağzını açarsa mirasçısı olduğu siyasi çizginin liderlerinden birini söylemek zorunda kalacaktır.

Hadi Binali:

Aç ağızını…

***

Gün tarihçilerin ve arşivlerin konuşma zamanıdır.

Tarihçi değilim ama, TC vatandaşı olmanın yüklediği görev gereği kadar bilmem gerekeni aktarıyorum.

Özetin, özetinin özetini verebilirim ancak…

Başlayalım:

20 Ekim 1827’de Navarin‘de (2) Osmanlı Donanması, İngiliz ve Fransızlar tarafından yakılıp yok edildi.

Yeniçerilik sistemine dayanan Osmanlı Ordusu, Yunanistan’da çıkan ayaklanmalarda başarılı olamadı.

1828’de Osmanlı-Rus Savaşı patlak verince, Yunanistan 1830’da bağımsızlığını kazandı.

1911’de İtalya ile başlayan Trablus Savaşına kadar, Ege adaları Osmanlı egemenliğindeydi.

Bu savaş sırasında “On iki Ada” (3) olarak isimlendirilen adalar ile Meis Adası İtalya tarafından işgal edildi.

İtalya ile yapılan Uşi Anlaşması uyarınca adalardaki işgal sona erdirilecekti, İtalyanlar bu sözlerini tutmadılar.

8 Ekim 1912’de Birinci Balkan Savaşı başladı; Averof Zırhlısı ile Ege Denizinin tek hakimi olan Yunanistan da Kuzey Ege’deki 11 adayı (4)işgal etti.

24 adanın elden çıkmasının öyküsü özetle böyledir…

***

29 Haziran 1913’te İkinci Balkan Savaşı başladı.

Yunanistan ile Atina Anlaşmasını imzaladık.

Bu anlaşmaya göre, adaların kaderini büyük devletler tayin edecekti!

Onlar da; Gökçeada, Bozcaada ve Meis’i Osmanlı’ya bıraktılar…

***

28 Temmuz 1914’te Birinci Dünya Savaşı başladı.

Almanya’nın yanında savaşa girmek zorunda kalan Osmanlı, Çanakkale’de destan yazdı ama sonuçta savaşı kaybetti!

10 Ağustos 1920’de Sevr Anlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar.

Sevr’e göre, Osmanlı’nın elinde sadece İç Anadolu Bölgesi kalmıştı.

Adalar ne oldu sorusunu sormaya gerek var mı?

Adaların hakimiyeti Osmanlı’dan alındı tabii ki…

***

Sevr’i kabul etmeyen Kuvayı Milliyeciler, Anadolu’da yer yer direnmeye başladılar.

Çanakkale Savaşı‘nın kaderini değiştiren ve bütün cephelerden galip dönen askeri deha, büyük lider, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Paşa önderliğinde toparlanıp, düzenli orduyu kurdular.

Türk Ordularının en önünde Mustafa Kemal Paşa vardı.

O gece:

Dağlarda tek tek

ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birden bire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar `üç’ dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun kenarına kadar,

eğildi durdu.

Bıraksalar ince uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı…” (5)

Emperyalist devletler adına Anadolu’yu işgal etme görevini üstlenen Yunanlılar, bu şanlı Kurtuluş Savaşımız ile denize döküldüler.

Yenenler, yenilenlerin ak libadelerine sildi kılıçlarının kanını.” (5)

Ve:

Tıpkı “anka kuşunun küllerinden doğması” gibi, Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti doğdu…

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkın adı Türk Milleti olarak kondu.

***

Bu fırsattan yararlanarak; emperyalizmi dünya tarihinde ilk defa yenen Türk Ordusunu ve onun şanlı komutanını saygı ve minnetle anıyor, izlerinde yürüyeceğimizi bir kez daha bütün dünyaya haykırıyorum…

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 24 Temmuz 1923’te “İtilaf Devletleri” ile masaya oturdu ve Lozan Anlaşması‘nı imzaladı.

Bu anlaşma Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur

Lozan Barış Anlaşmasının 12. maddesine göre; Asya sahilinden itibaren 3 mil mesafedeki adalar Türkiye’nin egemenliği altındadır.

Nokta…

Bugün Yunanistan’ın işgal altında tuttuğu 18 ada ve diğer adacıklarla kayalıklar, 3 mil mesafenin içinde mi dışında mıdır?

Dersimli Kemal, onu soruyor işte!

Ölçmek lazım tabii!

Verin eline bir metre…

Eyyyy!

Başbakanımız Binali Yıldırım;

Sen de şimdi ağzındaki baklayı çıkart bakalım…

15 yıllık AKP iktidarında; her gün biri işgal edilip mangal yapılan adalarımızı Yunanistan’a kim bıraktı?..

Yoksa onları da “özelleştirdiniz” mi?

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.haber7.com/guncel/haber/2523536-kemal-kilicdarogluna-anladigi-dilden-cevap

(2) Navarin, Mora Yarımadasının Batısında yer alan liman şehridir. Navarin Deniz Muharebesi, Osmanlı ve Mısır donanmalarıyla, birlikte hareket eden İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları arasında, 20 Ekim 1827 tarihinde geçmiş olan bir deniz muharebesidir.

(3) On İki Ada: Stampalia,Rodos,Kalki,Skarponto, Kazos, Piskopis, Miziros, Kalimnos, Leros, Patmos, Lipsos, Simi, İstanköy ve Meis’tir..

(4) Limni,Taşoz, Gökçeada, Semadirek, Pisara, Bozcaada, Nikarya, Midilli, Sakız, Sisam ve Efstratios.

(5) Nazım Hikmet Ran

“20 TEMMUZ DARBESİ!”

 20_temmuz_darbesi

Y-CHP’nin “kontrollü darbe” saçmalığı bir buçuk yıldan fazla sürdü.

Öngörülen, önlenmeyen ve sonuçlarından yararlanılan darbe” düzeltmesi altı ayı geçti.

20 Temmuz sivil darbesi” ise devam ediyor…

Bu ağır teşhis hatası; Y-CHP’nin Türkiye gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğunu, ya da siyasi çizgisinin, bağlı kalmakla övündüğü Batı tarafından belirlendiğini göstermektedir.

AKP’nin rejimi değiştirmek istediği sır değildi.

Demokrasiyi amaçlarına ulaşmak için binilmiş tramvay olarak gördüklerini hiç gizlemediler.

İslami” bir rejim getirmek istediklerini de her fırsatta dile getirdiler.

Kim ne derse desin, attıkları adımlar ve icraatları amaçlarına göreydi.

İhvan-ı Müslim ile kardeşlikleri bunun en somut kanıtıdır…

***

Sessiz devrim” olarak isimlendirip gerçekleştirdikleri bir karşıdevrimdir.

AKP, iktidara geldiği 2003 yılından bu yana, kendi programını adım adım uyguladı ve son derece başarılıdır.

Karşıdevrimin başarısındaki en büyük etken ise muhalefetin etkisizliği ve işbirlikçiliğiydi.

Denebilir ki, rejimin değiştirilmesinde karşıdevrimcilerin en büyük yardımcısı Y-MHP ile Y-CHP olmuştur.

Bu anlamda suç ortağıdırlar!..

***

Y-CHP karşıdevrimin gerçekleştirilmesindeki rolünü ve sorumluluğunu gizlemek için, karşıdevrimin başlangıç tarihini 20 Temmuz’a çekmiştir!

Şark kurnazlığı ile yapılan bu bilgi kirliliğine, hala inanan milyonlar var.

Aynı sözleri papağan gibi tekrar etmelerinden biliyorum.

Y-CHP, demokratik parlamenter sistemi hiçbir zaman savunmamıştır.

AKP “Sessiz Devrim”inin yolundaki taşları temizlemekle görevini (1) yerine getirmiştir.

***

Y-CHP’nin 12 Ocak Cuma günü 81 ilde yaptığı “OHAL’e dur” eylemlerine, yöneticilerinin dahi katılmaması, topluma önderlik yapma vasfını yitirdiğini gösterir.

Adalet yürüyüşü” dahil, Kılıçdaroğlu yönetimindeki Y-CHP’nin hiçbir eylemine halk destek vermemiş ve yürekten iştirak etmemiştir.

Siyasi hedefi birkaç belediyeyi ele geçirip, yandaşları için arpalık olarak kullanmakla sınırlı olan Kılıçdaroğlu, zaten toplumsal muhalefete öderlik yapacak niteliklere sahip değildir.

2017 Halk Oylamasından sonra yapılması gereken en haklı eylemi, “karşı tarafın dışarıda silahlı ve sopalı adamları vardı” diyerek yapmaktan kaçınan korkak birinin, karşıdevrimi durduracak ağırlıktaki eylemlerin sorumluluğunu taşıması zaten beklenemez…

***

MHP’nin AKP ile ittifakından sonra, halkın önünde yürüyecek tek parti Vatan Partisi kaldı; nedendir bilinmez bunlara da halk itibar etmemektedir.

Geriye kalıyor Batı’ya bağlı İyi Parti ki, o da iktidarın hedef tahtasına oturtulmuş olup, yetersiz bırakılacağı görülmektedir.

Yeni dönem, CHP’nin işgalden kurtarılması ile başlayabilir.

Bunun için de CHP tabanının yatırıldığı derin uykudan uyandırılması gerekmektedir.

Kendi örgütlerine dahi sözü geçmeyen Y-CHP’nin, milyonları sokağa indireceği şeklindeki iddiaları inandırıcılıktan uzaktır.

Son uyarı” eylemi bu durumun en açık kanıtıdır.

ABD karşıtlığının yüzde 85’i aştığı bir ülkede, her fırsatta ABD’ye bağlılığını tekrar eden, PKK ve FETÖ’den elini çekmeyen bir partinin, toplumsal muhalefete önderlik etmesi imkansız gibidir…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) https://lookaside.fbsbx.com/file/Dersimli%20Kemal%20Tutuksuz%20Yarg%C4%B1lanacak%20%281%29.pdf?token=AWw7H2eoknYFAxXXHU4B6_57J2BMBssxkyIIXFMe_oTFQOiV8i5IklgSbU__DyFS3yvEyeTIzh0VgEMj7rRcoxgGwx36DOJV92Fg5XPTtEaWSpJpMXd3oAOZBVNWPzVBi7nKX9MeCCS8zmILh-Mn_xCHg0RKHqE8L0sAXNnXl51BIw

KADIN BAŞKAN DURUMU KURTARMAYA YETER Mİ?..

CHP, sosyal demokrasinin önündeki en büyük engeldir” tespiti yaptıktan sonra, bu partinin il başkanlığına, oradan da milletvekili seçilen Oğuz Kağan Salıcı’nın; CHP İstanbul İl Yönetimine aldığı Zeynep Altıok; Meclis’teki odasından Atatürk’ün posterini indirmiş, Canan Kaftancıoğlu da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını yanlış bularak, elini HDP’ye uzatıp, CHP’yi HDP ile aynı yola girdiği için eleştirenleri geri zekalılıkla itham etmişti.

24 Nisan’ı “Ermeni Soykırım”ının başladığı gün olarak anmak için halkı Taksim meydanına çağıran Canan Hanım’ı tanıma zamanı geldi:

Birleşik Haziran Hareketi‘nin (BHH) (1) yürütmesinde görev almış, “BDP Diyarbakır Siyaset Akademisi”ne yönelik operasyonda gözaltına alınan davanın sanıklarından, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) davası kapsamında yargılanan antropolog Müge Tuzcuoğlu’nun (2) “Roboski İstenmeyen Çocuklar” isimli kitabına katkıda bulunan Canan Kaftancıoğlu, 13 Ocak 2018 Pazar günü yapılan seçimlerde, Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açık desteği ile CHP İstanbul İl Başkanlığı’na seçilmiştir…

CHP’nin işgaline onay verenlere hayırlı olsun!

Birleşik Haziran Hareketi, 30 Ağustos 2014 tarihinde ODTÜ Vişnelik tesislerinde “solda birlikte mücadele” olanaklarını değerlendirmek amacı ile bazı akademisyenler, partiler ve STK temsilcileri tarafından kurulmuş; kendi ifadeleri ile 2013 “Gezi Direnişi”nde mayalanmış ve 2013 Haziran Hareketi’nin devamı iddiası ile ortaya çıkmış bir “sol” harekettir.

“Ülkemizin Ortadoğu’da savaşa sürüklenmesine karşı barışı savunma” tezini öne çıkararak, “vatan savaşı”nı küçümsemekte ve Kürt sorununa PKK gibi “eşit yurttaşlık” temelinde çözümü savunmaktadırlar.

Her yerelde bir “Meclis” oluşturulmasını ve bu yerel meclislerin halkın mücadele aracı ve karar organları olarak görev yapmasını esas almışlardır.

CHP dışındaki “Sol”un kullandığı terminolojiyi benimsemiş olup, özünde ayrılıkçı Kürt hareketine paralel bir yapılanması gibidirler.

Türk Solu’nu ayrılıkçı Kürt hareketinin kuyruğuna takmak amacıyla kurdurulduğuna ve köklerinin dışarıda, dizginlerinin emperyalistlerin elinde olduğuna en ufak bir kuşku duyulmamaktadır.

Haziran 2015 seçimlerinde; CHP ve HDP ile birlikte hareket etme çağrısı ile ortaya çıkmakla, asıl amaçlarının HDP’ye “barajı atlatmak” olduğunu ortaya koymuşlardır…

CHP Genel Merkezi’nin desteği ile CHP İstanbul İl Başkanlığı’na seçilen Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi kimliğini yukarıda özetlenen cümleler arasında aramak gerekir.

CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’na CHP’li olmayan, Birleşik Haziran Hareketi hayranı, Ermenilere karşı soykırım yapıldığını savunan, HDP’yi aslan gibi nitelendiren bir hanım militan seçilmiştir…

CHP İstanbul İl Başkanlığını böyle birine teslim etmekle Dersimli Kemal ne kadar iyi etmiştir sorusunun yanıtını pek yakında alacağız!..

“Meclisin fonksiyonu büyük ölçüde bitti”ği (3) açıklaması ile bir çam daha deviren Kılıçdaroğlu’nu, CHP’nin sabırlı tabanı daha ne kadar sırtında taşıyacak belli değildir!

Dersimli Kemal kongredeki konuşmasında; tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu’nu kastederek:

“Bu kongrede bir eksiğimiz var” dedi… (4)

Halbu ki, kongrede bir fazlalık vardı:

O da kendisiydi…

Kemal Kılıçdaroğlu ile HDP’nin CHP’nin İstanbul İl Başkanlığını “kazandığını”, lakin İstanbullu CHP’lilerin partilerini PKK’ya kaptırdığını söylemekte bir yanlışlık yoktur…

Gelişmeleri izleyeceğiz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

1.) Birleşik Haziran Hareketi hakkında:

a.) https://www.facebook.com/pg/BirlesikHaziran/about/?ref=page_internal

b.) http://www.birlesikhaziranhareketi.org/

c.) http://www.devrimcihareket.org/birlesik-haziran-hareketine-yonelik-elestirilere-dair/

internet sitelerinden bilgi alabilirsiniz.

2.) https://bianet.org/bianet/insan-haklari/141068-muge-tuzcuoglu-dahil-9-tahliye

(3) https://www.chp.org.tr/Haberler/38/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-istanbul-il-kongresinde-konustu-13-ocak-2018-66814.aspx

(4) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/904214/CHP_istanbul_kongresi…_Kilicdaroglu_ndan_AYM_kararini_tanimayan_hakimler_hakkinda_sert_aciklama.html

“ADALET VE KALKINMA YÜRÜYÜŞ”ÜNE HAZIR OL!

 hazinedar

CHP Ankara İl Başkanlığı için; Çankaya, Keçiören, Mamak ve Altındağ ilçeleri ile Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in ORTAK aday göstermek istediği Av. Kemal Akkurt, genel merkezi bayağı endişelendirdi:

Eski İl Başkanı Adnan Keskin’i desteklediğini açıklayan Kılıçdaroğlu, “Benim tercihim nettir. Herkes bu iradeye uyacak” dedi…

İlçe kongrelerinde oy kullanarak “parti içi demokrasi” oyununda figüran olarak görev alan üyelerin iradesi bu iki berbat cümle ile çöpe atıldı…

Tıpkı İçişleri Bakanı Soylu’nun Beşiktaş seçmenine yaptığı gibi!

2014 yerel seçimlerinde yüzde 77’lik rekor bir oyla Beşiktaş Belediye Başkanlığına seçilen Hazinedar, eski Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün liderliğini yaptığı Türkiye Değişim Hareketi‘nin (TDH) bir neferiydi (1) ve CHP seçmeninin önüne aday olarak konulmuştu…

TDH’nin arkasında da Fetullah Gülen Cemaati‘nin olduğu da saklı gizli değildi. (2)

Buna rağmen, hakkında soruşturma ve koğuşturma yapılmadan seçilmiş bir belediye başkanının İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınması şeklinde “irade” açıklanması yakışık almadı.

Ne var ki, Kılıçdaroğlu da Ankara’daki CHP seçmenine saygısızlık yaptığı için bu konunun üzerine yeterince gidemiyor…

Muhalefet kendi seçmeninin iradesine değer vezmezse, iktidardan aksi davranışı beklemek hayalcilik olur…

***

Seçmeninin kullandığı oya sahip çıkamayan Y-CHP’ye bundan sonra verilecek oyların akıbeti ne olacaktır?

Anayasa referandumunda geçersiz (mühürsüz) oyların, geçerli sayılmak suretiyle başkanlık rejimine geçilmesine tepkisini; Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” yaparak ortaya koyan bir anlayışın, bundan sonraki (yerel, genel veya Cumhurbaşkanlığı) seçimlerinde; CHP’ye verilen oyların AKP’ye yazılmasının önüne nasıl geçeceğiniçok merak ediyorum!..

Karşı tarafın “sopalı ve silahlı adamları” (3) yine sokaklarda olacağına göre; Y-CHP, önümüzdeki seçimlerde yaşanacak olumsuzlukları, bu defa da Ankara’dan Tunceli’ye “Kalkınma Yürüyüşü” yaparak protesto etmekten başka ne yapabilir?

Rize’ye doğru “Adalet ve Kalkınma Yürüyüşü” de yapabilir pekala!…

***

İç çekişmelere yol açanın bu partide yeri yoktur” ve “Gün parti içinde yarışma günü değildir” diyerek; Ankara İl Kongresini 256’ya karşı 331 oyla “kazanan” Kılıçdaroğlu, “parti içi demokrasi”den ne anlamış olduğunu ortaya koyduktan sonra, yeni yönetime hedef olarak büyükşehir belediyesinin alınmasını gösterdi… (4)

Ne büyük hedef ama!

CHP’yi tek ortaklı limited şirket gibi yöneten Kılıçdaroğlu, başkent il yönetimine gösterdiği hedefle, iktidar alternatifi olmadığını da kabul etmiş oluyor…

***

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmedeki ortak vurgu:

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 696 Sayılı KHK ile ilgili yaptığı açıklamaların “Son derece makul ve bir devlet adamı yaklaşımıyla yapılmış” olduğu idi…

Dersimli Kemal, CHP tabanını 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’e oy vermeye hazırladığı çok belli oluyor!

“İkinci Ekmeleddin olayı”nı yaşamadan önce hafıza tazelemek şart oldu:

Maslak’taki Ayazağa Kasrı’nı çalışma ofisi olarak ve devlete ait 17 aracı siyasi faaliyetlerinde kullanan Gül, “Susmayacağım” diyerek Erdoğan ile yollarını ayırmış gibi görünüyor.

Y-CHP ve HDP tarafından sorumluluk almaya davet edilen Gül’ün, sicili hayli kabarıktır:

Gül, 2 Nisan 2003 tarihinde Dışişleri Bakanı iken ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la 2 sayfa 9 maddelik bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşma ile eyalet sisteminin önü açılmış ve “Kürdistan”ın alt yapısı için önemli bir adım atılmıştı. Ayrıca, Türk Ordusu’nun gücü ve kabiliyetinin sınırlandırılması da bu anlaşma ile kabul edilmiş ve PKK’ya sınır ötesi harekat yapılmayacağı taahhüt edilmişti. ABD’ye şartsız üst verme ve Kıbrıs’ta Annan Planı’nın desteklenmesi de yine bu anlaşmanın maddeleri arasındaydı…

Abdullah Gül, CIA’nın FETÖ eliyle uygulamaya koyduğu “Ergenekon” kumpasına destek vermiş; “Savcı bulun, delillendirin” (5) demesi üzerine de; Zekeriya Öz bulunup, delil üretimine geçilmişti!.. 9 Mart 2009 günü “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” (6) sözleriyle başlayan “Kürt Açılımı”nda PKK ile masaya oturulmasını da Abdullah Gül savunuyordu. Gülen’e yeşil kart verilmesi için Amerikalılara mektup yazıp ricacı olmuştu. (7) 2003 yılında kendi imzası ile bir genelge hazırlatmış ve Gülen okullarının yurtdışında desteklenmesi talimatını vermişti. (8) Cumhurbaşkanlığı sırasında danışmanlarını Gülen Cemaati’nden seçen Abdullah Gül, eski Kırgızıstan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev’e baskı yaparak, Manas Havaalanındaki ABD üssünü kapatmamalarını talep etmişti. (9) MEB’nın Gülen okullarını kapatmaya ve kamu kurumlarından FETÖ üyelerini tasfiye edilmeye başlanması üzerine, Fetullah Gülen, Abdullah Gül’e mektup yazarak, bu durumun sona erdirilmesi için yardımını istemişti. (10) 4 Şubat 2013 günü “Şangay ABD’nin alternatifi değil” (11) diyerek, Atlantik sisteminin savunulucuğunu yapmıştı…

Kılıçdaroğlu’na göre “makul devlet adamı” tarifi bu şekildedir ve makul devlet adamının ete kemiğe burunmuş hali: Amerika Dışişleri Bakanlığı bursu ile yetiştirilmiş liderlerden biri (12) olan Abdullah Gül’üntaa kendisidir!..

ABD çıkarlarını korumada yetersiz kaldığı anlaşılan Y-CHP Genel Müdürü Dersimli Kemal’in “yeni” planından anlaşıldığına göre; 13. Cumhurbaşkanı ya AKP’li (Abdullah Gül) olacak ya da AKP’li (Recep Tayyip Erdoğan) olacak!..

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://besiktas.bel.tr/sayfa/1174/ozgecmis

(2) https://www.youtube.com/watch?v=NZj8LC2vsW0

(3) http://www.dunya48.com/cemil-can/30232-cemil-can-adalet-degil-referandumun-yenilenmesini-istiyoruz

(4) http://aa.com.tr/tr/politika/chp-genel-baskani-kilicdaroglu-ic-cekismelere-yol-acanin-bu-partide-yeri-yoktur/1023934

(5) https://odatv.com/abdullah-gul-bu-sozlerinde-samimi-mi-2010101200.html

(6) http://t24.com.tr/haber/gul-kurt-sorununda-iyi-seyler-olacak,33742

(7) https://odatv.com/abdullah-gulun-gulen-icin-yazdigi-referans-mektubunu-kendi-ellerimle-abdye-verdim-1003141200.html

(8) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73301/Cemaat_genelgesine_iptal.html

(9) http://tr.farsnews.com/world/news/13961015000690

(10) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73301/Cemaat_genelgesine_iptal.html

(11) http://www.diyarbakirsoz.com/politika/cumhurbaskani-gul-sangay-grubu-abnin-alternatifi-degil-81479

(12) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-disisleri-gulu-biz-yetistirdik-28291h.htm

 

 

ABA ALTINDAN SOPALAR ÇIKTI!..

gül

Yargıtay’ın FETÖ üyesi kabul edilmek için kanıt olduğuna karar verdiği haberleşme programı “ByLock”u, delil olmaktan çıkartmak ve mağdur sayısını artırmak için şeytanca bir planı uygulamaya koydular:

Hazırladıkları “Kıble bul”, “sözlük ara”, “müzik indir” vb. gibi 8 ayrı uygulama ile 11480 kişiyi yurt dışındaki ByLock “server”larına yönlendirip tutuklanmalarını sağladılar.

Dijital kanıt” yaratma konusunda uzman olan FETÖ’nün, kim bilir daha ne marifetleri var?

Neyse ki, Yargıtay 16. CD, ByLock’un “aktif olarak kullanılması halinde” delil olabileceğine hükmederek, bu oyunu da boşa çıkarttı…

Bu gerçekler ortada iken, Erdoğan’ın tutuklulara “tek tip elbise” giydirmekteki ısrarı, tahliye edilmesi beklenen tutuklulara yapılmış ağır bir haksızlık olduğuna kuşku yok.

696 Sayılı KHK’nin 121. maddesi ile getirilen düzenleme ise, Erdoğan’ın iki ayağına birden kurşun sıkması gibidir; üzerinde konuşmaya bile değmez…

AKP cephesini dahi ikiye böldü ki, oradan bile FETÖ işi olduğu bellidir…

Ayrıca yürürlükteki yasalara göre suç olan eylemleri geçmişte işleyen ve gelecekte işleyecek olanları kovuşturmadan muaf tutacak düzenlemeler, sonuçları itibariyle “af yasası” hükmündedir.

Bu tür düzenlemeler TBMM’nin beşte üç çoğunluğu (330 milletvekili) ve yasa ile yapılabileceğinden KHK’nın 121. Maddesi yok hükmündedir.

Anayasa Mahkemesine yapılacak başvuru ile bu durumun tespiti yeterli olacaktır.

En şık olan ise, hükümetin yeni bir KHK ile gereğini yapıp, tartışmaları sonlandırmasıdır.

Zira 15 Temmuz darbe girişimi sırasında FETÖ’cülere karşı koyanlar zaten TCK’nun 25. Maddesi (meşru müdafaa) koruması altındadır…

***

2017’nin en göze batan olayı; emperyalistlerin “görünmez eli”nin marifetleridir.

Bu el gelişmekte olan ülkelerin her yerindedir:

İran’ın Meşhet kentinde başlatılan “pahalılık isyanı”nı iç dinamiklerin ortaya çıkarttığı bir toplumsal hareket olarak kabul etmek zordur.

Trump’un eylemcilere verdiği destek bu soruya “hayır” yanıtı vermemize neden oluyor:

“İran hükümeti insanların kendini ifade etme hakkı da dâhil tüm haklarına saygı duymalıdır. Tüm dünya izliyor!” (1) şeklindeki mesaj; hem tehdit içeriyor hem de emperyalistlerin hedef ülkelerde ne kadar uzun vadeli örgütlenmeler içerisinde olduğunu gösteriyor.

Ezilen ulusların, birleşmeden emperyalizmle baş etmelerinin ne kadar zor olduğu, bu olaylar nedeniyle bir kez daha anlaşılmıştır…

***

Dünyada neler olup bittiğin anlamak için, ABD’nin Türkiye’nin başına sardığı belaları anlamak yeterli olacaktır.

Yılın son gününde, sondan başlayıp bir iki hafta kadar geriye gidersek şu manzara ile karşılacağız:

Ülkemizin güneyinde Esad, ABD destekli Kürtleri vatan haini ilan ettikten sonra, Deyrezor’da PKK/PYD unsurlarını topa tuttu.

Asıl bombalanan ise ABD oldu!..

Fırat’ın batısında kontrolü ele geçiren Suriye Ordusu, bundan sonraki hedefini Fırat’ın doğusu olarak açıkladı.

Bir anlamda meydan okumadır ve zaferin ilanıdır…

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, PKK/PYD’yi korumak amacı ile Fırat’ın doğusuna geçmeye hazırlanan Suriye yönetimine:

“Belirlenen sınırı geçmek hata olur” çağrısında bulundu. (2)

Kibarca yapılmış bir tehdit olduğu tartışmasızdır…

ABD, hala Suriye’nin içerisinde sınır belirleme hakkını kendinde görebiliyor!

İran yönetimine “Tüm dünya izliyor” diyerek aba altından sopa gösteren ABD, Suriye’de ise “sınır belirlemeye” çalışıyor!

Meşru hükümete “sınırı geçme” demek, sınır tanımazlığın dik alasıdır ve açık bir gözdağıdır.

2018’de emperyalist tehditleri boşa çıkartılmak mecburiyettir…

***

Biraz da kuzeyimize bakalım:

Asıl sorunlu alan Türkiye ile Rusya arasındadır.

Taraflar her ne kadar açıkça söylemiyorsa da üzerinde kolayca aşamayacakları hususlar bir bir ortaya çıkıyor:

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, El-Nusra Cephesi’nin dış ülkelerden yardım aldığını gösteren verilere sahip olduklarını söyledi… (3)

Lavrov, bugün itibariyle terörle mücadeledeki ana görevin El-Nusra’yı yenmek olduğunu da kaydetti…

El-Nusra vurgusu son derece önemlidir.

El-Nusra’ya hangi ülkeler yardım ediyordu?

Yakın geçmişte bu konu ile ilgili olarak Türkiye’nin hedef tahtasına oturtulduğunu biliyoruz.

Aydınlık gazetesi, 30 Kasım 2015′ tarihinde “Yine TIR, yine silah” manşeti ile silahların El-Nusra’ya gittiği haberini vermişti…

Bu konunun önünde sonunda başımıza dert açacağı belliydi!

El-Nusra’nın amacı Esad’ı devirmektir.

Reis’in ki de öyleydi ve bu amacından henüz vaz geçmiş görünmüyor!

Lavrov’un bu konuyu yeniden gündeme taşımasını, Türkiye’ye aba altında gösterilmiş sopa olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır…

Anlaşılan düşürülen Rus uçağının hesabını soracaklar.

Ama nasıl?..

***

Putin yönetiminin her şeye rağmen, PKK/PYD ile ilişkisini sürdürmesini de aynı kapsamda değerlendirebiliriz…

Oysa Erdoğan, Vlademir Putin ve Hasan Ruhani ile Soçi’de yapılan zirvenin ardından; “Ankara-Şam arasında ortak çalışma olabilir mi?” sorusuna:

“Siyasetin kapıları son ana kadar her zaman açıktır” yanıtını vermişti…

Kapı açık olmasına açık da içeri giren yok!..

***

Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Komsomolskaya Pravda gazetesine verdiği demeçte; Suriye’nin güneyinde bulunan El-Tanf’taki ABD’ye ait üssün Suriye tarafından tamamen abluka altına alındığını söyledi.(4)

ABD ise, Suriye ordusunun kontrolündeki alanlarda operasyon yapmayacağını da açıkladı.

Abluka altında yapılan bu açıklama ne kadar samimi olabilir?

ABD, Suriye’de yenilgiyi kabul etti demektir…

***

Bu sıcak gelişmeler yaşanırken; Erdoğan, Tunus Cumhurbaşkanı El Sibsi ile yaptığı ortak basın toplantısında:

“Esed ile yürümek mümkün değil. Esed bir defa kesinlikle açık ve net söylüyorum devlet terörü estirmiş bir teröristtir. Suriye’de huzur yok ve Esed ile de bu huzur oraya gelmez” diyerek, eski çizgisine geri geldi.

Esad’ın PKK/PYD’yi vatan haini ilan etmesinden hemen sonra; Erdoğan’ın, Esad’ı “terörist” ilan etmesi anlaşılır gibi değildir…

Bu açıklamayla paralel olarak; Suriye’nin kuzeyinde “İkinci İsrail”i kuramayacağını anlayan ABD’nin Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da; Beşar Esad’ın herhangi bir rolünün olmadığı bütünleşmiş bir Suriye istediklerini söyledi…

ABD’nin Suriye’de kaybettik, bari Türkiye’yi kazanalım hesabı içerisinde olduğu bellidir…

Bu arada; ABD’nin Türklere koyduğu vize yasağının kalkması, Erdoğan’ın yeniden ABD’ye mi yaklaştı sorusunu da akıllara getiriyor!..

Reis’ten beklenmeyecek bir davranış değildir.

Tillerson, New Yort Times gazetesinde yayınlanan makalesinde; “Çıkarlarımız kesiştiği yerlerde Rusya ile çalışma ihtiyacının farkındayız. Cenevre müzakerelerinin, Beşar Esat ile ailesinden azade bir Suriye yaratacağından eminiz” diyerek Erdoğan’ın açıklamasına paralel şeyler söylemesi (5) de bu yargıyı güçlendiriyor.

ABD, adeta Rusya’ya “mütareke” öneriyor!..

***

Erdoğan’ın açıklamasından iki gün önce (25.12.2017 günü) Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın:

“Rusya ve İran ‘Esed kalmalı’ diyor. Biz ‘Hayır, Suriye’nin geleceğinde Esed’in rolü olmamalı’ diyoruz. Çünkü Esed meşruiyetini ve liderlik vasfını yitirmiştir” diyerek yeni yol haritasını göstermişti…

Rusya ile her an köprüleri atabilecek bir noktaya gelen Erdoğan’ın, ABD’nin öncülüğünde kurulan “Koalisyon Güçleri”ne yeniden katılıp katılmayacağı tartışılmaya başlandı…

Rotasını ŞİÖ’ne çeviren Türkiye, yeniden NATO’ya dönebilir mi?

Erdoğan’ın bölge ülkelerini şok eden son açıklaması üzerine; Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova en can acıtıcı açıklamayı yaptı:

“Suriye yönetimi ve lideri hakkında söylenen bu sözlerin herhangi bir hukuki temeli yok. Bunlar asılsız açıklamalar. Bunun için herhangi ek bir değerlendirme ya da argümana da gerek yok. Etik açıdan ne anlama geleceğinden de bahsetmeyeceğim” dedi… (6)

Diplomatik dilin en etkili şekilde kullanılmasına örnektir…

***

Bu gelişmeler, IŞİD’in (DEAŞ) neredeyse tamamen etkisiz hale getirildiği bir dönemde yaşanıyor.

Bu arada Fırat Kalkanı Harekatı ile güvenli hale getirilen bölgeyi, “ellerinde tutmak ve Esad rejimi ile DEAŞ, PKK/PYD gibi terör örgütlerine karşı halkı savunmak amacı” ile Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı 30 alt grubun “Milli Ordu” adı altında birleştiği açıklandı. (7)

Biliyoruz ki ÖSO, Erdoğan’ın göz bebeğidir…

Peki, Suriye’nin meşru ordusuna paralel olarak ÖSO’nun kurduğu “milli ordu” da neyin nesidir?..

Rusya ve Suriye’nin bu durumu kabul etmesi mümkün mü?

Gerginliği tırmandıran temel gelişme pekâlâ bu olabilir…

ABD ile namlu namluya geldikten sonra Rusya ile de mi geliyoruz?!

Bütün yumurtaları aynı sepete koymak ne kadar doğru?

***

Peki şuna ne demeli:

Birbirine düşman iki cepheden de silah alıyoruz!

Rusya’nın silah ve teknoloji şirketi Roctec’in Genel Müdürü Sergey Çemezov, Türkiye’nin Rusya’dan 4 tabur S-400’ü 2,5 milyar dolara satın aldığını açıkladı. (8)

ABD’li silah üreticisi Raytheon ise, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 ülke ile füze satışı için sözleşme imzalandığını açıkladı. (9)

Hem ABD hem de Rusya ile silah alış verişi, hem İsa’ya hem Musa’ya yaranmak isteğimizi gösterir.

Bu tutum Türkiye’nin bölgedeki etkinliği ve güvenilirliği azaltmaz mı?…

***

Hepsi bir yana; Erdoğan’ın yol arkadaşlarını da, Erdoğan’a karşı sahaya hangi güç indirdi? (10)

Belli ki, “Tarzan” zor durumdadır.

Reis, bir şekilde başının çaresine bakar da 80 milyonun ödeyeceği ağır fatura için Devlet aklının devreye sokulma zamanı gelmedi mi?..

2018 daha zor geçecek gibi…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/trump-tum-dunya-izliyor-40695431

(2) https://www.aydinlik.com.tr/esad-pyd-yi-vurunca-abd-telaslandi-dunya-aralik-2017

(3) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201712271031577706-lavrov-nusra-dis-ulke-destek-verilerimiz-var/

(4) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201712271031576277-rusya-suriye-abd-abluka-el-tanf-ussu/

(5) http://www.haber7.com/dunya/haber/2457500-abd-esadsiz-bir-suriye-istiyoruz

(6) https://tr.sputniknews.com/rusya/201712281031597605-rus-disisleri-erdogan-esad-terorist-yanit/

(7) https://www.sabah.com.tr/dunya/2017/12/31/oso-milli-orduyu-kurdu

(8) http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-rusyadan-flas-turkiye-aciklamasi-40631107

(9) https://www.ntv.com.tr/dunya/turkiye-abdden-amraam-fuzeleri-satin-aliyor,P96gdilN1Ei8TIyNDF7Wmw

(10) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201712301031625530-abdullah-gulden-erdogana-yanit/

RUS-YA DOO-MUZ; AME-RİKA DOS-TUUU-MUZ!..

liste

ABD Ortadoğu’daki yenilgisini unutturmak için Kudüs’ü İsrail’e başkent ilan etti.

BM’in 193 üyesinden 128’i bu kararın karşısında yerini aldı.

Trump’un “demokrasi dersi” bu defa yemedi:

“Yüz milyonlarca hatta milyarlarca dolar para alıyorlar, daha sonra bize karşı oy kullanıyorlar. Bu oyları izliyoruz.” dedi. (1)

ABD ikinci yenilgisini de burada aldı.

Dostumuz” ABD’nin emperyalist politikaları bir bir çöküyor:

Emperyalizmin karşısında dikilen asıl güç büyük Mao’nun Çin’idir…

Devlet kapitalizmi”ni başarılı şekilde uygulayan Çin, dünyanın en hızlı gelişen ülkesi ve en büyük ekonominin  sahibi.

Her geçen gün de pazarını artırıyor…

Buna karşılık ABD hem pazar hem de müttefik kaybediyor.

Rusya, Çin’le aynı bloktadır ve ABD’nin dünya halklarını tehdit eden nükleer silah gücünü dengeliyor.

Bugün ABD’nin yok edici silahlarından kimse korkmuyor.

Kuzey Kore bile, füze denemeleri ile ABD’ye meydan okuyabiliyor…

 

***

 

Geçenlerde Kim Jong-un’un fırlattığı balistik füze; 53 dakikalık uçuşla, 950 km mesafe katetmiş ve 4000 km yüksekliğe ulaşıp, Japon Denizi’ne düşmüştü. (2)

Hwasong-15” tipi sistemin, ABD’nin tamamını vurma kapasitesine sahip, güçlü  ve ağır bir başlık taşıma yeteneğine sahip olduğu açıklandı…

***

 

Emperyalistlerin Soğuk Savaş döneminde ele geçirdikleri Türk siyasetçilere öğrettikleri  iğrenç yalanlarla, Türk halkını ait olduğu Doğu’dan koparmayı başardılar.

Nihayet Rus uçağının düşürülmesi ile tamamen kopma noktasına gelen ilişkiler, devlet hafızası ve aklının devreye girmesi ile bugün kıskanılacak bir aşamaya geldi.

Bu namussuz emperyalistler, bize yakın tarihimizi bile ters yüz ederek öğrettiler.

Bu yüzden Rusya denilince, Çarlık Rusya’sı  aklımıza geliyor ve  çoğumuzun tüyleri dikiliyor!

 

***

 

Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’na, en büyük maddi ve manevi destek Ruslardan gelmişti.

Bu yalın gerçeğe rağmen, emperyalizmin oluşturduğu “düşman” algısından kurtulabilmiş değiliz!

Sırası geldi, zaman tünelinde kısa bir gezinti yapalım istiyorum:

Yıl 1916, Ocak ayı.

Birinci Dünya Savaşı başlayalı, bir buçuk yıl bile olmamıştı.

İngiltere ile Fransa, Çarlık Rusyası’na bir öneri götürdüler:

İstanbul ve Doğu Anadolu Ruslara bırakılacak, Ortadoğu toprakları ise İngiltere ile Fransa arasında paylaşılacaktı.

Anlaşma henüz imzalanmadan Çar II. Nikola harekete geçti.

Çar’ın orduları; Erzurum, Bitlis, Muş, Trabzon, Bayburt, Gümüşhane ve Erzincan’ı işgal ettiler…

 

***

 

Harbiye Naziri (Genelkurmay Başkanı) Enver Paşa ile rekabet halinde bulunan Saray’ın damadı 10. Kolordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa, resmi harekat planına aykırı olarak bir Ermeni Taburu’nun peşine takıldı.

Paşa, 75 Km’lik bir yay çizmesi sonunda Allahuekber dağlarına saptı.

23 bin (3) askeri ile birlikte, orada soğuktan donarak şehit oldu.

Çar’ın Ordusuna da ağır kayıplar verdiler…

Hatta denir ki, bu olay Çarlık Ordusu’ndaki isyanı tetiklemiş ve 1917 Devrimi‘nin biraz daha önce başlamasına sebebiyet vermiştir.

Bolşevik Devrimi‘ni başarıya ulaştıran Lenin, gizli tutulan Sykes-Picot anlaşmasını açıklamış ve 5 Aralık 1917’de Erzincan Bırakışması ile ordularını Anadolu’dan geriye çağırmıştır.

Hatta, Rusların 1787 Berlin Anlaşması ile ele geçirdikleri; Kars, Ardahan ve Batum’u da gönüllü olarak sahiplerine bıraktılar.

Bu kadarla kalmamış;  Kurtuluş Savaşı’mızı da var güçleri ile desteklediler…

Daha ne yapacaklardı!?..

 

***

 

Biz ise gerçekte Rusya’ya karşı kurulduğu tartışmasız olan NATO’ya girebilmek için atmadığımız takla, yemediğimiz halt  kalmadı.

1950’de iktidara gelen Menderes Hükümeti, 20 Eylül 1951’de Kore’ye asker gönderdi ve 721 şehit vererek ancak NATO’ya girebildik.

“RUS-YA DO-MUZ AME-RİKA DOS-TU-MUZ” tekerlemesi o günlerden kalmadır. (4)

O günden bu güne iki yakamız bir araya gelmedi…

ABD’ye ve onun işgal gücü olarak kullandığı NATO’ya, 66 yıl sonra dirsek çevirmek de yine sağcı bir iktidara nasip oldu…

Hayırlı olsun, ne diyelim!

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42426947

(2) https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/balistik-fuze-denemesinde-kuzey-kore-lideri-kim-boyle-sevindi,Pjf4NvfHW0S2wTVTROhebw

(3) İttihat ve Terakki Partisi karşıtlarının, Enver Paşa üzerinden İttihatçıları yıpratmak amacıyla bu olayı istismar etmeleri; yalanlar ekleyerek, donarak şehit olan asker sayısını 90 bin olarak göstermeleri bugün bile devam etmektedir. Gerçekte donarak şehit olan asker sayısı 23 bin, hastalıktan ölenler ile kayıp ve kaçaklar eklendiğinde bu rakam 32 bini bulabilmektedir…

(4) http://blog.milliyet.com.tr/bir-iki-ucler-yasasin-turkler—/Blog/?BlogNo=220035

 

DERSİMLİ KEMAL Mİ KEMALİYELİ TUNCAY MI?

tuncay_zehir_1

Dünyanın her yerinde; son olarak da Suriye’de teröristleri destekleyen; IŞİD’i kuran, Afganistan’da El Kaide’yi yaratan ABD’nin Başkanı Trump’un Ulusal Güvenlik Danışmanı General H.R. McMaster, Türkiye’yi dinci teröristlere (Müslüman Kardeşler’e) destek vermekle suçladı!..

Dinime söven bari Müslüman olsa…

Washington’da “Policy Exchange” düşünce kuruluşunun toplantısında konuşan McMaster, İran ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC) için “haydut devlet” ifadelerini kullandı!..

Gören Allah için söylesin, haydutluğu hangi devlet yapıyor…

***

Y-CHP Milletvekili Tuncay Özkan, haydut devleti dost ilan etti:

AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllarda; sahibi olduğu Kanaltürk’le neredeyse tek başına muhalefet görevini yürüten Özkan, birkaç arkadaşının desteği ile kurduğu “Biz Kaç Kişiyiz” platformu ile de milyonlarca taraftar edinip, parti kurmayı başaran enerjik bir adamdı…

Kim ne derse desin göze batıyordu.

Bir süre sonra ekonomik sıkıntı içerisine düşüp, Kanaltürk’ü FETÖ’cülere satmak zorunda kaldı.

Muhalefetin sesi, Cemaat’in borazanına dönüştü!..

Düştüğü durum nedeniyle; kendisine acıyan da oldu, oh oldu diyen de…

İşte ne olduysa bundan sonra oldu.

AKP-Cemaat iktidar ortaklığı, muhalifleri susturmaya başlamıştı.

Tuncay Özkan’ı da tutuklayıp Silivri zindanına tıktılar.

Pek çok kişi gibi, neden tutuklandığını hala anlamış değildi.

İçeride iken DDT ile onu zehirlediler

Koğuş arkadaşı Barış Terkoğlu’na anlattığı bu sırrı, bir süre sonra Odatv’de yayınlandı. (1)

Bu hikayeyi okumadan geçmeyin sakın.

Sonra tahliye oldu; arkasından Y-CHP’nin İzmir’den Milletvekili seçildi, doğruyu söylemek gerekirse, TBMM’nde çoğu milletvekilinden daha etkiliydi

CIA, Tuncay’ı gerçekten de zehirledi mi?..

Bana göre zehirledi.

Lakin zehir etkisini birkaç yıl sonra gösterdi.

Hem de ne biçim!

***

Emperyalizm karşıtı ve dolayısıyla ABD düşmanı olarak bilinen Tuncay Özkan:

Birden bire “ABD, bizim düşmanımız değil. Biz ABD ile birlikte bir sürü paktta birlikteyiz. İyi ki de birlikteyiz” deyiverdi. (2)

Cezaevinde verilen zehir bu şekilde bir etki gösterebilir miydi?

Gösterdi işte!..

Gerçekten ABD, “dost” da biz mi anlamıyoruz bunu, yoksa Tuncay mı düşman tarafına geçti!

Özkan, daha önce de ABD Başkanı Donald Trump’un liderliğinde yeni bir dünya kurulduğunu ve sürecin sonunda AKP iktidarının yıkılacağını savunuyordu. (3)

CIA’nın FETÖ eliyle verdiği zehir, gerçekten de çok etkili çıktı…

Tuncay, Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a doğru gerçekleştirdiği “Adalet Yürüyüşü”nü de o sırada Edirne Cezaevi’nde ziyaret ettiği ABD’nin kara gücü olan PKK’nın Meclis’teki siyasi kanadı HDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a armağan ederek:

Bu yürüyüş onun o çığlığının bir tezahürü, ete kemiğe bürünmüş şekli”dir demişti.(4)

Bu zehrin terkibinde ne var çok merak ediyorum!

***

Bir söylentiye göre; ABD, CHP tabanında iyice yıpranmış olan Dersimli Kemal’in yerine Tuncay Özkan’ı hazırlıyormuş.

Sadakat Sınavı”nı da yukarıdaki sözleri ile pekiyi derece ile vermiş!

Olur mu olur…

***

Tuncay Özkan’ın teslim olduğu ABD’nin Merkez İstihbarat Dairesi (CIA) Başkanı Michael Hayden:

Irak ve Suriye’nin üniter devlet kimlikleri geride kaldı. Ortaya farklı oluşumlar çıkacak, bunlardan biri de özerk Kürdistan olacak” dedi.

Eski Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) Başkanlığı da yapan Hayden:

Biz Amerikalılar olarak son savaştaki katkılarından dolayı Kürtlere minnettarlık duyuyoruz. Bu yüzden özerk bir Kürdistan olacağını Ankara’daki dostlarımızla oturup konuşmamız, anlatmamız lazım” dedi… (5)

Tam da bu sırada; HDP Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir, bütçe görüşmeleri yapılırken söz alarak seçildiği bölgeye “Kürdistan” dedi…

Sözlerini geri alıp düzeltmediği için Meclis’ten iki birleşim çıkartılmasına ise Y-CHP karşı çıktı.

Selahattin Demirtaş’la kucaklaşmayı siyasetinin merkezine yerleştiren Tuncay Özkan, “Kürdistan” konusunda, dostu ABD’den farklı düşündüğünü sanmam!..

***

Dostlar”ın siyaset sahnesinde paslaşmaları böyle…

Dilerseniz biraz da sahaya bakalım:

Rus Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre; Haseke’nin Cisr El Saddadi kentinin 20 km kuzeydoğusundaki kampta 400’ü IŞİD’ten gelen, 350’si El Nusra’dan kalan 750 militan, Suriye ordusu ile savaşmak üzere ABD tarafından eğitilmeye başlandı…

Hedef, bu sayıyı 34 bine çıkarmakmış… (6)

Conflid Armament Research (CAR) tarafından hazırlanan rapora göre; Avrupa’da üretilip ABD’ye satılan gelişmiş tanksavar silahların IŞİD’in elinde olduğu belirlendi.

ABD’nin PKK/PYD’ye 4 bine yakın TIR silah gönderdiğini kanıksamıştık.

Şimdi de Avrupa IŞİD’i silahlandırmaya başladı…

***

Bu arada ABD Savunma Bakanı James Mattis:

IŞİD’in bittiğini söyleyenlere inanmayın. Onlarla mücadeleye devam ediyoruz” (7) diyerek ABD’nin Suriye’de kalacağını ima etti…

Yerseniz tabii…

***

Kılıçdaroğlu da boş durmuyor tabii.

O da İngiltere seyahati sırasında “Chatham House” ve Democratic Progress İnstitue (DPI) gibi PKK’ya yakınlığı ile bilinen kuruluşları ziyaret etti.

DPI’nin başkanlığını yapan Kerim Yıldız, uluslararası müdahale ile Kürdistan’ın kurulması gerektiğini savunuyor.

Dersimli Kemal, PKK’ya destek veren İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn ile de görüştü…

Görevini yapıyor!..

***

ABD, tercihini acaba kimden yana kullanacak.

Y-CHP’nin başına Dersimli Kemal’i mi yoksa Kemaliyeli Tuncay’ı mı getirecekler!?

Bekleyip göreceğiz elbette…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://odatv.com/tuncay-ozkanin-zehir-raporunda-neler-yaziyor-2005161200.html

  2. https://www.timeturk.com/chp-li-ozkan-demirtas-i-kucaklayarak-yola-devam-edecegiz/haber-805393

  3. https://www.youtube.com/watch?v=7YJuQdtLQWI

  4. https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-haziran/tuncay-ozkan-bu-yuruyus-selahattin-demirtas-in-cigligidir

  5. https://www.aydinlik.com.tr/cia-eski-baskani-hayden-kurdistan-in-kurulacagini-turkiye-ye-anlatmaliyiz-dunya-aralik-2017

  6. http://tr.vnews.agency/news/world/8756-rusyann-yeni-iddias-abd-yeni-ordu-kuruyor.html

  7. https://tr.sputniknews.com/abd/201712161031428114-mattis-isid-bitmedi/

KUDÜS’ÜN BAŞKENT İLAN EDİLMESİ EMPERYALİZMİN YENİLGİSİNİ GİZLEMEYE YETMEZ!..

President Trump signs executive orders at the White House in Washington

KUDÜS’ÜN BAŞKENT İLAN EDİLMESİ EMPERYALİZMİN YENİLGİSİNİ GİZLEMEYE YETMEZ!..

Ülkelerin başka bir ülkelerdeki en üst düzey temsilcisi olan büyükelçiler, devlet başkanlarını temsil ettikleri için başkentlerde ikamet ederler.

İlgili ülkenin toprağı sayılan büyükelçilik binaları da doğal olarak başkentlerde bulunur.

İsrail’in 1980 yılında Batı Şeria’yı işgalinden sonra, Kudüs’ü başkent ilan etmesini ve bütün resmi binalarını buraya taşımasını hiçbir ülke tanımamıştı.

37 yıl sonra –üstelik İsrail bu konuyu buzdolabına atmışken- ne oldu da ABD, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma sonucunu doğuran; ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararını aldı?

Trump, Pentagon’un bu yöndeki kararını televizyonların önünde neden dünyaya meydan okuma şovuna dönüştürdü?

***

Bu soruların yanıtını ABD’nin yakın geçmişte ve üst üste aldığı yenilgilerde aramak zorundayız:

Rusya Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, Suriye’nin IŞİD teröristlerinden tümüyle kurtarıldığını duyurdu.

Bu açıklamadan hemen sonra Putin, “Operasyonların zaferle, teröristlerin tamamen yok edilmesiyle tamamlandığını tekrarlamak istiyorum” dedi. (1)

Birkaç gün sonra da Irak Başbakanı Haydar İbadi, Irak-Suriye sınırında tam kontrolü sağladıklarını belirterek, “IŞİD karşıtı savaşın sona erdiğini” açıkladı.(2)

IŞİD tiyatrosu bitirildi…

***

Sıra geldi Suriye Demokratik Güçleri’ne( SDG)!..

Bölge ülkelerinin işbirliği ile pek yakında onun da işi bitirilecektir.

ABD maşası SDG’nin eski Sözcüsü Talal Silo’nun Türkiye’ye sığınıp itiraflarda bulunması ile tahmin edilen gerçekler somut kanıtlara bağlandı:

Silo’nun gözleme dayalı anlatımlarına göre:

PKK/PYD’nin Suriye’deki faaliyetlerini Kandil’de yerleşik “Başkanlık Konseyi” yönetiyor.

Konsey Üyesi Sabrı Ok, Suriye’nin genelinden sorumluymuş.

Askeri Saha Sorumlusu ise Nurettin Sofi’ymiş.

Sofi, Ok’a; YPG ile YPJ de Sofi’ye bağlıymış.

SDG’nin Genel Komutanı ise Şahin Cilo’ymuş.

Cilo, Kandil (Başkanlık Konseyi) adına tüm talimatları Sofi’den alıyormuş…

SDG adı, sadece etiket olarak kullanılıyormuş.

Amerikalı yetkililer saha operasyonlarını Cilo üzerinden yürütüyorlar.

Demek ki SDG; PKK/PYD’ye giydirilmiş bir maskedir ve gerçekte ABD’nin kara gücü olarak kuruldu.

***

IŞİD’ın de ABD’nin kontrolünde bir terör örgütü olduğu sahadaki olaylarla ortaya çıkmıştı.

Pentagon Sözcüsü Eric Pahon:

”Ortaklarımızla her zaman tam mutabık olmayabiliriz ama onların kendi sorunlarına çözüm bulmalarına saygı duyarız(3) diyerek, PKK/PYD ile IŞİD’in anlaşmalarını onayladı.

PKK/PYD ile IŞİD kardeş örgütlerdi!..

IŞİD’in PKK/PYD’ye alan açmak için kurulduğu ve asıl amacın Akdeniz’e uzanan bir Kürt koridorunu kontrol etmek, yani “İkinci İsrail”i kurmak olduğu hususunda farklı düşünen kalmadı gibi…

Küresel güçler oyunlarını açık oynuyorlar…

***

ABD’nin ülkeleri parçalamak ve sömürmek için; yöntem olarak terörü benimsemesi, doğal olarak terör örgütleri ile işbirliği içerisinde olmayı da zorunlu kılıyor.

Bu nedenle de gizli ilişkiler uzun süre sürdürülemiyor!..

ABD her ne kadar terör örgütü listeleri oluşturup dünyaya yayınlasa da, listenin en başına kendi adının yazılmasında bir yanlışlık kalmadı artık.

Objektif ölçütlere göre hazırlanacak böyle bir listede; ikinci sıraya terör örgütleri PKK ile FETÖ’ye kol kanat geren Avrupa Parlamentosu’nu (AB) yazmak gerekir.

Nitekim:

AB’nin Başkenti Brüksel’de Ortadoğu’daki yeni gelişmelerin masaya yatırıldığı görüşmede; YPG’li bir kadınla “Skype” üzerinden canlı bağlantı kurulması, bu iğrenç ilişkilerin gizlenemez son kanıtını oluşturdu… (4)

***

Kim ne derse desin, ABD ve AB’nin Ortadoğu politikaları çökmüştür.

Emperyalizm, karşıtlarının zihinlerindeki gibi sahada da yenildi.

“Süper güç” imajı, süper yenilgiye doğru evrildi…

ABD’nin tek kutuplu dünyası, bir daha toparlanamayacak şekilde yaralar aldı.

İşte bu ağır yenilgiyi gizlemek için, dünyanın dikkatini başka konulara çevirmeye çalışıyorlar.

Bu amaçla üç din için kutsal (5) mekan sayılan Kudüs’ü, İsrail’in başkent ilan ettiler!..

Dinler savaşı çıkartmak veya yeniden “Haçlı Seferleri” başlatmak bayıldıkları iştir.

Arap NATO’su ve AB-NATO’sunu kurma çalışmaları ile emperyalizmin yenilgisi zafere dönüştürülemez artık!..

Yeter ki, bölge ülkeleri yeniden birbirlerine düşmesin…

Trump’ın kararını din temelinde tartışmak, emperyalizmin yenilgisini örtme çabalarına hizmet eder.

Bu son derece açık ve görülür bir tespittir.

Bilerek ya da bilmeyerek ne fark eder ki…

***

Batı’nın bir diğer korkusu da ekonomiktir.

Bu korkuyu New York Times 2017 yılının Mayıs ayında şu şekilde dile getirdi:

“Çin’in 60 ülkeyi kapsayan 1,3 trilyon dolarlık projesinin tarihte bir örneği yoktur. Şi Jinping, Çin’in zenginliği ve endüstriyel yeteneğini yeni tip bir küreselleşme ile buluşturuyor. Bu ise Batı’nın eskiyen küreselleşme düzenini silip süpürecek. Yeni ekonomik düzen, ülkeleri ve büyük şirketleri kuvvetli bir şekilde Çin’in yörüngesine sokacak”… (6)

Nihai zafer ezilen ulusların olacak!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201712061031291488-Putin-Firat-her-iki-kiyisi-isidden-tamamen-temizlendi/

  1. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/irak-isidi-tamamen-bitirdik-179122h.htm

  1. https://www.aydinlik.com.tr/pentagon-pkk/pyd-ile-isid-in-anlasmasina-saygi-duyuyoruz-dunya-kasim-2017-2

  1. http://www.dailymotion.com/video/x6ba9vv

  2. https://www.aydinlik.com.tr/kudus-nedir-mehmet-yuva-kose-yazilari-aralik-2017

6. https://www.aydinlik.com.tr/kuresel-rekabette-cin-ve-abd-soner-polat-kose-yazilari-aralik-2017

“NATO” VE “MAN” KAFALILAR!..

 

erdogan-darbeyle-devrilirse_1

65 yıldır demokrasiye geçmemizi ve kalkınmamızı engelleyerek; yarı sömürge bir ülke haline gelmemize neden olan ve iktidarlarımızı belirleyen NATO‘ya girebilmek için Kore’de 721 şehit verdik.

Bu avanaklığımızla yıllarca övünmüş necip bir Milletiz biz.

Tarım ve hayvancılık ülkesi olan Türkiye’ye, yardım adı altında süt tozu getirdiler, bu ne iştir bile diyemedik!

Yüzde 80’i çitçi olan Türk köylüsünü “fenni tarım” ve hayvancılık yapabilmesi için açılan köy enstitülerinin kapatılmasını istediler yine uyanamadık.

Onları da kapattık…

Bugünlerde, kararların “oybirliği” ile alındığını sandığımız NATO’dan çıkmak yerine, içinde kalıp işimize gelmeyen konularda karar alınmamasını sağlayabiliriz diyerek, NATO’yu savunmaya devam eden NATO kafalıları misafir ediyoruz evlerimize…

Hangi kanalı açarsanız onlar var!

“Libya’nın Libyalılara ait olduğunun tespit ve tescili için” NATO’nun oraya girmesine “evet” demeseydik, acaba Libya tek parça olarak kalacak mıydı?

Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Türkiye’ye konulan ambargoyu delerek, bize uçak yakıtı veren Kaddafi’nin hunharca katledilmesine katılmasaydık daha iyi değil miydi?

NATO’dan çıkmamızın “olumsuz” sonuçlarından biri olarak Kıbrıs meselesinde muhatabımızın AB, yani NATO’nun olacak olması gösteriliyor.

Sanki şimdiki muhatabımız Güney Kıbrıs Rum Yönetimi veya Yunanistan’mış gibi…

NATO’dan çıkarsak, Ege Denizi’nde komşumuz NATO olacakmış, olsun ne fark eder ki?

NATO üyesiyken; 152 ada, adacık ve kayalığımız AB üyesi Yunanistan tarafından işgal edilmedi mi?

Yunanistan’a, Lozan Antlaşmasını ihlal etme diyen AB üyesi mi vardı?

Varşova Paktı’nın dağıtılmasından sonra, NATO kuruluş amacını resmen genişleterek; emperyalizmin işgal ordusu olarak görev yapıyor.

Emperyalizmin tahlilini yapamadıktan sonra, dünyada ve çevremizde olup bitenleri asla doğru analiz edemeyiz, oradan oraya savrulup dururuz…

***

ABD, Reza Zarrab’ı (Rıza Sarraf) yargılamayı bıraktı, sanık sandalyesinde Halk Bankası’nın Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’yı oturttu.

Reza muteber tanıktır artık…

Mahkeme, Zarrab’ı Türkiye’de 4 bakana rüşvet verdiği için yargılamıyor, yargılayamaz da zaten.

Sanık sandalyesine Birleşmiş Milletler’in değil, ABD’nin İran’a koyduğu ambargoyu deldiği için, aslında Türkiye oturtulmuştur.

ABD’nin kara gücü PKK/PYD, Hendek Savaşları’nda ağır darbe aldı.

Fırat ve Dicle Operasyonları ile ABD’nin Akdeniz’e koridor açma hayali de suya düştü.

ABD ile Türkiye arasındaki savaş her cephede devam ediyor…

New York Eyalet Güney Mahkemesi’nde oynanan tiyatro, bu savaşın bir başka cephesidir.

Görüldüğü gibi baş sanık Reza, Türkiye aleyhine tanıklık yapmakla, sanık olmaktan kurtulmuştur!

Sicili yolsuzluk ve hırsızlıkla bozuk olan AKP hükümetini, bu dava ile zor duruma düşürmek mümkündür.

Beklenti: Halk Bankası’na ağır para cezalarının verileceği yönündedir.

Kuşkusuz bu para cezalarını 80 milyon Türk halkı ödeyecek.

Bu davaya bağlı olarak Türkiye’ye çeşitli ambargoların uygulanması da mümkündür.

Onların faturasını da biz ödeyeceğiz.

Ödeyecek gücümüz kaldı mı acaba?

***

İşte “kaos” bu soruya cevap arayarak başlatılacak!

Tam da bu noktada, bir alyans yüzükten başka malvarlığı olmadığını beyan ederek siyasete başlayan Reis’in, yakın çevresinde milyon dolarlarla yapılan havaleler gösterilmeye başlandı.

AKP hükümetlerinin yanlış politikaları yüzünden Suriyelilere 30 milyar dolar harcadık ya, bu paralar da bizden çıktı…

Kılıçdaroğlu, Man Adasında kurulan 1 Sterlin sermayeli şirkete yapılan havalelerle, Suriyelilere yapılan yardımlar arasında imalı bir ilişki kurmayı ihmal etmedi!

17/25 Aralık Yolsuzluk Soruşturmaları sırasında tam olarak “sıfırlanamayan paralar”ın küsuratının 30 milyon Dolar olduğu ses ve görüntü kayıtları ile Türk halkının hafızalarındadır…

“Montaj” savunmasına inanıldığını hiç sanmıyorum.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın oylarını artırması bu inanç yüzünden olamaz!

ABD’nin FETÖ üzerinden Türkiye’nin iç siyasetine müdahalesine tepki olarak Türk halkının yarısından az fazlası Erdoğan’a oy verdi.

Rüşvet alan eski bakanların yurt dışına çıkmasına izin vermemek aslındabir itiraftır!

AKP’ye yakın olanların “yargılanmadan muaf” tutulmalarını, soruşturmayı yürüten savcıların FETÖ üyesi olmasına bağlamak yeterli değildir.

Rüşvet, yolsuzluk ve kokuşmuşluk AKP’nin her tarafından akmaktadır…

“Kaos”un asgari şartları hazırdır…

***

“Kaos”un olmazsa olmazı terördür:

ABD’nin terör örgütü PKK/PYD’ye verdiği silahlar 4000 TIR‘a yaklaştı.

Suriye’nin kuzeyinde 13 ABD üssü var ve silahlar, Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere buralarda saklanıyor.

IŞİD’e karşı Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) silah yardımı yapıyoruz yalanı erken patladı.

IŞİD ile kardeş örgütü SDG arasındaki anlaşmanın yazılı metni bile ortalığa saçıldı.

Anlaşmaya göre; 28 Kasım-28 Aralık tarihleri arasında IŞİD militanları SDG bölgesinde serbestçe hareket edebilecek ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilecekler.

Anlaşma iki tarafın isteği ile 6 ay daha uzatılabilecekmiş…

Bütün bunlar ABD’nin marifetidir!..

***

Bu arada Avrupa Birliği (AB) Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchave, FETÖ’yü de terör örgütü olarak görmediklerini söyledi.

PYD’nin IŞİD ile savaşmadığı, her iki örgütü de ABD’nin kurup bölgeyi istikrarsızlığa sürüklediği açıktır.

PKK/PYD’nin çatı örgütü SDG’nin Sözcüsü Talal Silo, ABD yönetiminin PKK’ya silah vermek için SDG’yi kurduğunu daha yeni açıkladı.

ABD’nin PKK/PYD’ye verdiği ağır silahların ne zaman patlatılacağı da bellidir artık.

Ekonomik nedenlerle iyice bıkan Türk halkı, sıradaki mali yükümlülüklerle iyice bunalacaktır.

Halkın yoksul kesiminin hükümete karşı olan cepheyi dinlemesi başarabilinirse, masum gösterilerle hükümetin ekonomik politikalarını protesto eylemlerine öncelik verebilirler.

Silahların patlatılması için harika zemin budur işte…

Darbe (*) ile hükümeti devirmeyi mezhep savaşı çıkarmayı başaramayan küresel güçler, son çare olarak Kürtleri bir kez daha kullanmayı deneyebilirler!

Bu da çıkartılması planlanan kaosun son ayağıdır…

***

Bu kadar hassas ve önemli bir dönemden geçerken; sanki Türkiye’de yapılması gereken yargılamalar Amerika’da yapılıyormuş gibi ortalığı ayağa kaldırmak, ABD politikalarına destek verici açıklamalar yapmak, ancak iğrenç ve hain bir işbirliği olarak tanımlanabilir…

Beşinci Kol faaliyetidir…

Buna karşılık bazı ilk de yaşanmıyor değil:

CIA’nın eski başkan yardımcısı Türkiye ve Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller hakkında; “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçlamalarından yakalama kararı çıkartıldı.

Az iş değildir!..

PKK/PYD’ye ABD’nin verdiği ağır silahların toplanmasını isteyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın:

“Ulusal güvenliğimize kimin ve neyin tehdit oluşturduğuna Türkiye karar verir” diyerek ABD’yi “ulusal tehdit” olarak gösterdi…

Bu da bir ilktir…

Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin NATO’ya girdiğimizden bu yana, AB ve ABD’ye karşı böyle bir üslup kullandığına hiç kimse tanık olmadı.

Bütün bu yaşananlar, Türkiye’ye karşı çok cepheli bir savaşın yürütüldüğünü göstermeye yetiyor da artıyor bile.

Böyle bir durumda; düşman tarafa hizmet edecek eylem ve söylemleri yapanlar, Türk halkının desteğini alabilir mi?

Hiç sanmıyorum!

Türk halkının desteği alınmadan hükümet olacak partiler, zaten halkın iktidarını kuramazlar!

Sadece diyet borçlarını ödemek için başta tutulurlar, o kadar…

Cemil Can

DİPNOT:

(*) American Enterprise Institute‘ta (AEI) eski Pentagon yetkilisiMichael Rubin imzasıyla yayımlanan makalede, Türkiye’de darbe olması durumunda ABD’nin darbe yönetimiyle çalışmaya devam edeceği anlatıldı.

http://odatv.com/erdogan-darbeyle-devrilirse-abdnin-ne-yapacagini-acikladi-2203161200.html

YORUM ZOR!..

soci-üclü zirve_1

IŞİD karşıtı koalisyonun sözcüsü Albay Ryan Dillon, Türkiye’nin Afrin’e operasyon düzenlemesi durumunda ABD’nin YPG militanlarını koruyup korumayacağına yönelik soruya:

YPG’nin öncülüğünü yaptığı Demokratik Suriye Güçleri’ni (DSG) kastederek, “Burada da ortağımız DSG’dir. Bu da o şemsiyenin altına giren; Kürtler, Yezidiler, Araplar, Hristiyanlar dahil herkes gibidir” dedi… (1)

Öte yandan ABD, Rakka’dan 3500 sivilin ayrıldığını, bunların yüzlercesinin IŞİD militanı olduğunu doğruladı.

Bu arada Dillon, “Binlerce IŞİD şüphelisi ve ailelerinin, DSG’nin ayarladığı konvoylarla Rakka’dan çıkmasına izin verildiğini” açıkladı.

Demek ki, YPG gibi IŞİD de ABD’nin kontrolü ve koruması altındadır…

Bu açıklama ile İngiliz yayın kuruluşu BBC‘nin daha önce açıkladığı IŞİD militanlarının tahliyesi için YPG ile yapılan gizli anlaşma doğrulamış oldu.

BBC, 250 IŞİD militanı ve ailelerinin, ABD öncülüğündeki koalisyon ile Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) ortak operasyonuyla Rakka’dan güvenli bir şekilde tahliye edildiğini ortaya koymuştu… (2)

***

Bu gelişmeler karşısında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ABD’yi hedef alarak:

Tarihin tokadını yiyeceksiniz. Büyük hayal kırıklığına uğrayacaksınız ve bu coğrafyadan büyük maliyetlerle ayrılacaksınız” dedi…(3)

ABD Başkanı Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “YPG’ye silah verilmeyeceğine” söz vermesinin ardından Başbakan Yıldırım ABD’ye seslenerek:

“Beklentimiz bir an önce bu ortaklığı sona erdirmeleri ve gerçek ortaklarına, müttefiklerine geri dönmeleri” dedi…

Bu kadar ezilmeye ne gerek vardı?

Başbakan Yıldırım ayrıca, İngiltere ziyaretinde, ikili ilişkiler ile Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgesel konuları ele alacaklarını bildirdi.

Erdoğan ile Trump da 24 Kasım’da bir telefon görüşmesi yaparak ikili ilişkileri ve bölgedeki işbirliğini konuşmuşlardı.

Erdoğan Trump’a, Soçi’de yapılan üçlü zirveyle ilgili bilgi verdiğini söyledi…

Haklı olarak insanın aklına; biraz yüz bulsalar yönlerini tekrar ABD’ye doğru mu dönecekler sorusu geliyor!

Yoksa diplomasi böyle konuşmayı mı gerektiriyor!

Erdoğan “monşerler”den epey şey öğrendi diyebilir miyiz acaba?

***

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ev sahipliğinde Türk ve İranlı mevkidaşları Recep Tayyip Erdoğan ve Hasan Ruhani’nin katılımıyla Suriye gündemiyle gerçekleştirilen üçlü liderler zirvesinin ardından yapılan açıklamada:

Suriye’deki durumun yeni bir evreye geçtiği ve Suriye Ulusal Diyalog Kongresi‘nin toplanacağı duyuruldu.

Putin, kongrede yeni anayasa ve seçimlerin masaya yatırılacağını açıklarken, yaptıkları görüşmede ülkedeki dış ve iç muhalefetinin kongreye davet edilmesi konusunda anlaşma sağladıklarını kaydetti.

Ruhani de, Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nde bütün partilerin birleşeceğini ve Suriye’nin geleceğinde güvenli bir seçimin olmasını dilediğini söyledi.

Erdoğan ise mutabık kalınan kongre ile ilgili olarak:

“Bu çabanın başarısı başta rejim ve muhalefet olmak üzere tarafların tutumuna bağlıdır” ifadesini kullandıktan sonra, kongrede yer bulup bulmayacağı henüz belli olmayan PYD ile ilgili olarak da:

“Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü ile ülkemizin milli güvenliğine kasteden terörist unsurların süreçten dışlanması, Türkiye olarak önceliklerimiz arasında yer almaya devam edecektir” dedi. (4)

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov:

“Kürtlerin Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne katılımı Rusya, Türkiye ve İran liderleri arasında görüşüldü, katılım kapsayıcı olmalı” açıklaması ile PYD’nin kongreye katılabileceği işaretini verdi… (5)

Rusya, bu şekilde PYD’yi ABD’nin elinden almayı düşünüyor herhalde!

İran da Rusya gibi PYD’nin kongreye katılmasından yana.

Bakalım gelişmeler nasıl olacak…

Cenevre’de ABD’nin karşısında Rusya, İran ve Türkiye’nin birlikte hareket edeceği kesinleşti.

Erdoğan’ın Esat karşıtlığı söylem olarak sürüyor ama fiili olarak durum değişti, Türkiye’nin dış politikada ayakları yere basıyor denebilir.

Her ne olursa olsun, terörü silah olarak kullanan ABD’nin Ortadoğu’dan kovulması ile bölge halkları ancak rahat bir nefes alabilecek…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201711151031000554-koalisyon-ypgyi-koruyacak-mi/
  1. https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201711141030988896-isid-militan-tahliye-ypg-gizli-anlasma/
  2. https://tr.sputniknews.com/turkiye/201711261031150768-soylu-batili-gucler-tarihin-tokadini-yiyecek/
  1. https://tr.sputniknews.com/turkiye/201711231031123769-soci-zirvesi-suriyede-cozum-icin-cok-onemli-bir-adim/
  1. https://tr.sputniknews.com/rusya/201711221031109908-peskov-kurtler-suriye-ulusal-diyalog-kongresi/

 

 

Biz kazanacağız…