BİR DÖNEM SONA ERİYOR!..

saldırı

Çubuk’taki şehit cenazesinde o menfur eylemi kimler yaptı?

Eylem “organize” miydi yoksa “spontane” mi?

Bu soruların yanıtı, video kayıtlarından bellidir.

Video kayıtları onlarca kişinin elinde var!

Eyleme katılanların; kimliklerini, ne iş yaptıklarını, geçmişlerini, siyasi eğilimlerini ve bağlantılarını ortaya çıkarmak, Emniyet ve İstihbarat için sadece birkaç saatlik iştir…

Elde edilecek bilgilerin, kamuoyuna açıklanması soruşturmanın selameti açısından ne kadar geciktirilecek onu bilemem.

Eylemin “organize” olduğunu varsayarak; uluorta değerlendirmeler yapmanın veya çalakalem yazı yazmanın, eylemcilerin amacına hizmet edeceği açıktır…

Kılıçdaroğlu; her ne kadar, sıcağı sıcağına yaptığı değerlendirmede; “Artvin’deki PKK saldırısının aynısı” şeklinde dedi ise de, ilk görüntüler, eylemin PKK-FETÖ işi olmadığını göstermektedir.

Kılıçdaroğlu’nun güvenlik amacı ile götürüldüğü evin taşlanması, otomobilinin parçalanması ve sığındığı evin yakılmasının eylemcilere hatırlatılması, Sivas’taki Madımak Oteli yangınının bir benzerinin yaşandığını akıllara getirmektedir.

Yorum yapmadan önce, şüphelilerin ilk ifadelerini beklemek en doğru hareket biçimi olsa gerekir…

O halde, yetkililerden gelecek olan açıklamaları bekleyelim…

***

Reis’in, birkaç gün önce yaptığı; “Dönem kızgın demiri soğutma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir(1) şeklindeki çağrıya, muhalefet partilerinin olumlu yaklaşması, (2) Türkiye için bir dönüm noktasıdır.

O bakımdan bu konunun üzerinde durmak gerekir:

Reis’in, sonuçlarından 17 yıldır yararlandığı “kutuplaştırma siyaseti”ni (polarizasyon), “Türkiye ittifakı” şekline dönüştürme önerisini, siyasette yumuşama aşamasına gelindiğinin açık bir işareti olarak kabul etmek gerekir.

“Türkiye ittifakı”nın gerçekleşmesi, birlik ve bütünlüğümüzü pekiştireceği gibi önümüzdeki zorlukları daha kolay aşmamızda da en önemli basamak olacaktır.

Türkiye’nin gündemini bu noktaya zorlayan, hiç kuşku yok ki, siyasetçilerin öngörüleri değildir.

31 Mart yerel seçimlerinde halkın ortaya çıkan iradesi bu ittifakı 82 milyona dayatmıştır…

***

24 Haziran 2018 genel seçimlerinde iktidarı yüzde 53.7 ile “Cumhur İttifakı”na veren

Türk halkı, 31 Mart yerel seçimlerinde en büyük illerin yönetimini muhalefete vermiştir.

Ortaya çıkan siyasi tablo, adeta bir zorunlu “koalisyon” gibidir.

Siyasi iktidardan bağımsız icraat yapması mümkün olmayan yeni belediye başkanlarının, hükümet ile uyumlu çalışmaları kaçınılmazdır.

Denebilir ki, Reis’in onay vermediği icraatları yapma olanakları bulunmadığı gibi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayını almadıkça personel istihdam etmeleri de mümkün gözükmemektedir.

Dolayısıyla uzlaşma olmadıkça, muhalefetin yönetimindeki belediyelerin başarı şansları bulunmamaktadır.

Yerel yönetimlerin başarısız olmaları, genel yönetimi de etkileyeceğinden, siyasi iktidarın da başarısız kalması sonucunu doğuracağı tartışmasızdır.

Bu nedenle siyasi iktidarın önünde, uzlaşmadan başka seçenek kalmamıştır…

***

Türkiye’de “uzlaşma siyaseti”nin uygulamaya girmesi, bazı güç odakları ile onların yerli işbirlikçilerinin işlerine gelmeyeceğini söylemeye gerek yoktur.

Türk halkını, siyasi açıdan bir araya gelemeyecek şekilde bölmek ve parçalardan birini yönetmek; yönetilen parça iktidarda olmasa bile, bir anlamda Türkiye’yi yönetmek değerindedir ki, ancak birlik ve bütünlük içerisinde hareket edilmesi halinde, emperyalistler bu avantajlarını yitirecektir.

O bakımdan “uzlaşma siyaseti”nin birinci sıradaki düşmanı, dış güçlerdir.

Kılıçdaroğlu’na karşı yapılan eylemi bu bağlamda değerlendirmek, çok da yanlış olmasa gerekir…

***

Başka bir ifade ile söylersek; “Türkiye ittifakı”nın başarıya ulaşmasının önündeki en büyük engel, ABD ve AB‘dir.

İki acı, fakat gerçek tespitimiz daha var:

Birincisi; 15 Temmuz Darbe Girişimi ile karşı karşıya gelen AKP’nin, ABD’nin kontrol ettiği FETÖ’nün siyasi ayağı ile halâ hesaplaşma aşamasına gelememiş olmasıdır.

Bunun nedeni, FETÖ’nün siyasi desteğine duyduğu ihtiyaçtır!

İkincisi; CHP’nin, ABD’nin kara gücü olarak istihdam ettiği PKK/PYD’nin Meclisteki siyasi uzantısı HDP ile arasına mesafe koyamamasıdır.

Bunun da nedeni, HDP’nin siyasi desteğine duyulan ihtiyaçtır!

Sonuç olarak; hem siyasi iktidar, hem de ana muhalefet, belli ölçüde de olsa, Batı’nın kontrolü altında hareket etmekten kurtulamamaktadır.

Bu da “uzlaşma siyaseti”nin yaşama geçmesinin önündeki en büyük engelimizdir…

***

Çözüm vardır:

AKP’nin FETÖ üzerinden elde ettiği siyasi destek CHP tarafından, CHP’nin HDP üzerinden elde ettiği siyasi destek de AKP tarafından sağlanırsa veya iki taraf da anlaşarak bu desteklerden vazgeçerse; “Türkiye ittifakı”nı kurabilecek ve bağımsızlık temelinde yeniden ve daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmamız mümkün olabilecektir.

“Türkiye ittifakı”nın yaşama geçmesi ile birlikte, “yandaş” olmaktan başka hiçbir özelliği olmayan, soruları çalarak kamu hizmetlerine girmiş; niteliksiz, liyakatsiz on binlerce “bankamatik memuru”nun, işsiz ve işlevsiz kalacağı da muhakkaktır.

Buna karşılık, hak ettikleri halde yıllarca işsiz bırakılan pek çok kişinin, haklarına kavuşacağına olasılık dâhilindedir.

Dolayısıyla “Türkiye ittifakı”nın, içerideki düşmanları dışarıdakilerden daha çoktur.

***

İç ve dış şartların Türkiye’ye dayattığı “Türkiye ittifakı”na kimsenin burun kıvırmaya hakkı yoktur.

Her şeyden önemlisi böyle bir ittifak; proje üretmeden, hizmet yapmadan, sadece kutuplaştırma üzerinden iktidara gelme ve iktidarını sürdürme dönemi için, sonun başlangıcı olacaktır.

O bakımdan, AKP Genel Başkanının çağrısına, muhalefetin balıklama atlaması gerekmektedir.

(İşaret etmek gerekir ki, bu noktada Bahçeli’nin negatif tutumu gerçekten ibret vericidir…)

Sırası gelmişken, bugüne kadar AKP’nin acımasız bir şekilde yürüttüğü “kutuplaştırma siyaseti”ne aynı ağız ve söylemlerle verilen yanıtların, bu siyasete hizmet ettiğini vurgulamak gerekir.

Zira kutuplaşma siyasetinin “başarılı” olması halinde; sağın tabanı yüzde 70 bandında, solun tabanı ise yüzde 30 bandında sıkışıp kalacağından, iktidar daima sağ partilerden olacaktır.

Son Anayasa değişikliği ile geçtiğimiz iki partili “yeni rejimde” ise, iktidara gelebilmek için yüzde 50 artı bir şart olduğundan, solun iktidara gelmesi olanaksız hale getirilmiş bulunmaktadır…

Bu nedenle, muhalefetten gelmesi gereken ittifak teklifinin, iktidar kanadından gelmesi tarihi önemdedir…

Eften püften sebeplerle ziyan edilmemesi gerekir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://odatv.com/insanoglu-hem-cahildir-hem-zalimdir…-18041956.html

(2) https://www.aydinlik.com.tr/turkiye-ittifak-ina-muhalefetten-destek-turkiye-nisan-2019-1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir