YAZ KIZIM!..

kibris-ta-son-soz

Yaz Kızım:

Gerekçesi uzun kararda açıklanacağı gibi; sanığın sabit görülen eylemi nedeniyle hakkında TCK ilgili maddesi uyarınca 4 yıl 11 ay 29 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına… karar verildi.

Yargıç, Cumhuriyet Savcısının tarif ettiği eylemi sabit gördü ve suç olduğuna inandığı için bastı cezayı.

Zaten bu inancı yüzünden de yargılamayı tutuklu sürdürmedi mi?..

Özgürlüğünüz bir savcı ile bir hakimin hukuk anlayışına bağlıdır!..

Mahkum olduktan sonra; suçsuz olduğunu, suç işleme kastı ile hareket etmediğini anlat anlatabilirsen…

***

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinin Cumhuriyet davasında verdiği mahkûmiyet kararları Yargıtay 16. Ceza Dairesince bozulması sıradan bir olay olarak geçiştirilemez.

Bu karar, yargının ne hale getirildiğinin en tipik örneklerindendir.

27. Ağır Ceza Mahkemesi, bazı sanıklara 5 yıldan fazla ceza vermemiş olsaydı, hak yerini bulmayacaktı.

Zira Bölge İdare Mahkemesi de sanıkların suçlu olduğuna inandığı için önüne gelen kararları onamıştı.

Bu defa hakkın yerine getirilmesine “haksız” olarak verilen bir başka karar olanak sağladı…

Bu defa haksız bir karar, en iyi avukattan daha çok işe yaradı!..

***

Ceza usul hukuku sistemimize göre; 5 yıldan az verilen cezalar için Bölge Adliye Mahkemelerinde “istinaf” kanun yoluna başvuruluyor.

İstinaf mahkemelerinin verdiği bazı kararlar kesin olduğu için, onanan mahkûmiyet kararlarının infazına geçiliyor.

5 yıldan fazla olan cezalar için ise Yargıtay’da “temyiz” kanun yoluna başvuruluyor…

İlk bakışta sakıncaları görülemeyen bu sistemin, uygulamada temel özgürlükleri ihlal ettiği Cumhuriyet davası örneğinde açık seçik görülüyor.

***

Cumhuriyet davasında, 5 yıldan az ceza alan sanıkların, istinaf başvuruları reddedildiği için infazlarına başlanmıştı.

5 yıldan fazla hapis cezası alanlar ise kararların temyizi için Yargıtay’a başvurdular.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, sanıkların yüklenilen suçların işlemediğini saptadı ve sanıkların beraat etmeleri gerektiğine karar vererek, yerel mahkemenin hükmünü bozdu.

Bozma kararını okuyan hakim, bu defa da sanıkların suçsuç olduklarına inandı!

Yaz Kızım:

Yargıtay’ın bozma kararı okundu… Usul ve yasaya uygun olan bozma kararına uyulmasına karar verilip, açık yargılamaya devam olundu. Araştırılacak başka konu olmadığından duruşmaya son verildi. Gereği düşünüldü: Oluşmayan müsnet suçtan sanığın beraatına, başka suçtan tutuklu değilse serbest bırakılması için Cumhuriyet Savcılığına yazı yazılmasına karar verildi.”

Hepsi bu kadar…

Yargıtay bozma kararının, 5 yıldan az hapis cezası alan ve haklarında verilen hükümler onanarak kesinleşen diğer sanıklara da sirayet ettirilmesine de karar verdi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararı doğru ve hukuka uygundur…

Çünkü isnat edilen suçlar işlenmemişti.

Türkiye’de işlenmeyen bir suçtan hapis yatmak mümkündür!..

İşte size örneği…

***

Bu ilginç davaya bir de öteki tarafından bakalım:

Yerel mahkeme, 5 yıldan fazla ceza verdiği sanıklara, 5 yıldan az ceza vermiş olsaydı ne olacaktı?

Yerel Mahkeme gibi Bölge Adliye Mahkemesi de sanıklara iddianame ile yükletilen suçların oluştuğuna inandığı için bütün kararları onayacaktı.

Bu hususta tartışma yoktur.

Zira istinaf mahkemesi suçun oluştuğuna inandığı için sanıkları mahkum etmişti.

Dolayısıyla suç oluşmuşsa ceza da verilecektir.

Böylece bütün sanıklar için haksız olarak infaza geçilecekti…

Kim bilir bu şekilde verilmiş kararlarla kaç kişi haksız yere özgürlüğünden mahrum kalmıştır!..

***

Ne yazık ki, yargı sistemimiz içerisinde böyle bir adaletsizliği gidermenin yolu bulunmamaktadır.

Sanıkları adil olmayan böyle bir karardan kurtaran, aynı mahkemenin yine adil olmayan başka bir kararı olmuştur.

Ne yazık ki, yargımızın acı acı gülünecek durumu budur…

***

Bu duruma gelmemize sebebiyet verenleri tek tek saymak, sorumluluklarını belirtmek ve tümünü en ağır şekilde eleştirmek elbette ki mümkündür.

Ama çözüm değildir.

Çözüm:

Yasal düzenlemeler yaparak, mevcut aksaklıkları ortadan kaldırmaktır.

Yasal düzenlemeleri yapmak da Meclis’te çoğunluğu olan iktidar partisi ile Cumhurbaşkanı’nın elindedir.

Meclis’teki muhalefet partileri ise etkisiz eleman durumunda olduklarını kendileri itiraf etmektedir…

***

Hal böyle olunca, Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) Adalet Bakanlığı ile birlikte hazırladıkları “Yargı Reformu”nun önemi ortaya çıkmaktadır.

Bu bağlamda, TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Saray’ında yapılan Adli Yıl Törenine katılması yerinde ve gerekliydi.

Aynı şekilde açılış töreninde Feyzioğlu’na konuşma hakkının geri verilmesi de doğru olmuştur.

Reis ile zıtlaşarak, Y-CHP’nin “kaçak saray” söyleminin arkasına sığınarak, var olan gerginliğin sürdürülmesinin kimseye bir yararı yoktur.

Feyzioğlu’nun AKP’ye yaklaştığını, Reis ile anlaştığını ileri sürmek, siyasetin kaldırım düzeyinden kurtulamadığının göstergesidir; terbiyesizlikten başka bir şey değildir…

Tam aksine, yeni haksızlıkların yaşanmasına, hukuka aykırı yeni kararların verilmesine ortam hazırlamaya hizmet eder…

***

Türkiye Barolar Birliğinin kararı ile Adli Yıl Açılış törenine katılan Feyzioğlu’na, başta üç büyük baro olmak üzere, olağanüstü genel kurul isteyen diğer baroların yönelttiği eleştirileri bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

Feyzioğlu’na yargısız infaz yapılmıştır…

Haksız yere yapılan eleştirilerin, olağanüstü kurultay çağrısına kadar götürülmesi ise tam bir fırsatçılık ve aymazlık örneğidir.

Selden kütük kapma anlayışının tipik tezahürüdür.

Bu fırsattan yararlanarak TBB’ni ele geçirme çalışmasıdır…

***

Hesapsız-kitapsız bir şekilde başlatılan bu kampanyanın sürdürülmesi halinde; barolar içerisindeki “sol” görüşlü avukatların ağırlığının azalacağı, TBB yönetiminin “sağ” görüşlü olanlara geçme olasılığının güçleneceği açıktır.

Bir de Reis’in, TBB Genel Kurulunda büyük baroların delege sayısını sınırlama şeklindeki dahiyane düşüncesi hesaba katılırsa, sorumsuzluğun boyutu ortaya çıkmaktadır.

İktidar partisinin seçimle elde edemediği sonucu, Reis’in düzenleyici bir işlemle elde etmeye çalışacağını anlamak için dahi olmaya gerek yoktur.

Kendisi söylüyor zaten… (1)

Bu yakın tehlikeyi göremeyen baroların, siyasi partiler elinde oyuncak kalacaklarına da kuşku yoktur.

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük baroların, bu sinsi planı görememiş olmalarını anlamak ise mümkün değildir…

O bakımdan, TBB’nin olağanüstü genel kurulunu toplama girişimlerine derhal son verilmelidir…

Gün, tüm baroların eksiksiz olarak TBB’nin arkasında durmaları günüdür…

Av. Cemil Can

(1) https://www.yenicaggazetesi.com.tr/baro-secimine-yeni-duzenleme-delege-sayisi-dusurulebilir-248172h.htm

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir