Cemil Can tarafından yazılmış tüm yazılar

AHMAKLIĞIN LÜZUMU YOK!..

afis

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 79. yıl dönümü dolayısıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yayınlamış olduğu mesaj (1) tarihi önemdedir.

15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra, Ankara’da resmi ve özel kuruluş binaları ile AKP Genel Merkezi’nin Türk Bayrağı ve Atatürk posterleri ile donatılması (2) kırılma noktasıydı.

AKP, Beşiktaş ve Şişli İlçe başkanlıklarının, Atatürk’ü anmak için Ankara’ya gelmesi ile cadde ve sokaklara astıkları bayraklar, neredeyse bir ideolojiye dönüştürülen ve on yıllardır merkez sağın çevresinde beslenip büyüyen geleneksel “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı”nın, Batı kaynaklı olduğunu gözler önüne serdi.

Türk halkına Ata’sını unutturmak mümkün değildir…

Bu hususta Cumhuriyet Tarihi boyunca en kötü sicile sahip olan parti AKP’dir demekte bir yanlışlık yoktur.

Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil AKP’nin günahlarını liste halinde yazdı. (3)

Yüze çıkamaz geçmişine ve haksız olarak İsmet Paşa’yı hedef tahtasına oturtmasına rağmen, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki “Atatürk’ü Anma Töreni”ndeki konuşması, (4) Türkiye’nin doğru rotaya yönlendirildiğini göstermektedir…

***

Önce bir tespit yapalım:

Erdoğan’ı dinleyen 21 milyondan fazla seçmen vardır.

Ve bu seçmenlerin tamamına yakını onun ağzından çıkacak sözleri, akıl süzgecinden geçirmeden doğru kabul etmektedirler.

Ne yazık ki, Türkiye’de siyasi parti liderleri bu konuma yükselmişlerdir.

Daha da ilginci; muhalefet partilerinin liderlerinin ağzından çıkan ve mutlak doğru olan “2 kere 2 dört eder” şeklindeki önermelere bile, bu seçmen kitlesi kuşkuyla yaklaşmaktadır.

Kim ne derse desin; Türkiye’nin gidişatını belirleyen de bu geniş yığınlardır.

Bu kadar önemli fonksiyonu yerine getiren AKP’nin tabanına, Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk’ü tanıtmak ve onun tarihteki yerini anlatmak küçümsenebilir mi?…

***

Erdoğan’ın Atatürk hakkındaki sözlerini değerden düşürmek için; “samimi değildir”, “takiyye yapıyor” veya “oy toplamak için Atatürkçülüğe soyundu” şeklindeki çıkışlar ne işe yarar ve Türk halkına ne gibi yarar sağlarlar?

Diyelim ki, Erdoğan bu sözlerinde samimi değildir!

Bu söylemiyle hangi kesimin oyunu alabilir ki?

15 yıllık icraatı bir tarafta dururken, 2017’nin 10 Kasım’ında bu sözleri söyledi diye ona oy verecek bir tek kişi gösterebilir misiniz?

O halde, Erdoğan’ı son çıkışı nedeniyle “samimiyetsizlikle” itham etmek budalalıktır.

Elinizde samimiyeti ölçen bir alet mi var?

Atatürkçü olmak için sizden izin mi almak gerekiyor?

Bu sorulara yanıtın var mı?

Yok.

21 milyon insanı ötekileştirme ve incitme hakkını nereden aldınız?

Tam aksine, Cumhurbaşkanı’nın nihayet doğruları gördüğünü ve bu doğruları halka anlattığını söylemek yapılacak en doğru iştir…

Çünkü; “Erdoğan takiyye yapıyor” derseniz, onun ağzına bakan milyonlar, Atatürk hakkında söylediği olumlu sözlerin yanlış olduğuna inanırlar!

Erdoğan doğruyu gördü” derseniz, bu defa milyonların Atatürk hakkındaki yanlış bilgisinin doğruya dönmüş olmasına tanıklık edersiniz…

Kabul etsenizde etmeseniz de; o sessiz yığınlar, onun “doğru” dediğini doğru kabul ediyorlarlar…

Ahmaklığın lüzumu yok!..

***

Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolundan gidenler; bu yolda yürüyenlerin çoğalmasını isterler ve bu şekilde mutlu olurlar…

Atatürk hakkında söylenen gerçekleri; “takıyye” olarak niteleyenler ise, sadece kendi duygularını tatmin ederler…

Bu ikinci grupta yer alanlar, ne Türkiye Cumhuriyeti ne de Türk halkı için iyi bir şey yapmış olmazlar!..

Yaptıkları işin adı:

Ötekileştirme politikalarını sürdürmektir, fitne çıkartmaktır…

Yakın geçmişte, ötekileştirmeyi en başarılı şekilde yapan Erdoğan’dı, şimdi bundan vazgeçmiş olmasına ancak sevinilebilir…

15 Temmuz’da AKP Genel Merkezi’ne Türk Bayrağı ile Atatürk posterini asanlar son derece yerinde ve doğru bir iş yapmışlardır.

Önünde “İkinci Kurtuluş Savaşı” gibi ağır bir işi olan Türk Milleti’nin, yegane harcının Atatürkçülük olduğu defalarca kanıtlanmıştır…

***

Erdoğan’ın 10 Kasım nedeniyle söylediği sözler; hem özeleştiridir hem de özür olarak kabul edilmelidir…

Şimdi özür dileme sırası:

Atatürk’ü Dersim’de katliam yapmak”la suçlayanlar;

19 Mayıs, 23 Nisan ve 29 Ekim bayramlarının yasaklanmasına sessiz ve tepkisiz kalanlar,

Atatürk ve İsmet Paşa’ya sabah akşam küfredilirken ellerini ovuşturanlar,

Olmasan da olurduk” diyenlere ses çıkartmayanlar,

Pırıl pırıl gençlere, “Hepimiz Seyit Rıza’yız” diye slogan attıranlar,

Şeyh Sait’in heykelinin açılması”nı tebessümle ve sevinçle izleyenler,

Okul kitaplarından Atatürk’le ilgili bölümlerin çıkartılmasına sevinenler,

10 Kasım Atatürk’ü anma törenlerinde kulağı ağıranlar, yurt dışı seyahatlere gidenler, merasime katılmak zorunda olduğu için katıldığını açıklayanlar,

Atatürk ilkelerinin bekçisi miyim?” diyenleri Atatürk’ün partisinden milletvekili seçtirenler,

Atatürk’ün heykellerine saldıranları timsah göz yaşları dökerek gözetenler,

Vatanı bir kadın memesine satarım” diyenlerin avukatlığını yapanlar,

Atatürk ve İnönü’ye “iki ayyaş” diyenleri kınamayarak dolaylı destek verenler,

Dersim’de isyan yapan eşkiyanın torunlarından CHP adına özür dileyenler,

Ve;

Batı’nın “indirin” dediği Atatürk’ün resimlerini çöpe atanları görmezden gelenler, özür dileme sırası size gelmiştir…

***

Türk halkının yeniden Atatürk’e sarılması son derece önemli ve tarihi bir olaydır.

Atatürkçülük demek, Tam Bağımsız Türkiye demektir.

Cumhuriyet’e ve onun niteliklerine ilelebet sadakat göstermektir.

80 milyon Türk halkının Atatürkçülük rotasına sokulmasını küçümsemek; aymazlıktır, sapkınlıktır, ihanettir…

Bir tek, kayda değer başarıları olmadığı halde, düşmansız yaşamayı başaramayan hasta ruhlu insanların Atatürk’te birleşmeyi sindirememesi anlaşılabilir…

Bunun dışındakilerin kanından şüphe etmek gerekir!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-gazi-mustafa-kemali-ta-40639276

(2) http://www.ajanshaber.com/bu-kez-15-temmuzdan-sonra-asildi-haberi/373931

(3) http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/gorurseniz-sasmayin-kalpak-da-takar-bunlar-2085770/

(4) https://www.aydinlik.com.tr/erdogan-dan-10-kasim-da-misak-i-milli-cikisi-turkiye-kasim-2017-1

SORUMLULARI SAYIYORUM

semdinli_8_sehit_

Soru:

1984’ten önce Apocular’ın, daha sonra PKK‘nın şehit ettiği asker ve sivillerin sorumluları kimlerdir?

Bu sorunun yanıtının sadece yurt içerisinden aranması gerçek sorumluları gizlemek içindir.

Tıpkı 15 Temmuz Darbe Girişiminin “kontrollü” olduğunu savunmak gibi…

Darbe girişiminin arkasında ABD’nin, içerisinde CIA’nın eğittiği Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) olduğu bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmasına rağmen, hala FETÖ’nün darbe girişimi için “kontrollü darbedir” sözleri, bu ağır suçtan ABD’yi aklamaktan başka hiçbir mesaj taşımaz…

Bu kara propagandaya bilmeden devam edenler gafil, bilerek sürdürenler ise emperyalizmin ücretli-ücretsiz memurları-ajanlarıdır.

2 Kasım‘da Şemdinli’de düzenlenen hain saldırıda şehit olanların sorumlularını sorumluluk derecelerine göre sıralayalım:

1.) PKK’yı kara gücü olarak istihdam eden ABD-İsrail,

2.) NATO,

3.) PKK ve FETÖ’ye yardım ve yataklık eden AB ülkeleri,

4.) Meclis’te etnik temelde bölücü siyaset yapan HDP,

5.) “Kürt Açılımı” saçmalığını uygulamaya koyarak PKK ile masaya oturan AKP hükümetleri

Ve:

6.) a- Türk Silahlı Kuvvetleri’ni arkadan ve içerisinden vurarak yıpratanlar,

b- Cephe gerisinden bozgunculuk yapanlar,

c- Vatan Savaşı’nı “Saray Savaşı” diyerek siyası çıkar amaçlı bir savaş gibi gösterenler,

d- “Hendek Savaşları”nda; güvenlik güçlerimizin “orantısız güç” kullandığını, sivilleri

katlettiğini, insan hakları ihlalleri yaptığını rapor düzenleyerek, Türkiye’yi uluslararası

kuruluşlara ihbar edenler,

e- PKK ve FETÖ’nün propaganda ve mali kuruluşlarına karşı düzenlenen operasyonlara

milletvekillerini göndererek direnenler,

f- Kamu kaynaklarını terör örgütlerine yardım amacı ile kullandıkları için görevden alınan

belediye başkanlarına; “direnin” ve “seçimle gelen seçimle gitmeli” diyerek destek

verenler,

g-15 Temmuz Darbe Girişimi’ni “kontrollü darbe” olarak niteleyip arkasındaki ABD’yi

gizleyenler,

h-“Kürt Açılımı” ihanetine “açık çek” verenler,

ı-Terör örgütü PKK ile görüşmelerin TBMM’nde açık olarak yapılmasını önerenler,

j-PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile eylem birliği yapanlar ve kol kola girip yürüyenler,

barajı geçmesinden memnun olanlar, HDP’ye oy verilmesi için çalışanlar,

k-Üniter devletleri parçalamak için kullanılan “ulusların kaderlerini tayin hakkı”nı Kürtler

için de savunanlar,

l- İktidara geldiklerinde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekince konulan

maddelerinin tümünü imzalamayı vaad edenler,

m-Türbanın TBBM’ye, oradan da ilkokullara kadar girmesine sessiz kalanlar,

n- “Türban sorununu biz çözeriz” diyerek gericiliğin ve dinciliğin resmileşmesine çanak

tutanlar,

o-Yaşanan bunca olumsuzluğa karşın, hala NATO’yu müttefik kabul edenler,

p-Eğitim-Öğretim Birliği Yasası’nın delinmesini “Çocuklar elbette dinini öğrenecek” diyerek

gerçek amacını gizleyenler,

r- Milli Eğitim Bakanlığı’nın İmam-Hatip Bakanlığına dönüştürülmesini trene bakar gibi

seyredenler,

s- TSK’nın Suriye ve Irak’a askeri güç göndererek “İkinci İsrail Koridoru”nu kesmesini;

“Ortadoğu bataklığına girmek” ve “macera” gibi göstererek küçümseyenler,

t-”Yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem” diyenler,

u-”Şeriat tehlikesi yoktur” diyerek bu konuya duyarlı olan kesimlerin gevşek

davranmalarına sebebiyet verenler,

v-NATO’nun Libya’ya müdahalesini destekleyenler,

y-Vatanını savunan Esat’ı, her fırsat bulduğunda halkını öldüren “diktatör” olmakla

suçlayanlar,

z-Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Türk Ordusu’nun Başkomutanlık makamına oturtmak için

CHP’lilere “tıpış tıpış oy verme” tuzağını kuranlardır…

Türkiye’deki siyasal muhalefet, düşmanlardan yardım bekleyerek ve düşman cephesinde mevzilenerek asla iktidara gelemez!

Türk halkı, belki çok ince kurgulanmış bazı tezgahları göremez ama bu kadarını kesinlikle farkeder.

Kim düşmana karşı savaşan bu halkın ordusu TSK’nın arkasında durursa, halk da onlara değer verip, baş tacı yapar.

Türk halkı, “düşmanla işbirliği” içerisinde olanlar ile “hırsızlık-yolsuzluk” yapanlar arasında bir tercih yapmaya mecbur bırakılırsa, ikincilerin seçileceğine hiç kimsenin kuşkusu olmasın!..

Y-CHP bugüne kadar sürdürdüğü; ikircikli, tutarsız, pısırık ve işbirlikçi politikaları ile başındaki 6 Ok’a inancı olmayan yöneticileri değiştirmedikçe yerinde saymaya devam edecektir…

CHP yerinde sayarken de atı çalan karşı devrimciler Üsküdar’ı geçeceklerdir!

Görülen köy kılavuz istemez!..

Cemil Can

SÜRGÜNDEKİ” BAŞKANLAR VE YENİ PARTİ!..

melih_kadir

16 Nisan 2017 referandumunda “tek adam rejimi”ne “evet” denmesi için adeta seferberlik ilan eden AKP’li belediye başkanları, Cumhuriyet’e yaptıkları ihanete ilk bedel ödeyenler oldular.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş:

İnsan her şeyi affeder ama adam yerine konmamayı affetmez” diyerek istifa etti.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe:

Partimiz ve liderimizle ters düşmeyeceğiz, çatışmayacağız hasar da vermeyeceğiz” diyerek gitti.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek:

Emir demiri keser. Erdoğan’ın talimatınıyerine getiriyorum. Cumhurbaşkanının emrine uyarak belediye başkanlığı görevini bırakıyorum” dedi…

Milyonluk şehirleri idare eden belediye başkanlarının istifa gerekçelerinin seçmenlerini aldatmaya dönük olduğuna hiç şüphe yoktur.

Tuhaf ve acı olan; bir kişinin idaresi ile milyonların iradesinin yok sayılmasının da alkışlanmış olmasıdır…

***

Meşrutiyetin en güçlü Sadrazamı Mithat Paşa, II. Abdülhamit’in padişahlığa getirilmesinde başrolü oynamıştı ama intihar eden Padişah Abdülaziz’in öldürülmesine katılma suçlamasından kurtulamamıştı.

İzmir’den İstanbul’a getirilirken; yolda 11 gün, Yıldız Sarayı’nda da 10 gün sorgulanan Paşa, iki defa da Şura-i Devlet (bugünkü Danıştay) Başkanlığını da yapmıştı.

Yargılamasını yapan “İstifnaf Cinayet Mahkemesi”nin ki bu mahkeme Ergenekon ve Balyoz davalarına bakan “Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi”nin bir benzeriydi, Başkanı suistimalleri nedeniyle görevinden uzaklaştırdığı Sururi Efendi, İkinci Başkan Etniki Eterya isyanı sırasında babası astırılmış olan Hristas Foridas Efendi idi.

Savcılık Makamında ise Mithat Paşa düşmanı Latif Bey oturuyordu…

Şeriat mahkemesi; sözde “bağımsız ve tarafsız”dı, adaleti yerine getirmek için kılı kırk yarıyor ve Allah adına hüküm veriyordu!

Bu özel mahkemenin “padişahımız efendimizin” emriyle kurulduğuna ve onun iradesine göre karar verdiğine hiç kuşku yoktur!

İrade buyurulduğu gibi mahkeme, 29 Haziran 1881 günü Mithat Paşa’yı idam cezasına mahkum etti.

8 Temmuz 1881 günü de Temyiz Mahkemesi kararı onadı.

Aksi olabilir miydi?!

Osmanlı yargısı, annesinin açık tanıklığına rağmen intihar ettiği kesin olan padişahın, kasten öldürüldüğü ve failin de Mithat Paşa olduğunu Allah adına hükme bağlamıştı!.. (1)

Yabancı devletlerin baskısı sonucu Paşanın idam cezası “sürgün cezası”na (2) çevrildi…

Ardından Taif’e sürüldü ve orada boğduruldu!..

***

Mithat Paşa’nın ilk yazılı anayasanın hazırlanışında ve Birinci Meşrutiyet’in ilanındaki kilit rolü asla küçümsenemez.

Mithat Paşa, Anayasaya konulan padişaha sürgün cezası verme yetkisine karşı yeterli muhalefeti yapmadığı için eleştirilir…

Hatta; Ziya Paşa’nın, daha o günlerde Anayasa Tasarısı’nın sıkıyönetimle ilgili 113. maddesine eklenen “sürgün cezası” ile ilgili “padişahın lüzumlu gördüğü kimseyi yurt dışına sürme yetkisi”nin ilk defa Mithat Paşa’ya uygulanacağını öngördüğünden de söz edilir…

II. Abdülhamit ‘in sürgüncülüğü Mithat Paşa’dan öğrendiği ve ilk tecrübesini üstadı üzerinde yaptığı hususunda tarihçiler birleştiği söylenir…

Ortada bir anayasa olmasına rağmen, tek adam olan padişaha verilen yetkiler, Allah adına bu şekilde kullanılıyordu…

Sanki tarih tekerrür ediyor gibi!

***

Görevden alınan belediye başkanları, bugün “adalet” arayamıyorlar.

Günahlarının bedelini “istifa ederek” ödüyorlar!

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantılı oldukları hususundaki yaygın kanaate katılıyorum.

10 yıldan fazladır sürdürülen genel ve yerel iktidar ortaklığına rağmen, AKP’nin FETÖ ile ilişkisi olmadığına beni kimse ikna edemez!

Reyiz”i aldattılar, onu anladık!

Reyiz”i Milletin affettiği de kesin.

Allah affeder mi bilemeyiz elbette…

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 50 artı bir oya ihtiyacı var “Reyiz”in.

Belli ki, “Reyiz” oy kaybına sebebiyet verme ihtimali bulunan AKP’nin safralarından acil olarak kurtulmak istiyor.

Diğer yandan, kendi hayatına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne kasteden FETÖ üyelerinden de hesap sormak zorundadır.

Aldatılamayan belediye başkanlarını FETÖ bağlantıları nedeniyle yargıya teslim etse partisi de zarar görecek.

Yolsuzluktan dolayı soruşturma başlatsa, daha beter olacak…

Özetle değneğin iki ucu da bokludur!

Bu yüzden belediye başkanlarını “ikna” ederek “istifa”ya zorlamak, en akıllıca çözüm yolu olarak bulunmuştur.

Emir demiri keser” teorisiyle durumu idare etmek kolay olmuştur…

Yıllardır emir verenler, paslı demir durumuna düşmüştür!

Tutuklanma tehdidi, Demokles’in Kılıcı gibi bir süre daha başlarında sallanacaktır!

***

Türk vatandaşları için buraya kadar olanları anlamak kolaydır.

Zor anlaşılan ise ana muhalefetin iğrenç tutumudur:

Sanki istifası istenen belediye başkanları Y-CHP’liydi.

Kılıçdaroğlu, AKP’li belediye başkanlarına önce “direnin” dedi.

Ardından “seçimle gelen seçimle gitmeli” diyerek destek verdi.

Doğal olarak, vaktiyle gayrimeşru olduğunu ilan ettiği seçimlere meşruiyet kazandırdı…

Kendi kendini yalanladı, Mansur Yavaş’ı bozuk para gibi harcadı!

Dersimli Kemal Efendi, dolaylı yoldan “Ben yalancının tekiyim” de demiş oldu…

Bu omurgasız duruşu aklıma; onun “Yalancıdan başbakan olmaz” sözlerini getirdi.

Son derece haklıydı tabii.

Nitekim, seçmen de bu mesajını doğru algıladı ve gereğini yaptı…

***

Yeni Parti‘nin Program (3) ve Tüzüğünü (4) okudum.

Önceden sızdırılan Taslak Program Metni’nden (5) bir farkı yok, belki biraz daha kısaltılmıştır, o kadar.

Yeni Parti tipik Amerikancı bir parti olarak kuruldu!

Batı’nın gözden çıkardığı AKP’nin yerine geçmeye aday olduğunu gizlemiyor…

Antiemperyalist olduğunu söylemek ise zor!

Amerikan karşıtlığının tavan yaptığı bir dönemde, rotayı halkın isteğinin tersine kırmak, insanın aklına kötü şeyler getiriyor:

Acaba ABD, Yeni Parti’nin kuruluş aşamasında işin içinde miydi?

Emperyalizme karşı “bağımsızlık mücadelesi” vermek üzere yola çıkanların partisi, daha ilk basamakta; emperyalizmin boyunduruğu altına girerse, Türk halkının işi bir kat daha zorlaştı demektir…

Çünkü:

Yeni CHP, ABD’ye uşaklık yapmak için AKP’nin yerini almaya çalışıyor!

Yeni Parti, Y-CHP’nin alternatifi olmak için yola çıktı!

MHP, AKP’ye monte edilerek siyaset sahnesinden zaten çekildi!

HDP, ABD’nin kara gücü PKK/PYD’nin Meclis’teki uzantısıdır!

Vatan Partisi‘ne ise seçmen binde üç oy vererek bir türlü itibar etmiyor nedense!

O halde, Türk halkının önündeki en acil iş; işgal edilmiş partileri işgalden kurtarmak, bu mümkün olamıyorsa yeni bir iktidar alternatifi oluşturmaktır…

Bu temel husus atlanarak yapılan muhalefet, sözdedir ve iktidarın yeniden iktidara gelmesinden başka bir sonuç doğurmaz!

***

Böyle bir sonuca neden ulaştığımı Yeni Parti üzerinden açıklamak istiyorum:

Yeni Parti’nin programında Kürt Sorunu‘nun “eşit vatandaşlık” temelinde çözüleceği yazılıdır.

Türkiye’de “eşit olmayan vatandaşlık” mı var ki, “eşit vatandaşlık” sorunundan söz ediliyor?

Vatandaşlar, zaten yasalar önünde eşit değil mi?

Bir ülkede “Anayasal eşitlik” yoksa o zaman “ikinci sınıf vatandaşlık”tan söz edilmez mi?

İkinci sınıf vatandaşlığın olduğu yerde “birinci sınıf vatandaşlık” da var demektir!

Birinci sınıf vatandaşlar örneğin; askerlik hizmeti, vergi yükümlülüğü vb. gibi bazı yükümlülüklerden muaf olmalılar…

İkinci sınıf vatandaşların; oy kullanamama, kamu hizmetlerine girememe vb. gibi bazı kısıtlamalar ile daha fazla vergi verme, daha uzun askerlik yapma gibi ek külfetleri olmalı…

Türkiye’de böyle durumlar var mı?

Yok!

O halde; “eşit vatandaşlık” nereden çıktı?

Açılım” sürecinin anahtar sözcüklerinden olan “eşit vatandaşlık” nitelemesi, Batı’nın ulus devletleri bölmek için kullandığı etnik bir virüstür!..

Etnik kimliği” öne çıkartır, “anayasal vatandaşlığı” geri plana iter…

Yeni Parti, programındaki bu konuyu ancak ve ancak Y-CHP ile HDP’nin başaramadığı “Yeni Anayasa” ile yaşama geçirebilir…

Demik ki, Yeni Parti’de yeni olan bir şey yoktur!..

Yeni Parti, eski hamamın ezik eski tasıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

( 1 ) http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/1151/13522.pdf

(2) Eski çağlardan bugüne kadar kullanıla gelen bir ceza şekli olan sürgün; Roma imparatorluğu zamanında ölüme denk sayıldığından suçlu eğer idam cezası almışsa bu cezası idama karşılık olarak kabul edilen sürgüne tahvil edilebiliyordu.

http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt1/sayi5/sayi5pdf/acehan_abdullah.pdf

(3) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yeniparti/parti_programi.pdf

(4) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yeniparti/parti_tuzugu.pdf

(5)http://odatv.com/images/resimler/Parti%20Program%C4%B1%20O_K_%2023_09_2017%20V1.pdf

 

EL “YORDAMI” İLE GERDEĞE GİRMEK!..

abdullah_gül

Pentagon Sözcüsü Dana White, PKK/PYD’nin Rakka’da Abdullah Öcalan posteri açılmasını savunması, Ortadoğu’da yenilgiyi kabul ettiğini gösterir.

Önceden terör örgütü ilan ettiği PKK’nın liderinin posterini astırmak başka ne anlama gelebilir?

White: “SGD (PKK-PYD) ile çalışıyoruz. Onları destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz” dedi…

Pentagon Türkiye için yeni müttefiklerini de belirlemiş:

2019 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde; Erdoğan’a karşı eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü düşünüyorlar.

AKP’den bir tek Gül oy koparabilirmiş!

Aydınlık’tan İsmet Özcelik’in haberine göre; Önce Gül, ardında; CHP, HDP ve Meral Akşener Abdullah Gül’ün desteklenmesi konusunda ikna edilmiş.

Bu yeni planın sahibi İngilizlermiş.

Abdullah Gül’den beklentiler ise oldukça fazla:

Savaşı kaybeden taraftan istenenlerden bile bu kadarı istenemez… (*)

Batı, savaşla elde edemediğini, seçimle elde etmeyi kafaya koymuş!..

CHP’nin bu ittifak içerisinde yer almasını düşünmek bile felakettir…

***

Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi ve CHP tabanının “tıpış tıpış” bu adaya oy vermesinden bu durum daha beterdir…

Teslim alınmışlığın dolaylı itirafıdır.

İcranın başına seçilecek olan Cumhurbaşkanı adayının, AKP’nin kurucularından biri gösterilmesinin gerekçesi, AKP’den oy koparmak olarak gösterildiğine göre, milletvekili adaylarının da AKP’den oy koparacak nitelikteki kişilerden gösterilmesi gerekmez mi?

İktidar olmak için AKP’den “oy koparmak” formülü gerçekçidir:

Hem de en az yüzde 13 civarında oy AKP’den koparılmadıkça CHP’nin iktidara gelme şansı bulunmamaktadır!

Aritmetik bilimi öyle diyor:

AKP’nin oy yüzdesi 51, CHP 26 olduğuna göre;

51-13=38, 26+13=39’dur ve ancak bu şekilde CHP birinci parti çıkabilir…

Cumhurbaşkanlığına ABD-İngiltere-İsrail’in gösterdiği aday seçilse bile, TBMM’nde çoğunluğu AKP sağladıktan sonra ne işe yarayacak ki?

Bir tek Cumhurbaşkanı AKP ile uyumlu çalışabilir!..

Bu formülü muhalefetin önüne koymak, muhalefet partilerinin ele geçirilmişliğinin en anlaşılır kanıtıdır ve milletin anasının ağlatılmasıdır!

Aksi halde, CHP milletvekili adaylarını da AKP’den oy koparabilecek küskün AKP’lilerden gösterecek ki, meclisteki çoğunluk elde edilebilsin!

Bu durumda iktidara AKP’nin küskünleri getirilmiyor mu?

Geçen seçimlerde HDP’ye oy vermeleri istenilen CHP tabanına şimdi dayatılacak olan AKP’ye oy vermek olacaktır!..

Belli ki, CHP teslim alınmıştır ve teslim alınmışlığın politikası böyledir…

***

Cumhurbaşkanlığı makamında; Abdullah Gül’ün oturması ile Recep Tayyip Erdoğan’ın oturması arasında CHP açısından ne fark var?

Onu da açıklayalım:

Öyle ya da böyle Erdoğan, ABD-AB’nin karşısına konuşlanmak zorunda kalmıştır.

Şu anda Avrasya güçleri ile ittifak halindedir ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emperyalizme karşı savaşması için Ortadoğu’da konuşlandırmıştır.

Tekrar seçilmesi halinde; yürütmekte olduğu bu politikayı sürdürmek zorundadır.

Hem Atlantik’i hem Avrasya’yı karşısına alamaz; Aksi halde deliğe süpürülür!..

Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına seçilirse, kendisini destekleyen dış güçlerin beklentilerine karşılık vermek zorunda kalacak, dış güçlerin desteği ile seçilmiş olmanın diyetini ödeyecektir.

Bu durumda; TSK savaş konumundan çıkartılacak, PKK ile açılım süreci başlatılacak, FETÖ soruşturmalarında daha ileri gidilmeyecek, OHAL kararnameleri ile görevlerinden alınan personel görevlerine gönderilecektir…

Gül’ün seçilmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti savaşmadan teslim alınacaktır…

***

15 Temmuz’u yaşayan Türk halkı, ABD’nin PKK’yı kara gücü ilan ettiğini biliyor artık.

FETÖ’nün Amerika adına casusluk yapan bir örgüt olduğu da ortaya çıktı.

Amerikan karşıtlığı; kimine göre yüzde 80’ler civarında, kimine göre yüzde 94’lere dayandı.

Bu somut olgular karşısında; Amerikancı olmak ve İngiltere’nin hazırladığı politikaların içerisinde yer almak; Türkiye Cumhuriyeti’ne ve bu Cumhuriyeti kuran atalarımıza en büyük saygısızlıktır…

CHP gibi bir partinin böyle bir ihanet içerisine yer alması ise affedilir gibi değildir!

İnanmak istemediğimbu ihanet planının doğru olması halinde, Cumhurbaşkanlığıaltın tepsi içerisinde Erdoğan’a hediye edilmiş olacaktır…

***

Y-CHP yönetiminin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i sahiplenmesi ise anlaşılır gibi değildir.

Neymiş efendim, seçimle gelen seçimle gidermiş!

Dersimli Kemal; son yerel seçimlerde; ortak aday Mansur Yavaş’ın kazandığı, Gökçek’in seçimlere şaibe karıştırdığını, hile yapıldığı ve bu yüzden Gökçek’in belediye başkanlığının meşru olmadığı savunuyordu…

Demek ki, yalan söyledi!

Meğer, Gökçek hile ile değil, seçimle gelmiş…

Peki, Erdoğan da seçimle gelmedi mi?

Anayasa referandumu da bir seçim değil miydi?

Ankara’dan İstanbul’a neden yürüdük o zaman?

Genel Başkanlık koltuğunu garantilemek için mi?

Y-CHP yönetimi, geçmiş seçimlerle ilgili söylediği iddialı sözlerin tümünü geri aldı.

Üstelik kendilerini de yalanlayarak, yalancı olduklarını ikrar ederek!..

CHP’, Yeni CHP’ye (Y-CHP) dönüştürüldükten sonra; önce HDP/PKK’nın hizmetine verildi, ardından FETÖ’ye, şimdi de Gökçek’e sunuluyor…

***

Kılıçdaroğlu grup konuşmasında; Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına sokulduğunu vurguladıktan sonra, “Türk askerinin İdlip’e girmesi ve Esat’ın yanında yer alma stratejisi kime ait?” diye sorarak, Türkiye’nin yeni bir rotaya girmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Y-CHP, ABD’nin politikalarını desteklemekle, iktidara geldiğinde emperyalizmin hizmetinde olacağını açık açık ilan ediyor…

Emperyalizmi ilk defa yenenlerin kurduğu parti, bugün emperyalizmin hizmetine girmek için olmadık şaklabanlıklar yapıyor…

Atalarımız, “el yordamıyla gerdeğe girmek” deyimini böyle durumlar için söylemişler!..

Cemil Can

DİPNOT:

(*) https://www.aydinlik.com.tr/ingiltere-nin-adayi-gul-ismet-ozcelik-kose-yazilari-ekim-2017

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

 

turkiyedeki-abd-nato-usleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Valiler Toplantısında Türkiye’nin İkinci Kurtuluş Savaşı verdiğini söyledi.

“Türkiye içeriden ve dışarıdan kuşatılmaya çalışılıyor” dedi.

Birinci Kurtuluş Savaşı’nı emperyalist devletlerin piyon olarak öne sürdüğü Yunanistan’a karşı vermiştik.

Savaşı kazandık ve 1923’te bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kurduk.

Aradan geçen 94 yıl içerisinde adım adım yeniden emperyalizme bağımlı hale geldik.

14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimlerde oyların yüzde 53,5’ini alarak iktidara gelen Demokrat Parti (DP), Çiftçiyi Topraklandırma Yasası’na karşı gelen CHP’nin parti içi muhalefeti tarafından kurulmuştu.

Kapitalizmi savunuyorlardı, anti-emperyalist olduklarını söylemek inandırıcı olamaz…

Bu “demokrat” ekip, 1952’de Türkiye’yi Kuzey Atlantik Paktı’na soktu.

1953 yılında CHP’nin edindiği malları hazineye aktardılar.

Halkevlerini kapattılar ve Köy Enstitülerini öğretmen okullarına dönüştürdüler.

Buna rağmen; 1954’de yapılan seçimlerde, oylarını yüzde 57’ye çıkarttılar.

Tarih tekerrür ediyor gibi…

Demokratlar, NATO standartlarına uymadıkları için; uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir Tank Fabrikası ve Kırıkkale Silah Fabrikasını kapattılar…

Türkiye’yi emperyalizme bağımlı hale getiren ve İkinci Kurtuluş Savaşı vermek zorunda bırakan politikaların kilometre taşlarını; kendilerini sağcı-muhafazakar-liberal olarak nitelendiren partiler ve onların siyasi devamı olduğunu savunan partiler döşedi.

İlginçtir:

Türkiye’nin İkinci Kurtuluş Savaşı verme ihtiyacı içine girdiğini Devlet katından ilk defa bu siyasi çizginin mirasçısı olduğunu söyleyenler dillendiriyor…

Bir başka ilginçlik ise:

Birinci Kurtuluş Savaşı’nı verenlerin partisi CHP, köşesinden olup bitenleri izlemekle yetiniyor!

***

Valhasıl Türkler tuhaf insanlardır:

15 yıldır AKP’nin dış politikasını alkışlayan AKP tabanı, şimdi ABD’nin Irak ve Suriye’de ne işi var demeye başladı.

ABD’nin DEAŞ (IŞİD) ile mücadelesinin bahane olduğunu da nihayet anladılar.

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli:

“ABD’nin YPG terör örgütüne 45-50 bin kişilik bir orduyu donatacak silah-mühimmat desteği sağladığını” IŞİD bittiğinde bu silahların Türkiye’ye döneceğini söyledi.

Model ortağımız ve müttefikimiz ABD’nin, Suriye’nin Kuzeyine 3 bin TIR silah gönderdiği biliniyor.

Emperyalistlerin kara gücü PKK-PYD, Kuzey Irak’ta “Bağımsızlık Referandumu” yaptı.

Barzani yönetiminin arkasında ABD’nin olduğu, Dışişleri Bakanı Tillerson’ın referandumdan iki gün önce Barzani’ye yazdığı mektupla ortaya çıktı. (1)

Ağustos başında “referandumu erteleyin” (2) şeklinde açıklamalar yapan Tillerson, bu mektubunda:

“Elbette bu sürecin sonunda görüşmeler karşılıklı olarak kabul edilebilir bir sonuca ulaşmaz veya Bağdat’tan iyi niyet gelmemesi nedeniyle başarısız olursa, referandum düzenleme ihtiyacınızı tanıyacağız” dedi…

Mektupta: “Kürdistan Bölgesi ve peşmerge IŞİD karşıtı Uluslararası Koalisyon’da kilit ortaklarımız olmaya devam edecek” denilerek, ABD’nin terör örgütü PKK-PYD ile ortaklık yaptığı resmi belgeye de bağlanmış oldu…

Zira peşmerge, PKK, PYD ve YPG hepsinin aynı örgüt olduğu artık gizlenmiyor…

***

ABD, her seviyedeki elemanlarına sahip çıkıyor:

Fetullah Gülen Hoca Efendiyi baş tacı yaptılar.

Adana Konsolosluğu görevlisi Hamza Uluçay, ajanlık yapabilecek niteliklere sahip olanları tespit edip Konsolosluğa bildiriyordu, ona da sahip çıktılar.

ABD’deki FETÖ bağlantılı bir vakıftan her ay maaş aldığı tespit edilen Rahip Andrew Craig Brunson’un, FETÖ Ege Bölgesi Sorumlusu Bekir Baz ve PKK ile ilişki içerisinde olduğu iddianameye girdi.

ABD, papazın serbest bırakılması için 3 kez talepte bulundu…

İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz, FETÖ’cü polislerin yakın çalışma arkadaşıydı.

ABD Adalet Bakanlığı Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi mensubu sıfatıyla operasyonlara katılıyordu!

Tutuklanınca Türkiye ile ABD arasında vize krizine neden oldu…

Türk vatandaşı olduğu bildirilen bir ajan daha İstanbul Başkonsolosluğunda gizleniyor.

TR-… kod numarası verilmiş olanlar hakkında ise henüz işlem yapılmaya başlanmadı!

***

TSK ile emperyalist güçler Suriye ve Irak’ın Kuzeyinde namlu namluya geldiler.

Bağdat, “Kerkük’teki PKK varlığı savaş ilanıdır” diyor.

Türkiye tarafından bakılınca, bu savaşın adını İkinci Kurtuluş Savaşı olarak koymakta bir yanlışlık yok.

Birinci Kurtuluş Savaşımızda bize yardım edenler, bu defa açıktan yanımızda yerlerini aldılar.

Sayıları da oldukça fazladır…

İç cephede bozgunculuk yapanlar, her zamanki gibi görevlerinin başındadır…

Onlar da dedelerinin yarım bıraktığı işi tamamlamaya çalışıyor, işgal subayları ile kol kola girecekleri günün özlemi ile yanıp tutuşuyorlar!

Kesin olan bir şey var ki:

Emperyalizmi tarihinde ilk defa yenen bu şanlı Ordu, ikinci sefer de yenecektir!..

Türkiye yeniden bağımsızlığına kavuşacak…

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.rudaw.net/mobile/turkish/kurdistan/141020177

(2) http://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/110820174

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CIA’NIN ELİ HER YERİMİZDEDİR!..

meral-akşener

Cumhurbaşkanı Erdoğan, istifa etmesini istediği AKP’li 59 belediye başkanı ile ilgili olarak:

“Belediyelerde görevden alınmanın iki yöntemi vardır. Partiden ihraç veya görevi ihmal veya kötüye kullanmaktır. Tabii ki biz bu yolları denemek istemiyoruz” dedi.

Görevini ihmal eden veya kötüye kullanan belediye başkanı (varsa) bunlar hakkında işlem yapmamak da görevi ihmal ve kötüye kullanmaktır!

Suç işleyen kendi partililerini korumak, devlet adamlığına yakışmaz!

Belediye başkanlarının suç işlemediği bilindiği halde, AKP kan kaybediyor diye, suç işlemiş muamelesine tabi tutularak görevden alınmaları ise ayrı bir hukuksuzluk olup, hiçbir şekilde kabul edilemez…

Kendilerinin veya yakınlarının FETÖ ile bağlantılı olmaları gizlenerek, uydurma nedenlerle seçilmiş insanların görevden alınmaları, hukuk devletinde savunulamaz.

Hukuk devleti ilkesinin içinin boşaltılması ve tek adam yönetimine geçilmesinin sonuçlarından biri budur işte…

Hiç kimse için hukuk güvenliği kalmadığını söylemek abartı değildir…

***

Devlet adamlığı ile bağdaşmayan tutumlardan birini de adı Devlet olan Bahçeli sergiledi:

5000 ülkücünün Kerkük’e gitmek için hazır olduğunu söyledi.

Dikkat buyurun askere gitmek için değil, Kerkük’ü gitmek için hazırlar diyor.

Bahçeli ülkücüleri silahlandırıp Kerkük’e gönderebilir mi?

Bahçeli’ye göre, Kerkük ve Musul’un ilk çıkacak karışıklıkta alınması gereken toprak parçalarıdır!

Plaka numaralarını bile 82 ve 83 olarak belirlemiş.

Türkiye Cumhuriyeti’nin komşu ülkelerle “Irak’ın toprak bütünlüğü” konusunda anlaşmaya vardığı günlerde, iktidarı destekleyen bu partinin; anlaşmaların tam aksine talepleri gündeme getirmesi, hem MHP tabanı açısından hem de ülkemiz açısından büyük talihsizliktir…

***

Devlet Bahçeli ve etrafındaki oligarşiye karşı yükselen muhalefet hareketi ise bir türlü rotasına oturtulamadı…

Başta ABD olmak üzere, küresel güçler elini bu hareketin içerisinden çekmiyor.

Kurulacak yeni partinin kamuoyuna sızdırılan Taslak Program Metni’nde (*) bu çabanın etkisi görülüyor.

140 sayfalık taslak programda değinilmemiş konu yok gibi.

FETÖ için:

FETÖ, klasik bir terör örgütü değildir. FETÖ, devlet personel ve kaynaklarını kullanan bir casusluk ve terör yapılanmasıdır “ (s.18) doğru testipi yapıldıktan sonra; “Küresel ve bölgesel terörle mücadele kapsamında, terör örgütlerinin amaç ve hedeflerini ayırmaksızın BM, AGİT ve NATO ile uluslararası her türlü işbirliği ve koordinasyon sağlanacaktır” (s.19) denerek, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasında CIA ve NATO parmağı olduğu gerçeği görmezden geliniyor.

Yetmezmiş gibi:

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu ikili ve çoklu uluslararası antlaşmalara uygun hareket edecek ve üyesi olduğu uluslararası kuruluşlardaki sorumluluklarını yerine getirmeye devam edecektir. Sorumluluklarını yerine getirirken, müttefik ve ortaklarının Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda kararlı ve ısrarlı bir tavır içinde olacaktır” (s.128) denilerek; NATO‘ya müttefiklerin savunma örgütü payesi veriliyor…

Taslağı kaleme alanların Amerikan hayranlığı başka yerlerde de geçiyor:

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin önemli müttefiklerinin arasında yer almaktadır. ABD ile ülkemiz arasında derin, çok yönlü ve köklü bir işbirliği mevcuttur. Partimiz bu iş birliğinin eşit, saygın, egemen iki ülke ilişkileri olarak geliştirilerek devam etmesini arzu etmektedir.

ABD ve Türkiye’nin birbirleri için güvenilir ortaklar ve müttefikler olduğunu düşünüyoruz. Türkiye ile ABD’nin önemli ikili işbirliği projelerini gerçekleştirebileceği, her iki tarafın güvenliğine katkı sağlayacak bir ortaklık oluşturabileceğine inanmaktayız. İlişkilerin de bu yönde gelişmesi için samimi ve somut çabalarımızı ortaya koyacağız.” (s.129)

Program, sanki 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin içinde NATO’nun tanker uçakları olmadığını kanıtlamak amacıyla yazılmış gibi…

Yunanistan’ın 152 ada, adacık ve kayalığımızı işgal etmesine ise utangaç ifadelerle değiniliyor:

Bunun yanında Yunanistan uluslararası anlaşmaların temel hükümlerine aykırı davranışlarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliğini ve bağımsızlığını ihlal eden bir pozisyondadır. Yunanistan’ın taciz, tehdit ve ülkemizin egemenliğini ihlal eden davranışlarını sürdürmesi kabul edilemez.” (s.133)

Anlaşılıyor ki, Meral Akşener Genel Başkanlığında kurulacak yeni parti, Türkiye’nin Batı Blok’u içerisinde kalmasını savunacak…

Taslakta:

Ülkemizin savunma politikası da Batı güvenlik sistemine entegre olmuştur. Savunma politikasında en üst şemsiye olarak NATO bulunmaktadır. Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamasına engel değildir. NATO bir askeri-siyasi yapılanma olup aynı zamanda üyelerinin savunma ihtiyaçlarını da karşılamaktadır“ (s.134) denilmektedir.

Amerikan karşıtlığının yüzde 95’lere yaklaştığı bir dönemde; yeniden Amerikancılığı öne çıkaran bir partinin başarı şansı olabilir mi?

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma füzelerini satın alıp, rotasını Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) doğru yönlendirdiği günlerde, yeni partinin NATO severliğinin Türk halkında karşılığı ne olacak, pek yakında göreceğiz…

***

Bu tespitlerden sonra, 25 Ekim’de kurulacağı söylenen yeni partinin kurucuları için şunları söyleyebiliriz:

ABD, “güvenilir dost” ise siz değilsiniz!

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin başarısız olmasından da mı memnun kalmadınız?

ABD ve NATO ile Ortadoğu’da ortak politikalar sürdürülmesini savunduğunuza göre, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden BOP‘a da karşı değilsiniz!

Bir taraftan “terörle mücadele” edilmesi gerektiğini söylerken diğer yandan terör örgütünün sivil uzantısı ile “müzekere etmek” çelişki değil mi?

Sivil siyasetle konuşmak” başka ne anlama gelebilir?

AKP’nin terkettiği “açılım” politikalarına dönülmesi, AB ve ABD’nin isteği değil mi?

Bu talepleri dile getiren ideolojisiz bir parti var zaten!

CHP bu amaçla ele geçirilmiş ve Y-CHP’ye dönüştürülmüştür.

Üstelik onlar sizden daha cesurlar:

Onların istekleri arasında “eşit vatandaşlık”, “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın çekince konulan maddelerinin imzalanması da var…

Y-CHP dururken size neden ihtiyaç olsun?..

Asıl programda bu hususlar kaldırılmazsa yeni parti ölü doğar!

***

Oysa Türk halkı, “Akşener Hareketi”ni Türk halkının kurtuluşu yolunda atılmış önemli bir adım olarak görüyordu:

MHP’deki ideolojik sapmaya karşı çıkış; AKP’ye benzemeye ciddi bir itiraz, onurlu bir başkaldırıydı.

Lider sultası”na bu dikiliş, “parti içi demokrasi”nin önemine de vurgu gibiydi.

MHP’de başlayan bu diriliş, CHP tabanını da silkeleyip uyandırabilirdi…

Hepsinden önemlisi “Meral Akşener” hareketi AKP’den oy koparabilir, tek başına iktidarını engelleyebilirdi…

Henüz vakit geç değil!…

Cemil Can

DİPNOT:

( * ) http://odatv.com/images/resimler/Parti%20Program%C4%B1%20O_K_%2023_09_2017%20V1.pdf

CEHENNEM’E KADAR YOLUN VAR!..

baykal

PYD Lideri Salih Müslim, Şarku’l Avşat gazetesine yaptığı açıklamada; Kuzey Irak’a müdahalede bulunulması halinde YPG’nin burayı savunacağını söyledi.

KDP ile aralarındaki ihtilafların teferruat olduğunu belirten Müslim: “Kürdistan halkına saldırı yapılması halinde onları savunmaya hazırız” dedi… (1)

PYD Eş Başkanı Hediye Yusuf da Kuzey Irak’a ambargo uygulanması halinde; PYD kantonlarının kapılarının açık olacağını söyledi.

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun terör örgütü olarak görmediği (2) YPG‘ye, ABD’nin verdiği ağır silahların Türkiye’ye karşı kullanılacağı çok açıktır.

Ulusların kaderlerini tayin etme hakkı” arkasına sığınarak bu hain politikaları destekleyenler hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde düşmanlarımızla işbirliği içerisindedirler…

Uluslar kaderlerini tayin ederken, başka ulusların da kaderlerini tayin ediyorlarsa, bu bir hakkın kullanılması olamaz!

***

ABD, Suriye Ordusu Deyrezor’u ele geçirmeden önce PKK’nın bölgeye girebilmesi için IŞİD unsurlarının geri çekilmesini sağlamıştı.

ABD, Suriye Ordusu önünde direnemeyen IŞİD militanlarını helikopterlerle Irak içlerine doğru taşıdığını Rus yetkililer doğruladı…

Bir kez daha ortaya çıktı ki, PKK/PYD, FETÖ ve Barzani gibi IŞİD’in de kontrolü ABD’nin elindedir.

ABD Dış İşleri Sözcüsü Heather Navert, bir soru üzerine Kuzey Irak’a yapılacak olan askeri bir müdahaleye karşı çıkacaklarını söyledi.

Başka bir soruya verdiği yanıtta ise referandumun Irak Anaysası ve yasalarında dayanağının bulunmadığını söyledi…

ABD, her durumda haklı çıkacak şekilde açıklamalar yapıyor!

ABD, Ortadoğu’da kaybediyor demektir…

***

Esat rejimi Suriye’de büyük ölçüde kontrolü sağladı.

O halde ABD’nin IŞİD ile mücadele bahanesi ile PKK/PYD’ye silah göndermeye devam etmesinin anlamı nedir?

Bu sorunun yanıtını da İran İslam Cumhuriyeti Genelkurmay Başkan Yardımcısı v e İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Seyyid Mesut Cezayiri‘den alalım:

“Biz Suriye ve Irak’taki operasyon meydanlarında ABD uçakları ve helikopterlerinin nasıl IŞİD güçlerine yardım ettiğine tanık olduk. IŞİD için büyük bir öneme sahip olan stratejik sevkiyatlar yaptıklarını yakından gördük. İster operasyon sahasında ister istihbarat ve lojistik destek olsun buna benzer onlarca örnek mevcut. ABD’liler IŞİD terör örgütünü destekleyip güçlendirebilmek için ellerinden geleni yaptılar.” (3)

Rus Savunma Bakanlığı Sözcüsü Igor Konasenkov:

“Suriye Demokratik Güçleri (SDG) militanları Rakka’dan Deyrezor’a sevk edilerek IŞİD saflarına sokuldu” dedi… (4)

***

Yakın çevremizde bu kadar sıcak gelişmeler yaşanırken, soğuk namlular üzerimize çevrilmişken ana muhalefet partisi Y-CHP’nin sessizliğini anlamak mümkün değildir.

İstanbul Büyükşehir Beldiye Başkanlığı görevinden istifa eden AKP’li Kadir Topbaş için Y-CHP’nin İstanbul İl Başkanı “adalet” istedi…(5)

Fındık ve üzüm mitingleriyle vakit geçiren Dersimli Kemal, acaba Barzani için de bir “adalet yürüyüşü” düzenleyebilecek mi?

***

Kaset kumpası soruşturması Deniz Baykal‘ın suratında tokat gibi patladı…(6)

FETÖ’nün ne alçak bir örgüt olduğu bir kez daha anlaşıldı.

Bu soruşturma ile Deniz Baykal’ın da “siyasi mevta” haline geldiği kesinleşti…

CHP’ye oy veren bir seçmen olarak, ona söyleyeceklerim var:

“Sayın” Baykal;

İstifa dilekçenizde; bu kaset işinde Pensilvanya’nın katkısı olmadığını özellikle vurgulamıştınız.

O gün milyonlarca partili gibi benim de başım öne eğikti, size inanmıştım.

Kendinizi bırakıp, Fetullah Gülen’i aklama çabası içerisindeydiniz…

Bunların hiçbirini unutmuş değiliz.

(Video kayıtlarınız siyasi rakipleriniz gibi bizim de elimizdedir!)

Evli bir kadın olan sekreterinizle yaşadığınız gizli “aşk“, bizi hiçbir zaman ilgilendirmedi.

O eşleriniz arasındaki bir sorun olarak kayıtlara girdi.

Bizim soracağımız sorular daha başkadır:

Bayan Nesrin Baytok’u, daha sonra Ankara milletvekili olarak seçilecek sıraya yerleştirdiniz ve seçilmesi sağladınız…

CHP milletvekili olarak bu hanımın, millete ne gibi hizmetleri dokundu?

Ne özelliği vardı?

CHP’ye ne kattı?

Yeni insanlar mı kazandırdı?

Örnek bir partili olarak onu gösterebilir misiniz?

Veya siz örnek misiniz?

CHP’de bir yerlere gelebilmek için “Fildişi Evleri”nde genel başkanı ağırlamak şart mıdır?

CHP, sizin babanızın malı mıdır?

CHP’ye oy veren 11 milyon üzerindeki seçmene, bu muameleyi reva görmek hakkını nereden aldınız?

Sizin bu zaafınız yüzünden, Dersimli Kemal parlatılıp Atatürk’ün koltuğuna oturtulmadı mı?

Kuvayı Milliyecilerin partisini; PKK/HDP’nin hizmetine sokan bu sürecin baş sorumlusu olarak hesap vermeyecek misiniz?

Halk Partililerden bir özür de mi dilemiyeceksiniz?…

Utanmadan bir de TBMM Başkanlığına aday oldunuz.

Duyduğumuza göre 2019 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için nabız yokluyorsunuz.

SİZİN OLASI ADAYLIĞINIZ RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN BİR DÖNEM DAHA CUMHURBAŞKANLIĞINI GARANTİLEMESİ SONUCUNU DOĞURUR…

İki kere iki dört eder gibi bir gerçekliktir bu tespit…

Bu kadarını da mı anlayamıyorsunuz?

Siyasi hırsınız aklınızın önüne mi geçti?

Yoksa siz de bir görevi mi yerine getiriyorsunuz?

Bu halk size bundan sonra oy verir mi sanıyorsunuz?

Ekmeleddin bile sizden çok oy alır…

O iğrenç suratını görmekten bıktık…

Defolun gidin artık.

Cehennem’e kadar yolunuz açık!…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://qha.com.ua/tr/siyaset/salih-muslim-den-turkiye-ye-kustah-tehdit/159879/

(2) http://www.ulusal.com.tr/gundem/kilicdaroglundan-olay-sozler-h39403.html

(3) http://odatv.com/abdnin-turkiye-ve-suriye-icin-yeni-senaryosu-2909171200.html

(4) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201709211030238787-konasenkov-dsg-deyr-ez-zor-transfer/

(5) https://www.birgun.net/haber-detay/chp-nin-ibb-baskanligi-icin-adayi-imamoglu-181556.html

(6) https://www.aydinlik.com.tr/baykal-a-yonelik-kaset-kumpasi-sorusturmasi-tamamlandi-turkiye-eylul-2017-3

EMPERYALİZMİN YEDEK GÜÇLERİ!..

harita_1

Fındıkta adalet” ararken geldik 25 Eylül’e…

Bölge ülkelerinin uyarılarına rağmen Barzani bağımsızlık referandumunu yapmakta kararlı.

Habur sınır kapısını kapatsak, petrol sevkıyatına izin vermesek geri adım atmaz mı acaba?

Sınırdaki tatbikatı umursamıyor, Türkiye’ye karşı savaş da ilan edebilecek mi?

Barzani’nin Peşmergesi, PKK , PYD, YPG ve DSG hepsi bir elin parmakları gibidir.

Silahlı ayrılıkçı Kürt terör örgütleri Ortadoğu halklarının başına bela olmuştur…

ABD’nin bölgedeki kara gücü olarak görev yapıyorlar.

Arkalarında Amerika var!

Asıl düşman Amerika’dır, emperyalizmdir…

***

ABD, şimdiye kadar bu terör örgütlerinin paravan yapılanması Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) 1480 TIR ağır silah ve zırhlı araç gönderdi. (1)

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un “yedek güçler” olarak isimlendirdiği; Afganistan, Suriye ve Irak’taki 56 bin kişilik askeri güç için, 2018 bütçesinden 55 milyar dolar ayrıldı. (2)

Kuzey Irak’taki 36 bin kişilik peşmerge gücüne maaş olarak 365 milyon dolar ödenmesi öngörülüyor.

Kara gücü değil mi?

***

ABD, “Bağımsız Kürdistan”ın kurulmasına itiraz etmiyor, sadece zamanlamayı yanlış buluyor. (3)

İsrail ise açıktan destek veriyor…(4)

Barzani’nin odasındaki haritada 25 ilimiz “Kürdistan” sınırları içerisinde gösteriliyor.

Barzani’nin televizyonu RUDAV, her akşam verdiği hava tahminlerinde, bu illerimizi uydurdukları Kürtçe isimlerle sahipleniyor…

Her şey son derece açıktır.

***

“Referandum”un toprak bütünlüğümüzü hedef aldığını bir tek gizleyen, Y-CHP’nin HDP kanadı kaldı:

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, referandumu “hak” olarak gördüğünü ve “savaş sebebi olamayacağını” açıkladı. (5)

Y-CHP yönetiminde etkin olan bu grup, tezini “Self Determinasyon”a (Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı) dayandırıyor. (6)

Oysa, Kürtler bu referdandum ile kendi kaderlerini değil, birlikte yaşadıkları diğer ulusların (Araplar, Türkmenler, Keldaniler ve Asuriler) kaderini tayin edecekler!..

Bir ulusa hakkını verirken diğer ulusların haklarını yok etmek, bir hakkın kullanılması olarak kabul edilemez!

Günümüzde emperyalizm, ulusların kaderini tayin hakkını milli devletleri parçalamanın aracı olarak kullanmaktadır…

Parçalanan devletler, bağımsızlıklarını yitiriyor ve her bakımdan emperyalist devletlerin hegemonyası altına girmek zorunda kalıyorlar…

Yakın geçmişte örneklerini yaşayarak gördük.

Dolayısıyla, ulusları böyle bir sonuca götüreceği açıkça belli olan “ulusların kaderini tayin hakkı”nın kullanılması desteklenemez!

***

Y-CHP’nin CHP kanadı ise ülke çıkarlarını gözetmeye çalışıyor:

Referandumu gayrimeşru (7) ilan eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, “Siyasi, ekonomik ve askeri tedbirler içeren bir paket hazırlanmalı” diyerek, refaranduma engel olunmasını savunuyor… (8)

***

Silahlı İnsansız Hava Araçları’nın (SİHA) Hakkari’de PKK’lıları vurması üzerine de Y-CHP’nin HDP/PKK kanadı ortalığı ayağa kaldırmaya kalkıştı.

Kemal Kılıçdaroğlu, yine TR-705 kod numaralı Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nu sahneye sürdü:

Tanrıkulu:

SİHA’lar sivilleri vurdu” dedi. (9)

Ardından Dersimli mikrofonu aldı:

Öldürülenler için, “Terör örgütüne destek olabilirler, terörist olabilirler ama orada silah olması lazım. O da yok” diyerek, her zamanki gibi TR-705’e sahip çıktı…(10)

Emekli Komutan Mustafa Önsel, SİHA’ların vurduğu kişilerden birinin “Piro Ahmet” kod adlı Abdullah Sönmez, diğerinin de “Givara Cemal” kod adlı Yusuf Öztürk olduğunu ODA TV’de açıkladı. (11)

Yaralı olarak kurtulup hastaneye kaldırılanların da PKK işbirlikçisi olduğu anlaşılıp tutuklandığı ortaya çıktı…

***

CHP’nin PKK hizmetine verildiğini ve Y-CHP adıyla bu görevi yapmakta olduğunu gösteren bu son iki örnek gerçekten ibret vericidir.

Adalet Kurultayı”nda “Demokrasi İçin Birlik” çağrısıyla yapılan ve eski HDP Milletvekili Levent Tüzel‘in yöneticiliğini yaptığı “Örgütlü Toplum ve Adalet” konulu çalıştayın amacının, halkı aydınlatmak değil, kamuoyu önüne çıkma sorunu yaşayan PKK’lılara CHP’nin olanakları bu fırsatı yaratmak olduğu anlaşıldı…

CHP’nin kurumsal olarak düzenlediği bir etkinlikte, yöneticiliğin PKK’nın Meclisteki uzantısı olan HDP’nin eski bir milletvekiline bırakılması başka ne anlama gelebilir?

Nitekim raporun içeriği ile de PKK ile FETÖ’ye kol kanat gerilmiştir… (12)

Her gün yeniden ortaya çıkmaktadır ki, CHP’yi işgalden kurtarmadan Türkiye’nin kurtuluşu çok zor olacaktır…

İmkansız değil!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/abd-den-pkk/pyd-ye-90-tir-silah-daha-dunya-eylul-2017

(2) https://www.aydinlik.com.tr/36-bin-pesmergeye-365-milyon-dolar-dunya-eylul-2017-1

(3) https://www.amerikaninsesi.com/a/barzani-referandum-kararindan-vazgecmiyor/3903126.html

(4) https://tr.sputniknews.com/analiz/201709151030151225-israil-bagimsiz-kurt-devleti-kurma-fikrini-neden-destekledi/

(5) http://www.ntv.com.tr/video/turkiye/engin-altay-referandum-karari-savas-gerekcesi-degildir,9JeLvz8LUE-iYUK6nwkgnA

(6) http://akademikperspektif.com/2014/03/25/uluslararasi-hukukta-self-determinasyon-hakki/

(7) https://www.aydinlik.com.tr/barzani-nin-yayin-organi-ozturk-yilmaz-i-hedef-aldi-dunya-eylul-2017

(8) http://www.ntv.com.tr/turkiye/chpli-ozturk-yilmaz-barzaniye-24-saat-sureverilmeli%2cPOaUtd8yhE-p0qALy0z-Qg

(9) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201709101030074166-sezgin-tanrikulu-siha-sivil-kesin-bilgi/

(10) http://www.kanalahaber.com/haber/siyaset/kilicdaroglu-terorist-olabilir-ama-elinde-silah-yok-372837/

(11) http://odatv.com/peki-hakkaride-aslinda-ne-oldu-1409171200.html

(12) https://sendika62.org/2017/09/demokrasi-icin-birlik-orgutlu-toplum-ve-adalet-raporunu-yayimladi/

BEŞİNCİ KOL YENDE KALMAZ!..

s

 “Yasemin Devrimi” Suriye’de takılınca; El-Nusra, ardından IŞİD devreye sokuldu.

Suriye ve Irak’ta etnik temizliğe başladılar.

ABD, bu katiller sürüsünün boşalttığı alanlara PKK/PYD‘yi yerleştirdi.

Emperyalizme ve faşizme karşı savaşmak amacıyla kurulan PKK, sonunda ABD’ye kara gücü oldu.

Marksist-Leninst olduğunu ilan eden pek çok “sol” örgüt de PKK’nın peşine takılıp, “Halkların Birleşik Devrimci Hareketi” adı altında sözde “güçbirliği” yaptılar. (1)

Hep birlikte küresel güçlerin piyonu olmayı kabul ettiler.

Emeği savunmak, emperyalizmle savaşmak ve özgür yaşamak için mücadele eden bu örgütlerin, sonunda emperyalist gizli servislerinin elinde silah olması ayrı ve acı bir öyküdür…

Lanet olsun onlara geçmişte verdiğim değerlere…

Tek ayakta kalan, emperyalizme tarihinde ilk defa ağır bir yenilgi yaşatan Mustafa Kemal’in düşünceleri ile askerleridir…

Nokta…

***

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi, bölge ülkelerinin ve özellikle de Şangay İşybirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) sağlam duruşu ile ciddi sarsıntı geçirdi.

Türkiye’nin güneyinde “İkinci İsrail”in kurulması projesi darbe üzerine darbe yiyor.

Son olarak Rusya’nın Suriye’de PKK/PYD’yi bombalaması (2) o cephede şok etkisi yarattı.

Ahmet Davutoğlu ile başlayan “Eset politikası” yıllar sonra “Esat”a dönüşmesi Türkiye açısından bir dönüm noktasıdır.

Kuzey Atlantik Paktı’nda (NATO) yerimiz olmadığını nihayet anladık.

Küresel güçler, Çin’den satın alınmak istenen hava savunma sistemlerine engel oldular ama Rusya’dan alınan S-400 füzeleri önünde diz çökmek zorunda kaldılar…

Türkiye rotasına girdi…

***

Bugün S-400’lerin NATO’nun savunma sistemleri ile “uyumlu” olmadığını masalını dinleyen kalmadı.

Bir önceki versiyonu olan S-300‘leri Yunanistan satın almıştı, o zaman “uyum” sorunundan söz eden olmamıştı.

S-400’ler nedeniyle bir tek ABD “endişeli” olduğunu açıkladı.

Bir de Y-CHP endişeleniyor nedense!?

Kemal Kılıçdaroğlu (KK), S-400’lerin alınmasına karşı. (3)

KK’nın bilgisi içerisinde RUDAV’a konuşan ve PKK/HDP ile ittifakı savunan (4) Erdal Aksünger de S-400’lerin “uyumsuzluğu” konusunda itirazını açıkladı!

Demokrat Parti’den Senatör Ben Cardin ise, Politico dergisine verdiği mülakatta; Türkiye’nin NATO üyeliğinin tartışılmasını istedi. (5)

NATO adına yapılan açıklamada:

“Üyelerimiz alacakları ekipmanlara kendileri karar verir” denildi…

Saldırı silahı olmayan, sadece savunmaya dönük bu füzelere itiraz eden Batı, Türkiye’yi elinden kaçırmak üzeredir…

Müttefik” bir ülkenin kendini savunmasına neden itiraz ediyorlar, açıklayan yok tabii!..

***

“Suriye’de ne işimiz var” diyerek, Fırat Kalkanı harekatına karşı çıkanlar, bilerek/bilmeyerek düşman saflarında yerlerine aldılar.

Harekat IŞİD ile sınırlı olmalı” diyerek PKK/PYD’ye kol kanat gerenler de aynı durumdadır.

Toprak bütünlüğümüzü açıkça tehdit eden emperyalistlerin bu alçak planına karşı, bölge ülkelerinin birlikte karşı koyması en akıllıca iştir.

Türkiye’nin ŞİÖ ile birlikte hareket etmesi bölge ülkelerinin yararınadır.

Denebilir ki, 15 yıllı AKP iktidarının desteklenecek en önemli icraatı bu olacaktır…

İdlip konusundaki tutumumuz, Ortadoğu halklarının kaderini belirleyecek önemdedir.

Türkiye var gücü ile bu emperyalist saldırıya karşı koymalı, Türk halkı top yekun TSK’nun arkasında durmalıdır.

AKP’ye karşıtlık olsun diye milli duruşa iştirak etmeyenlerin, 5. kol faaliyeti (6) yürütenler olarak anılacaklarına kimsenin kuşkusu olmasın…

Gün gelir 5. kol kırılır, yen içerisinde de kalmaz!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/120320163

(2) https://www.ulusal.com.tr/dunya/son-dakika-rus-ucaklari-ypgpkk-yi-vurdu-cok-sayida-terorist-oldu-h175800.html

(3) http://www.ensonhaber.com/kemal-kilicdaroglu-s-400lerin-alimina-karsi.html

(4) http://www.rudaw.net/turkish/middleeast/turkey/110920172?keyword=Erdal%20Aks%C3%BCnger

Rûdaw’a konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanı Erdal Aksünger, şunları söyledi:

Gerçek bir demokrasi, insan hakları, özgürlük ve basın özgürlüğü için demorasiyi isteyen her platform ve taraf bence bir araya gelmeli. Hiçbir şekilde aksini düşünmüyorum. Demokrasi ve barışın canlanması için gerek HDP, gerek ise diğer taraflar, kim olursa olsun aynı platformda bir araya gelmemiz lazım.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Osman Baydemir ise, konuya dair şunları kaydetti:

Olması gereken ilk iş, Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerinin ortak ilkelerde, ortak paydalarda, öncelikle seçime dair fırsat eşitliğinin ve seçim güvenliğinin, fikir hürriyetinin, OHAL dışında, olağan bir rejimin içerisine Türkiye’yi bir kez daha geri göndermenin çabasında ortaklaşmaları gerekiyor.

(5) http://www.politico.com/story/2017/09/14/turkey-russia-purchase-may-trigger-sanctions-242725

(6) Beşincikol, fiilî müdahale ile ele geçirilemeyen bir kitleyi ya da devleti propaganda, casusluk, sabotaj ya da terör yoluyla manevî etkiye maruz bırakmak suretiyle müdahaleye uygun hale getirmek ya da fiilî savaş esnasında savaşı daha kolay kazanmak için yapılan her türlü manevî yıkıcılıktır.

İspanya iç savaşı sırasında ünlü Frankist General Emilio Mola Madrit’i aldığı ablukanın ne kadar süreceğini soran gazetecilere: ”Dört koldan kuşattık, beşinci kolumuz da şehirde, çok süreceğini sanmıyorum” demiştir.

Terimin literatüre bu olay nedeniyle girdiği söylenir.

 

CHP ÖZELLEŞTİRİLİNCE

adalet_kurultayi

Bir ülkede muhalefet teslim alınarak yok edilmişse, iktidarı eleştirmek beyhudedir!

Önce muhalefeti kurtarmak ya da yeniden örgütlemek gerekir.

Örgütsüz mücadelenin başarı şansı yoktur!

Nokta.

***

Kimseye danışmadan, parti organlarında tartışmadan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edip, “tıpış tıpış” oy vermemizi izleyen Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, aynı şekilde tek başına “Adalet Yürüyüşü” ile “Adalet Kurultayı”na da karar verdi…

Tek başıma Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceğim dedi, onbinler arkasına takıldı.

Bu eylemlerle halka hangi mesajın verilmek istendiğini merakla izleyenler hayal kırıklığına uğradılar.

Adalet Yürüyüşü”ne PKK’nın verdiği desteği HDP’nin sorunu kabul eden partililer, HDP’nin Diyarbakır’da yaptığı “Adalet ve Vicdan Nöbeti”ne Y-CHP’nin verdiği desteği İstanbul İl Başkanlığı’nın “işgüzarlığı” gibi düşünüp sineye çektiler…

Adalet Kurultayı”nda öne çıkartılan isimler, bu etkinliklerin arkasında bir bit yeniği olduğu kuşkusunu artırdı.

Nihayet yetkili ağızlardan açıkça dillendirilmeyen HDP ile ittifak arayışına Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın hazırladığı raporda(1) yer verilerek CHP’yi işgal altında tutanların gerçek niyeti ortaya serildi…

Dağ fare doğurdu…

Y-CHP yönetimi hendeklere gömülen PKK’yı yeniden görüşme masasına çağırıyordu.

Y-CHP’nin açık çek verdiği “açılıma” devam edilsin isteniyor.

CHP’nin kırmızı çizgilerinden vazgeçmesi öneriliyor.

PKK terörü “Kürt fobisi” olarak isimlendiriliyor.

PKK/HDP ile “güçlü bir ittifak” kurulması çözüm olarak dayatılıyor…

Plana göre 2019’da yapılacak yerel seçimlerde, Doğu ve Güneydoğu’da PKK aday göstermeyecek, CHP’nin göstereceği adaylar desteklenerek yerel yönetimler PKK’ya teslim edilecek…

Son derece kurnazca düşünülmüş!

Böylece CHP tabanına izlediği politikalarla oylarını artırdığı mesajını verirken, PKK’ya da kuvvetli bir koruma kalkanı sağlanmış olacak…

PKK’ya yardım ve yataklık yaptıkları, terör örgütünü övdükleri için tutuklanan HDP’li belediye başkanları bu şekilde tutuklanmaktan da kurtulacaklar.

İlk defa SHP ile HEP’in 1991 milletvekili seçimlerinde uyguladığı bu yöntem sonunda, Abdullah Öcalan’ın gösterdiği adaylar Halk Partililerin oyları ile Meclis’e geldiler.

SHP’nin yüzde 28‘lerde olan oy oranı ise yüzde 20’lere gerilemişti.

Aynı yöntem bir kez daha denenecek!

Bu defa CHP’nin oyları artacak!?

Aynı su ile iki kez yıkanılabilir mi veya aynı malzemeler ile aynı deneyi yapıp farklı sonuçlar alınabilir mi pek yakında göreceğiz.

Biz bu sonucu beklerken de iş işten geçmiş olacak…

Geçmiş olsun CHP, geçmiş olsun Türkiye!..

***

ABD güdümündeki düşünce kuruluşlarının teşviki ile getirildiğimiz nokta gayet açıktır:

Y-CHP, HDP/PKK ile hendeklerde başlattığı ittifakı, yerel seçimlerde ortak aday göstererek sürdürecek!

Doğal olarak adayları da İmralı ile Kandil belirleyecek.

Peki, bu hain plan karşısında CHP’liler ne yapacak?

Dersimli Kemal’in partideki konumu güçlendirildiğine göre, CHP seçmeni gösterilen adaylara “tıpış tıpış” oylarını verecek CHP’yi birinci parti yapabilecek mi acaba?

Bekleyip göreceğiz!

Önümüzde bayağı zaman var ama halkın beklemeye takatı kalmadı…

***

Y-CHP ile PKK’nın ittifakını anladık.

Anlayamadığımız bu ittifaktan ne beklendiği ve tartışmaya açılmayan konulardır.

İttifakın sonunda:

a.) PKK silah bırakacak ve ABD’nin kara gücü olmaktan çıkacak mı?

b.)Yoksa Y-CHP de silahlanıp dağa mı çıkacak?

c.)Ya da şimdi olduğu gibi, Y-CHP ovada, PKK dağda “siyaset” yapmaya devam mı edecek?

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Dersimli Kemal’i lider kabul edip peşinden gidenlerin, çoktan seçmeli bu soruya cevap verebilmeleri gerekir…

***

Bir sorum daha olacak; klasik ve biraz uzunca:

Bu soruya Eşkıya Seyit Rıza’yı önder olarak kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanıt vermesini istiyorum.

Geçenlerde yardımcın Öztürk Yılmaz’ın “Sonucunu tanımayız, Suriye benzeri iç savaşı tatikleyebilir” dediği referandum için “Güney’in de referanduma gitme hakkıdır” dedin. Bunun anlamı referandum sonunda “evet” çıkarsa güney sınırımızda “Bağımsız Kürdistan” devleti kurulabilir demektir. “İkinci İsrail” olacağına en ufak bir kuşku bulunmayan bu yeni devletin kuruculuğuna soyunanlar; Türkiye, İran ve Suriye’den de toprak talepleri olduğunu gizlemiyorlar. Bu durumda HDP/PKK ile ittifak yaparak bölücülüğe hizmet etmiyor musunuz?

Ey! Dersimli’nin Destekçileri!

Siz bu soruya yanıt aramayın…

Sizin göreviniz: Kılıçdaroğlu’nun verdiği yanıtı tekrar etmektir!..

***

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında söylediği:

Nereden bileyim CHP’nin sonsuza kadar benim partim olarak kalacağını” sözleri (2) sayenizde doğrulandı.

CHP’yi özelleştirdikten sonra tek yaptığınız doğru iş bu oldu…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/adalet-kurultayi-ndan-hdp-ile-ittifak-cikti-politika-eylul-2017-3

(2) CHP Genel Sekreteri Recep Peker’in CHP ile ilgili bir vesikayı Atatürk’e imzalatmaya getirdiğinde Atatürk vesika üzerine: “Partim…” özünü yazınca, rahmetli Recep Peker:

– Paşam niçin Cumhuriyet Halk Partisi yazmıyorsunuz? diye sormuştu.

Atatürk: -“Nereden bileyim CHP’nin sonsuza kadar benim partim olarak kalacağını?” dedi. (Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, s.57)