Cemil Can tarafından yazılmış tüm yazılar

ALİLERE AÇIK MEKTUP!..

eşler tiyatrodaaa

Sayın Uzunali;

(Ve diğer bilumum Aliler…)

Kılıçdaroğlu ve  İmamoğlu’nun eşleri’nin CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile birlikte (ikinci kez)  HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşine destek vermek amacıyla bir etkinlikte yan yana görüntü vermelerini eleştiren paylaşımlardan rahatsızlık duyduğunuz anlaşılıyor.

Bu iyi bir şey!..

Bu eylemi bir suç gibi gösterdiğimiz şeklindeki eleştiriniz ise yersizdir.

Zira ortada bir suç olduğunu söyleyen yoktur!

Ayrıca dedikodu da yapmıyoruz.

Bir fikrin savunuculuğunu yapıyoruz.

Dolayısıyla bu konuda da haksızlık yapıyorsunuz…

Sadece gazetelerde yer alan gerçek olan bir durumu paylaştık. Sizi rahatsız eden nedir onu da anlayabilmiş değiliz. Umarım bu yoruma cevap yazarken rahatsızlığını da anlatırsınız.

Şimdi bizi rahatsız eden hususları anlatalım:

  • HDP, PKK’nın Meclis’teki uzantısıdır. Bu benim tespitim değil, kendilerinin itirafı ve kabulüdür. Kanıtlı ispatlı bir gerçekliktir. Herhalde buna itiraz edecek değilsiniz. Eğer itiraz ediyorsanız, Görevden alınan HDP’li belediyelerin, PKK’ya yaptıkları yardımları ve belediye olanaklarını nasıl kullandırdıkları ile ilgili haberlere göz atarak çıplak gerçeği öğrenebilirsiniz.

İlaveten, HDP’li belediyelerin “eş başkanları” Kandil’deki PKK yöneticileri tarafından atandığı ortaya çıkmıştır.

Bunun gibi yüzlerce kanıt HDP’nin PKK’nın Meclisteki “siyasi uzantısı” olduğunu ortaya koymaktadır.

  • PYD ise PKK’nın Suriye’deki uzantısıdır. PKK/PYD Amerika’nın Ortadoğu’daki “kara gücüdür”. Bunu da ben uydurmuyorum. Hem Amerikalı yetkilileri bunu söylüyorlar, hem de PKK/PYD yöneticileri bu durumu kabulleniyorlar.
  • Hal böyle olunca; HDP’nin, Amerikan politikalarını Türkiye’de uygulamakla görevli “siyasi” bir parti olduğu ortaya çıkıyor. Bu duruma kendilerinin bir itirazı yok. Sizin neden var onu şimdi anlatırsan iyi olur. Biz de aydınlanırız.
  • Amerika’nın Ortadoğu’da ve Türkiye’deki politikaları, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile formüle edilmiştir. Bu politikaların içerisinde 23 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini değiştirmek de vardı. Türkiye de bu programa dâhildir. Yeni oluşacak devletler ve sınırları ile ilgili haritayı Amerikalılar bir NATO toplantısında paylaşmıştır. Haritayı Google’dan bulabilirsin…
  • Bu dört maddede özetlediğim hususlar, HDP’nin emperyalist ABD ile işbirliği içerisinde olduğunu ve son tahlilde ABD’ye askerlik yaptıklarını göstermektedir…

***

Yukarıdaki tespitlere bir itirazınız olacaksa, önce onları söyleyiniz. Karşı kanıtları göstereceğiz. Ondan sonra tartışmaya devam edebiliriz.

Eğer bir itirazın yoksa takip eden şu soruların cevaplarını düşünmenizi rica ediyorum:

Emperyalizmin çıkarlarını savunan böyle bir işbirlikçi parti ile Atatürk ve arkadaşlarının emperyalizme karşı mücadele ederken kurdukları Cumhuriyet Halk Fırkası’nın devamı olan CHP’nin, birlikte görüntü vermesi yakışık alıyor mu?

Böyle bir görüntü HDP ile PKK arasındaki organik ilişkiyi gizlemek çabası değil midir?

HDP ile ittifak da aynı mahiyette bir işbirliğini ortaya koymuyor mu?

HDP, Kurtuluş Savaşı yıllarında düşmanla işbirliği içerisinde olan Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne ne kadar da benziyor değil mi?

Emperyalizmi ilk defa yenen “Tam Bağımsızlıkçı” Kuvayı Milliyecilerin partisine, ABD’nin 40 bin TIR silah vererek desteklediği ve 40 binden fazla insanımızı katleden bir terör örgütünün Meclis’teki uzantısını, meşru bir siyasi parti gibi göstermek, şanlı tarihini ve mirasını ret ve inkâr etmek anlamına gelmiyor mu?

BU SORULARIMA AKLA YATKIN; KANITLI, İSPATLI YANITLAR VERMENİZİ BEKLİYORUM…

BU ARADA SORULARINIZ DA OLACAKSA, ONLARI DA İLETİRSİN CEVAPLARIZ.

Gördüğün gibi dedikodu yapmıyoruz…

Ayağı yere basmayan eleştirilerinizi bile ciddiye alıp, gereğini yapıyoruz.

Sözlerimi bitirirken, bir hususa daha değinmek isterim:

Diyeceksiniz ki, madem HDP, PKK’nın uzantısıdır ve PKK da ABD’nin kara gücüdür, AKP iktidarı neden onlara 93 milyar TL seçim yardımı yaparak, parlamentoya girmelerine izin veriyor.

Bu sorunda yerden göğe kadar haklısınız.

(Bu yardımdan yola çıkarak; siyasi iktidar, terör örgütüne yardım yapıyor diyebilirsiniz.)

Aynı soruyu bizler de soruyoruz ve yargının gereğini yapmasını bekliyoruz.

Aslında bu sorunun cevabını siyasi iktidar vermelidir. Siyasi iktidar adına İçişler Bakanı Süleyman Soylu, geçenlerde bir televizyon programında aynı soruya cevap veremedi ve topu Yargı’ya attı. Hâlbuki Yargı da “tarafsız ve bağımsız” olmayıp Reis’in kontrolü altındadır.

(Benim bu konuda bir fikrim var: CHP’nin oy toplama kaygısı ile HDP’ye yanaşacağı bilindiğinden ve CHP ile HDP gizli veya açık olarak ittifak halinde gözüktükçe halkın bu yapıyı asla iktidara getirmeyeceği tespit edildiğinden; iktidar HDP’nin siyasi faaliyetlerine izin veriyor. Bu şekilde de AKP alternatifsiz hale getirilerek iktidarının sürekliliği sağlanıyor. CHP sırtındaki PKK kamburu ile dolaşmaya mecbur bırakılıyor. 2002 yılından bu yana yaşadıklarımız bu değerlendirme ile bire bir örtüşmektedir. Fakat ne yazık ki, bu fikir CHP tabanında yeterince taraftar bulmadığı için parti  işgal altından kurtarılamamaktadır.) 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

Siyasi iktidar, PKK ile ilgili olarak gereğini yaparken, uzantısı olan HDP ile ilgili olarak eylemsiz kalması kabul edilemez.

Buna rağmen bu durum HDP’nin meşru bir siyasi parti olduğunu göstermez.

Sadece siyasi iktidarın acizliğini ortaya koyar.

Bu yalın gerçekler ortada dururken, Kılıçdaroğlu’nun ve İmamoğlu’nun eşlerinin (ve CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu’nun) eski HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi ile birlikte görüntü vermeleri doğru siyasi bir tercih değildir.

Gerçek CHP’lileri ziyadesiyle incitir.

Biz ne CHP’nin HDP ile ittifakını ne de ittifak sonrası olan bu yakınlaşmasını içimize sindiremedik, sindiremiyoruz.

Bu tür davranışlar, HDP’yi meşru bir parti gibi gösterme çabaları olarak değerlendirilir.

Sonuçta PKK’ya yararlar.

En sonunda da ABD’nin politikalarına hizmet ederler…

Bizim görüşlerimiz böyledir…

Saygıyla…

OLAN BİZİM AMERİKANCILARA OLDU!..

bizim_amerikacılar

Bizimkiler “kapitalsiz kapitalist” olmayı neden seçtiler bilemeyiz.

Belki de Amerika’ya ilk yerleşen kolonicilere özendiler.

Kim bilir belki de; devamlı “Batı”ya giderek zenginleşeceklerini, refah içerisinde bir yaşam süreceklerini umdular.

Akıl dışı nedenlerle, takım tutar gibi Amerika’yı tuttular!

Amerika ile üzüldüler, Amerika ile sevindiler…

Kısaca umutlarını “büyük devlet”e bağladılar…

Aralarında kendini öylesine kaybedenler var ki, Amerika’nın yardımı ile iktidara gelinebileceğine bile inanırlar…

Oysa onlarca örneği vardır; bu şekilde hep Amerikalılar başka ülkelerde iktidar olmuşlardır…

***

Kapitalizmi ve emperyalizmi anlatamadığımız insanlara, dünyanın en acımasız ve ahlaksız ekonomik sistemini uygulayan Amerika Birleşik Devletleri’ni[1] nasıl tanıtacağız?

Henüz sıcaklığını koruyan İranlı General Kasım Süleymani suikastı ve arkasından İran’ın Irak’taki ABD üslerine yaptığı intikal saldırıdan çok şeyler öğrenebiliriz:

Önce bir soru soruyorum:

Amerika’nın Ortadoğu’da ne işi var?

Bu soruya cevap vermiyorum, soruyu erbabına bırakıyorum; o sorsun!

Ben başka bir şey anlatacağım:

Bağımsız bir ülkeyi, “ellerinde kimyasal silahlar var, komşu ülkeler ve insanlık için tehdit oluşturuyorlar” yalanı ile işgal edenlerden azıcık söz edeceğim.

Kendi yalanlarını kısa bir süre sonra “CIA bizi kandırdı” diyerek, itiraf edecek kadar pişkin olan Amerikan yönetimi, Saddam’ı iktidardan düşürdükten ve Irak ordusunu dağıtıp, petrollerine el koyduktan sonra, çekip gitmedi; işbirlikçisi Barzani’ye Kuzey’de bir özerk yönetim kurdu, diğer işbirlikçi Talabani’yi de Irak’a kukla Cumhurbaşkanı yapıp, Irak’ın yönetimine fiilen el koydu…

***

Amerika, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da sürekli savaş istiyor.

Bir taşla, birkaç kuş vurmaya alıştılar.

Sürekli savaş demek, sürekli silah üretmek ve satmak demektir.

Ayrıca teknolojik olarak modası geçmiş, elde kalmış silahları da paraya çeviriyorlar.

Bunun için de savaş çıkarmak şarttır.

Zira silahın pazarı savaştır!..

Sürekli savaş, sürekli silah üretmek ve satmak demektir.

Savaşın sonunda “Kim kazanırsa ondan…” şeklinde başlayan bir cümle  kurmuyoruz artık.

Biliyoruz ki; savaşanlar savaşı kazanamazlar, kazanacak olanlar; savaş çıkaranlar, yani silahları satanlar ve savaşları finans edenler olacaktır.

Bu tespitin doğruluğunu yakın geçmişte yaşadığımız yöresel ve genel savaşlardan biliyoruz…

***

Savaşın nerede çıkartılacağı da çok önemlidir:

Ortadoğu ve Kuzey Afrika çıkartılmasının sebebini, sadece silah satışlarına bağlayamayız.

Bu bölgeler, dünyanın en rafine (kaliteli) petrol rezervlerine sahiptir.

Ayrıca Akdeniz’in doğusunda zengin hidro-karbon (doğalgaz) kaynakları da var.

Bu coğrafyada bağımsız ülkelerin olması,  emperyalistlerin işine asla gelmez:

Zira bağımsız ülkeleri kolay kolay savaşa sokamazlar; doğal kaynaklarını rahat sömüremezler.

Bu yüzden petrol ve doğalgaz denizlerinin üzerinde; küçük, bağımlı ve işbirlikçi bekçi devletler olsun isterler.

Büyük Orta Doğu Projesi” (BOP), bu amacı gerçekleştirmek için geliştirilmiştir.

Rejimleri ve sınırları değiştirilmeye karar verilen ülkelerden biri de Türkiye’dir.

Emperyalistler, bu planın haritasını bile hazırlayıp, yayınlayacak kadar edepsizdirler…

***

Emperyalist devletler için Türkiye’nin başka bir açıdan da önemi vardır.

Asya ile Avrupa kıtası arasında köprü olan Türkiye, petrol ve doğalgaz kaynaklarının hemen yanı başındadır ve Batı’ya akıtılmaları için gerekli geçiş güzergahlara hakim bir coğrafyadadır.

Dünyanın diğer büyük devletleri; Hindistan, Çin, Japonya ve diğer Asya ülkeleri petrol ve doğalgaz ihtiyacını, büyük ölçüde Ortadoğu’dan karşılamaktadırlar.

Ortadoğu’yu kontrol eden ülkeler, enerjiyi de kısmen kontrol etmiş olurlar.

“Enerji” yaşamın olmazsa olmazıdır; hava ve su kadar gereklidir…

Enerji baskısını kullanarak, rakip ülkelerin pazar alanını daraltmak mümkündür.

Bu bakımdan Türkiye’yi ele geçirmeden böyle bir planı uygulamak imkansızdır.

Türkiye’nin ve Türkiye’yi yönetenlerin tek şansı bu jeopolitik durumdan gelir, demek yanlış değildir.

Bu yüzden, dünyanın hiçbir süper gücü Türkiye’yi rakibine kaptırmak istemez.

Türkiye’yi yanına alan sahada daha şanslıdır…

***

Demek ki, mesele sadece; silah satmak, enerji kaynaklarını yağmalamak değildir.

Rakip devletleri zayıflatmak, onların pazar paylarını azaltmak, enerjilerini gereksiz yerlere harcatmak da savaşın bir biçimidir.

Vekalet savaşları” da denen bölgesel savaşlar, bu üç amaca da hizmet ederler.

Savaşan askerler çoğu kez; din için, mezhep için, mikro milliyetçilik için, vatan için, millet için, ümmet için savaştıklarına inandırılırlar…

Bunun için emperyalistler, az gelişmiş toplumlar için “Ilımlı İslam” örneğinde olduğu gibi, “yeni din” bile üretebilirler…

***

Burnundan kıl aldırmayan Amerika:

Füzeler indikten sonra, İran’la önkoşulsuz görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

İsviçre üzerinden İran yönetimine defalarca mesaj iletti.

BM’e mektup yazarak, savaş çıkartmak niyetleri olmadığını bildirdi.

NATO’dan bile yardım istedi…

Kulaklarıma inanamıyorum!..

***

ABD’nin hatırı sayılır düşünce kuruluşlarından Rand Corperation’un, Rusya’daki savunma konuları ile ilgilenen araştırmacısı Dara Massicut; ABD’nin kayıp vermemesini; “saldırının tasarlanmış sembolik bir saldırı olarak görmediği” şeklinde açıklamıştır.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ise, ABD yönetiminin gereksiz provokasyonlarını sona erdirmesi gerektiğini söyledikten sonra, Amerika ve dünyanın savaşı göze alamayacağını vurgulamıştır…

Bu açıklamalar oldukça önemlidir…

***

Saldırıdan hemen sonra, Çavuşoğlu’nun Irak’ı ziyaret ederek, yalnız olmadıkları mesajını vermesi dahi son derece önemlidir.

Savaştan sonra ABD tarafından dizayn edilen Irak Meclisi’nin, yabancı askerlerin Irak’ı terk etmesini istemesi, bölge ülkeleri açısından dönüm noktası değerindedir.

Bu yaşananların ortasında, Putin ve Erdoğan’ın Türk Akımı projesinin açılışının yapılması, biraz meydan okuma ve yeni güçler dengesinin nasıl oluşacağının işaretidir.

Trump’ın “İran ABD hedeflerini vurursa  52 hedef belirledik. İçinde kültürel miraslar da var. Hepsini vururuz” tehdidinden sonra;  arkasına CENTCOM, SOCOM ve Pentakon temsilcilerini alarak yaptığı açıklamanın doğru tercümesi, “Süper Güç”ün yelkenleri indirdiğini ilan etmesidir.

Kim ne derse desin, Amerika Ortadoğu’da yenilmiştir.

En kısa zamanda da pılısını pırtısını toplayıp gidecektir…

Tam da bu sırada, İsrail’in “yeni silah”ını tanıtması, karanlıkta türkü söylemekten çok da farklı değildir…

Japonların, 1941 yılındaki Pearl Harbour baskınından 79 yıl  sonra, ABD üslerine ikinci saldırıyı İran yapmış olması, tarihe altın harflerle geçecek bir olaydır.

Kahrolsun emperyalizm, yaşasın mazlum halkların kardeşliği…

Av. Cemil Can

[1] Dünyanın başına bela olan Amerikalılar, Avrupalıların en sorunlu olan torunlarıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin nasıl kurulduğunu, Amerika devletinin resmi tarihinden daha kolay öğrenebiliriz: Amerika Kıtası’nın keşfinden sonra, bu topraklara yerleşmek üzere giden; İngilizler, Hollandalılar, İsveçliler, Norveçliler, İtalyanlar, Fransızlar, İspanyollar, İskoçyalılar, İrlandalılar, Almanlar, Portekizliler, Polonyalılar ve Danimarkalılar yerlilere ve Kızılderililere nasıl acımasız davrandıklarını, bir karış toprak için birbirlerini nasıl boğazladıklarını, Afrika’dan zincirleyerek getirdikleri köleleri boğaz tokluğuna nasıl çalıştırdıklarını resmi tarihlerinde bile gizleyemiyorlar. Amerika ormanlarında yaşayan hayvanları avlayıp kürklerini ve balta girmemiş ormanların ağaçlarını kesip satmak suretiyle, doğayı nasıl mahvettiklerini kendi ağızlarından doğrudan öğrenebiliriz. Mısır, kabak ve fasulyeyi nasıl ekerek hayatta nasıl kalacaklarını öğrettikleri insanların, Kızılderililere yaptıkları insanlık dışı muameleler, yeni nesilleri hakkında yeterince fikir verebilir.

Aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak öğreneceğiniz bilgiler içerisinde en büyük yalan; barışçı oldukları konusunda bütün dünyanın hemfikir olduğu Kızılderililerin güya kendilerine saldırdığıdır.

http://www.usemb-ankara.org.tr/ABDAnaHatlar/Tarih.htm

SÖZCÜ’NÜN DE BİR SÖZCÜSÜ VAR!..

sözcü_uuu

Sözcü’yü “FETÖ’ye yardım etmekten” mahkûm eden İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye gerçeklerini anlamaktan oldukça uzakta olduğunu karara bağlamıştır.

Devletin resmi haber ajansı AA, bu haber ile ilgili olarak yazdığı İngilizce metine, gerçekte dinlenmeyen “gizli tanıkları” da ekleyerek, Mahkemenin yetersizliğini kapatmaya çalıştı.

AA, gerçek dışı haber yaparak, daha büyük gaf yapmıştır.

Yetmezmiş gibi, olayı fark edip deşifre eden Sözcü’nün aboneliğini de iptal etti.

Bu son karar “suçüstü” yapılmış olma telaşının bir ürünüdür.

O kadar olsa iyiydi:

Ajans, kendini savunurken mahkeme yerine geçip, bir Sözcü’yü terör örgütü de ilan etti.

Kesinleşmemiş bir kararı kesinmiş gibi verdi…

***

Adalet Bakanının:

FETÖ’ye eleştiri yapmış birilerini FETÖ’cü diye mahkûm ederseniz FETÖ’yle mücadeleyi sulandırmış olursunuz” şeklindeki sözlerine kulak vermek gerekir.

Sözcü’ye tam zamanında sözcülük etmiştir.

Mahkemeler, adaletten uzaklaşıp, başka düşüncelerin etkisi altında karar vermeye başlarsa, halkın adalete ve dolayısıyla devlete olan güveni sarsılır.

Adalete güvenin sarsıldığı bir ortamda; sanki FETÖ yargılamalarında da aynı şekilde hareket edildiği inancı yerleşir.

Bu da FETÖ’cü oldukları halde mahkûm olan pek çok kişi hakkında, “acaba” sözcüğü ile başlayan soruların sorulmasına sebebiyet verir…

***

Sonuçta; bu şekildeki özensizliklerden bir tek terör örgütleri yararlanırlar.

Devlet adına hareket eden kurumlar, devletin ayağına mermi sıkarsa, insanların aklına daha neler neler gelir…

Bu mahkeme hâkimlerinin yerinde olsam; derhal çekilir, ayak altında olmayan bir sulh hukuk mahkemesinde görev isterdim…

Av. Cemil Can

NE İŞİMİZ VAR?

Ortadoğu bataklığında ne işimiz var?ne işimiz var_2

Suriye’de ne işimiz var?

Libya’da ne işimiz var?

Bu soruları sorarak; şehit cenazeleri üzerinden duygu sömürüsü yapan o adama soruyorum:

Senin Atatürk’ün koltuğunda ne işin var?..

***

Sanki, BOP’un sahibi bizdik.

Sanki, Kuzey Afrika ülkelerindeki iktidarları biz yıktık.

Sanki, CIA’nın uydurduğu yalanlarla, iki defa Irak’ı biz işgal ettik.

Sanki, “Barzanistan”ı kollayıp, “Bağımsız Kürdistan”ı ilan etmek bizim fikrimizdi.

Sanki, PKK’yı kurup 40 bin yurttaşımızı biz öldürttük.

Sanki, toprak bütünlüğümüzü biz tehdit altına sürdük…

***

Türkiye’de; iktidarda hangi parti olursa olsun, emperyalistlerin Ortadoğu’ya ilişkin hesapları; enerji kaynaklarını yağmalamaları, “İkinci İsrail”i kurma planları asla değişmeyecekti.

***

TSK’nın görevi, ulusal çıkarlarımızı yurt içerisinde ve yurt dışında silahla savunmaktır.

O bakımdan, askere nerede ihtiyaç duyuluyorsa, görev yeri orasıdır.

“Ne işimiz var Suriye’de ve ne işimiz var Libya’da” sözleri; demagojidir, ucuzluktur, kurnaz kasaba politikacılarının kötü bir taklidinden başka bir şey değildir.

Vaktiyle, Libya’ya NATO güçleri saldırdığında, bu azgınlığa destek veren Bay Kemal, henüz o tutarsızlığının hesabını da vermiş değildir…

***

Suriye konusunda AKP’nin izlediği dış politika yanlıştı.

Esat Rejimi’ni yıkmak için ABD ile işbirliğine gidilmeyecekti.

Cihatçıların Türkiye üzerinden Suriye’ye girmesine izin verilmeseydi, çok iyi olurdu.

Askerlik çağına gelmiş Suriyeli gençleri, “mülteci” sıfatıyla kabul edip, Esat’ın asker kaynaklarını azaltmak, bize hiç yakışmadı.

Ahmet Davutoğlu’nun, “Stratejik Derinlik” saçmalıklarının ardından koşmayacaktık.

Abdullah Gül’ün, Amerikalılar ile yaptığı iki sayfa 9 maddelik anlaşmayı tanımayacaktık.

Reis’in BOŞ Eşbaşkanlığını kabul etmesine darılacaktık.

Hepsi doğru da:

Geçmişe “mazi” derler, bayanlar beyler…

***

Bütün bu olup bitene rağmen; Türk halkı, muhalefete güvenip iktidarı değiştirmedi.

Muhalefet, kendini yenilemeyi beceremedi.

17 yıl geçti, taş taş üzerine koyamadılar.

“İnadım inat” dedi, olduğu yerde çakılıp kaldılar.

Laikliği programının merkezine yerleştirmiş Atatürk’ün partisinde “Alevicilik” oynuyorlar…

Yalan mı?…

***

Hatalarını saymayı sayfalar yetmeyen AKP, eski politikalarından vazgeçti:

Zindana tıktığı kahraman askerlerini serbest bıraktı.

“Açılım” saçmalığından vazgeçip, PKK ile mücadeleye başladı.

FETÖ ile ortaklığını bitirdi.

Reisleri, BOB Eşbaşkanlığından ayrıldı.

NATO ile aralarına mesafe koydular.

AB’ye alınmayacağını anladılar.

Şangay İşbirliği Örgütüne yaklaştılar.

Rusya ve İran’la barıştılar.

Çin ile iyi ilişkiler kurdular.

Türkiye’yi yeni bir rotaya oturttular…

Türk halkı, bu politikalara bir şans daha tanıdı…

***

Buna karşılık:

CHP, Yeni CHP oldu.

Kuvayı Milliyecilerin mirasını reddettiler.

PKK’ya kol kanat gerdiler.

FETÖ’yü savundular, işbirliğine girdiler.

Söylemleriyle ABD’ye hizmetkâr olacaklarını vurguladılar.

TBMM’nde PKK/PYD’nin sözcülüğüne soyundular.

Seyit Rıza’dan bile medet umdular.

Şeyh Said’i kınayamadılar.

Şehit Kubilay’ı bile gereği gibi savunamadılar.

Laikliğin içinin boşaltılmasında başrolü oynadılar…

Battıkça daha çok battılar…

***

E, şimdi ne yapalım yani:

Ordumuzu Suriye’ye göndermeyelim mi?

Güney sınırımızda bir Kürt devleti kurulmasına izin mi verelim?

Libya’ya asker göndermeyelim de; münhasır ekonomik bölge sınırımızı çizmekten vazgeçip, Mavi Vatan’ımızı Rumlara peşkeş mi çekelim?

Savaşmadan, direnmeden, düşmana teslim mi olalım?

Dersimli, sen içimizden biri değil misin yoksa?

Beşinci kol faaliyetlerine son ver o zaman!

Nala mıha vurmayı bırak da bu sorulara cevap ver!

Av. Cemil Can

KİRALIK KAFALAR!..

ENVq_S0WwAUIVRP

Mezhepçilik yaptığını sanarak emperyalizme askerlik eden zavallılardan Ortadoğu’da çok var.

Emperyalizmin Ortadoğu’daki gücünü önemli ölçüde kıran ve “ABD’yi askeri olarak yenmek imkansızdır” yargısını yerle bir eden; İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü (1) Komutanı Kasım Süleymani ile Türkçe adıyla Halk Seferberlik Güçleri (Arapçası Haşdi Şabi ) Komitesi (2) Başkanvekili Ebu Mehdi el-Mühendis ve 8 arkadaşlarının, Bağdat Havaalanı yakınında ABD’nin İHA ile yaptığı füze saldırısı sonucu öldürülmesi üzerine en iğrenç yorumlar Türkiye’den yapıldı:

Zalimi zalim öldürdü” diyen oldu.

ABD’nin Irak’ta yaptığını, o Suriye’de yaptı. Bir savaş suçlusuydu” diyen oldu.

Ne yazık ki, sonu Müslümanlar tarafından olamadı” diyerek hayıflananlar da oldu…

Asıl utanılacak olanı:

Bizce gebermiş bir zındık sayılan Kasım Süleyman ve adamlarından intikam alınmıştır” diyecek kadar küçülen Cübbeli bir varlık yaptı…

Böyle “kiralık kafalar” toplum arasında dolaştığı ve adam yerine konulup dinlenildikleri sürece, emperyalistlerin mazlum halkların kanını akıtması ve doğal kaynakların sömürülmesinin önüne geçmek giderek zorlaşacaktır…

***

Filmi az geriye doğru sarıp, neler yaşandığına bakalım:

27 Aralık günü Haşdi Şabi tarafından Kerkük’te bir ABD üssüne saldırı düzenlenmiş ve bir kişi hayatını kaybetmişti.

29 Aralık günü ABD, Haşdi Şabi’nin içindeki en etkili gruplardan Hizbullah Tugayları’nın Irak ve Suriye’deki merkezlerini vurmuş ve 25 kişinin yaşamını yitirmesine neden olmuştu.

31 Aralık’ta, Haşdi Şabi destekçileri Bağdat’ta ABD Büyükelçiliğini bastılar.

3 Ocak günü, Amerikalılar füze atışı ile, Bağdat Havaalanı’ndan henüz çıkan Kasım Süleymani ile onu karşılamaya gelen Mühendisi’yi öldürdüler.

Bu alçak suikastle 5’i İranlı, 10 kişiyi katlettiler…

ABD’nin Irak’ta; komutanın geldiğini haber veren adamları var! ..

***

Olayın ardından ilk açıklamayı Trump yaptı:

“İran 15 yıl boyunca Irak’a giderek daha fazla kontrolü ele aldı ve Iraklılar bundan mutlu değil” dedi…

Amerika’nın kontrolü kaybettiğinin itirafıdır bu açıklama.

Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi Trump’ın bu açıklamasına karşı:

“Iraklı ve kardeş ülkelerden gelen askeri liderlerin Irak topraklarından tasfiye edilmesi, ülkemizin egemenliğine yönelik ihlaldir, vatanın onuruna saldırıdır” dedi.

Egemenlik” sözcüğü Irak’ta kullanılmaya başlandı ya, gerisi gelir…

İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney:

Şehidin intikamının alınacağını” söyledi ve “Suçluları acı bir intikam bekliyor” dedi…

Süleymani’nin gücü, doğrudan Hamaney’den geliyor, gerektiğinde herkesi “bypass” edebiliyordu.

Emperyalizmin korkulu rüyasıydı, nurlar içerisinde yatsın…

***

Kasım Süleymani, Bölgedeki terör örgütleri; IŞİD, El-Kaide ve El-Nusra ile mücadelenin en etkin isimlerinin başında gelen bir yürekli askerdi.

Komuta ettiği İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü ile emperyalistlere karşı; Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’de çok sayıda özel operasyona imza atmıştır.

Süleymani, Irak hükümetinin isteği üzerine resmi danışmanlık hizmeti de veriyordu…

İran’ın kontrolünde olan Yemen’deki Husiler ile Suriye ve Lübnan’da Hizbullah üzerindeki etkisi, herkesin kabul ettiği gibi olağanüstüydü…

***

1990 ve 2003’te Irak’ı iki kez işgal eden ABD’nin, hâlihazırda 5’i Kuzey Irak’ta olmak üzere Irak’ta 9 askeri üssü ile 5000 askeri bulunmaktadır.

Ve:

En yakın müttefikleri Kürtlerdir.

Kurtuluş Savaşı’nda Türklerle birlikte emperyalizme karşı savaşan Kürtlerin, bugün emperyalizme askerlik yapıyor olmaları -ki bir anlamda kendilerini kiralamak sayılır- tarihlerine yazılacak kapkara bir lekedir…

***

Emperyalizme ilk defa yenilgiyi tattıran Türk halkının bu savaştaki yeri, mazlum Ortadoğu halklarının yanıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarları bölge ülkelerinin çıkarları ile örtüşmektedir.

Etnik milliyetçilik” ve “mezhepçilik” tuzağına düşerek gücümüzü birbirimize harcamazsak, ancak o zaman kan emici ABD ve müttefiklerini, tutundukları petrol kuyularından söküp atabiliriz…

Suriye’ye yaptığımız üç askeri harekât ile Libya’ya asker gönderme kararımızı da bu bağlamda değerlendirmek gerekir…

Kahrolsun emperyalizm, yaşasın mazlum halkların kardeşliği…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) İran Devrim Muhafızları:

İran İslam Devriminin ilk günlerinde dinî lider Ayetullah Humeyni tarafından 5 Mayıs 1979 tarihinde kuruldu. İran Anayasası’na göre iç düzeni sağlanması, devrimin korunması ve “sapkın hareketlerin” önlenmesi ile görevlidirler. Devrim Muhafızları’nın bünyesinde; kara, hava ve deniz kuvvetlerinde toplam 125,000 askeri personel bulunmaktadır. Doğrudan Dini Lider Ayetullah Hamaney’den emir aldıkları söylenir.

15 Nisan 2019’da Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan “yabancı terör örgütleri” listesine dahil edildiler.

(2) Haşdi Şabi:

Çoğunluğu Şii olan; Sünni, Hristiyan ve Yezidileri de içine alan yaklaşık 40 farklı gruptan oluşan, Irak hükümetinin de desteklediği ortak politik cephe örgütüdür.

19 Aralık 2016’da Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum, Kasım ayında parlamentoda kabul edilen Haşdi Şabi’yi silahlı kuvvetlere dahil eden yasayı onayladı. Bu birliktelikle, örgüt ulusal silahlı kuvvetlerin en üst düzey komutanlığına tabi oldu.

“KANAL ÇANAKKALE”!..

KANAL ÇANAKKALE”!..

A.) “Kanal İstanbul”un sırası mı sorusuna yanıt aramadan önce ülkemizin gündemindeki konuların başlıklarını anımsatalım:

* Libya ile “Mutabakat Muhtırası” imzaladıktan sonra, sıra Libya’ya asker göndermeye geldi; 7 Ocak’a kadar tatil olan Meclis’in, bu nedenle olağanüstü toplanması an meselesidir…

* FETÖ’ye karşı aralıksız mücadele eden Sözcü yazarlarına “FETÖ”ye yardım ettikleri için” verilen hapis cezaları, FETÖ’cü HSK üyelerine verilen cezalardan daha fazla…

* Önemli petrol ve doğalgaz nakliye güzergâhı olarak kullanılan Aden ve Basra körfezlerini birbirine bağlayan Umman Körfezi bölgesinde; Çin, Rusya ve İran, “dünya deniz güvenliği ve barışını ortaklaşa korumak amacıyla” ortak tatbikat düzenledi

* 4 kişilik bir aile için açlık sınırının 2.162 TL olduğu ülkemizde; 2020 yılı için asgari ücret 2.324.-TL olarak belirlendi…

* Reis, elektrikle çalışan otomobili tanıttı; “Devrim’in önünü kesmeyi başardılar, devrin otomobilini durduramayacaklar” dedi…

* Suriye Ordusu, İdlip’i bombalamaya başladı; 12 gözlem noktamız kuşatma altındadır ve en az 75 bin mülteci sınırlarımıza doğru gelmeye başladı…

* İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Basın Danışmanı Murat İde, evine giderken bir grubun saldırısına uğradı; İde, saldırganlardan ruhsatlı silahı ile havaya ateş ederek canını kurtardı…

* CHP’nin ilçe kongrelerinin çoğunluğunda Genel Merkez’in tavsiyesine uyularak tek liste ile seçimlere gidildi; büyük olasılıkla Kurultay’a da tek adayla gidilip “parti içi demokrasi” yaşatılacak…

* Y-CHP ve HDP’li kadın milletvekilleri bir ilke imza atarak TBMM’nde “Las Tesis” dansı yaptı; Suriye’de ABD’ye kara gücü olarak hizmet veren PKK/PYD’li kadınlar da ellerinde kalaşnikovlarıyla bu “onurlu” eylemi desteklediler

* Çocukları PKK tarafından kandırılan/kaçırılan kadınlar; HDP Diyarbakır İl Binası önünde eylemlerine devam ederken, PKK’dan bir çocuk daha kaçıp sıcak yuvasına kavuştu…

* Arap televizyonlarında “Kanal İstanbul”un iki yakasındaki arazilerin satış reklamları aralıksız devam ediyor…

* Ruam hastalığına yakalanıp itlaf edilen adalardaki 81 attan sonra; Anadolu’da başka bir hayvan hastalığı görüldü…

* Rusya, sesten 27 kat daha hızlı, nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası süpersonik füzeyi denedi…

* Amiral Cem Gürdeniz; 2019 yılını Mavi Vatan’ın ve Deniz Kuvvetleri’nin önlenemez yükselişi olarak değerlendirdi…

* Ali Babacan, (eski) HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş için güzelleme yaptı…

* KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Doğu Perinçek’i hedef tahtasına yerleştirdikten sonra, Dersim’de yaşananları “soykırım” olarak ilan etti…

* HDP’li Siirt Belediyesi’nin hayvan barınağında havan mermileri bulundu…

* İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi CHP’li üyelerinin tamamı “Kanal İstanbul” için “evet” oyu kullandılar…

* Avrupa Parlamentosu, Çin’e yaptırım ve boykot çağrısı yaptı…

* Çin’den Türkiye’ye 2027 yılına kadar 1 trilyon 300 milyar dolarlık yatırım yapılması öngörüldü…

* ABD’nin 1950 yılında açıkladığı “Karadeniz-Marmara Kanalı”nın “Kanal İstanbul” ile benzerliğini görenler, “acaba” sözcüğü ile başlayan cümleler kurmaya başladılar…

* Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal, 26.04.2006 günü bir televizyon programında, “Kanal İstanbul’u ABD istedi” demişti…

* Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2010 yılında “çılgın proje” olarak nitelendirdiği “Kanal İstanbul Projesi”ni, 1994 Yerel Seçimleri’nde DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit “Mega Proje” olarak tanıtmıştı…

* Faruki Tarikatı’nın Şeyhi Süleyman Işık, “dini mertebeniz artacak” diyerek aldattığı erkek çocuklara cinsel istismarda bulunmaktan tutuklandı…

* Süleymancılar Tarikatı’na ait Kervansaray Erkek Öğrenci Yurdu Eğitmeni Emre T. bir erkek çocuğa cinsel istismarda bulunmaktan gözaltına alındı, yurt mühürlendi…

* AA’nın verdiği habere göre; Trabzon, Ordu, Giresun, Artvin, Rize, Gümüşhane ve Samsun’da 23-24 Aralık günleri yaklaşık 150 noktada örtü ve orman yangınların, anız yakılmasından meydana geldiği açıklandı…

21 evin ve 280 hektar orman ve tarım arazisinin zarar gördüğü bu yangınları, anız yakan yurttaşların çıkarttığı iddiası inandırıcı değildir; zira çoğu evleri ahşap olan Karadenizliler rüzgarlı havalarda değil anız yakmak, evlerinde soba bile yakmazlar…

Öte yandan “Ateşin Çocukları İnisiyatifi” adlı PKK’ya bağlı bir grubun, bu eylemleri üstlendiği basına yansıdı…

PKK’yı “beli kırılmış” gösterme uğruna, “aklama” yanlışlığına düşmeye ne gerek var?

Bu durumda yerli işbirlikçi var mı sorusuna yanıt aramak daha doğru değil mi?

***

B.) Bütün bu yoğun gündem arasında, “Kanal İstanbul” tartışmasına balıklama dalan konunun “uzmanlarının ne dediğine bakalım:

Başlık: “KANAL ÇANAKKALE” olsun…

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na göre, 2011’den bu yana “Kanal İstanbul” güzergâhında 30 milyon m2.lik tapu hareketi yaşanmış.

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel’e göre ise; 26 bin hektar alana inşa edilmesi öngörülen “Kanal İstanbul”un, proje sahasındaki 8 bin 300 parselin 5 bin 908’i özel şahısların mülkiyetindeymiş…

Arap televizyonlarında “Kanal İstanbul” bölgesinde, habire arsa satış reklamları yapılıyor.

(Kuveytli iş insanı Wael N.Y. Alnusef’in 53, Suudili iş insanı Sulaiman Al Muhaidib’in 95 dönüm; Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza’nın 44 dönüm arazi satın aldığı basına yansıyan haberlerin küçük bir kısmı.)

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Kanal İstanbul” projesine yeşil alan yapılır ve rant olmazsa karşı gelmeyeceklerini açıkladıktan sonra, bu konuda referandum yapılmasını da istedi…

CHP’li Umut Oran, 1595 sayfalık ÇED raporunu okuduğunu; rapordan:

– Proje maliyetinin 75 milyar TL‘den daha fazla olacağını,

– Proje için toplamda 66.6 milyon m3 beton kullanılacağını, bu kadar betonla 148 bin yeni bina (1 milyon 480 bin bağımsız bölüm) yapılabileceğini, bunun ise Fatih’ten Avcılar’a kadar yeni bir kent inşa etme anlamına geldiğini,

– Projede İstanbul’un 30 yıllık molozuna denk düşen hafriyat çıkacağını,

-TEM Otoyolu’na günlük 816 hafriyat kamyonunun dâhil olacağını, bunların da ciddi bir trafik sorunu yaratacağını,

– Möntro değerlendirmesi için Dışişleri ile MSB’den görüş alınmadığını,

– Olası bir deprem ve “tsunami” söz konusu olduğunda kanaldan eşzamanlı geçişlerin zorlaşacağını anladığını açıklamıştır.

Büyükelçi Mithat Rende’ye göre; 1996’da Rusya’nın 1994’te çıkardığımız Boğazlar Tüzüğü için Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Teşkilatı’na (IMO) başvurduğunda, ABD ile yoğun işbirliği içerisine girdiğini, buna göre; “Kanal İstanbul”un yapımıyla Möntro’nun yeniden IMO’nun gündemine getirilmesi endişesi vardır…

ABD’nin 1950’de haritasını çizerek gündeme getirdiği bu projeyi önce sahiplenen, sonra vazgeçen Ecevit‘ten sonra, bu defa da Erdoğan tarafından gündeme getirilmesine, acaba Rusya neden suskun kalıyor?

Bu soruya neden yanıt arayan yok!..

***

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey‘nin 2009 yılında Ankara Büyükelçisi iken söylediği:

“Montreux (Möntro)’nun değişmesi ve NATO’nun Karadeniz’de de görev alması gerekir” sözlerini unutmamamız gerekir.

1950 yılında ABD’nin yayınladığı haritada gösterilen; “Karadeniz-Marmara Kanalı” ile “Kanal İstanbul”un aynı güzergâhta olması oldukça anlamlıdır.

Ecevit’in 1994 yılında bu projeyi “Mega Proje” olarak sahiplenip, daha sonra da bir daha ağzına almaması ise daha da anlamlıdır.

Bütün bu verilen göz önünde tutulduğunda; “Kanal İstanbul”u jeopolitik ve jeostratejik açıdan değerlendirme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır…

***

“Rant” işi de vardır kuşkusuz!

Büyük olasılıkla Reis için birinci sırada olan ranttır; bu ara paraya ihtiyacı çoktur.

Belki de yukarıda sadece başlıklarını verdiğimiz sıcak gündem maddelerini geri sıralara atmak için yapılmış bir hamledir.

Bu da mümkündür.

Bütün bunlara rağmen, bu olayın ülke güvenliği açısından önemi göz önünde tutulursa, bir hususun daha hatırlatıp, altını çizmek gerekmektedir:

Jeffrey’nin dile getirdiği kanal, hiç kuşku yok ki, ABD’nin değişmez bir stratejisidir.

ABD, bu amacını yerine getirebilmek için, T.C.nin devlet geleneklerini iyice zedelemesi gerektiğini deneyimleri ile bilmektedir.

Zira devletimizin kurucularının temellerini sağlam attıkları Cumhuriyet’in kurumlarını “aldatmak” öyle kolay değildir!

Tıpkı, CIA Şefi Paul Henze’nin 2006 yılında Dışişleri Bakanlığı’na verdiği raporda açıkladığı gibi:

Ordu’yu ikna ettiklerinde karşılarına hükümet çıkıyordu; Hükumeti ikna ettiklerinde TBMM karşılarını dikiliyordu; Meclis’i aştıklarında ise bu sefer de Yargı, “dur” diyordu…

***

C.) Tüm bu gelişmeler ışığında şu tespitleri yapabiliriz:

Emperyalistler, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçmemizi teşvik ederek, Yasama, Yürütme ve Yargı’nın tek adamın kontrolüne geçmesi sonucunu doğurup, amaçlarına iyice yaklaştılar.

Artık tek adamı “ikna” etmek ya da “aldatmak” çok zor olmayacaktır!

“İkna” için Reis’i, biraz tahrik etmek çok işe yaramaktadır.

Bunun için de “Bay Kemal” biçilmiş kaftandır…

Zaten yapamazsınız, izin vermeyeceğiz, iktidardan gidiyorsunuz, biz geldiğimizde bu işe girenlerin paralarını vermeyeceğiz vb. gibi” sözler, Reis’i çıldırtmak için bire birdir.

Reis, böyle sözler karşısında; vazgeçtiği işe bile finans kaynağı bulup, yeniden başlayabilir…

“Bay Kemal” bu noktada paha biçilmez değerdedir!..

Öte yandan, tek adamı kandırmak işini üstlenen “danışmanlar” da görevlerini hakkıyla yaparlar.

Onlar, öyle iyi eğitim almışlardır ki, hem Reis’in güvenini kazanmışlardır hem de her koşul altında onu ikna edebilirler…

Reis’in hangi konuları “kişilik meselesi” haline getireceğini çok iyi biliyorlar.

Ünal Çeviköz gibi “yetişmiş” danışmanların bir kısmı zaten Y-CHP’de görevlidir.

Onlar da görevlerini çok iyi biliyorlar…

***

Suriye’ye yapılan 3 harekâta; “Ne işimiz var Ortadoğu bataklığında” diyerek karşı çıkmaları, Esat ile görüşmeyi sanki dünyanın sonudur gibi anlatmaları, Libya’ya asker gönderilmesine itirazları, hep bu görevlerinin bir gereğidir…

“Kanal İstanbul” meselesi de aşağı yukarı aynıdır.

Bahse girerim; Reis, Bay Kemal’in inadına bu kanalı açar…

İsteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul’u yapacağız” sözlerini boşuna söylemiyor…

***

Gelelim zurnanın zırt dediği yere:

“Kanal İstanbul” İstanbul ve Çanakkale boğazlarına alternatif gibi gözükse de gerçekte öyle değildir.

“Kanal İstanbul” tek başına “Möntro Boğazlar Sözleşmesi”ni (1) delemez.

Çünkü “boğazlar” dendiğinde, Çanakkale Boğazı da işin içerisine girmektedir.

Çanakkale Boğazı yoksa, Karadeniz’den Ege’ye inmek zaten olanaksızdır.

Bunun için bir de “Kanal Çanakkale”yi yapmak gerekecektir…

Bütün tahriklere rağmen Reis’in bu ikinci işe girişeceğine ihtimal vermiyorum…

Zira Reis de çok iyi bilir ki:

“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!”

C.) Bu hafta dipnotumuz yok gibidir!..

Möntro Boğzlar Sözleşmesi için bakınız:

http://sam.baskent.edu.tr/belge/Montro_TR.pdf

Av. Cemil Can

“LAS TESİS” DANSI VE KADINLARIMIZ!..

pkk_las_tesis

Kadına karşı şiddete ben de hayır diyorum elbette.

Başka bir şekilde düşünürseniz aşk olsun size!

Sadece kadına değil, herkese karşı şiddete hayır diyorum.

Bu başka bir şeydir, farkındalık olsun diye emperyalizme alet olmak başka bir şeydir.

Allende’nin Şili’sinde ilk defa sahnelenen “Las Tesis” sokak tiyatrosu, gerçekte Pinoşet’in arkasındaki güçlerin sahnelediği bir oyundur.

Tıpkı, bu aralar Doğu Türkistan’daki “soykırım” yalanları gibidir…

Bunu anlayacak kadar tecrübem var, çok şükür.

O bakımdan, bu tür “masum eylemlerde” eyleme katılanlardan çok, benim için düğmeye kimin bastığı önemlidir.

Diyarbakır HDP İl Başkanlığı önündeki anaların eylemi de son tahlilde bir kadın eylemidir.

Yoksa öyle değil midir?!

Kadına karşı şiddetin en ahlaksızca olanı ve en acımasızını onlar dile getirmiyor mu?

Çocuğu kandırılıp/kaçırılıp dağa kaldırılan bir kadına yapılabilecek işkencenin en ahlaksızı onlarca yıldır ülkemizde yaşanmıyor mu?

Bu şekilde “taammüden” öldürülen insan sayısı 40 bini aşmadı mı?

Böyle bir büyük işkence karşısında suskun kalan kadınlarımızın, New York’tan düğmeye basılması ile sokağa dökülmesini anlayamıyorum.

Anaların analara destek vermemesini anlayabiliyor musunuz?

Y-CHP’li kadınların, Diyarbakır’daki anaları görmezden gelerek, Mecliste dans etmesini bu yüzden kınıyorum.

PKK’lı kadınların ise, danstan sonra kameralara silah doğrultmasını “şiddete karşı” eylem olarak kabul edemiyorum.

Bu yüzden Ankara Üniversitesi Kampüsü’ndeki PKK destekli Las Tesis dansını anlamlı bulmuyorum.

Karnında bebeği, kucağında bebesi, elinde çocuğu ile sınırımıza doğru koşan kadınlara karşı yapılan işkenceyi, bu komikliklerle gizleyenlere ise acıyorum..

Onları işbirlikçi olmakla bile suçlamıyorum…

O kadar acıyorum yani…

Bu fırsattan yararlanarak, kendi yerimi bir kez daha tarif etmek isterim:

Görünüşü masum bile olsa, emperyalistlerin sahneye koyduğu hiçbir oyunda –bilerek ve isteyerek- rol almadım, almayacağım.

Tümünün karşısındayım, uyarı görevimi sonuna kadar yerine getireceğim.

Daha somut bir ifade; halka, devlete ve güvenlik güçlerine “kalaşnikov” göstererek şiddeti protesto (!) eden kadınların eylemini “kadınca” bulmuyorum…

Onların karşısındayım; buna karşılık elinde çocuklarının fotoğraflarını tutan annelerin yanındayım.

O annelere şiddetin en ahlaksız olanını uygulayanları lanetliyorum…

Cemil Can

Kalaşnikovlu dansı bu bağlantıdan izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=Gw95Fsnd14s

ÖNCE PARTİ DİSİPLİNİ!..

Sibel Aygün

Duydum ki Sinan Aygün ile kız kardeşi Sibel Aygün’ü KESİN İHRAÇ talebi ile disipline sevk ettiniz…

Aşk olsun!

Ayıp ayıp, insanda biraz utanma, biraz ar olur…

Tüzük’ün hangi maddesinde, abisinin işlerini meclisinde üye olduğu belediyede takip edenler için partiden ihraç edilir yazıyor?

Takip edilen iş; şunun şurasında iki tane kulecik, İNSAF EDİN.

Topu topu 600-950 milyoncuk kadar rant elde edilmek istenmiş…

ASIL İHRAÇ EDİLECEK OLANLAR:

SİBEL’İ, BELEDİYE MECLİSİ’NE ADAY GÖSTERİP, LİSTEYE YAZANLAR VE ANKARALILARI “tıpış tıpış” OY VERMEYE MECBUR BIRAKANLARDIR…

Onları görmeden, onlardan hesap sormadan CHP’nin iktidara gelme şansı yoktur…

DAHA AÇIK SÖYLEYEYİM:

Asıl hesap sorulacak olan, ihracı defalarca hak eden KEMAL KILIÇDAROĞLU’DUR…

Ona da bir gün hesap Kurultay’da sorulacak elbette!

Nasıl mı?

ŞÖYLE:

Bu defa karşısına aday bile çıkartmayacağız.

Parti Meclisi seçimlerinde de ikinci liste olmayacak.

BİRLİK VE BÜTÜNLÜK İÇERİSİNDE HAREKET EDECEKSİNİZ…

Çatlasın AKP’liler!..

Yoksa:

“Kavga çıkartanı kapının önüne koyarım ha!”…

AN-LA-ŞIL-DI MI?

Parti emekçileri size sesleniyorum:

Hadi bakalım uslu uslu delege seçimlerine.

Önünüze koyulan listeye oy verip görevinizi yerine getirin.

KK’YI BAŞIMIZA KOYMAYACAKTIK!..

togo kuleleri

İkisi de birbirini FETÖ’cü olmakla suçladı.

Biri CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, diğeri 24. Dönem CHP Ankara Milletvekili.

Mansur Yavaş:

Ankara’da son on yılda imar rantı var. Hep aynı kişiler yapıyor bu işi. İmar değişikliğinde 30 milyar lira birilerinin cebine gitti” dedikten sonra, 95 bin ile 7-10 bini çarptı:

Bu binalardan 600 milyon ile 950 milyon arası bir kazanç elde edilebilirdi… İmar baronlarına geçit vermedik” diyerek Sinan Aygün’ü işaret etti.(1)

Aygün, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bayağı güçlüymüş:

Aleyhinde olan kararı, istinafa götürmesi için belediye avukatını bile ayarlayabiliyor.

Avukat, başkandan gizli kararı istinaf etmiş.

Bu şekilde, Sinan Aygün’e zaman kazandırıp, inşaatı tamamlamasına ve “ilk ruhsata dönülmesinden” yararlanıp kendisi için müktesep hak elde etmesine olanak hazırlayacaktı.

İşler beklediği gibi gelişmedi; Aygün’ün “ikna” edip harekete geçirdiği avukatı görevden aldılar.

İstinaf işi de yatı tabii ki…

***

Mansur Yavaş, Uğur Dündar’ın TELE1’deki programına konuk olup, bu gelişmeleri anlattı.

Partinin sırlarını herkes duydu o gece.

Bir tek Kemal Kılıçdaroğlu duymadı.

Aynı konu, gecenin geç saatlerinde Melih Gökçek’in Beyaz TV’sinde de masaya yatırıldı.

Aygün, her iki programa da mesajlar atıp; Yavaş’a meydan okudu.

Hazret, açık oturumda bu konuyu tartışmak istiyordu!..

Mansur Yavaş, “Biz mahkeme kararını uyguladık” dedi…

Tartışmaya yanaşmadı…

***

Sinan Aygün, Belediyenin kendisinden 25 milyon lira rüşvet istediğini (2) açıkladıktan sonra, Mansur Yavaş’ın gerçekte FETÖ’nün adayı olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi.

Yavaş, Sinan Aygün’ü FETÖ’nün arazilerini toplayıp, örgüt malı olmaktan çıkarmakla (aklamakla) suçladı…

Y-CHP’nin kirli çamaşırları bu kadarsa iyidir…

Biraz daha bekleyelim…

***

Mansur Yavaş ile Sinan Aygün’ü CHP’den aday yapıp seçtiren, Y-CHP Genel Başkanı Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu (KK)’dur.

Yavaş ve Aygün’den biri bile doğru diyorsa, bu durum CHP için çok kötüdür.

Her ikisi de doğru söylüyorsa -ki bu olasılık da mümkündür- CHP için daha kötüdür.

Yok; ikisi de yalan söylüyorsa eğer, bu durum çok daha da kötü olmuştur…

Ama bu durum geniş mezhepli KK için fark etmez; kendine benzeyen adamları özenle seçmiştir…

Her koşul altında KK’nın genel başkanlığı garanti altındadır!..

***

CHP’nin neden iktidara gelemediğinin/gelemeyeceğinin nedeni belli değil mi?

KK’yı başımızın üstüne tutarsak eğer, burnumuzun b.k kokusundan kurtulması mümkün değildir…

Benden söylemesi…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.youtube.com/watch?v=hrLM5W8HK8Y

(2) https://www.youtube.com/watch?v=PhIJumNEUJM

HAİN OLMAYA MECBUR DEĞİLİZ!..

mey1

FETÖ ile iltisakı tespit edilen CHP Urla Belediye Başkanına sahip çıkmak zorunda mısın?

Ahmet ve Mehmet Altan’la, Nazlı Ilıcak’a sahip çıktın da ne oldu?

Atatürk’ün CHP’si, FETÖ ile anılmaya başlamadı mı?

FETÖ bizi de aldattı; çok iyi yetişmiş bir adamını partimize gönderdi, biz de onun bizden daha iyi bir CHP’li olduğunu sanıp aday gösterdik, Urla halkından ve CHP’ye oy veren vatandaşlarımızdan özür dileriz” diyerek, topu taca atamaz mıydınız?..

***

Burak Oğuz, 15 Temmuz Darbe Girişimini Akıncı Üssü’nden yöneten 5 sivil imamdan biri olan Hakan Çiçek’le 10 kez görüşmüş. (1)

10 kez de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İmamı ile görüşmüş.

FETÖ’nün Mülkiye İmamı, sözde İçişleri Bakanı Mahmut Akdoğan ile de görüşmesi var.

FETÖ’nün İnsan Kaynakları Uzmanı Olcay Maker’le de 5 kez görüşme kaydı bulundu.

FETÖ soruşturmaları nedeniyle haklarında işlem yapılan 182 kişi ile irtibatı olan Burak’ın babası, Kılıçdaroğlu’na telefon ederek dedi ki:

Benim oğlum FETÖ”cüdür, onu aday gösterirseniz sizin için sıkıntı olur.”

Daha ne diyecekti!?

CHP, Dersimli Kemal’in babasının çiftliği haline getirildi, etrafındakiler ise kapıkulları sanki.

Bay Kemal, Partinin organlarına emir erlerini yerleştirdikten sonra, bildiğini okuyor…

***

Dersimli’nin yakında bir miting düzenlemesini bekliyorum.

Adana mitingindeki gibi (2) oyununu açık oynasın isterim:

Kürsüye çıkıp, “Burak Oğuuuuuuz” diye bağırsın.

Mitinge katılanlar:

Burdaaaaaaaaaa” diye karşılık versinler…

Yakışır mı yakışır!..

***

Gaziantep Şahinbey Belediye Meclis Üyesi Hasan Şencan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, Suriye merkezli Haznevi Tarikatı şeyhinin elini öperken çekişmiş videosunu yayınladı.

Bakan, görüntüler için “montajdır” demedi.

Dürüst adam yani!

“O zaman bakan değildim” demekle yetindi…

Bu olay üzerine, CHP sözcüleri Adalet Bakanını çarpanlarına ayırır diye bekliyordum ki, ne göreyim:

Dersimli Kemal, Pir Zöhre Ana‘sının (3) kanatları altından bize bakıp, kurnazca tebessüm ediyor.

Pir Zöhre Ana’ya, CHP rozetini bizzat kendisi takmış.

İlkokul mezunu olan Zöhre Ana’nın manevi doğumu da ilginç:

10 Kasım 1982 imiş!

Anımsayanlar bilir, Fetullah Gülen de doğum gününü 10 Kasım olarak veriyordu.

Çok merak ediyorum; Fesli Kadir’i ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı ile Haznevi Tarikatı Şeyhinin elini öpen Adalet Bakanını ne diyerek eleştirecekler?

Anlamakta zorlanıyorum; 6 Ok’undan biri hatta en önemlisi “Laiklik İlkesi” olan CHP’nin Genel Başkanı, Alevi Dedesi olduğu söylenen ve hakkında gerçek dışı bir sürü hikayeler uydurulan zavallı bir kadının (4) kanatlarının altına girmeyi nasıl içerisine sindirdi?

Aşure günü” düzenlemekle eleştirdiğim CHP’nin, bir gün daha beter duma düşürüleceği aklımın ucundan bile geçmezdi…

Onu da gördüm…

***

Dersimli Kemal, devlet memuruydu değil mi?

Nerede, nasıl bu kadar pişirilip sahneye sürüldü, anlayamıyorum.

Doğuştan gelen bir yetenek gibi durmuyor üzerinde.

Yüzüne tükürsen üzerine alınmıyor, o kadar da sinirleri alınmış yani.

Bu rezaletten sonra; kulağının üzerine yatıp, bu eleştirileri de duymamış gibi yapacağına eminim.

Mülkiyeti TMSF’ye geçen BMC’nin, devlet bankası kredisi ile Ekrem Sancak tarafından mülk edinildiği; daha sonra Reis’in, Tank-Palet Fabrikası’nı alması için Sancak’a talimat verdiği, Sancak’ın parasının yeterli olmaması nedeniyle, Reis’e başka kaynak da gerekli olduğunu söylediği, Reis’in bu defa da Katar Ordusu’nu ortak almasına aracılık ettiği ve böylece TSK’nın çok önemli bir fabrikasının Katar Ordusu’na peşkeş çekildiğini” söyleyip, ezberini tekrar edeceğine kalıbımı basarım…

En haklı dava bile onun ağzından anlatılınca, haksız duruma düşüyor.

Örneğin İstanbul Kanalı meselesi de öyle.

Libya ile yapılan anlaşma desen, keza…

Onurlu bir adam olsa, çoktan çekip giderdi…

CHP’nin başında kaldıkça; yobaz, dinci, gerici, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının faaliyetlerine meşruiyet kazandırıyor.

Atatürk gençliğinin yetişmesine engel oluyor.

Y-CHP, yeni nesiller için ahlak sorunu haline geldi.

Onunla ayni partiye mensup olmaktan utanıyorum…

***

Yol arkadaşları Tunceli’de Cumhuriyet düşmanı Seyit Rıza’nın heykelini dikmişler; o da gidip heykelin altında miting yapmış. (5)

Şeyh Sait’in ismini cadde ve meydanlara verdiler, bu iğrenç girişimi bile destekliyor.

CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu, 2010 yılında Kışla Meydanı’na dikilen Seyit Rıza heykeli için:

Tunceli toplumunun değeri olan Seyit Rıza heykelinin kaldırılmasının gerçeklikle bağdaşmadığını ve kaldırılmasının söz konusu olmadığını” şeklindeki açıklaması, Dersimli Kemal adına yapılmış gibidir…

İtiraz eden var mı?

Aksini iddia eden de yok ki!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.ulusal.com.tr/gundem/irtibat-kurdugu-kisiler-desifre-edildi-h246183.html

(2) https://odatv.com/nazli-ilicak-ve-mehmet-altan-da-chp-mitingindeydi-0312161200.html

(3) https://www.aydinlik.com.tr/kilicdaroglu-bir-tarikat-seyhinin-yaninda-ozgurluk-meydani-aralik-2019

(4) https://www.zohreana.com/hayati

(5) https://www.altersozluk.com/17-mart-2014-chp-tunceli-mitingi.html/77299