Cemil Can tarafından yazılmış tüm yazılar

HİÇBİR ADIM İÇİN GEÇ DEĞİLDİR!…

ypg-tesrin

RUSYA’DAN ÖZÜR DİLEYİP, ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ’NE (ŞİÖ) GİRMEK, HEM ÜLKEMİZİ BÖLÜNMEKTEN KURTARIR, HEM DE EMPERYALİSTLERİN ORTADOĞU’YU YAĞMALAMASINI ÖNLER!..

Terör örgütü PKK’nın Suriye Kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG, Türkiye’nin “kırmızı çizgi” olarak ilan ettiği Fırat’ın batısına geçti…

(Bu konu ile ilgili görüntülü haberi aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz…)

Erdoğan şöyle demişti, Davutoğlu böyle demişti, şimdi ne oldu, gibi sorular sorup hükümetin üzerine gitmek (klasik muhalefet yapmak) kimseye hiçbir yarar sağlamaz…

Bugün ülkemiz açısından çok önemli bir tespit yapmak istiyorum:

Biliyorsunuz; Rus uçağının düşürülmesinden sonra, Rusya uzun menzilli füzelerini Suriye’ye yerleştirdi ve Türkiye’nin ikircikli tutumundan yararlanarak Suriye’ye yerleşti

Bu kadarla kalmayıp, uçaklarımızın Suriye üzerinde uçmasına da açıkça yasak koydu…

Daha önce Fırat’ın batısına geçmeye çalışan YPG‘yi iki kez vurmuştuk, şimdi kemküm etmekten başka bir şey yapamıyoruz!…

Çünkü Putin kararlı, Suriye üzerinde uçun da ne olacağını görürsünüz diyerek tehdit etti bizi…

Bu noktada, Türkiye’deki muhalefet anlaşılmaz bir şekilde (biraz da haince) Erdoğan’ı tahrik etmeye devam ve inatçı tutumundan geri adım atmasın diye adeta teşvik ediyor…

AB, ABD (NATO) dahi Türkiye’nin geri adım atmaması konusunda ısrarcı…

Dolduruşa kolay gelen Erdoğan, denebilir ki, tükürdüğünü yalama/yalamama seçenekleri ile karşı karşıya bırakıldı…

BURAYA KADAR ANLATILANLARA İTİRAZI OLACAĞINI SANMAM!

Devam edelim:

Bir uçak düşürme ve ÖZÜR DİLEMEME yüzünden düşürüldüğümüz duruma bakalım:

1.) Hava Kuvvetlerimiz güney sınırlarımızda uçamıyor, 2.) Angajman kurallarımız fiilen işlemez hale geldi, 3.) Kırmızı çizgilerimiz çiğnendi, 4.) Kendi coğrafyamızda yalnız kaldık. Bölge ülkeleri; İran, Irak ve Suriye ile Rusya ortak hareket etmeye başladı, 5.) Dost ve müttefik bildiğimiz NATO ülkeleri de el altından onlarla anlaşmış gibi, 6.) PKK ve Mecliste’ki uzantısı HDP, bu fırsattan yararlanarak; özerklik talebini bir adım daha ileri götürüp, “Bağımsız Kürdistan” kurma hedefini dillendirmeye başladı, 7.) 4 İlimizde PKK’ya karşı operasyonlar devam ediyor ki, buna düşük yoğunluklu savaş diyebiliriz. Sıkıyönetim ilan edilmeden fiilen sıkıyönetim uygulanıyor, 8.) Her gün polis ve askerlerimiz şehit ediliyor..

Kısaca;

TÜRKİYE BÖLÜNMENİN EŞİĞİNE GETİRİLDİ!..

Bizi bu duruma getirenlerin başında, şu anda fiilen uygulanmayan angajman kurallarını Rusya’ya uygulamamızı ISRARLA isteyen NATO gelmektedir… Yani: AB ve ABD’dir…

(Daha sonra da Irak’taki askerlerimize takviye olarak gönderdiğimiz askerlerimizi çekmemizi istediler…)

İkinci sıradaki sorumlular ise, Erdoğan’ı özür dilememe noktasında tutan iç tahrikçilerdir… Bunlar; (Başta Y-CHP, Y-CHP olmak üzere, HDP’nin barajı geçmesi için kampanya yürüten gafiller) sözüm ona AKP hükümetine muhalefet yapma adına, aslında Türkiye’ye düşmanlık yapıyorlar…

AB ve ABD’NİN FIRSAT BULDUĞUNDA ERDOĞAN’I BİR KAŞIK SUDA BOĞACAĞI SIR DEĞİLDİR…

Bunun en açık kanıtı 17 ve 25 Aralık operasyonlarıdır. Bu operasyonları yürüten Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) arkasında CIA vardı. “Biji Obama”nın bilgisi olmadan Cemaat’in böyle bir girişimde bulunmasını düşünmek bile ahmaklıktır…

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, halkın Erdoğan’a sahip çıkması sonunda, ABD mecburen Erdoğan’la işbirliği yapıyor gibi görünmektedir…

Aslında Erdoğan’ın ipini çeken ABD’dir…

Bu defa uyguladığı yöntem; bölgede Türkiye’yi yalnızlaştırmaktır. Rusya ile Türkiye’nin arasını açan ABD, bütün bölge ülkelerini de Rusya’nın yanına itmiştir….

Ne yazık ki, yöneticilerimiz TUZAĞA DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR…

Angajman kurallarını koruyalım derken KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZİ KAYBETTİK!..

Onun için bu noktadan itibaren görev Türk halkına düşmektedir.

Erdoğan’a çok iyi yapıyorlar diyemeyiz!?..

Çünkü zarar görecek olan Türkiye ve 78 milyon Türk Milletidir…

Dolayısıyla yurtseverlerin öncelikli görevi; Türkiye’nin çıkarlarını korumak olmalıdır…

Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalıdır… Başka Türkiye yok!!!

HÜKÜMETİ (VE ERDOĞAN’I) TAHRİK EDEREK DAHA BÜYÜK HATALAR YAPTIRMA YERİNE, İKNA ETMEK İÇİN TOP YEKUN SEFERBERLİK BAŞLATILMALIDIR…

-Önce Rusya’dan özür dilenmesi için ısrarcı olunmalıdır…

(Zaten çeşitli şekillerde dilenmiş olan özür, bu defa usulüne uygun bir şekilde dilenmelidir…)

Esat düşmanlığından vazgeçilmeli, bu konudaki politika yumuşatılarak, gecikmeden Suriye ile ilişki kurulmalıdır,

-Rusya, Irak, Iran ve Suriye’nin kurduğu blokun içerisine derhal girilmelidir..

-Türkiye’ye zarardan başka hiç bir yararı olmayan NATO’dan çıkılmalı, ülkemizdeki bütün NATO üsleri kapatılmalıdır…

-İlla bir pakt içerisinde yer almamız gerekiyorsa, ülkemizin çıkarlarına uygun düşen Şangay İşbirliği Örgütü’ne tam üyelik için gerekli başvuru resmen yapılmalıdır…

BİR ÖZÜR İLE BAŞLAYACAK OLAN SÜREÇ, ÜLKEMİZİ BÖLÜNMEKTEN KURTARACAĞI GİBİ, ORTADOĞU’NUN DA EMPERYALİSTLER ELİNE GEÇMESİNİ ENGELLEYECEKTİR…

Cemil Can/ 29.12.2015

İşte o görüntüler:

http://haber.sol.org.tr/turkiye/erdogan-ve-davutogluna-bu-goruntuleri-izletmemisler-140914

EN ADİL HAKEM ZAMANDIR!..

tsb

CEMIL CAN·27 ARALIK 2015 PAZAR

Bazen en iyi hakem zaman oluyor…

Eylül’den bu yana 4 ay bile geçmedi…

Eskilerimiz “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” derlerdi…

Gerçekten de çok erken unutuyoruz…

Toplumsal hafızamız kuvvetli değil!..

Anımsatalım: Yaklaşık 4 ay önce sanatçılarımız üçe bölünmüştü

Bir kısmı “Barış istiyoruz”,

Bir kısmı “Baş sorumlu Cumhurbaşkanıdır” diyordu…

Haklı çıkan “Mehmetçiğin yanındayız” diyenler oldu…

Aslında barışı istemeyen yoktu, Cumhurbaşkanı da baş sorumluydu!

Bunların hepsi doğruydu…

O gün gözü kapalı üç bildiriye de imza atılabilirdi.

Savunulan fikirler, birlikte harikaydı…

*** *** ***

Arada bir hatalı fikirler de olacak tabi…

Ne demişti atalarımız: “Barikayı hakikat müsademeyi efkardan doğar”

Gerçeğin şimşeği, fikirlerin çatışmasından doğar”

Barış istiyoruz” başlıklı bildiriye imza koyanlar, PKK’ya yönelik operasyonları “Saray Savaşı” olarak nitelendirmişti!

Onlara göre; Erdoğan, AKP’yi yeniden tek başına iktidar yapmak için bu kirli savaşı başlatmıştı!

Çözüm sürecini buzdolabına koyduk” sözü, bu fikrin en açık kanıtı olarak gösteriliyordu…

AKP’nin yeniden ve tek başına iktidara gelmesinden sonra, hükümetin süreci buzdolabından çıkartacağından korkuluyordu…

Bu aşama, olumlu ya da olumsuz bir şey söylemek için erkendir…

Bekleyip görmek en iyisi…

Bazı konulara tedbirli yaklaşmak iyi oluyor.

*** *** ***

1 Kasım’ı çok geçtik…

AKP tek başına iktidara geldi.

HDP de barajı geçti.

HDP’ye baraj atlatarak AKP’yi düşürme planı ise, 1 Kasım’da tutmadı!

Barış İstiyoruz” bildirisine imza atanlara göre, amaç hasıl oldu.

O halde “Saray Savaşı”nın durması gerekiyor!

Ama durmadı, devam ediyor…

Söylendiği gibi, gerçekten Erdoğan’ın savaş çıkarmak amacı; AKP’yi tek başına iktidara getirmek idiyse, “Süreci” dolaptan çıkarması gerekmiyor mu?

Yoksa buna gücü yetmiyor?

*** *** ***

Peki, savaşı başlatan kimdi?

Bu sorunun doğru yanıtını vermeden devam edemeyiz.

22 Temmuz’da “Bugünü unutmayın” demiştik!

Terör örgütü, iki polisimizin uykuda kafasına kurşun sıkmıştı…

Bir gün önce de mayın araması yapan askerimize ateş açıp birini şehit etmişti…

TSK’nın operasyonları ise, 24 Temmuz’da başlatıl

*** *** ***

Eğer, hala bu savaşa “Saray Savaşı” diyorsanız, siz bilirsiniz!

Savaşı başlatanın PKK olduğunu hiçbir şekilde gizleyemezsiniz!..

Bu pencereden bakmaya devam ederseniz; PKK’ya “Saray’ın PKK’sı” diyebilirsiniz…

Acaba öyle mi?

ABD’nin “Kara gücü”, Saray’a ait olabilir mi?

Hani “leb” demeden leblebiyi bilebilirdiniz…

*** *** ***

Buna rağmen tekrar etmek istiyorum:

Seçim bitti!..

AKP, yeniden ve tek başına iktidara geldi!

Saray Savaşı”nın durması gerekmiyor mu?

Ne oldu şimdi?!

Gelişmeler tam aksi istikamette, operasyonlar tüm şiddeti ile devam ediyor…

Acaba neden?

*** *** ***

PKK, ateşkes istiyor…

Masaya oturmaya dünden razı!..

Bir gün Amerika’dan, bir gün Rusya’dan haber gönderiliyor…

PKK’yı “kara gücü” olarak kullanan emperyalistler, fena halde telaşlı…

Açılım”a dönelim diye neredeyse yalvarıyorlar!..

Onlara ne oluyor acaba, hiç düşündünüz mü?

Buradan bakıldığında; yaşananlara “Saray Savaşı” demek yerine, “Vatan Savaşı” demek daha isabetli değil mi?

Dürüstçe hakkı hamiline teslim edelim…

*** *** ***

Sanatçılar Girişimi”: “Baş sorumlu Cumhurbaşkanıdır”;

Bağımsız Sanatçılar İnisiyatifi”: “Savaşın hükmünü sürdürmek isteyenlere itirazımız var”, “Çok şey değil, ihtiyacımız olan, barışı istiyoruz” diyordu…

Türkiye Sanatçılar Birliği” bildirisine imza atanlar ise: “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başlatmış olduğu vatan mücadelesinde, biz sanatçı ve aydınlar, Mehmetçiğimizin yanında olduğumuzu belirtmek isteriz” demişlerdi…

Demek ki, bu son grubun haber alma kaynakları daha güçlü, analiz yetenekleri de diğerlerinden çok üstün!…

Kıskançlık göstermeden kabul etmek gerekiyor…

*** *** ***

Gelinen bu aşamada; “Sanatçılar Girişimi” ile “Bağımsız Sanatçı İnisiyatifi”nin şapkalarını önlerine koyup, yeni bir değerlendirme yapmaları şart oldu…

Buna şiddetle ihtiyaçları var!

Şu kadarını da söyleyeyim ki: Kimsenin, bir diğerinden özür dilemesi gerekmiyor!

Kimseye kötü niyetlisin denmiyor…

Her üç bildiriye imza atanların, yurtseverliğinden en ufak bir kuşku duyulmuyor…

Bugün itibariyle, tüm aydınların birlikte hareket etmesi çok çok önemli…

Düşman dört taraftımızdan saldırıyor…

*** *** ***

Unutanlar için 4 ay önce ortalıkta dolaşan bildirileri bulup getirdim.(*)

Verilen bağlantıdan üçüne de ulaşmak mümkün…

Üçü de anlaşılır dille yazılmış…

Anlayacağız!

Yeter ki, hendeğin Türkiye tarafında duralım!..

Cemil Can

(*) http://odatv.com/sanatcilardan-itiraz-1109151200.html

“TARAFSIZ” KEMAL VE “Y-CHP BAKANLIĞI”!..

goc

Anadolu Ajansı’nın güvenilir kaynaklardan aldığı haberi okuyorum:

”Artık anlaşılmıştır ki halk yanımızda yer almıyor, desteği bize değil askere veriyor. Acımayın, aldanmayın, akıllı hareket edin ve ayırım yapmayın. Evleri, okulları, hastaneleri yerle bir edin. Ambulansları hareket ettirmeyin, hedef alın vurun.”

Emri, PKK‘nın Kandil’deki yöneticisi Murat Karayılan verdi…

Telsiz konuşmalarından anlaşıldığına göre, Karayılan, militanlarına köpek ölüsü kadar değer vermiyor.

Sövüyor, küfrediyor, orada ölün de bari bir b.ka yarayın gibi kaldırım düzeyinde sözler ediyor…

Geçen haftalarda; PKK‘nın Meclis’teki sözcüsü HDP’nin Grup Başkanvekili İdris Balüken, PKK’nın elinde 15 civarında güvenlik ve kamu görevlisinin rehin tutulduğunu söyleyerek, AKP hükümetini, duyarsızlıkla ve “yaşam hakkı”na saygı göstermemekle suçlamıştı…

“Yaşam hakkı”na saygıyı en son ağzına alacak olan PKK yöneticileri ile militanları arasında 15, 16 ve 17 Aralık günleri, Cizre ve Silopi’deki operasyonlar devam ederken geçen konuşmaları, mutlaka okumak gerekiyor… (1)

Güvenlik güçleri PKK’ya ağır kayıplar verdirdi…

4 günün bilançosu 110 ölüdür…

* * *

Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, Cizre’de şehit edilen J.Uzm.Çvş Serkan Has‘ın cenaze törenine katıldı…

Akar’a kuvvet komutanları da eşlik ettiler.

Kürt halkı, doğup büyüdüğü bu topraklardan göç etmeye başladı…

Ama gidiş yönü Barzanistan’a doğru değil…

Belli ki, Kürt halkı güvenli gördüğü Batı’ya yerleşmek istiyor…

Apar-topar ABD’ye giden Selahattin Demirtaş, döner dönmez Kandil’e geçti…

Ağzından “özerklik” ve “öz yönetim” sözcüklerini düşürmüyor…

Anlaşılıyor ki ABD, “karagücü” PKK/PYD‘ye, elden tebliğ edilecek talimatları, Selahattin ile gönderdi…

* * *

Eş Başkan, adeta burnundan soluyor:

“Bize tankın namlusunu gösterip geri adım attıracaklarını sanıyorlarsa, biz ölüm korkusunu çoktan aştık. Gençler hendek kazıp, barikat kuruyormuş… Silip süpürme operasyonuymuş! Siz kimsiniz ya? Siz ancak bu toprakların kanalizasyonunu temizlersiniz!” diyor…

Kabul etmek gerekir, Demirtaş’ın benzetmesi hiç de fena değil…

Dört dörtlük isabet kaydetti ve hedefi 12‘den vurdu…

Gerçekten de Cizre ve Silopi’de kanalizasyon temizliği yapılıyor…

Türkiye’nin bağırsakları iyice temizlenecek!..

Başka yolu yok…

* * *

Dersimli Kemal ise, Cizre ve Silopi’de yaşanan olaylarla ilgili; “taraf olmadıklarını” açıkladı… (2)

Barajı atlasın diye HDP’ye oy veren aymazların hangi “taraf”ta olduğu tam bilinmiyor!..

Tarafsız Kemal”in işaret ederek milletvekili seçtirdiği bir bayan milletvekili ise, fırsat bu fırsattır diyerek, TBMM’nin duvarındaki Atatürk posterini indirmeye kalkışmış!..

Bu defaki tanıklar çok sağlam: Aylin Nazlıaka ile Bülent Kuşoğlu’dur…

İkisi de “Tarafsız Kemal”in vazgeçilmezi, ikisi de iki dönem Y- CHP’den milletvekilidir… (3)

“Tıpış tıpış” oy verdiğimiz bazı Y-CHP milletvekilleri; “Yeni şeyler söylemek lazım” diyerek, Gazi Meclis’ten Atatürk’ün posterini indirdiler!..

Haddini bilmezliğe ve cesarete bakar mısınız!

Bir de şöyle düşünün; bu dönemde ya “tıpış tıpış” oy verdiğimiz Ekmeleddin Cumhurbaşkanı olsaydı…

Yarın seçim olsun, yemin ederim “tıpış tıpış” yine bu hainlere oy vereceğiz!..

Öğrenilmiş çaresizlik(4) böyle bir şeydir…

* * *

Hakkıyla NOBEL ödülünü alan ilk Türk bilim adamı olan Prof.Dr. Aziz Sancar‘ın önünde saygıyla eğiliyorum…

Anıtkabir’de Ulu Önder’in manevi huzurunda saygıyla eğilmesini de çok önemsiyorum…

Anıtkabir’de sergilenmesi için ödülünü Genelkurmay’a teslim etmesi ise, ayrıca duygulandırdı beni…

Y-CHP’nin Tanıtım ve Propagandadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Mehmet Bekaroğlu: ”Ödülü Genelkurmay’a götürmesine şaşırdık” buyurmuş…

Güya o da profesör!..

Biz de onun Atatürk’ün partisinde; kadın kontenjanından parti meclisine seçtirilmesine şaşırmıştık…

Ama yine de Dersimli Kemal’in bir bildiği vardır diye düşündük!

Bildiği buymuş meğer…

Kurultay delegelerinin iradesine verdiği değeri göstermesi bakımından bu olay çok önemlidir.

Unutmayacağız, unutturmayacağız…

* * *

Prof. Sancar, aldığı ödül için “Bu, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in madalyasıdır” demiş…

Milli onurumuz olan Sancar’ın bu hareketi, bir de ÖDP‘ye yakınlığı ile bilinen Birgün gazetesini incitmiş…

Birgün‘ün açıklaması tamamen gerçeği saptırma üzerinedir:

Haberi “Ülkü Ocakları ile görüştükten sonra Kaçak Saray’a giden Aziz Sancar Nobel’i TSK‘ya verdi” şeklinde verdiler… (5)

Anıtkabir’den sorumlu kurumun Genelkurmay Başkanlığı olduğunu bilmeyen bu şaşkın herifler, geçen seçimlerde de HDP’ye barajı atlatmak için oy verme aymazlığını da göstermişlerdi…

* * *

Uçak krizi, Musul’a asker gönderilmesi, Diyarbakır’daki operasyonlar ve 17/25 Aralık Soruşturmaları karşısında, Y-CHP’nin görüşleri açıklandı…

Genel Sekreter Gürsel Tekin, “Açılım”da olduğu gibi, bu konularda da Y-CHP’nin daha aktif rol almasını istiyor…

Tekin, bunun için adeta hükümete yalvarıyor…(6)

Y-CHP adına yapılmış bu konuşmalarını dinledikten sonra, inanın yerin dibine girdim.

İyi ki, Davutoğlu’nun aklına Y-CHP’yi Başbakanlığa bağlı sıradan bir “bakanlık” haline getirmek gelmiyor!

“Yok daha neler” demeyin!..

Dersimli ve arkadaşlarının buna itiraz edeceğini hiç sanmıyorum.

Y-CHP Bakanlığı”nın kurulması ile iktidarının sürekliliğini, Dersimli ve arkadaşları da koltuklarını garanti altına alabilirler…

Y-CHP yöneticileri, altlarından koltuk gitmesin diye her şeyi yapmaya hazırdırlar…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.internethaber.com/murat-karayilanin-telsiz-konusmalari-ortaya-cikti-1496129h.htm

(2)http://www.aydinlikgazete.com/politika/chp-diyarbakirda-taraf-degilmis-h80618.html

(3)http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/rahmi-turan/ataturkun-partisini-karistiran-haber-1010527/

(4)https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96%C4%9Frenilmi%C5%9F_%C3%A7aresizlik

(5) http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/nobeli-size-mi-teslim-etseydi-h80565.html

(6) http://tv.cnnturk.com/neoluyor

“İHANET ÖDÜLÜ”NÜN YENİ SAHİPLERİ!..

buyuk-bozayi

ABD yönetimindeki koalisyon uçakları Deyr ez Zor’daki Suriye kuvvetlerine ait kamvurdu:

4 jetle kampa 8 füze attılar.

3 asker öldü, 13’ü yaralandı…

ABD Koalisyon sözcüsü Steve Warren, Deyr ez Zor’un 55 km uzağındaki bir yeri vurduklarını söyledi.

Olay üzerine Suriye, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği ve Güvenlik Konseyi’ne 2 şikayet mektubu gönderdi…

IŞİD’i yok etme bahanesi ile Suriye’ye gelen emperyalistler, gerçek hedeflerinin Esat olduğunu uygulamalı olarak gösterdiler…

Sırtlanlar, Ortadoğu’nun enerji kaynaklarını yağmalamadan duracak değiller…

Barzani denetiminde bulunan Musul’un Başika bölgesindeki üsse, 4 Aralık’ta yaptığımız asker ve tank sevkiyatını Bağdat yönetimi BM gündemine taşıdı.

Konseyden Türk askerlerinin Irak topraklarından çekilmesi ve bir daha Irak topraklarını ihlal etmemesi için Türkiye’den talepte bulunulması istediler…

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Samantha Power, Irak hükümetinin oluru olmadan her türlü askeri görevlendirmeye karşı olduklarını ifade ederek, Irak’ın mektubunu üye devletlere dağıtacaklarını söyledi…

Anlayacağınız Türkiye’nin Musul hamlesini destekleyen yok!

BM’in veto hakkı bulunan 5 daimi üyesinden (ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa) hiçbiri Türkiye’nin yanında değil!

Değerli yalnızlık” dedikleri bu olsa gerek…

Erdoğan’ın Suriye’deki Esat rejimini yıkma çabaları, merkezi hükümetin onayını almadan Barzani yönetimi ile petrol anlaşmaları yapması, Musul’a asker göndermesi yakın gelecekte başına uluslararası çapta iş açabilir…

Dünya barışı ve güvenliğini korumak için kurulan BM öncülüğünde, uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanılmasını yasaklayan ilk anlaşma olan Birleşmiş Milletler Anlaşmasını imzalanmıştır.

BM’nin yargı organı, 15 yargıçtan oluşan Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı‘dır.

Üye ülkeler, istedikleri davayı Adalet Divanı’na götürebiliyorlar…

Bu bilgiler ışığında, Erdoğan’ın ciddi tehdit altında olduğunu söyleyebiliriz.

Rus uçağını düşürmekle, içerisine itildiğimiz yalnızlığı da hesaba katarsak, AKP hükümetinin taviz üzerine taviz vereceği belli olmuştur

Bütün bu olumsuzlukların yanına, muhalefetin negatif etkisini de koyduğumuzda, Türkiye’ye çıkartılacak faturanın daha da ağırlaşacağı anlaşılıyor…

Bu noktada, Devlet aklının süratle devreye sokulması gerekir.

Böyle bir girişim, hükümeti yönetenlerin akılsızlığını vurgulayacağından, bu aşamada kimse buna yanaşamıyor!?

***

HDP Grup Başkanvekili İdris Balüken, 15 civarında polis, asker ve kamu görevlisinin PKK‘nın elinde olduğunu iddia ederek, Davutoğlu’na şu soruyu yöneltti:”İnsan hakları örgütleri ve aileler çatışmaların durması ve alıkonulanların siyasi iletişim yoluyla ailelerine teslim edilmesi ile ilgili çağrılara olumlu cevap vermemenizin gerekçesi nedir? Yaşatmayı esas almayan bu olumsuz tavrınızın izahı var mı?”

Belli ki, son operasyonlarla iyice köşeye sıkıştırılmış olan PKK, Devletle yeniden “siyasi iletişim” kurabilmenin yollarını arıyor…

Durumdan vazife çıkartmaya pek hevesli olan Y-CHP yönetimi ise, kurultay telaşı ile devreye giremiyor.

Bu yüzden, ABD Büyükelçisi John Bass ile İstanbul Başkonsolosu Charles Hunter, CHP Genel Merkezinde Dersimli Kemal’i ziyaret ettiler…

Güya yeni anayasayı konuştular!..

Gerçekte Obama’nın talimatlarını tebliğ ettiler…

Türkiye ateş çemberinin içerisinde, muhalefetin halk gözündeki itibarı yerlerde sürünüyor, ABD, yeni anayasa yaptırmak derdinde…

Belki, zamanlamaları son derece mükemmeldir de biz anlamıyoruz…

Dersimli ve arkadaşlarının böyle sıkışık anlarda koltuklarını sağlamlaştırmak için veremeyeceği hiçbir ödün yoktur!

Her şeyi satabilirler…

***

Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, “Uçağımızın düşürülmesinden sonra Türkiye’ye savaş ilan edebilirdik” dedi.

Durum o kadar ciddidir yani…

Karadeniz’de; Rusya karşısında mevzi elde etmek isteyen ABD’nin baskılarına direnemiyoruz.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Karadeniz’de sağlanan denge, Gürcistan krizi sırasında ABD tarafından bayağı zorlanmış ama sonuç alınamadı...

Görünüşe bakılırsa şimdi, Türkiye ABD’ye istediği fırsatı verecek gibidir…

ABD uçak gemilerinin Karadeniz’e çıkmasından sonra, doğal olarak Rusya da karşı önlemini alacak: Suriye sınırında olduğu gibi, bu defa da Karadeniz’de Türk savaş uçakları uçamaz hale getirilecektir…

Rus uçağını düşürmekle ayıyı dansa kaldırmayacaktık…

Bakalım kocaoğlan ne zaman yerine oturacak!

***

Beşiktaş Belediyesi Başkanı Murat Hazinedar‘ın, desteklediği listeye oy vermeyen CHP’lilerin iş yerlerini yıkacak kadar gözü karardı.

Kılıçdaroğlu’nun desteğini arkasına alan reis hakkındaki yolsuzluk dosyaları, genel merkezde sümen altındadır…

Siyaseten o kadar güçlüdür!..

Belediye Meclis Üyeliğine seçtirdiği arkadaşı Ali Bağdatlı, mal varlığındaki olağan dışı artışı; “taşıyıcı anneyim” diye izah ediyor…

Kimin çocuğunu taşıdığı bellidir!

Sosyetenin vazgeçilmezi, 3 bin 700 m2 üzerinde kurulu, 10 milyon dolar değerindeki gece kulübünün yüzde 50 ortağı olduğu iddia ediliyor…

Mustafa Sarıgül’ün avukatı iken, adı birden Beşiktaş Belediye Başkanı adayları arasında geçen Av. Murat Hazinedar, Dersimli Kemal’in vazgeçilmez prenslerindendir

Sarıgül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığını kabul etmesi karşılığında, aralarında Beşiktaş Belediyesi’nin de bulunduğu 4 ilçe belediye başkanını aday gösterme hakkını elde etmişti…

Bizimkilere sorsanız; “ön seçim yaptık” derler

Buna inanacak kadar da saftırlar!

İşte bu alış-verişle, Mustafa Sarıgül’den kurtulan Dersimli, genel başkanlık koltuğunu da ona sigorta ettirmişti…

Eski CHP Milletvekili Hüseyin Aygün; Hayri İnönü-Emir Sarıgül kavgasında, Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek:”Eee, sen İstanbul belediye başkanlıklarını bir kişinin aile şirketi olarak dağıtırsan olacağı budur. Halka ve emeğe değil, sermayeye yüzünü dönersen sonuç budur. Siyasette ‘Beykoz Konakları’nda karar alırsan, Sarıyer’de ‘Zekeriyaköy Villaları’na işte böyle mahkum olursun” demişti…

Bütün parti sırları bu cümlelerin içerisinde saklıdır!

İşte böyle: Dersimli Kemal, bir kez daha böyle iğrenç akçalı ilişkilerden yararlanarak, genel başkanlık koltuğunu kapmaya çalışacak!..

***

Gazeteler yazdı: KPSS iddianamesi hazır…

Nihayet Cemaat yapılanmasının, CIA ve MOSSAD tarafından yönlendirildiği mahkeme kayıtlarına girdi.

İddianamede “üniversiteler imamı”nın gizli servislerle bağlarına vurgu yapıldı.

Silahlı terör örgütü olduğu belirtilen Cemaat’e, Dersimli Kemal ve arkadaşları bundan böyle sahip çıkamayacak!..

Aksi halde, “örgüt propagandası yapmak” ve “örgüte yardım ve yataklık” suçunu işlemiş olacaklar…

İddianame hazırlanmadan işleri kolaydı; Cemaat’e yapılan operasyonlara, “basın özgürlüğü” ve “halkın haber alma hakkı” çerçevesinde göğüslerini siper ediyorlardı

Şimdi pabuç pahalı!

Ergenekon davaları kapsamında; Aydınlık ve Oda TV yazarları ile Mustafa Balbay‘ın haksız yere tutuklanması karşısında, “yargılamaların sonucunu beklemek lazım” diyerek, pişkinlik yapan bu aymazlar mangası, bugün terör örgütlerini savunuyor!..

Buradan da bellidir; Dersimli Kemal bir projenin adamıdır!

Görevi:Türkiye’nin Cumhuriyet’e bağlı dinamik güçlerini oyalamak, AKP’nin karşı devrimi tamamlaması için Erdoğan’ın iktidarda kalmasını sağlamaktır

Aslında Devlet Bahçeli ile aynı görevi yerine getirmektedir…

Bu iki elemanın rütbeleri de aynıdır…

Bahçeli, hükümetin başı her sıkıştığında ona can simidi atmakla görevlendirilmiştir

Dersimli ise, hükümete zarar verecek ve karşı devrimi yavaşlatacak hamleleri bloke etmektedir…

Buna rağmen, “ihanet ödülü” verilecekse, ikisi arasında paylaştırılmasına razı değilimi. Ödülü en çok hak eden Dersimliye vermek daha adil olur…

Çünkü o, Alevileri ve Cumhuriyete sıkı sıkıya bağlı diğer grupları edilgen halde tutmakla, çok daha önemli ve zor bir işi başarmıştır!

Bu nedenle de ödül, Dersimlinin hakkıdır…

Sözünü tutmayan, sıkça yalana başvuran, CHP tabanına saygı duymayan, dürüstlük cilası ile parlatılmış ve doğruluktan ayrılmış bu zavallıyı, “yol düşkünü” ilan edenler, yerden göğe kadar haklıdır…

Cemil Can

BİLAL’İN BİRLİĞİNDE SAVAŞACAĞIM!

nato_1

IŞİD kontrolündeki Musul’a, 30 km uzaklıkta bulunan Beşika bölgesine gönderdiğimiz asker sayısının artırılması ve 25 tank gönderilmesi üzerine, Irak hükümetinden tepki geldi…

Türk halkı Irak’ta Peşmerge ile IŞİD’a karşı savaşan grupları TSK’nın eğittiğini bu tepkiden sonra öğrendi…

Irak Başbakanı Haydar El Ibadi, “Türk askerlerinin Musul’daki yetkisiz varlığı Irak’ın egemenliğinin ciddi bir ihlalidir” dedi…

Irak’a asker göndermek için Merkezi Irak Hükümeti yerine, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile mutabakata varmışız!

İyi mi?

AKP hükümetleri, 2 yıldır Peşmerge’ye ve IŞİD karşıtı gruplara eğitim veriyormuş…

Onu da yeni öğrendik…

Bildiğimiz kadarıyla PKK da IŞİD karşıtıdır!

Irak’ın kuzeyinde 4 ayrı bölgede, TSK’nın eğitim verdiği gruplar arasında PKK var mı onu bilmiyoruz!

Kuzey Irak’ta PKK’lıların “Peşmerge” adıyla eğitilmesi skandal olur…

Türk halkı böyle bir habere asla hazır değildir…

Irak’ta eğit, Türkiye’de savaş, olacak iş mi!?

Cemil Bayık, Alman Bild am Sonntag gazetesinin, “Suriye’nin kuzeyindeki Kürtler ABD’den silah aldı. Kuzey Irak’taki Peşmerge ise Almanya tarafından silahlandırılıyor ve eğitiliyor. Ya PKK?” şeklindeki sorusuna: “Şayet Batı bize silah verecek olursa daha iyi savaşırız” yanıtını verdi…

Vekaleten savaşlar dönemi başlıyor…

Bayık’ın açıklamasından anlaşılıyor ki, Peşmerge’yi Almanya silahlandırıyor, birlikte eğitiyoruz…

Peşmerge’yi neden eğitiyor acaba?

Kerkük ve Musul’dan Türkleri kovsunlar diye olamaz herhalde!..

Bağımsız Kürdistan”ı kurup, Türkiye’yi parçalasınlar diye olabilir mi?..

Belki!?

***

Üçüncü sayfalardan verilen cinayet haberleri, daha çok önemseniyor gibi…

Şehit haberleri gazetelerde bile yer alamıyor!

PKK, hendek kazmaya ve Güney Doğu’da güvenlik kuvvetlerimize saldırmaya aralıksız devam ediyor…

Diyarbakır Baro Başkanını bile sokak ortasında vurdular…

PKK için “terör örgütü değildir” demişti…

Olaydan sonra soruşturmayı yürüten savcılara bile üç kez ateş açtılar…

Belli ki, kanıtların toplanmasını istemiyorlar…

Dersimli Kemal’in arkadaşları, son olarak Cizre’de 3 askerimizi, Sur’da 1 polisimizi şehit ettiler…

Rica edelim de arkadaşlarına söylesin, askerlerimize bir daha ateş etmesinler!

Onların evde bekleyen bebeleri var!

Anaları ve eşleri ağlayınca, Türkiye’nin yüreğini dağlıyorlar…

Hani bir zamanlar “analar ağlamasın” diye “açılım”a açık çek veriyordu ya…

O kadarına hakkı olmalı…

***

1 Aralık günü Sur ilçesinde; polisin arama noktasına yanaşan bir kadın, soğukkanlı bir şekilde çantasını açıp, içerisinden çıkarttığı silahla polise ateş etti.

Sonra da etraftaki diğer polislere…

Kaçarken vuruldu tabi…

MOBESE kameraları, olayı saniye saniye kayıt altına aldılar…

PKK yandaşı ajanslar, haberi şu şekilde verdiler: “Polis halkı taradı, bir kadın öldü. Kadının yanına silah bıraktılar.”

Dersimli Kemal arkadaşlarına kefil mi hala!

Hiç sanmam…

Video kayıtları ortada iken, bu kadar büyük yalan ve iftiraya ne gerek var?

***

Cumhurbaşkanı RTE’nin “Türk akımı, taleplerimizin karşılanmaması sebebiyle bir süredir tarafımızdan rafa kaldırılmış bir projedir” dedi…

İnandırıcılığı olamaz tabi…

ABD’nin bu proje yüzünden Erdoğan’ı çizdiği Avrupa’da defalarca yazılıp çizildi…

G-20 toplantısından iki önce, Çin’de kalan uzun menzilli hava savunma sistemleri ile ilgili ihale, acaba neden iptal edildi?

“Türkiye’nin kendisini kendi imkanları ile koruma-savunma zorunluluğu” yerden göğe kadar haklı, lakin inandırıcı değil…

Nihai hedefimiz öyle olsa da, bu aşamada Çin’de kalan ihalenin iptali, belli ki ABD baskısı yüzündendir!

Baskı o kadar ağır ki;

17/25 Aralık operasyonlarından sonra, Şangay İşbirliği Örgütü’ne yanaşan Türkiye, geri vitese taktı ve tehlikeli bir şekilde ABD’nin etkisine girdi…

Hizaya sokulduk da denebilir!..

Hangi tehditler Erdoğan’ı Obama’ya mecbur hale getirmiştir acaba?

Bu soruların yanıtlarını bulmadan, etrafımızda neler olup bittiğini kavramak kolay olmayacaktır…

***

Putin, G-20 toplantısında IŞİD’den kaçak petrol alanlar aramızdadır demişti…

Rus uçağının vurulmasından sonra, diplomatik dili bir kenara bıraktı.

“Dünya lideri”ne laf yetiştiriyor!..

Uydu fotoğraflarını gösterdi.

Erdoğan’ı ve ailesini açıkça suçladı…

Rusya’dan sonra, İran da Türkiye ile IŞİD arasındaki petrol ticaretine dair ellerinde kanıtlar olduğunu iddia etti…

Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli, uçak krizinde hükümete destek verince, Putin bir dünya lideri gibi değil, Türkiye’nin anamuhalefet partisi lideri gibi konuşmaya başladı…

***

ABD Hazine Müsteşarı Kohen; “IŞİD petrolü Barzani’ye satıyor, oradan da Türkiye’ye satılıyor” dedi..

Kerry, Türkiye’den ve Barzani yönetiminden bu satışların önlenmesini istedi…

Barzani Yönetimi’nin Doğal kaynaklar Bakanı Şerko Cevdet: “O tankerler bizimdir” dedi…

Son olarak Rusya, “ABD, petrol kaçakçılığına göz yumuyor” dedi…

“Kriz kahini” olarak tanınan ünlü iktisat profesörü Roubini’ye göre, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki istikrarsızlık, dünyayı tehdit eder hale geldiği için “üçüncü dünya savaşı” kaçınılmaz hale gelmiştir…

Bu sıralar, Akdeniz’de sular iyice ısındı.

Rus savaş gemisi boğazlardan geçerken, omuzdan havaya atılan füze ile güvertede duran asker dikkat çekti…(*)

12 devletin savaş gemileri, aç kurtlar gibi etrafımızda dolanıyorlar…

Neyse ki, 64 savaş gemisinden 34‘ü bizim…

Ben seçimimi yaptım: Mümkün olursa “Bilal’in birliği”nde savaşa katılacağım!

Cemil Can

(*) http://www.hurriyet.com.tr/istanbul-bogazini-gecen-rus-savas-gemisinde-fuzeli-asker-40023448

rus_savas_gemisi_a_1

AKIL DUYGULARA ESİR DÜŞÜNCE…

ucak_1

AKP mitinglerinde döner-ekmek yemek için meydanları tıka basa dolduran kindar neslin öğretmenleri, 24 Kasım günü Aksaray’a davetliydiler…

24 Kasım, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, TBMM’nce “Başöğretmen” kabul edildiği gündür…

Öğretmenler için Aksaray’da hazırlanan yemek menüsü, mitinglerden daha zengin tabi: Zeytinyağlı kereviz dolması, manda yoğurdu eşliğinde etli mantı, kuzu sırtı fırın vs vardı… (1)

Cumhurbaşkanı “Uçak düşürdük” dediğinde, öğretmenlerden alkış tufanı koptu…

NATO tarihinde bir ilkti, o da AKP’ye nasip oldu!?

Sanki Beştepe’de deprem oluyordu!

Erdoğan, o sözleri söylediğine, söyleyeceğine bin pişman oldu; ilk defa öğretmenler adına utanıyordu!

“Mesele bir alkış meselesi değil” diyerek, öğretmenleri uyarmak zorunda kaldı…

“Kuzu sırtı fırın” yalaka öğretmenlerin kursaklarında kaldı…

***

Biz Türkler, “İt dalaşı” deyimini, Yunanlı pilotların hava sahamızı ihlal etmelerinden öğrendik…

Ege denizinde 152 ada, adacık ve kayalığımız, yıllardır Yunanistan’ın işgali altındadır…(2)

Ne iktidar, ne muhalefet Cipras’a sesimizi yükseltemedik…

Yunanistan’ın her Allah’ın günü ihlal ettiği “angajman kuralları”mızı, bir kez Rus uçakları ihlal etti, neredeyse Rusya’ya savaş ilan edecektik!..

***

Bugün itibariyle söylüyorum:

Rus Ordusu, TSK ile ilişkisini kesti,

Rusya’ya vizesiz seyahatler askıya alındı,

Fuara giden 60 iş adamımız gözaltına alındı,

Rusya’da çalışan işçilerimiz, sınırdan içeriye sokulmadılar,

Müteahhitlerimizle yapılan antlaşmalar iptal edildi,

Çiçek dolu 6 TIR’ımız geri gönderildi,

Suriye sınırında park etmiş TIR’larımızı vurdular,

Tur rezervasyonları iptal edildi,

Yeni ihracat anlaşmalarını dondurdular,

Moskova” adlı kruvazörü burnumuzun dibine kadar soktular,

Akkuyu Nükleer Santralı askıya alındı,

Serbest Ticaret Bölgesi iptal,

Bombardıman uçaklarına eşlik etmesi için, avcı uçaklarını da Suriye’ye getirdiler…

Daha ne olsun…

Bu kadar yetmez mi?

Savaş ilan edecek değillerdi!..

Gelişmeler, biraz da ABD’de 11 Eylül‘de İkiz Kuleler’e yapılan saldırılardan sonra yapılanlara benziyor gibi!

Anımsarsınız; ABD, İkiz Kuleler’e yapılan saldırıları bahane edip, Afganistan ve Irak’ı işgal etmişti…

Ortadoğu’nun ateşe verilmesinin birinci nedeni olarak hep bu saldırılar gösterilmiştir…

Şimdi de Rusya, bu uçak düşürme meselesini bahane edip, Ortadoğu’ya iyice yerleşeceğe benziyor…

Olur mu olur!..

Şam’ın Emevi Camiinde Cuma namazı kılmaktan nereye geldik!?..

***

Bizimkiler, “5 dakika içerisinde Rus uçağını 10 defa ikaz ettik” diyorlar…

Sağ kalan Rus pilotu ise, bize ikaz gelmedi diyor…

17 saniyelik bir sınır ihlali üzerine, neredeyse Rusya ile savaşa tutuşacağız!

Acaba üçüncü bir el, ki bu ABD veya İsrail’den başkasının olamaz, “elektronik baskılanma” ile ikazımızın Rus pilotlara ulaşmasını engellemiş olabilir mi?

Uçağın düşürüldüğü yer, ABD-İsrail koridorunun denize ulaşmasını sağlayacak stratejik bir bölgededir.

Belli ki Rusya, terör gruplarının Türkiye’yle olan ikmal yollarını kesmek için Türkiye sınırına yöneldi…

Bu noktada Rusya’nın hassasiyetini anlamak kolaydır…

Çünkü Rusların Akdeniz’deki tek askeri üsleri Suriye’dedir!..

***

Putin, “Terör işbirlikçileri bizi arkadan harçerledi” (3) diyor!..

Oldukça ağır bir ifadedir…

Türkiye’ye “terör işbirlikçisi” dedi!..

G-20 toplantısında da “IŞİD’e destek veren ülkeler aramızdadır” demişti…

Sövse daha iyiydi!..

Atlantik ötesinde; Şangay İşbirliği Örgütü‘ne yanaşma eğilimi gösteren Türkiye’yi, yeniden NATO‘ya mecbur etme ve ABD’nin yanına iliştirme hesapları yapılıyor olabilir!..

Akla yatkın bir olasılıktır…

Gerilimin tırmandırılması, bir tek bu amaca hizmet edebilir!..

***

Bu noktada Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’nin kışkırtıcı konuşmalarına dikkat çekiyorum…

Angajman kurallarını ihlal etme, Türkiye için çok da önemli değildir!..

Örnekleri var ve yakın geçmişte Yunanistan’la defalarca yaşanmıştır!

***

Şimdi de sıcağı sıcağına yapılan şu açıklamaları hatırlayalım:

Erdoğan, “Türkiye, Suriye’de zalim rejime karşı kurtuluş savaşları veren muhalif grupları samimiyetle destekliyor…. Bayırbucak Türkmenleri‘nin bulunduğu, DEAŞ terör örgütünün olduğu bölge değildir” diyor…

Bu açıklamadan açıkça anlaşılacağı gibi, Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanının ağzından Suriye Devletinin terör örgütü olarak kabul ettiği muhalif grupları desteklediğini kabul etmektedir…

Ayıp ki, ne ayıp!

Türküm” diyemeyen, “Türk” ve “Türklük” sözcüklerini Anayasadan çıkartmak isteyen, “Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan bir iktidarız” diyerek övünen Erdoğan’ın, bütün bu akıl dışı işleri, Bayırbucak Türkmenleri için yaptığına inanmak oldukça zordur!..

İkinci önemli itiraf:

DAEŞ‘in hemen hiçbir varlığının olmadığı bu bölgedeki saldırılar, doğrudan Esat rejimini ayakta tutma amacına yöneliktir” (4) şeklindeki açıklamadan ortaya çıkmaktadır…

Uzun uzun izahat yapmaya gerek yoktur.

Her şey son derece açıktır:

Türkiye Esat’ı yıkmaya çalışan grupları destekliyor, Rusya ise bu grupları etkisiz hale getirmeye çalışıyor…

Dolayısıyla Suriye cephesinde; Türkiye ile Rusya karşı karşıya gelmiştir…

Olay bundan ibarettir…

***

Komşu bir ülkenin meşru hükümetini, o hükümetin muhaliflerini destekleyerek yıkmaya çalışmak hiçbir şekilde savunulamaz!

İç hukukumuza göre suç kabul edilen bu tür eylemler, uluslararası hukuk bakımından da suç teşkil eder!

Dolayısıyla AKP hükümetlerinin Suriye politikaları fahiş hatalıdır

Uçak düşürme olayı, bu hatalı politikalarla doğrudan bağlantılıdır…

***

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu olay üzerine yaptığı açıklamada:

“Türkiye güçlü ve büyük ülkedir, Türkiye kendi sınırlarının ihlaline izin vermemelidir(5) dedi.

Y-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise:

“MHP, eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla, AKP hükümetini desteksiz bırakmayacaktır(6) dedi!?..

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi; her iki muhalefet lideri, hükümetin hatalı Suriye politikalarına gözü kapalı destek vermektedir…

Denebilir ki, Erdoğan/Davutoğlu hükümeti, biraz da muhalefetin akılsız desteği ile bu noktaya gelmiştir…

İnsanın aklına şu olasılık bile geliyor:

Y-CHP ve Y-MHP, seçim yoluyla iktidardan düşüremeyeceklerini anladıkları AKP’den, Rusya ile savaşa çıkartarak, kurtulma planları yapmaktadırlar!..

Recep Tayyip Erdoğan’ı tahrik ederek, olayları tırmandırmaya çalışmanın başka ne anlamı olabilir?..

Neden yangını söndürmek yerine, ateşe benzin dökmeye devam ediyorlar?

Hiç kuşku yok ki, böyle bir düşünce vatana ihanet etmekle eş değerdedir!..

Bu nedenle ülkemizin öncelikle; ciddi, tutarlı, inandırıcı, insan haklarına ve hukuka saygılı, aynı zamanda ülke çıkarlarını her şeyin üstünde tutan muhalefet partilerine ihtiyacı vardır…

Ancak o zaman, iktidarı düşürmeye çalışmanın bir anlamı olabilir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://odatv.com/erdogan-sarayda-muhtarlara-ne-yediriyor-2410151200.html

(2)http://www.aydinlikgazete.com/16-mi-152-mi-makale,59308.html

(3)http://www.dunya48.com/siyaset/26983-mehmet-yuva-lazkiye-hatay-siniri-gecici-sinir-ilan-edildi

(4)http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/11/25/daes-degil-soydasimiz-turkmenler-vuruluyor

(5)https://www.chp.org.tr/Haberler/11/genel-baskan-kemal-kilicdaroglunun-parti-meclisi-toplantisi-oncesi-yaptigi-konusma-10080.aspx

(6)http://www.ntv.com.tr/turkiye/devletbahceliden-dusurulen-rus-ucagina-iliskin-aciklama,jHI8shRo4ECOzEhv1tX7qQ

TIR

KULLANILMAKTAN KURTULAMAYANLAR!..

gulsun-bilgehan

Çok bilmiş HDP Milletvekili Leyla Zana’ya, “Türk” sözcüğü fena halde batıyor.

Sanki “Türkiye” sözcüğü içinde “Türk” yokmuş gibi; yemin töreninde “Türk” kelimesini “Türkiye” olarak okuyor!..

Zana, “Millet” sözcüğünü (1) “insan topluluğu” olmaktan çıkartıp, coğrafi bir kavram olan “ülke” ile ilişkilendirdi…

Başımıza dil bilimci kesildi…

Anayasamızın 81. maddesinde; TBMM üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler” der… (2)

Görüldüğü gibi birinci cümle, emirdir ve şekli belli ediyor…

Bu şekle uymayan kişi, yemin etmemiş ve göreve başlamamış sayılır.

Bu konuda tartışma yoktur…

Bir başka açıdan bakıldığında; milletvekillerinin ilk görevinin yürürlükteki Anayasa üzerine andiçmek olduğu anlaşılıyor.

Yemin Anayasanın emridir.

HDP Milletvekili Leyla Zana, Anayasaya uygun şekilde yemin etmeyerek, Anayasanın amir hükmünü çiğnemiştir…

Olaya bu açıdan bakmak gerekir…

Bir o kadar tuhaf kaçan, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağlı’nın; Zana’nın saçmalamasını “demokratik bir tutum” (3) olarak gösterme çabasıdır…

Battıkça batıyorlar…

Bundan böyle, HDP’den Anayasaya sadakat beklemek, ceviz ağacından karpuz beklemeye benzer…

En üst kurallar bütünü olan Anayasa hükümlerini, çiğnemeyi “hak” gören bir anlayışın, yasa hükümlerini çiğnemekte de bir sakınca görmeyeceği açıktır…

Dağdaki Eşkıya Meclis’e girerse, olacağı budur elbette…

Barajı atlaması için HDP‘ye oy verme çağrısı yapan, zeka fukaralarının, bu durum karşısında ne düşündüklerini çok merak ediyorum…

PKK tarafından kullanılmışlar demek oldukça hafif kalıyor…

“Zana’nın yemini”ni değerlendirmesi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Benden almayın(4) şeklindeki cevabı ise, hiç mi hiç yakışık almadı.

Daha ilk günden, Anayasanın amir hükmünü ihlal eden bir milletvekiline, ilk tepkiyi göstermesi gereken Cumhurbaşkanı olmalıydı…

Dolayısıyla Erdoğan’ın tutumunu, Leyla Zana’ya “gizli destek” olarak kabul etmek hatalı bir değerlendirme olmayacaktır…

Leyla’nın hareketi de AKP’ye atılmış pastır tabi…

Y-CHP ve Y-MHP bu konuda ne dediler?

Belli değil…

Onları kurultay korkusu sardı…

AKP adına eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin konuştu.

Şahin, bu fırsattan yararlanarak, anayasa tartışmalarını başlattı…

Anlaşılıyor ki, tartışma eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın “Bu Anayasayı tanımıyorum(5) noktasından sürdürülmeye devam edecektir…

Ayan beyan görülüyor; Cumhuriyeti yıkmak için Kürtlerin kullanılacağı kesinleşti!..

***

AKP’nin hedefi; anayasanın “başkanlık sistemi” ve “federasyon”a elverişli hale getirilmesidir…

Dolayısıyla, Dersimli Kemal’in iktidara gelmesinin bir anlamı ve gereği kalmadı.

Kılıçdaroğlu’nun “CHP iktidarında ‘Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı mutlaka getireceğim(6) vaadini, AKP yerine getirecektir…

Demek ki, Zana’nın “Türk Milleti” ifadesini “Türkiye Milleti” olarak okuması, sadece bir işaret fişeğiydi…

Şimdi ortaya çıktı ki, genel seçimlerden önce Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız(7) sözleri, HDP’ye barajı atlamak için söylenmişti.

Nitekim, bugün “Başkanlık sisteminin tartışılmasına karşı değiliz” diyerek, amaçlarını açık seçik belli etmişlerdir… (8)

Bu olayda da ayrılıkçı Kürtler, “doğrultu tutarlılığı” yerine, “sloganlara” bakarak oy kullanan Atatürkçü düşünceden uzaklaşmış Amerikan solcularını, fena halde kullandılar!..

Kullanılmak onlar için kader gibidir!..

***

Kullanılmaktan kurtaramayan bir başka kesim de Devlet Bahçeli’nin ülkücüleridir…

Ülkü Ocakları (ve Alperen Ocakları) üyeleri; Türkmenler, Irak (Telafer) ve Suriye’de (Halep ve Rakka) katledildiğinde sokağa çıkmamışlardı!..

Oturdukları yerden “çıt” bile çıkartamadılar…

Varlık nedeni, AKP’nin iktidarını devam ettirmek olan Bahçeli’nin, “Ülkücüleri kimse sokağa çekemez(9) şeklindeki emrine, yıllardır harfiyen uyuyorlar…

Ülkücüler:

Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirilirken de evlerinde oturmuşlardı…

ABD askerleri, Süleymaniye’de kozmik bilgilerimizi ele geçirip, Türkmen liderleri tek tek öldürdüğünde, dut yemiş bülbüle dönmüşlerdi…

Suriye’de IŞİD ve PYD, Türkmenleri yurtlarından ettiğinde, duymazdan geldiler!

Soydaşlarımız, Türkiye’de mülteci statüsünde bile değiller, çoğu kavşaklarda mendil satıyor, dilencilik yapıyorlar…

Ege Denizi’nin serin sularında ailece boğulmalar, yarışma gibi izleniyor…

Ülkücülerde yine “tık “ yok!..

Denebilir ki, Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı; Türkmendağı ve Bayırbucak bölgelerinde sivil halk kalmadı…

Son kalan Türkmenler de, Suriye Ordusu’nun kontrolündeki bölgede yaşıyorlar…

Türkmenlerin3 yıl önceden terk ettiği bu coğrafyada, Cihatçı Gruplar (Fetih Ordusu ve El Nusra) şimdi at koşturuyorlar…

“Cihatçı Johne”un arkadaşları kafa kesiyor oralarda…

Gerçek durum böyle iken, Suriye Ordusu ile Rusya’nın bu bölgeyi kontrollerinde tutan Cihatçı Gruplara operasyon başlatması, Ülkücüleri neden rahatsız etti?

Başbakan Davutoğlu’nun “Türkmen” vurgulu açıklamalarından sonra, Ülkücüler sokağa döküldüler?

Ne oldu size hangi dağda kurt öldü?

Bu zavallılar, Irak Türkmenlerine kucak açan Suriye için küresel güçlerin uydurduğu “Ruslar Türkmenleri katlediyorlar” yalanına hemencecik nasıl da inanıverdiler…

Ülkücüler, Devlet Bahçeli’nin genel başkanlığında, dünyada ne olup bittiğinin o kadar uzağında kaldılar ki, ellerindeki yumurtaları bile Rusya Konsolosluğu yerine, Hollanda Konsolosluğu’na fırlattılar!..

Ne biçim kullanıldılar ama!..

Komik duruma düşürülmüş olmalarını çok önemli değil, küresel güçler tarafından kullanılmış olmalarını kabul edemiyorum!

Çünkü onlar da bu vatanın çocuklarıdır!..

***

CHP genel başkan adaylarından Umut Oran, Kılıçdaroğlu’nun kendisinden “partinin tartışılmaması ve yıpratılmamasını” istediğini açıkladı…

Dersimli’nin bu konuşmada “parti” sözcüğü ile kastettiği, hiç kuşku yok ki, kendisidir…

Yoksa CHP’nin ilkeleri bellidir…

Bu ilkeleri tartışanlar, 6 Ok‘u benimsemiyor demektir ki, öyleleri CHP ile yolunu ayırmış kabul edilir…

Onlara da “bizi eleştirmeyin” diyemezsiniz artık…

Buradaki en hassas konu, 6 Ok’u benimsemeyenlerin halen CHP yönetimde bulunmasıdır.

Dersimli Kemal, bunu gizlemeye çalışıyor aslında, kurultaydan önce bu hususun tartışılmasını o nedenle istemiyor…

Anlaşılan, CHP’yi köklerinden kopartan ve kuruluş felsefesinden uzaklaştıran ihanet şebekesinin görevi henüz bitmedi…

6 Ok’u “yeniden yorumlayarak” değiştirmek isteyen, “1930’ların CHP’si değiliz(10) diyerek, CHP’yi, CHP olmaktan çıkartan, HDP’ye benzeten ve küresel güçlerin hizmetine sunan TESEV (11) üyesi Kemal Kılıçdaroğlu’dur…

Bu gerçeği tartışmanın ise tam sırasıdır

Tek özelliği adam kullanmak olan Kılıçdaroğlu, rakipleri ile görüşüp; partiyi koruyormuş gibi yaparak, kendini tartıştırmayı önlemek istiyor…

Bakalım kaç aday adayı kendisini kullandıracak!..

***

Dikkatimi çeken hususlardan biri de; Kurtuluşun ve Cumhuriyetin ikinci adamı olan İsmet Paşa‘nın torunlarının, dedelerinin mirasına sahip çıkamayışıdır!..

Aklın alacağı şey değil; İsmet Paşa’nın torunu Ayşe Gülsün Bilgehan, CHP’ye ihanet eden Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin, kendisini vitrin süsü yapmasına izin veriyor…

Seçilme şansı sıfır olan TBMM Başkanlığı’na, adaylığının konulmasına onay verdi…

Böylece, CHP’deki işgal mangasının arkasına, İsmet Paşa’yı yerleştirme gafletine düşmüş oluyor…

“Açılım”a sınırsız kredi veren Dersimliye, Paşa’nın kredisini veriyor!..

Uyarmak görevimizdir:

İsmet Paşa’nın torunu Ayşe Gülsün Bilgehan’ın; CHP’li olmayan, liberal solcuların ve küresel güçlerin elemanlarının arasında ne işi olabilir?

Buna ihtiyacı mı vardır!

Devam ediyoruz:

Dersimli, Atatürk ile İsmet Paşa için söylenen “İki sarhoş” sözüne karşı mı gelmişti?

1930’ların CHP’sine ve CHP’nin iki tartışmasız liderine saygı mı gösteriyor?

Atatürk ve İsmet Paşa’nın CHP’sini, Fetullah Gülen Cemaati ile PKK gibi iki hain örgütün hizmetine sunan bir adama, kendini ve şanlı tarihimizi kullandırmaya ne hakkınız var!?

İnönü’nün torunu Ayşe Gülsün Bilgehan!

Aklını başına devşirmelisin…

Dersimli Kemal, Dersim İsyanı’nı başlatan, vatan haini Seyit Rıza‘nın, Atatürk ve İsmet Paşa tarafından “haksız” yere asıldığı yalanlarına karşı sesini yükseltti mi hiç?

Hayır!..

Tam aksine, sessiz kalarak, bu yalanlara destek verdi!..

Önderlerimizin saygınlığını, bu saygısız heriflerin arkasına koyamazsın!

Buna hakkın yoktur!..

“Sevgili torunum;

Böyle zamanlarda, en az seni kullanmak isteyenler kadar cesur olmak zorundasın, hatırlatıyorum…”

Yoksa yarın çok geç kalırsın, adaylığını derhal geri çek!…

Kullandırtma kendini…

Bizi taklit edenlerin zaten bir adayı vardır:

Ekmeleddin yedekte neden bekletiliyor!?…

Hiç düşündün mü?

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Millet:

Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu, ulus.

(2)Andiçme :

MADDE 81- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:

Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

(3) http://tv.haberler.com/figen-yuksekdag-leyla-zana-tekrar-yemin-7887431-videosu/

(4) http://www.haberturk.com/gundem/haber/1154645-cumhurbaskani-erdogana-leyla-zananin-yemini-soruldu

(5) https://www.youtube.com/watch?v=vQ_Z07LgP8Y

(6)http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/dersimli-kemalim-ben-devrimci-kemalim-ben-h60364.html

(7) https://www.youtube.com/watch?v=GCTFFxR9YDo

(8) http://www.birgun.net/haber-detay/demirtas-baskanlik-sisteminin-tartisilmasina-karsi-degiliz-ama-95669.html

(9) http://www.cumhurhaber.com/yusuf-ozel-kimse-ulkuculeri-sokaga-cekemez/4579/

(10) https://www.youtube.com/watch?v=ZBCDzpQOlYk

(11) https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Ekonomik_ve_Sosyal_Et%C3%BCdler_Vakf%C4%B1

demirtas_1

“OYBİRLİĞİ İLE” !..

paris-te-korkunun

12 gün sonra Silvan’daki sokağa çıkma yasağı kaldırıldı.

8 güvenlik görevlimiz şehit, 10 terör örgütü üyesi etkisiz hale getirildi…

40 bin insanımızın ölümünden sorumlu PKK‘nın Suriye Kolu PYD‘nin yöneticilerini, yakın geçmişte Fransa Cumhurbaşkanı Hollande sarayında kabul etmişti!..

Kafa kesen dünyanın en acımasız diğer terör örgütü IŞİD ise, 6 ayrı noktada gerçekleştirdiği saldırılar ile Paris’i kana buladı…

Terörün son kurbanı Fransa oldu.

Ölü sayısı 129‘a ulaştı.

Paris Başsavcılığı’nın açıklamasına göre, ölen 7 teröristten 6‘sı canlı bombaymış!..

Yaşarken ölüdürler, ölürken canlı!..

Terörü silah olarak kullananlar, sonunda terörün mağduru oluyorlar…

Bize terör örgütü ile “masaya oturmayı” tavsiye eden Fransa’ya, IŞİD ile masaya oturmayı önermenin tam zamanıdır!

Strateji uzmanlarına göre, ABD, Suriye’de yan çizmeye çalışan Fransa’nın, safını kesin olarak seçmesi için bu eylemi yaptırmış…

Kesin bir şey söyleyebilmek imkansız tabi…

Hollande’den önce Obama’nın saldırı ile ilgili açıklama yapması akla bu ihtimali getiriyor.

11 Eylül saldırısından sonra, başlatılan Haçlı Seferleri‘nin ikincisi yoldadır, diyenler de var…

Irak ve Suriye’yi parçalamak için böyle bir sefere ihtiyaç duyuluyor!

Bir diğer görüş, Suriye’de doğal sınırlarına kadar ilerleyen IŞİD, terörü Avrupa’ya ihraç etmeye çalışıyor.

Ancak bu şekilde gündemdeki yerini koruyabilir…

Suruç ve Ankara katliamları, Rus uçağının Mısır’da düşürülmesi, Charlie Hebdo baskını ve Paris’teki son korkunç saldırı, bu fikrin doğruluğunu güçlendiriyor…

Kim ne derse desin, Türkiye’nin başkanlık yapacağı G20 zirvesinin gündemini bile IŞİD belirledi…

Toplantıda öncelikli olarak “küresel terör” konuşulacak…

Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Suriye’deki “iç savaş”a çözüm bulmak için yapılan zirvede, ABD Rusya’nın formülünü kabul etti: 6 ay içerisinde geçiş süreci başlayacak, yeni bir anayasa ve 18 ay içerisinde adil bir seçim yapılacak…

El Nusra ve IŞİD için operasyonlar sürecek…

Küresel güçler, hiç bir şekilde ellerini teröristlerin sırtından çekmiyorlar…

Emperyalistler, Irak’ın kuzeyindeki petrol rezervlerini ele geçirmek için akla gelmedik eylemlere başvuracaklar ve her zamanki gibi yine terörü kullanacaklar…

Bu yüzden kınama mesajları inandırıcı olmuyor…

***

Kumpas davası yürürken, ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffery, “Askeri yetkililere karşı gerçek delillerin kullanılmadığını ve amatörce tahrif edilmiş sahte belgeler olduğunun farkındaydık. Özellikle Balyoz, amatörceydi ve biz insanların, sahteliği bu kadar açık olan kanıtlarla yargılanmasına şaşıp kalmıştık” dedi…

Bu açıklamayı itiraf kabul ediyoruz!

Ne var ki, FETÖ üyesi savcı ve yargıçlar, hiçbir şeyin farkına varamamış gibi davranıp, yurtseverlere en ağır cezaları verdiler.

Gerçek hukukçular, bu kararları içlerine sindirmediği için, bir tek onlar şaşırıp kalmamışlardı…

Şaşırıp kalan ABD yetkilileri, hiçbir zaman bu duruma seslerini çıkarmadılar, çünkü kumpasın tam merkezinde onlar oturuyorlardı…

Kumpasın birinci dercedeki suç ortağı AKP’nin, “aldatıldık” savunmasına Türk halkı, itibar mı etti, yoksa öncelik sıralamasındaki yerini mi değiştirdi, onu yakın zamanda anlayamayacağız…

Bunun için ilk genel seçimlere kadar beklemek gerekiyor…

***

Kaset komplosu ile CHP‘nin başına getirilen Dersimli Kemal, 5 yıl içerisinde kadrosunu örgütün her kademesine yerleştirdi…

Öyle ki, 1 Kasım seçimlerinden sonra “İstifayı hiç aklıma getirmedim” diyecek kadar adamlarına güveniyorşimdi.

Pişkinliği için bir şey demiyeceğim.

Küresel güçlerin elinde ne kadar piştiği, sözlerinden belli oluyor…

Benim asıl tuhaf karşıladığım; bu kadar kısa süre içerisinde sorgulamayan, yargılamayan, emir erinden farksız, Haşhaşi vari militanların ne zaman ve nerede yetiştirilip, CHP’ye yerleştirildiğidir…

Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in, CEPA AVM arkasında ruhsatsız yükselen kayınpederinin kardeşine ait 20 katlı bina yüzünden vurulmasını haber yapan, CHP yanlısı yayınları ile tanınmış internet gazetesi Halkın Habercisi‘nin sahibi, İlyas Güven Eroğlu hakkında disiplin soruşturması başlatıldı!…

Dersimli Kemal, bu haber yüzünden Eroğlu için “sözde CHP’li” demiş, Çankaya Belediyesi’nden ihale alamadığı için Taşdelen’e “iftira” attığını ima ettikten sonra, Eroğlu gibileri partiden “temizleyeceğini” söylemişti…

Haber üzerinden bir hafta bile geçmeden, Güven Hastanesi doktorları, Taşdelen’in isteği üzerine; muayene edilmeden ve filmi çekilmeden, o raporu verdiklerini kabul edip, gerçeği itiraf ettiler…

Dolayısıyla; yalancının Alper Taşdelen, iftiracının da Kemal Kılıçdaroğlu olduğu doktor raporu ile sabit hale gelmiştir…

Böyle bir durum karşısında; “kişiliği oturmuş, onurlu insanlar ne yapar?” sorusunu elbtte ki, sormuyorum!

Pişkinliğe bağlı olarak, kimin ne yaptığı zaten görülüyor.

Dersimli, yaklaşan CHP Kurultayında yeniden genel başkanlık için hazırlıklarını yapıyor…

Peki, başkentte ikamet eden CHP Ankara İl Örgütü ne yapıyor?

Hiç merak ettiniz mi?

Ben ettim. Sansür uyguluyorlar:Yüzde yüz haklı olan ve doğru haber yapan intrnet gazetesi Halkın Habercisi’nin sahibi İlyas Güven Eroğlu’nu “kesin ihraç” istemiyle ve “tedbirli” olarak üstelik de “oy birliği” ile disiplin kuruluna sevk ettiler… (13 Kasım 2015 tarihli Aydınlık)

CHP disiplin hukukunda, “tedbirli” sözcüğü, soruşturma sonuçlanana kadar, ilgili üyenin üyelik haklarını kullanamaması sonucunu doğuruyor…

Eroğlu’nun seçme ve seçilme hakkını da elinden aldılar!..

Benim asıl dikkatimi çeken; bu haksız ve hukuk dışı kararın “oy birliği” ile alınmış olmasıdır…

Bu iğrenç karara bir tekiniz bile muhalefet şerhi koyamadınız!

Hepinize yazıklar olsun…

Atatürk’ün partisinin Başkent örgütünde;Haksızlık, hukuksuzluk ve tetikçilikte, “oy birliği” sağlanmış durumdadır…

Gözünüz aydın olsun!

Benim gözümde; CHP Ankara İl Yönetim Kurulu otuz üyesi, hediyelik eşya imalatçılarının ağaç tornasından çıkmış kül tablaları gibidirler.

Üstlerine sadece kül silkelenir…

Parti işlerinde genellikle beyinlerini kullanamazlar!

Ne yapmaları gerektiği önceden belirlenmiştir…

Bu belirleme ile uyumlu olarak, sadece parmak kaldırıp indirebilirler!

Bu nöbetçi taharet ekibi, Dersimli Kemal’in verdiği CHP’lileri partiden “temizleme” görevini yerine getirmeye kararlı görünüyor…

Bunların unvanı “yönetim kurulu üyesidir” ama yönettikleri bir şey yoktur aslında.

Kararlar daima Genel Merkez’den getirilir.

İnfaz timi, sadece parmağını kaldırıp indirir.

Adaletten nasibini almamış, gözü kara ve kalın kafalı ne kadar partili varsa bu göreve taliptir.

İnfaz timinde etkisiz eleman olarak bulunmaya pek heves ederler…

Masum insanların boynuna yağlı ipi geçiren, “zavallı bir çingenenin kıllı örümceğe benzeyen eli” gibidirler!..

Kurultay delegeleri çok mu farklıdır?

Onları da pek yakında göreceğiz!..

***

İyi ki, 5 Haziran seçimlerinden sonra AKP, Y-CHP ile koalisyon hükümetini kurmadı!..

Yoksa, bunların “oy birliği” ile yapacağı işler aklıma geliyor da uykularım kaçıyor!..

İyi ki de olmadı!..

Bu tür fırsatsızların eline küçük fırsat geçtiğinde; memleketin anasını ağlatırlar:

“Oy birliği” ile 17/25 Aralık yolsuzluk iddialarını aklayabilirler,

“Oy birliği” ile FETÖ’yü masum hale getirebilir,

“Oy birliği” ile Devleti talan edenleri, sınav sorularını çalarak çocuklarımızın geleceğini karartanları, masum ilan edebilirler.

“Oy birliği” ile itibarlı insanları itibarsızlaştırıp, “gizli tanık”lara itibarlarını iade edebilirler…

Kanıt mı istediniz?

Gösterelim:

“Devri sabık yaratmayacağız” ve “geçmişin intikamını almayacağız” diyerek, geçmişe sünger çekmeye hazır olan Kılıçdaroğlu’nun sözleri kanıttır.

Onun bu gözü dönmüş ekibi ise, kraldan daha fazla kralcıdır…

***

Bu nedenlerle diyorum ki:

Kılıçdaroğlu ile Bahçeli,partilerinin başında durdukça, AKP’yi eleştirmemiz bir işe yaramamaktadır.

Nitekim, 5 Haziran seçimlerinde, halkın iktidardan düşürdüğü AKP’yi, yine bu iki iş birlikçi iktidara taşımıştır.

Belli ki, kendilerini göreve getiren küresel güçler, onlardan bunu istemişlerdir…

Görevleri ayan beyan bellidir…

Bahçeli, hiçbir şekilde HDP ile bir araya gelmeyiz diyerek, AKP’siz hükümet kurma formüllerinin tümünü işlemez hale getirmiştir…

Kılıçdaroğlu ise,AKP ile koalisyon yapmaya çalışarak; onu yeniden iktidar yapmak için adeta kapılarında yatmıştır…

Bu yüzden, AKP’den kurtulmadan önce, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’den kurtulmamız gerekiyor…

Gerçek bir muhalefet partisi yoksa, iktidara ne kadar muhalefet yaparsak yapalım, sonucu değiştiremiyoruz!..

Cemil Can

paris

CHP’DEKİ ERKEK ARILAR!..

arilar

1 Kasım seçimlerinde hezimete uğrayan muhalefet partileri, başarısızlığın nedenlerini tartışılmak istemiyorlar…

İstifa taleplerine kulakları tıkalı…

Gündemi değiştirmek için AKP‘nin dümen suyunda habire top çeviriyorlar.

Bu yüzden, anayasa değişikliği tartışmasına balıklama atladılar…

Anayasadan “Türk” sözcüğünün çıkartılması, “başkanlık sistemi”, “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” görüntüsü altında, federasyona olanak sağlayan değişikliklerin yapılmasına bile itirazları yok…

Kandil’den önde gidiyorlar!..

Seçimlerden önce, Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözleri ile sempati ve oy toplayan HDP de çark eden oldu…

Demirtaş, “Yönetim modeli elbette değişmeli” diyerek, anaya değişikliğine destek vermeye hazır olduklarını ifade etti…

PKK’nın darbe üstüne darbe almasını görmezden gelip, “Güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistemde, güçlendirilmiş yerinden yönetim” için yeni anayasa istedi…

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, “Başkanlık sistemi dahil tüm modelleri tartışabiliriz” dedi…

Anayasa değişikliğine Y-CHP‘nin Genel Sekreteri Gürsel Tekin de katıldı…

***

Muhalefet partilerinin tabanında ise başka kazan kaynatılıyor:

Çankaya Belediyesi Başkanı Alper Taşdelen ile ilgili iddialar, Dersimli Kemal’i fena halde sarstı.

Arka arkaya yaşanan gelişmeler karşısında, Kılıçdaroğlu da ne yapacağını şaşırdı.

Yaşamkent’te Yaşar Kemal’in adı verilen parkın açılışında; Çankaya Belediyesi’ndeki yolsuzluk iddiaları dile getiren internet gazetesi Halkın Habercisi’ne saldırdı.

Gazete sahibi İ. Güven Eroğlu’nu açıkça tehdit etti…

Gazetede yer alan iddialar, belgelere bağlı ve yenilir yutulur gibi değil!

İyice köşeye sıkışan Dersimli, Ermeni soykırım yalanını ilk tanıyan devletlerden olan 3,5 milyon nüfuslu, Uruguay’ın Devlet Başkanı Jose Mujica ile bir görüşme yaparak gündemi değiştirebileceğini düşündü sanırım…

Yemedi tabi…

Görüşme sonrasında yaptığı açıklama ise şaşırttı:

“Yargının bağımsız olmadığı, medyanın özgürce haber yapamadığı, baskının toplumun her kesimine egemen olduğu bir sistem içerisinde bu tür davaların adaletle sonuçlanmasını bekleyemezsiniz, faili meçhulleri eğer yargı kararı ile kapatırsanız o ülkede demokrasiden ve özgürlükten de insan haklarından da söz edemezsiniz” dedi…

Bu açıklamasında; özgürce haber yapılmasını savunun Kılıçdaroğlu, göreve geldiği günden bu yana, kendisine koşulsuz destek veren Halkın Habercisi gazetesinin, üstelik belgelere dayalı olarak yaptığı haberin “iftira” olduğunu ileri sürdü!..

Kılıçdaroğlu’nun bir gün önce talep ettiği “medyanın özgür haber yapması” talebi uçup gitti!

Kumpasçıların işi olduğu şüphe götürmeyen “Faili Mechuller Davası”nda emekli Albay Cemal Temizöz ile ilgili olarak verilen bearaat kararı da Dersimliye battı!..

Başından beri FETÖ örgütüne kol kanat geren; “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarına ses çıkartmayarak destek veren Dersimli’nin “dürüstlük” maskesi tamamen düştü…

Kılıçdaroğlu’na göre; faili meçhuller yargı kararı ile kapatıldılar!..

Hazretin “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları için de görüşü aynıdır aslında. Ona göre, darbeciler yargı kararı ile aklandılar!

Lakin bu düşüncesini açık edemiyor.

TSK’yı toptan karşısına almak yürek ister…

***

PKK’nın “Cilo Eyaleti” olarak isimlendirdiği Hakkari’nin Dağlıca bölgesinde; Buzuldağı, İkiyaka Dağları ve Doski Vadisi teröristlerden temizlendi...

Dersimli Kemal üzüntüsünden yasa battı!..

Teröristlerin temizlenmesi konusunda ağzını açmayan Kılıçdaroğlu, CHP’li iş adamlarına saldırıyor…

Halkın Habercisi Yönetim Kurulu Başkanı, Ankara 1. Bölgeden üç dönem milletvekili adayı olan İlyas Güven Eroğlu’nu, Çankaya Belediyesi’nden ihale alamadığı için, yalan haber yapmakla suçluyor…

Eroğlu’nu “Sözde CHP’li” olarak küçümseyen Dersimli, “Size sözüm söz, onların tamamını CHP’den temizleyeceğim” dedi…

TSK, Doski Vadisinden teröristleri, Dersimli CHP’den halk partilileri temizlemeye kararlı görünüyor!

Halkın Habercisi, CEPA AVM’nin arkasında ruhsatsız olarak yükselen ve Alper Taşdelen’in kayınpederinin kardeşine ait olduğu söylenen 20 katlı bina yüzünden vurulduğunu ve bu adli olayın Güven Hastanesi yetkililerince -sahte belgeler düzenlenerek- kamuoyundan gizlendiğini ileri sürmüştü… (1)

Kabul etmek gerekir, araştırmacı gazetecilik böyle yapılır…

Y-CHP’nin tombaladan çıkan son Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bu iddiaların inandırıcı kanıtlarla çürütülmesine ortam hazırlayacak yerde, suçluluk psikolojisi içerisindeki insaların davranışını sergiliyor…

Saldırganlaştıkça daha da küçülüyor!..

***

O kadar şaşkın ki, seçim sonuçlarını değerlendirirken bile yalana başvurdu:

3 milyon 223 bin 262 seçmen artışından CHP’ye düşen yüzde 25 (805.815 oy eder) seçmen artışını yok sayıyor…

Seçmen artışından gelen 591 bin 864 kişilik artışı, oyların artması gibi göstermeye çalışıyor.

Son derece açık ki, CHP oylarında 213.951 azalma olmuştur…

Kılıçdaroğlu, hesap uzmanlığına güvenerek CHP tabanını ve halkı aldatabileceğini sanıyor…

“Dürüstlük” yaldızı üzerinden akıp gitti…

O kadar olsa iyiydi.

Y-CHP’ye verilen oyları: “CHP’li seçmen, partideki değişim sürecini onayladıklarını gösterdi” şeklinde değerlendiriyor… (2)

Dersimli Kemal’in “değişim” dediği yozlaşma; CHP’nin köklerinden kopartılıp, PKK/HDP’ye yaklaştırılması, Atatürkçülerin partiden uzaklaştırılması, Kemal Derviş’in ekonomik politikalarının CHP eliyle uygulatılması ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesine karşı çıkan yurtseverlerin oyalanmasını ifade ediyor…

Onun, “Biz mazlumların yanındayız” sözleri ve TSK‘nın operasyonları sonunda inlerine girilen PKK ile bilgi kirliliği yaratarak Türk halkına örtülü savaş açan Cemaat‘i kastetdiği son derece açıktır…

Adam iyice kafayı yemiş…

Eve kadar nasıl gidip gelebiliyor?!

***

CHP’nin karakteristik özelliği; antiemperyalist ve antifaşist oluşudur.

Bu özelliğini, “Tam bağımsızlık” yanlısı olması ve laiklik ilkesine bağlılığı izler…

Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki Y-CHP, çok değil 5 yıl içerisinde bu niteliklerini tamamını yitirdi…

Bu yüzden, yükselen Amerikan karşıtlığının yarattığı sinerji, 1 Kasım’da AKP’ye yaradı…

TSK’nın 24 Temmuz’da, ABD’nin “kara gücü” olarak görev verdiği PKK/PYD ile IŞİD‘e karşı başlattığı operasyonların meyvesini de doğal olarak AKP yedi…

AKP’nin seçim başarısının arkasında bu gerçeklerin yattığını, kimse inkar edemez…

***

Dersimli Kemal, Atatürk çizgisinden şaşmayan partililerin mecburen verdikleri oyları, CHP’de başlattığı tasfiyeye verilmiş onay gibi gösteriyor…

Bunun anlamı tasfiyeye devam edeceğidir.

Belli ki, istifa edip bir yere gideceği de yok!..

Kılıçdaroğlu komutasındaki işgal birliği, arı kovanındaki erkek arılar gibidir:

Asla bal üretemezler…

İğneleri olmadığı için savaşa da girmezler.

Hazırdan yerler…

Başlarında bir kaç bekçi arı bulunur; öylece kovanın bir köşesinde oturup; çiftleşmek için kraliçe arının uçuş gününü beklerler…

CHP içerisindeki erkek arıların, kovandan uzaklaştırılma zamanı geldi de geçiyor!..

Söylemekten dilimde tüy bitti ama yinelemeye devam edeceğim:

Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’den kurtulmadan AKP iktidarından kurtulmak olanaksızdır…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.halkinhabercisi.com/

(2) http://www.egeekspress.com/page.php?id=3147

“ÖZDE CHP”LİLER!..

Kılıçdaroğlu’nun özde CHP’lileri!

Kılıçdaroğlu’nun özde CHP’lileri!
7 Kasım 2015 19:48

 CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu,  Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in kurşunlanmasının ardından bugün, Çayyolu’nda Yaşar Kemal Parkı’nın açılış törenine katıldı ve Halkın Habercisi Yönetim Kurulu Başkanı İlyas Güven Eroğlu’nu  hedef alarak “Belediye başkanımıza yönelik olarak son derece çirkin iftiralar var. Anlamak mümkün değil. Bu kadar açık yalan üzerine haberler nasıl yapılabilir. Bunlar da sözde CHP’li. Size sözüm söz, onların tamamını temizleyeceğim, tamamını. Biz neyle uğraşıyoruz, onlar neyle uğraşıyor, bizim derdimiz Türkiye, onların derdi nasıl ihale alabilirim, nasıl, ‘eee ben CHP’liyim’, yok kardeşim öyle bir şey, ona izin vermeyeceğiz.” dedi.

H&H ÖZEL HABER

İşte Halkın Habercisi Yönetim Kurulu Başkanı İlyas Güven Eroğlu’nun CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun sözleri üzerine yaptığı açıklama:

Size göre özde CHP’lilik partiye getirdiğiniz Mehmet Bekaroğlu, Muhammet Çakmak, Sezgin Tanrıkulu, Murat Özçelik, İlhan Kesici, Sinan Aygün, Faruk Tunay, Seline Doğan, İhsan Özkes  gibi isimlerden oluşuyorsa,“özde CHP’li” olmak yerine “sözde CHP’li” olmayı tercih ederiz.

247511_10150199684314304_6153522_n

Ben CHP’den, Ankara 1.bölge 2007 yılında 14.sıradan, 2011 yılında 8.sıradan, 2015 yılında 18.sıradan milletvekili adayı oldum ve halen CHP Çankaya ilçe ve Ankara il delegesiyim.

227976_158863054178636_6408265_n

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun park açılışında şahsımı hedef alarak yaptığı konuşmayı üzüntüyle dinledim. Ben de bir CHP üyesi olarak park açılışında bizzat bulundum. Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in kayınpederi tarafından kurşunlanması haberimiz  doğrudur. Belgeleriyle beraber yargıya intikal eden olay çok kısa sürede yargı kararıyla da kesinleşmiş olacaktır.

251773_164504436947831_313129_n

Bu konuda Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in vurulmasından önemli Ankara’nın göbeğinde CEPA AVM olarak da bilinen iş merkezinin arsasında kısa sürede yükselen ruhsatsız 20’yi aşkın katlı rezidansın nasıl ve kimlere güvenilerek yükseldiğidir.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu park açılışındaki konuşmasında “Başka bir belediye başkanı olsaydı buraya rezidans yapardı ” ifadesini kullanmıştır.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun CEPA AVM arsasında yükselen rezidansın ruhsatsız bir şekilde yükselmesini, başkan Taşdelen’e sorması gerekirken bizi suçlaması manidardır.

Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun da üyesi olduğu Akçalı Konut Yapı Kooperatifi’nin Çayyolu Bölgesi’ndeki arsalarının 7500 konuttan 30.000 konuta nasıl çıktığını Alper Taşdelen’e sorması gerekirken bizi suçluyor.

197978_151035704961371_2324335_n

Aynı bölgede Sukent Yapı Kooperatifi’ne ait imar değişikliği ile büyük rantın kimlere sağlandığını Alper Taşdelen’e sorması gerekirken bizi suçluyor.

Arı Kolej’lerine ait arsaların 150 villadan 750 villaya nasıl çıktığını Alper Taşdelen’e sorması gerekirken bizi suçluyor.

Daha bunun gibi Çankaya Belediyesi’ndeki rant skandallarını Alper Taşdelen’e sorması gerekirken bizi suçluyor.

Sayın Kılıçdaroğlu bizi suçlayarak gerçeklerin üstünü kapatamazsınız…

Biz ekip arkadaşlarımızla CHP içerisindeki tüm çarpıklıklara son verene kadar parti içi demokrasiyi işletene kadar, sizin parti içi iktidarınız yerine halkın iktidarını kurana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Genel başkanımız Kılıçdaroğlu’nun bu olayı kapatmak için panik havası içinde park açılışına katılması şahsımı kuşkulandırmaktadır. Acaba Taşdelen’in göz yumduğu CEPA AVM arsasında yapılan ruhsatsız rezidansın uzantıları daha farklı kişilerle mi ilişkili? Biz ruhsatsız residansın neden yapıldığını soruyoruz? Şahsımı suçlayarak Çankaya Belediyesinden iş alamadığımız için bunları yazdığımızı söylemesi çok üzücüdür.

1514940_666932266705043_411307913_n

Ben bir işadamı olarak ortağı olduğum 13 firmamla 4 binin üzerinde çalışanımla 30 yıldır Ankara’da alnı açık başı dik çalışmalarımı sürdürüyorum. Bugüne kadar ne bu dönemde ne de önceki dönemlerde Çankaya Belediyesi’nin hiçbir ihalesine ne katıldım ne de teklif verdim.

Genel başkanımızın açıklamalarıyla Çankaya Belediyesi’ndeki bu çarpıklıklar, bu yalanlar kapanmaz.

251047_165576190173989_5401469_nSayın Genel Başkanımız sözde CHP’li olduğumuzu, bizim kökümüzü CHP’den kazıyacağını söylüyor. Bizim kökümüz CHP’nin temellerine dayanmaktadır. Kendisi gibi DSP’den aday olup daha sonra CHP’ye gelmiş durumda değiliz. Benim babam Zeki Turgut Eroğlu 77 yılında CHP İstanbul milletvekilidir. Hayatımız boyunca CHP’mizin Atatürk ilke ve devrimleri ışığında yükselmesi ve partimizin iktidar olması için çalıştık.

Son olarak Genel Başkanımıza şunu ifade etmek isterim:Bizim köklerimizi CHP’den kazımaya ne onun gücü yeter ne ömrü yeter.