Cemil Can tarafından yazılmış tüm yazılar

SUUDİ AMERİKA!..

suudi

 

Sözcü’den Necati Doğru 5 yılın korkunç bilançosunu yazdı:

Bu süre içerisinde Suriye’de 271 bin 138 kişi ölmüş.

Ölenlerin 13 bin 500’ü çocuk, 8 bin 760’ı kadınmış…

Beşar Esat’ın 97 bin 842 asker kaybı var.

Hükümet bugüne kadar 46 bin 452 isyancı, 44 bin 254 İslamcı militan öldürmüş…

Yaralıların sayısı; 1 milyon 500 bin, sakat kalanlar ise 660 bini bulmuş.

14 milyon Suriyeli evini ve topraklarını terk etmiş.

4 milyon 718 bin 230 mültecinin, 2 milyon 620 bin 553‘ü Türkiye’de.

Bunların bize sadece parasal maliyeti 10 milyar doları buldu.

Bu rakamı bölün 78 milyona, bakın adam başına ne düşüyor.

Dolayısıyla kimse hükümetin Suriye politikası beni ilgilendirmiyor diyemez.

Avrupa ülkelerine geçmeye çalışırken Ege Denizi’nde binlerce çocuk boğulup ölmüş.

Bütün bunlar ABD’nin Suriye’ye “demokrasi getirmesi” için oluyor!

ABD’nin başlıca derdi, olmayan ülkelere demokrasiyi getirmekmiş!

Ölen ve sürgüne gönderilen milyonlarca insan için bu sözler ne ifade eder bilmiyorum!

Gazete haberlerine göre, Suudilerin bombardıman uçakları İncirlik’e gelmiş…

Kimilerine göre, Rusya’nın savaş uçağını düşürdüğümüz için, Suudilere; bizim yerimize Suriye sınırında uçar mısınız diye rica etmişiz!

Uçaklar da yabancı bayraklı Türk gemileri gibi…

Suudilerin derdi, Suriye’ye demokrasi getirmek olabilir mi?

Bu soruya cevabınız “evet” ise, demek ki, Araplar demokrasiye çok heveslidirler!

Daha düne kadar kadınları, otomobil bile kullanamıyordu.

Kadınları, erkeklerin hizmetinde cinsel obje gibi gören bu çöl Bedevileri, şimdi Suriye’ye demokrasi getirmek için savaşacaklar!

Ne kadar da inandırıcı…

Demokrasiyi de çok iyi anladılar yani!

Birisi bunlara söylesin; demokrasilerde sizdeki gibi kadın erkek eşitliği var!

Demokrasi olan ülkelerde, serbest seçimlerle ortaya çıkan halk iradesine göre ülke yönetilir.

Sizdeki gibi…

Azınlıkta kalanların düşüncesi güvence altındadır, farklı düşüncelere saygı gösterilir…

Her fikir, kendini özgürce ifade edebilir…

Fikirlerin, gelecekte iktidar olabilmeleri için önündeki fiziki ve hukuki engellerin tümü kaldırılır…

Ülkenizde olduğu gibi demokrasilerde laiklik ilkesi olmazsa olmazdır…

En kaba anlatımıyla laiklik, dinin devlet işlerine karıştırılmaması anlamına gelir…

Birkaç adın arkasında karafatmalar gibi dört kadın ve civcivler gibi dizili onlarca çocuğu, son model ciplere bindirip, Karadeniz bölgesine gezmeye getiren, “Temizlik imandandır” hadisine itirazları olmadığı halde; pislikten yanlarına yanaşılmayan bu Suudi Amerikalılar, bütün bu evrensel değerleri kabul edip, içlerine sindirdiler demek ki!…

Ne güzel…

Anlaşılan Suudiler, demokrasiyi denediler!

Memnun oldukları da belli oluyor.

Bu yüzden, şimdi de Suriye’de yaşama geçirmek için mücadele edecekler…

Ne kadar da inandırıcı!

Şaka maka değil, İncirlik üssüne savaş uçaklarını indirdiler!

Demek ki, dünya bayağı iyiye gidiyor da biz farkında değiliz…

Cemil Can

 

MİLLETİN A’SINA TOPTAN KAYMADAN!..

cerattepe


Bir tarafta Milletin A’sına koyan, diğer tarafta 78 milyon insan var.


Milletin A’sına koyan adamın arkasında çok az adam var…


Ama güçleri diğer taraftan fazla!..


Bütün yetkiler onlarda…


Halk tarafından seçildiler: Her işte asli görevliler…


Milletin A’sına koyan adamla aralarında ne gibi bir ortaklık ilişkisi var, bilinmiyor…


Milletin A’sına koyan adam, Genya ormanlarının altındaki altınlara takmış kafayı!


Cerattepe direnişi bu takıntı ile ilgili…


78 milyonun temsilcileri, 50 bin ağacın kesilmesine ve doğanın katledilmesine itiraz ediyorlar…


Yedikleri biber gazı ve plastik mermiler, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için…


Direniş biçimi, biraz da Gezi Parkı eylemlerini andırıyor!..


Bu yüzden olsa gerek, hükümet panikledi ve ne pahasına olursa olsun kırmak için talimat verdi.


Bir çözüm yolu bulsalar razı olacak gibiler…


Orta bir yol çözüm olarak bulunabilir mi?


Milletin ve doğanın A’sına koymadan önce, böyle bir çözüm bulunabilir mi?


Şimdilik o da bilinmiyor…


Acizane aklıma bir fikir geldi:


Tartışılmaya değer bulursanız, geç olmadan tartışalım diyorum.


Örneğin; Milletin A’sına koyacak olan adamlara 50 bin ağacı kesmeyin, biz 78 milyon size o ağaçların parasını taksitle ödeyelim teklifini götürelim.


Belki kabul ederler.


Kabul etmezlerse, çıkartmayı plandıkları altınların rezervini hesap ettirip parasal değerini verelim.


Emeklilerin maaşlarından kesilsin.


Çalışanların ücretlerinden…


İşi olmayanlar bir süre daha işsiz beklesinler.


AVM’lerdeki esnaf peşin ödesin.


Küçük esnaf taksitlendirilsin…


Hayvancılıkla uğraşanlar ilk doğacak buzağılarını getirip teslim etsinler.


Tarımla iştigal edenler için hasat günü beklensin…


Çözelim şu konuyu gitsin…


Tam da dış düşmana yoğunlaşacağımız, tek yumruk olacağımız günlerde; bir de Kafkasör’de boğa güreşi yapmayalım derim…

Cemil Can

BAŞLIĞI SİZ KOYUN

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu PKK’ya yardım ve yataklık yapmakla suçladı.
Yerden göğe kadar haklıdır.
PKK’nın silahlı gençlik örgütü (YPG-H) mensupları için “özgürlük savaşçıları” kim demişti?
PKK’nın Meclisteki uzantısı HDP ile “barış mitingleri” düzenleyen kimdi?
PKK lideri Öcalan’ın “müzakere süreci” için öne sürdüğü 10 koşulu CHP’nin talepleri olarak kim dile getirmişti?
PKK’lıların avukatı, ABD’nin 705 kulak numaralı elemanı Sezgin Tanrıkulu’nu Atatürk’ün partisinde en yetkili makamda kim tutuyor?
İkinci İsrail görevini yapacak olan “BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN”IN şart görülen Yerel Yönetimler Özerklik Şartını, CHP iktidarında mutlaka getireceğiz diyen kimdi?
Bunlar gibi daha onlarca kanıt sayabilirim…
Dersimli Kemal’in PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı konusunda en ufak bir kuşku bulunmamaktadır…
***
Kılıçdaroğlu da bugünlerde Erdoğan ve AKP hükümetleri için aynı şeyleri söylüyor…
Aslında o da yerden göğe kadar haklıdır.
Habur‘dan soktuğu teröristlerin ayağına mahkemeleri Erdoğan göndermişti…
Bizi Başkan Apo gönderdi, onun verdiği görevi yerine getiriyoruz, pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemiyoruz diyen teröristlerin “kahramanlar” gibi karşılanmasına ortamı AKP hazırlamıştı.
Gerçekte “Sürec“i başlatıp, PKK ile masaya oturduktan sonra, “açılım” adı altında yapılanların tamamı, terör örgütüne yardım ve yataklık suçunu oluşturur.
Bütün dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği PKK’ya, Kürtlerin meşru temsilcisi gibi davranıp, ABD’NİN KARAGÜCÜ olmalarının alt yapısını AKP oluşturmuştur.
Bunları unutmuş olamazsınız…
Bu aymazlıkların ülkemizi ve milletimizi getirdiği nokta ; Ankara’nın göbeğinde askeri personelin servis araçlarının canlı bomba ile havaya uçurulmasıdır.
O bakımdan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da yerden göğe kadar haklıdır….
Sorumluları başka yerlerde aramaya gerek yoktur.
Suçlular bellidir…
Lâkin, gün birbirini suçlama günü değildir.
Başımıza bir hal geldi, bunu kabullenmek zorundayız.
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’na rağmen, yapacağımız çok önemli görevlerimiz vardır: İlk ve en acil işimiz; toprak bütünlüğümüzü ve milli birliğimizi korumaktır. Kapımızdaki en büyük tehlike AB ve ABD’nin düşmanca tutumudur.
Bu arada “Dost ve müttefik” sözcüklerinin aldatmacadan ibaret olduğu da bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.
Bu koşullar altında 78 milyon Türk Milleti tek yürek ve tek yumruk olmak zorundadır.
Hükümetinin dış politikaları yüzünden duvara toslayan Türkiye’nin kurtuluşu yine bizim ellerimizdedir.
Dış güçlerin bizi kurtaracağını hayal etmek ve böyle bir beklenti içerisinde olmak en büyük ihanettir!..
Cemil Can

POKER MASASI VE KARŞIDEVRİM!..

AYI VE SEVGİLİSİ

Dersimli Kemal Ahmet Hakan’ın programında:Davutoğlu partimizi ziyarete geldiğinde; kendisine sordum. Hükümetin hangi icraatına anayasanın hangi hükmü engel oluyor. Bana öyle bir madde yok dedi. Yook!.. (1)

9 Şubat 2016 Salı günü yapılan grup toplantısında da benzer sözleri söyledi… (2)

Davutoğlu gibi Kılıçdaroğlu’na göre de yeni bir anayasa yapmaya ihtiyaç yoktur.

Bu doğru tespitten sonra, bu defa da 180 derecelik bir dönüşle çark ediyor; özgürlükçü bir anayasa yapmamız, darbe anayasasından kurtulmamız gerekiyor diyor!

Hazret Anayasa Uzlaşma Komisyonu adını hatalı bulmuş, bunun yerine “Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındırma Komisyonu” kullanılması daha doğrudur diyor.

Y-CHP, hem anayasa değişikliğine ihtiyaç yok demekte, hem de işin içerisinde…

İsim konusunda bayağı ısrarcı olacakmış!?..

Bugüne kadar anayasa 17 kez değiştirildi.

En esaslı değişiklikler, Ecevit’in başbakanlığı döneminde, AB’ye uyum yasaları çıkartılırken yapılmıştı.

Daha sonra 2010 Anayasa Referandumu ile 12 Eylül hukukundan kalan diğer maddeler değiştirildi. Yani anayasa baştan ayağa değiştirildi, “darbe anayasası” sözünün bir geçerliliği yok…

Darbe hukuku”nu değiştirme söylemi dinlenebilir.

Lakin o konunun yeri de “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” değil.

Çünkü, yüzde 10 barajı, Seçim Kanunu’ndaki bir hüküm ve yasa değişikliği ile çözülebilir…

Aynı şekilde Siyasi Partiler Yasası’ndaki, “lider sultası”na ortam hazırlayan antidemokratik hükümler de yasa değişikliği ile giderilebilecek aksaklıklardır.

Nedense ne iktidar ne muhalefet bu konuyu ağızlarına almamaktadır…

Kılıçdaroğlu, arada bir bu konuya temas etmekte, fakat çözüm yolunu Anayasa Uzlaşma Komisyonu olarak gösterip, halkı yanlış bilgilendirmektedir…

Esasen yaptığı iş, bu komisyona ihtiyaç varmış inancını yerleştirmektir!..

Çünkü kurulan masa “poker masası”ndan farksız olmayacak!..

Bu oyunu en iyi oynayan AKP’dir ve her zamanki gibi yine o kazanacak!

Meclisin sil baştan yeni bir anayasa yapma yetkisi bulunmamaktadır.

Her şeyden önce buna anayasanın kendisi engeldir.

Bu konuda, İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal, Tuncay Mollaveisoğlu ile yaptığı programda çok doğru ve doyurucu açıklamalar yaptı. (3)

*** *

Hal böyle iken, Y-CHP ile Y-MHP’nin “yeni anayasa” için kraldan fazla kralcı olmaları ne anlama gelmektedir?

Muhalefet partileri, Erdoğan’ın “başkan” olmak için yaptığı hamleye neden alet edilmektedirler?

Bu soruların doğru yanıtlarını bulabilmek için bazı gerçekleri kabul etmek gerekiyor:

2002 yılında iktidara gelen gerici güçler, 14 yıllık iktidarları boyunca, adım adım karşıdevrimi gerçekleştirdiler.

Sıra karşıdevrimin hukukunu yapmaya geldi!..

AKP’nin hukuk dışı icraatlarını soruşturulamaz hale getirmek ve fiili duruma uygun hukuk yapabilmek için, yeni bir anayasaya ihtiyacı var!..

Zor olan bir gerçeği daha kabul edelim:

Y-CHP, karşıdevrimcilerin bu acil ihtiyacına öncülük yaparak, meşruiyet zemini oluşturmakla görevlidir!..

Bu gerçeğin bir başka anlamı da; Y-CHP’nin karşıdevrimi kabullendiği ve sürekli bir AKP iktidarında, sürekli muhalefette kalma konusunda anlaşmaya vardığıdır…

*** *

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın “Bu Anayasayı tanımıyoruz(4) sözü ile Cumhurbaşkanı’nın kaymakamlara yaptığı, “Yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir kenara(5) çağrısı, ne olup bittiğini anlamak için yeterli olmalıdır…

Erdoğan’ın konuşması içerisinde geçen “zihinsel inkılap” ile daha öncelerden AKP sözcülerinin söylediği ve “sessiz devrim” olarak tanımladıkları, bu karşıdevrim gerçeğidir!..

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

AKP adım adım karşıdevrimi yapıyor, hukuku ise fiili duruma daha sonradan uyduruyor!

Şimdi sıra “başkanlık sistemi”ne geçmeye geldi.

Fiilen başkanlık sistemine geçildi zaten…

Erdoğan başkan yetkilerinin tümünü kullanmaktadır.

Eksik kalan, bu fiili duruma hukuku uydurmaktır sadece.

Bunun için anayasa değişikliğine ihtiyaç var.

İşte AKP’nin duyduğu bu acil ihtiyaç, Dersimli Kemal ile Devlet Bahçeli tarafından giderilmektedir.

Kemal’in bu konuda söylediği sözlerin değeri, kendi gibi beş para etmez!

Cumhuriyet düşmanı olduğuna en ufak bir kuşku bulunmayan Dersimli Kemal, “Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındırma Komisyonu” adını örtü olarak kullanmaktadır.

Göreceksiniz; Cumhuriyet’i kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ne Atatürk’ün Cumhuriyet’i yıktırılacaktır!

Belli ki, muhalefet partilerinin genel başkanları kendilerini o makamlara getiren küresel güçlere diyet borçlarını ödemektedirler…

*** *

Bu büyük ihaneti perdelemek için başka küçük oyunlar da sergilenmektedir.

Parti tabanlarının hassas olduğu konularda sürekli gündem değiştirilmektedir:

Bu ihtiyaç Y-CHP’de Meclis’te Atatürk posterinin indirilmesi ile giderilmiştir…

Y-MHP de ise delegelerin kurultayı toplama iradesine değer verilmeyerek, akıl almaz bir tartışma başlatılmıştır…

Senaryolar Atlantik ötesinde yazılmaktadır…

Zaman zaman Jeo Biden, İstanbul’a kadar gelip, adamlarına ne yapmaları gerektiğini anlatmaktadır…

Anlaşılıyor ki, bu dönem iktidar ve muhalefet işbirliği yaparak, “Türk Milleti”ni Anayasadan çıkartmaya çalışacaklardır!

Bu arada Dersimli’nin CHP iktidarında mutlaka getireceğiz dediği; “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” da anayasa hükmü haline getirilmiş olacak!

Küresel güçlerin asıl istediği değişiklikler, kolayca geçecekler.

Görüldüğü gibi; CHP iktidar değil ama, Y-CHP iktidardadır!..

Erdoğan’ın “başkanlığı” karşılığında, “uniter devlet”in parçalanması gerçekleştirilecektir…

Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nda uzlaşma sağlanamaması çok da önemli değildir.

Uzlaşmazlık konuları, nasılsa halkoyuna sunulacaktır…

Meydanlara inildiğinde, halkı kimin etkileyebileceği ise bellidir!..

Dersimli’nin her seçimde tekrar ettiklerini yineleyeceği sır değil.

“Diktatör bozuntusu” ile başlayacağı konuşmalarını, 17/25 Aralık Olayları ile süsleyeceğinden adım gibi eminim.

Onun bu güvenilmez kişiliği nedeniyle, geçmiş seçimlerde olduğu gibi, bu inkar edilemez gerçekler bile yine “zırva” işlemi görecektir…

*** *

Ülke gündeminin birinci sıralarında; toprak bütünlüğümüz, güvenliğimiz, terör, mülteci ve ekonomi gibi yakıcı sorunlar varken, “yeni anayasa” yapmaya kalkışmak, gemi batarken restorantta keman çalmaya benzemektedir…

Küresel güçlerin AKP’yi iktidara getirerek karşıdevrimi gerçekleştirdiklerini kabul etmek ise kolay değildir!

Çünkü bu kabule göre, gereğini de yapmak gerekir.

Devrimler ve karşıdevrimler çoğu kez yavrularını da yerler…

Gülenlerin, Güllerin, Arınçların ve Çeliklerin tasfiyesini bu kapsamda değerlendirmek gerekir…

*** *

Karşıdevrim gerçeğini kabullendikten sonra, Cumhuriyet yanlılarının birinci görevi,

karşıdevrimi durdurmak, geriletmek ve yenmek olarak karşımıza gelir…

İşte bu nokta, yurtseverliğin test edileceği yerdir.

Bu görevleri yerine getirebilmek için; elimizdeki en etkili araçlar siyasal partilerdir.

Bu yüzden işgal edilip ele geçirilen; CHP ile MHP’nin, mutlaka işgalden kurtarılması gerekir…

Bu iki partinin halka doğru önderlik yapması sağlanmadan, uçuruma doğru olan bu gidiş durdurulamaz!

Gerçek muhalefet olmadan, iktidarla baş etmek ise kolay iş değil!

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://tv.cnnturk.com/tv-cnn-turk/programlar/tarafsiz-bolge/chp-lideri-kemal-kilicdaroglu-tarafsiz-bolgede

(2)https://www.youtube.com/watch?v=LCCv7r4QziU

(3)https://www.youtube.com/watch?v=FuQGRIhRnqM

(4)http://www.hurriyet.com.tr/icisleri-bakani-efkan-ala-anayasayi-tanimiyorum-28344069

(5)https://www.youtube.com/watch?v=xLDrFUQBNUQ

AYLİN’İN YOLU!..

CUMHURIYET HALK PARTISI GENEL BASKANI KEMAL KILICDAROGLU BASIN MENSUPLARININ SORULARINI CEVAPLADI FOTOGRAF: ZIYA KOSEOGLU/CHP GENEL MERKEZI

PKK’nın baskısı nedeniyle Tunceli’de dükkanlara asılan Seyit Rıza fotoğrafları, güvenlik kuvvetlerinin başarılı operasyonlarından sonra indirilmeye başlandı….

Seyit Rıza’nın hayranları da rövanş alır gibi TBMM’ndeki odalarında asılı bulunan Atatürk posterlerini indirmeye başladılar…

Y-CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın “yol arkadaşları”, bu son eylemlerine sahip çıkamadılar!

Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, bir bir kıvırmaya başladılar.

Bugünlerde Atatürkçülüğü kimseye bırakmıyorlar!

1930’ların CHP’si değiliz”, “6 Ok’u yeniden yorumlamak gerekir” sözlerini, sanki başkaları söylemişti.

Atatürk posterini “Yeni şeyler söyleme zamanıdır” diyerek, indirdiğine yüzde yüz inanılan Genel Başkan Yardımcısı ve MYK Üyesi Zeynep Altınok’u, Dersimli Kemal abisi harcayamadı!..

Tepkilerin tavan yaptığı günlerde, Dersimlinin Zeynep’ini de yanına alarak Almanya’dan poz vermesi rezaletin ötesinde, kimin nerede durduğunun resmi gibiydi.

Almanya gezisi, CEPA’nın arkasında ruhsatsız yükselen bina yüzünden vurulduğu söylenen Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’e park açtırılmasına benzedi…

Kılıçdaroğlu, Yaşar Kemal Parkı’nın açılışında, haberi yapan internet gazetesinin sahibini “sözde CHP’li” ilan ederek, böyleleri partiden temizleyeceğini söylemişti!..

Atatürk’ün posterinin indirilmesi olayını kamuoyuna yansıtan Nazlıaka söylediğine, söyleyeceğine şimdi bin pişman oldu!

Olayı yalanlamıyor, posteri indirenin kim olduğunu da söylemeye cesareti yok!

Ne de olsa, onun da Kılıçdaroğlu’na diyet borcu var.

Nazlıaka, iki arada bir dere kaldı…

Milyonlarca yetenekli partili arasından, onu tombaladan çekip Meclis’e taşıyan Dersimlinin ricasını yerine getirmek zorunda!

Açıklamasının son bölümü itiraf gibi:

“Ayrıca iyi niyetinden şüphe duymadığım bir yol arkadaşımı kesinlikle ifşa etmem” diyor…

Bu cümlede gözüme takılan sorunlu iki sözcük var.

Biri “iyi niyet” diğeri “yol arkadaşı”!..

Altlarını çiziyorum…

Nazlı Aylin, “Yeni şeyler söylemek gerek” diyerek, Atatürk posterini indiren milletvekilini “iyi niyetli” kabul ediyor…

Ayrıca bu “iyi niyetli” milletvekilinin “yol arkadaşı” olduğunu söylüyor…

İyi niyetli olduktan sonra, yol arkadaşlıkları da hayırlı olsun, ne diyelim!

Ulu önderimiz, biricik kurtarıcımız, Cumhuriyetin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, posterini Meclisten indiren bir milletvekilinin yolu nerelerden geçer acaba?

Aylin Hanım, hangi yolda bu milletvekili ile birlikte yürüyor?

Hangi yolun yolcusudurlar?

“Yol arkadaşı”nı açıklamayan Nazlıaka, bari yolunu açıklasa!

Cemaat’in mi, PKK’nın mı yolunda yürüyorlar yoksa Cumhuriyet gazetesinin çizdiği ikinci cumhuriyet yolundan mı?

Açıklasın da bilelim.

Atatürk’ün yolunda yürümedikleri kesin…

Hanımefendi açıklamasında: “Süreci bir linç kampanyasına dönüştürdükten sonra, benim bir isim vermem artık hiç mümkün değildir. Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet değerleri için verdiğim mücadele son nefesime kadar sürecektir” demiş…

Tabii ki, “linç kampanyası” tesbitine katılmaya olanak yok, gerçekçi değil.

Kimin aklına gelmişse, CHP içerisindeki “iyi niyetli” Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarını gizleyerek, konunun daha fazla kamuoyu gündeminde kalması engellenecekti.

Tam tersine sonuçlar verdi…

Aylin Hanım, hem Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet değerleri için mücadele verdiğini söylüyor hem de ihanet içerisindeki milletvekilleri ile yol arkadaşlığına devam ediyor…

Birkaç satırlık açıklamada bile çelişkiye düştüler!

Bana göre, kesin ihraç talebiyle disipline verilmesi danışıklıdır.

Dersimli, aklınca bu şekilde olayı geçiştirecekti…

Aslında, Atatürk posterini Meclisten indiren milletvekilini aramaya gerek yok!

Olağan şüpheli 990 delegenin oyunu alarak, yeniden genel başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Asıl sorumlular ise 81 ile dağılmış durumda…

Atatürkçü düşünceyi savunan milletvekillerini ihraç edip, Atatürk posterini indirecek hainleri, yönetim kademelerine getiren Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden seçenler, bir kenara çekilip sorumlu arayamazlar!..

Cemil Can

İHANETİN ÖNCÜLERİ!..

chp-fetö kampında

(CEMAAT CEPHESİ)

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) lideri Fetullah Gülen’in Onursal Başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Mütevelli Heyeti Başkanı Ekrem Dumanlı‘dır…

Mütevelli Heyeti üyelerinden biri de Hidayet Karaca‘dır.

Bu iki isim, FETÖ davasının en önemli sanıklarıdır…

FETÖ, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütü kurmak, TSK’ya kumpas, casusluk yapmak ve kozmik odalardan devletin gizli bilgilerini çalmakla suçlanıyor… (1)

Paralel Yapı” olarak da nitelendirilen Cemaat’in, sahte delil üreterek açtırdığı davalar teker teker çöküyor…

Örgütün üyeleri arasında; hakimler, savcılar ve istihbaratçı rütbeli polisler de var…

En etkili olanlar (Zekeriya Öz, Fikret Seçen ve Celal Kara gibiler…) yurtdışına kaçtılar…

Örgütün basındaki ayağının Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı olduğunu bilmeyen yok!

1998’den bu yana her yıl, vakıf tarafından “Abant Platformu” adı altında bir etkinlik düzenleniyor.

Platformun ilk başkanı Harun Tokalı şimdi firarda…

Vakfa meşruiyet kazandırmak ve henüz haklarında işleme başlanmamış örgüt üyelerini “masum” gazeteci ve yazarlar olarak göstermek için yapıldığına kuşku duyulmayan bu toplantıların sonuncusunun adını, “Demokrasinin Türkiye Sorunu” olarak koymuşlar…

Halbuki demokrasinin Türkiye’de “Paralel Yapı” gibi bir sorunu var!

Demokrasinin Türkiye ile bir sorunu olamaz!..

***

Platforma katılanların ağırlıklı bölümünü; Y-CHP, HDP ve Cumhuriyet gazetesi yazarları oluşturuyor…

CHP Parti Meclisi seçiminde, Kılıçdaroğlu’nun “maymuncuk listesi”nde yer alan fakat Bilim Yönetim ve Kültür Platformu üyesi olarak seçtirilmek istenip, delege tarafından üzeri çizildiği için seçilemeyen Prof. İştar Gözaydın, ev sahipleri arasındadır…

Eski Y-CHP milletvekili Prof. Binnaz Toprak ise konuşmacı olarak görev yapacak!

Katılımcıların işi suyu bulandırmak, tozu dumana katmak…

Akıllarınca karartma yaparak, örgüt üyelerini gizleyecekler.

Bu şekilde, FETÖ’ye karşı yapılacak operasyonları haksızlık zeminine oturtmaya çalışacaklar…

Yoksa ne işleri var Abant’ta?

Söyleyecekleri bir şey varsa, köşelerinde yazabilirler!…

***

Y-CHP’nin Fetullah Gülen Cemaati ile ilgisi yok, hiçbir zaman da işbirliği yapmadılar diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu tablo yalanlıyor…

Yalancıdan başbakan olmaz” diyerek oy dilenen Dersimli Kemal’den başbakan olamayacağı, kendi beyanı ve gözdelerinin bu eylemi ile bir kez daha sabit hale gelmiştir…

***

Atatürkçü düşünceye, Cumhuriyet rejimine ve evrensel sol değerlere verdiği zararlar yetmiyormuş gibi, Dersimli şimdi de Tayyip’i başımıza “başkan” olarak getirecek…

17 kez değişmesine ve darbecilerin yaptığı 12 Eylül Anayasası ile öz itibariyle bir ilgisi kalmamasına rağmen, Y-CHP anayasa değişikliği konusunda, AKP’den önde gidiyor…

12 Eylül’den kalan yüzde 10 barajı ile Siyasi Partiler Yasası ve seçim yasalarının antidemokratik hükümlerini ağzına alan yok!

Kılıçdaroğlu, “kurucu meclis”in yapabileceği yeni anayasayı, “kurulu meclis”e yaptırmak için olağanüstü çaba harcıyor…

Belli ki, Y-CHP ve MHP’nin anayasa masasında bulunması, sadece bu hukuksuzluğu gizlemek içindir…

Sonucun Erdoğan’ın istediği gibi referandumla, halk tarafından belirleneceği bellidir…

Halkın önüne sandık gidince etkili Erdoğan olacak tabi…

Bunu bildikleri halde, anayasa değişikliği için masayı kurmaları, ileride yapılacak olası referanduma meşruiyet kazandırmak içindir!

Başkanlık” yeni anayasa ile gelince; AKP iktidardaki, Y-CHP de muhalefetteki konumunu sürekli hale gelecek…

Müstakbel başkan, “milli anayasa” ile ne anlatmak istediğini açıkladı: “Kuvvetler ayrılığı” ilkesini kaldırıp, yerine “kuvvetler uyumu”nu getirecek!

Belli ki, Erdoğan bundan sonraki saltanatını “kuvvetler birliği” ilkesi ile pekiştirecek!

Bu arada Türkiye’nin üniter yapısını da yıkacaklar!..

Yeni anayasada “Türk Milleti” yok!

Federasyona kapının aralandığı, Cumhuriyet rejiminin sona erdirileceği bu ihanetin başına Y-CHP geçirilmek isteniyor…

CHP’nin en yetkili organı Parti Meclisi, bu tuzağa düşmeye hazırdır!

Dersimlinin vaktiyle seçtiği delegeler, Kurultay’a gelip Dersimliyi seçtiler…

O da en iyilerini “anahtar liste”ye alıp, Parti Meclisi’ne yerleştirdi…

Bundan böyle Parti Meclisi’nde de Dersimli Kemal’in düdüğü ötecek!..

***

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Mersin Barosu tarafından düzenlenen CMK eğitiminde, “Tayyip seninle gurur duyuyor” sloganı ile protesto edildi…

Terbiyesizlik avukatlar arasında da bayağı yayıldı…

“Akademisyenler Bildirisi”ni eleştirdiği için protesto edilen Feyzioğlu, konuşma süresinin yarısını protestoculara vermeye hazır olduğunu söyledi.

PKK yanlısı protestocu avukatlar, kürsüye gelmeye cesaret bile edemediler…

Feyzioğlu, bu fırsattan yararlanarak bir de hukuk dersi verdi:

“Akademisyenler Bildirisi”nde ifade edilen ve Y-CHP’nin Diyarbakır’a giden heyetinin talep ettiği “gözlemci heyeti” ile kastedilenin; “Kızıl Haç” olduğunu vurgulayan Türkiye Barolar Birliği Başkanı, daha sonraki aşama; terör örgütüne “savaşan taraf” statüsü verilmesidir dedi…

Nitekim, Y-CHP adına Selina Özuzun Doğan‘ın yaptığı açıklamada; diğer PKK seviciler gibi, “savaş” ve “taraflar” sözcüklerine sıkça yer vererek, kamuoyunun kulağı alıştırıldı…

Bu iki aşama geçilince, topraklarımıza Birleşmiş Milletler Barış Gücü‘nün çağrılacağına kimsenin şüphesi olmasın!..

Bunun anlamı ise, “iç savaş”tır diyen Feyzioğlu, gidişatın bölünmeye doğru olduğunun altını çizdi…

Uyuyanlar için tarih böyle zamanlarda tekerrür eder…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/380369/2._Gulen_iddianamesinin_detaylari_ortaya_cikti.html

SELİNA’YI KAZIYIN ALTINDAN KEMAL ÇIKAR!..

lozan_yikildi

Tıpış tıpış” oy vererek Meclis’e gönderdiğimiz Ermeni asıllı avukat Selina Özuzun Doğan, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Yervant Özuzun’un biricik kızıdır.

TBMM’nde “Biz Allah’tan değil, hukuktan ve bu ülkenin elden gitmesinden korkuyoruz” diyerek saçmalayan avukat hanım, Ermeni soykırım iddialarının en hızlı savunucularındandır…

Selina Hanım, PKK’nın Güneydoğu’daki bazı ilçelerde “özyönetim” ilan etmesinden sonra, güvenlik kuvvetlerinin başlattığı operasyonları “geniş kapsamlı sokağa çıkma yasağı” olarak değerlendiriyor…

PKK’ya yakın Dicle Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada; teröristlere yapılan operasyonları, Kürtleri “imha saldırıları” olarak gösteriyor.

Doğan değneksiz dolanıyor…

Bölgede halka karşı açık bir katliam” yaşandığını iddia ediyor…

Uluslararası kuruluşların “gözlemci heyet” göndermesini isteyen Y-CHP’nin çiçeği burnundaki bu milletvekili, “insanların yaşam hakkının korunmadığına, cenazelerin günlerce sokakta bekletildiğini ve hayvanlara yem edildiğini” savunuyor…(1)

***

Diyarbakır’a giden CHP heyeti içerisinde bulunan Eyüp İlçe Başkanı Sinan Akçelik ise, PKK’ya yapılan operasyonları, “savaş” olarak nitelendirip, nedenini Erdoğan’ın “başkanlık” isteğine bağladıktan sonra, “sivil halka karşı katliam yapıldığına” vurgu yapıyor…

Akçiçek, Atatürk’ün CHP’si adına konuşuyor: “Yerel yönetimler özerklik şartının muhakkak hayata geçirilmesi gerektiğini” savunarak, “Bu olursa sorunların çözüleceğine inanıyoruz” diyor…

***

Y-CHP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Cemal Canbolat, terör örgütüne yönelik bir tek kınayıcı söz söylemeden, operasyonları “Kürt halkına yapılan eziyet” olarak değerlendiriyor…

Canbolat. “Kürtler, aç bırakılmayı, tecrit ve tehcir edilmeyi, sokağa çıkma yasaklarını hak etmiyor. Barışa katkı sunmak için geldik” diye konuşuyor…

Şehit olan asker ve polisler için ağzı kilitli olan CHP’nin İstanbul İl Başkanı, öldürülen teröristler için, “Biz bu topraklarda gencecik çocukların ölmesine müsaade etmeyeceğiz” diyor…

***

İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, CHP’nin resmi internet sitesinde yayınlanan soru önergesi de aynı bakış açısı ile hazırlanmış… (2)

Y-CHP’ye göre, güvenlik güçleri “masum” PKK’lıları imha etmek için, Güneydoğu’da sivil halkı katlediyor!..

Y-CHP’nin bu akıldanelerine göre, bunun da tek sebebi varmış:O da Anayasayı değiştirip “başkanlık” sistemine geçmekmiş!

Bunca kan “başkanlık” için akıtılıyor!?..

Ortadoğu’da olup biten olaylara köstebek gözü ile bakan ve kulakları Atlantik ötesine dönük yatıp, buralardan “görev” alan bir anlayıştan, başka türlü bir değerlendirme zaten beklenemezdi…

İsrail Adalet Bakanı Ayelet Shlaked, “Türkiye ve İran arasında bağımsız bir Kürdistan kurulmalı” diyecek kadar ileri gitti…

Hükümet gerekli tepkiyi veremedi diyelim, muhalefet mermi gibi olan bu sözleri duymazdan gelebilir mi?…

2014 yılında Barzani de BBC’ye verdiği demeçte, kısa bir süre sonra referandum yapıp bağımsız bir Kürt devleti kuracaklarını söylemiş, İsrail Başbakanı Netenyahu bu sözleri olumlu karşılayıp, kurulacak Kürt devletini İsrail’in tanıyacağını söylemişti…

***

Neyse ki, İran Cumhurbaşkanı Ali Hamaney’in danışmanı Ali Ekber Velayeti, “Türkiye’nin toprak bütünlüğünü savunmak hepimizin görevidir” diyerek, tarihi bir görevi yerine getirip, yüreğimize su serpti

Y-CHP, toprak bütünlüğümüzü açıkça tehdit eden PKK’nın, gizlemediği bölücü amacını gizlemeyi üzerine biricik vazife olarak almıştır.

Özerkliğin” hukuki alt yapısını teşkil edecek olan “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın mutlaka getirilmesini, terörün bitirilmesi için şart olarak göstermektedir…

Ayrılıkçı Kürtlerin bütün derdi, Lozan Antlaşması’nın delinmesidir…(3)

Bunu saklamıyorlar da zaten

***

PKK yöneticilerinden Duran Kalkan, PKK sevicilerini Kandil’den: “Kürdistan yalnız bırakılıyor” diye azarlıyor… (4)

Terör örgütünün çağrılarına Kürtler yeterince karşılık vermiyorlar…

Bu yüzden küresel güçler, derhal Y-CHP’yi devreye soktular…

Halka, terörle mücadele eden güvenlik güçlerini “protesto etme”, düşünceyi ifade etme özgürlüğü kapsamında bir hak gibi gösteriliyor…

Böylece ayrılıkçı terör örgütüne destek verilmesini kolaylaştıracaklarını sanıyorlar…

Duyarlı kesimleri ve Kürtleri Devlete karşı isyana teşvik ediyorlar…

Anlaşılıyor ki, ihanetle eş değerde olan bu anlayışı hayata geçirmek için Y-CHP’nin yapamayacağı şey yoktur.

Nitekim, anayasa değişikliği için AKP’den önce kollarını sıvayan Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur…

İhtiyaç olmadığı halde ve hiçbir sorunu çözemeyeceği açık olan anayasa değişikliğine, Y-CHP pek heveslidir…

***

Çünkü Tayyip Erdoğan başkan olursa, Dersimli Kemal’in ana muhalefet partisinin başında kalması garanti gibidir…

AKP hükümeti, Y-CHP’den daha uyumlu muhalefet bulamayacağı için, Y-CHP’de mevcut yapının korunması için, elinden gelen yardımı yapabilir…

En aptal adam bile biliyor ki, Dersimli Kemal yönetimindeki Y-CHP, sittin sene AKP’yi hükümetten düşüremez…

Bu nedenle AKP’nin, oydan ziyade Y-CHP’ye ihtiyacı vardır…

Aralarındaki ilişki “al gülüm, ver gülüm” gibi bir şeydir…

Kayıkçı kavgalarına aldanmayın!

Dersimli, mevcut konumunu başka şekilde de garanti altına almıştır:

Kendini seçecek kurultay delegelerini yine kendi seçerek, genel başkanlığı uzun süreli kontrolü altına alabilmiştir…

Kurucu Meclis olmayan bu Meclis’in, sil baştan anayasa yapamayacağı hususunda, anayasa hukukçuları neredeyse ittifak sağlanmışken, Y-CHP’nin anayasa değişikliği konusundaki ısrarı, ihanet düzeyinde bir gaflet olarak kabul edilmelidir…

***

27 Aralık 2015 tarihli DTK Sonuç Bildirgesi ve 11 Ocak 2016 tarihli Akademisyenler Bildirisi ile HDP’nin hemen hemen tüm açıklamalarında savunduğu; “özyönetimi” en iyi çözümmüş gibi halka dayatma görevini Y-CHP gönüllü olarak üzerine almıştır…

İşte bu noktada; Y-CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok sahne almıştır:

Yeni şeyler söylemek lazım” diyerek, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini duvardan indirecek kadar gözünü karartmıştır!..

Y-CHP, “görevini” yaparken; TCK’nun 215. maddesinde hükme bağlanan, suçu veya suçluyu övme suçu ile 220. maddede hükme bağlanan, terör örgütünün propagandasını yapma suçunu alenen işlemekte ve bu suçların işlenmesini teşvik etmektedir…

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden‘in Türkiye ziyareti ile iyice şımaran işbirlikçilerin, bu türlü beyanları, Anayasamızın 26. maddesi ile kabul edilen “Düşünceyi İfade Etme Hürriyeti” kapsamında kabul edilemez!

Yargıtayımızın yerleşik içtihatlarına göre; “yasa dışı bir terör örgütünün eylemlerini onaylayarak, ona sahip çıkmak, anılan örgütün işlediği suçları iyi görmek niteliğindedir” ve “bir terör örgütünün işlediği suçları meşru saymak, iyi görmek, düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü sınırlarını aşan bir eylemdir”…

Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, süreklilik gösteren kararlarında; “kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici fikirler sözleşmenin 10. maddesi ile korunduğu” belirtilmekle beraber, ifade özgürlüğünün iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir.

Bunların birincisi “şiddeti teşvik edici” ve “övücü söylemler”, ikincisi ise “azınlıklara karşı nefret söylemidir”…

Y-CHP’lilerin “ifade özgürlüğü” içerisinde sandığı pek çok açıklama, şiddeti teşvik edici ve terör örgütünü övücü nitelikte söylemlerdir!..

Kuşkusuz bu durumun takdirini, sonunda yargı organları yapacaktır.

Lakin uygulamadan bildiğimiz bazı ölçütler (5) karşısında, hukukçu olmaya gerek duyulmadan, suç işlenmekte olduğu sonucuna kolaylıkla varılabilmektedir…

Y-CHP yöneticilerinin bu şekildeki hesapsız kitapsız beyanları, bu beyanlara değer izafe edenlerin ileride işleyebilecekleri olası suçlar için, suç işleme kararını kuvvetlendirmektedir.

Dolayısıyla, Dersimli Kemal’in hukuk süzgecinden geçmemiş, ölçüsüz sözlerine itibar edilerek yapılacak eylemler, pek ala TCK’nun 39. maddesinin 2 fıkrasında tarif edilen “Suça Yardım” (6) olarak değerlendirilebilecektir!..

***

Denilebilir ki:

Akademisyenler Bildirisi, Diyarbakır’a giden Y-CHP heyetinin açıklamaları, YDK ve HDP Bildirileri ifade özgürlüğünün kapsamı dışında, ceza soruşturmasına konu olabilecek söz ve eylemlerdir…

Diğer yandan; Y-CHP Milletvekilleri; Selina Özuzun Doğan ile Zeynep Altıok ise Dersimli Kemal’in iki paratoneridir…

Onlar sadece Y-CHP’de zavallı iki milletvekilidir…

Asıl suçlu olanlar, onların içerisinde ve bir kademe daha altta saklıdır.

İkisinin de yüzünü kazıyın, bakın alt katmanlarda Kemal Kılıçdaroğlu ile akıl hocalarının yüzünü göreceksiniz!…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.agos.com.tr/tr/yazi/14143/chp-heyeti-bolgede-savas-hukuku-dahi-uygulanmiyor

(2) https://www.chp.org.tr/Haberler/4/selina-dogan-sokaga-cikma-yasaklarini-avrupa-konseyine-bildirdiniz-mi-10114.aspx

(3) http://odatv.com/bolucu-deyince-de-kiziyorsunuz-2701161200.html

(4) http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/pkk-nin-yalniz-kaldik-feryadi-h82520.html

(5) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kabul ettiği ölçütler şunlardır:

Yazı veya Sözler;

a ) Şiddet, bir araç olarak öngörüyorsa,

b ) Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa,

c ) Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,

d )İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa, ifade hürriyetinden yararlanmayabilir.

(6) Yardım Etme

MADDE 39- (1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.

(2) Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:

a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.

b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.

c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.

BEYAZ SARAY’IN SAVAŞI!..

BEYAZ SARAY’IN SAVAŞI!..

PKK şehir savaşlarında köşeye sıkışınca, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden imdada yetişti…

Hazret, sanki sömürge valisi gibi, gelir gelmez yuvarlak masaya kurdu:

İlk iş olarak iktidar ve muhalefet partilerinin “açılımcı” milletvekillerini çağırdı…

CHP’den; Sezgin Tanrıkulu, Fikri Sağlar, AKP’den; Galip Ensarioğlu ve Orhan Miroğlu, HDP’den; Leyla Zana ile Ayhan Bilgen İstanbul’a koştular…

MHP’nin duruşu bu defa iyiydi, toplantıya katılmadılar…

Biden, ikinci iş olarak PKK’ya destek veren akademisyenlere sahip çıktı…

Ardından İkinci Cumhuriyetçileri de unutmadı tabi.

Can Dündar’ın oğlu üzerinden, Silivri’ye destek mesajı gönderdi: “Çok cesur bir baban var, onunla gurur duymalısın” dedi…

Güvenlik kuvvetlerimizi uyarmayı da ihmal etmedi.

PKK’ya karşı yapılan operasyonlarda, “Sivillere zarar verilmemeli” dedi…

Mesajı alan PKK militanları, doğrudan sivillere ateş açmaya başladılar.

Karne almak için okulun bahçesinde toplanan çocukların üzerine bomba attılar…

Hainlerin patronu ve akıl hocaları geldi ya moral buldular.

Akıllarınca Türkiye’nin terörle mücadelesine uluslararası kuruluşların müdahil olmasını sağlayacaklar!..

Biden Obama’nın verdiği görevi yerine getiriyor.

PKK’nın Suriye kolu PYD’nin terör örgütü olmadığını Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyor…

Ortadoğu’daki karagücü olmayı kabullendikten sonra, ABD, PKK’ya yaptığı askeri yardımların niteliğini de yükseltti…

PKK’nın silah depolarında, ABD yapımı İnsansız Hava Araçları (İHA) var…

İncirlik Üssü’nden Suriye’deki terör örgütlerine gönderilen, silah monte edilmiş kamyonetlerin fotoğrafları, Pentagon’un resmi sitesini süslüyor.

PYD’nin askeri kanadı YPG de Suriye’de aynı kamyonetleri kullanıyor…

Bu ara ABD askerleri, terör örgütünün mevzilerinde görev icra ediyor ve artık gizlenmiyorlar…

Teröristlerle birlikte çekilen görüntüleri elden ele dolaşıyor…

ABD’nin tüm bu hazırlıklarına rağmen Davutoğlu, ABD ile ters düştü: Biden’e rağmen, ısrarla PYD’nin terör örgütü olduğunu söyledi.

Biden, Davutoğlu ile görüştükten sonra yapılan ortak açıklamada, PYD’yi ağzına alamadı tabi…

Davutoğlu da aynı şekilde davrandı…

Fakat PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin terör örgütü olduğunu söylemeye devam etti.

Dik durduktan sonra, eğilen karşı taraf oluyor…

Biraz da diplomatik nezaket bunu gerektirdi denebilir…

Hiçbir yoruma ihtiyaç duyulmadan, rahatlıkla söyleyebiliriz: Doğu ve Güneydoğu’da PKK’nın vekaleten yürüttüğü savaşın gerçek tarafı ABD’dir…

Yani bu savaş Saray’ın değil, Beyaz Saray’ın savaşıdır

Saflar, bu gerçeğe göre belirlenecek…

*** *** ***

Geldiğimiz bu noktadan, biraz geriye doğru gidip, CHP’nin 35. Kurultayı’nda açıklanan Sonuç Bildirgesi’ne bir kez daha göz atalım derim.

Dersimli Kemal’in Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, muhatap almayacağını söylediği R. Tayyip Erdoğan’ı, üstelik de kurultayın bir numaralı gündem maddesi haline getirip, tahrik edici bir uslüpla eleştirmesi sıradan bir olay değildir…

Kılıçdaroğlu, “Diktatör bozuntusu” dediği Erdoğan’dan, kat kat fazlasıyla yanıt alacağını Allah’ı bir bilir gibi biliyordu…

Zaten aradığı da buydu.

Diktatör nitelemesi üzerine Erdoğan’ın; tek parti dönemine saldıracağı, İsmet Paşa’yı faşist ilan edeceği, Atatürk ve İnönü’yü Dersim’de katliam yapmakla suçlayacağı kesindi.

İlk defa yaşanan bir durum da değildi…

Böylece Dersimli Kemal’in şişi inecekti; 1930’lu, 40’lı yılların CHP’sinin, Atatürk ve İsmet Paşa ile birlikte itibarsızlaştırılmasını sağlayacaktı…

“Yeni CHP”ye haklılık ve ihtiyaç zemini de hazırlanmış olacaktı…

Aynı zamanda, kendi yapamadığı itibarsızlaştırmayı, iktidara yaptırarak bir taşla iki kuş vurmuş olacaktı…

Ayrıca bugüne kadar kaybedilen seçimlerin sorumlusunun kim olduğu da tartışılmayacaktı…

Bu tespitin abartılı olduğunu söyleyenler varsa, şu soruya yanıt vermelerini bekliyorum: Bu olaydan sonra AKP kanadından CHP’ye doğru yapılan ağır ve haksız eleştirilere karşı Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı sıfatı ile bir tek cümle söylemiş midir?

Baykuş gibi her konuda kulaklarını diken parti sözcüsü Haluk Koç, neden kayıplara karışıp evine gitmiştir…

Her konuya maydanoz olan Genel Sekreter Gürsel Tekin ise, dut yemiş bülbüle dönmüştür…

Ne yazık ki, İnönü ailesinden de dişe dokunur bir tepki gelmemiştir…

Asıl önemli olan, kamuoyunun gözünden kaçırılan Sonuç Bildirisi’ndeki ihanet olmuştur…

Kullanılma süresinin son gününde Murat Karayalçın, o gürültü patırtı arasında Sonuç Bildirisi’ni karambole getirerek, “oybirliği” ile geçirmiştir.

Hiç kuşku yok ki, tarih baba bu yapılanlara kayıtsız kalmayacaktır.

O meşhur Sonuç Bildiri’sinde neler vardı:(1)

AKP’nin programında yer alan ve her seçim bildirisinde tekrar edilen “Özgürlükçü Demokrasi”, CHP’nin de önceliği olarak kabul edilip, Türkiye’nin birinci ihtiyacı ve “Dördüncü Devrim”in ana hedefi olarak ilan edildi…

AKP’nin, icraatlarına verdiği isimle, yaptıklarının ters olduğunu bilmeyen yoktur.

Adının “Özgürlükçü Demokrasi” olduğuna aldanmamak gerekir, Erdoğan’ın gerçekten istediği totaliter bir rejimdir…

Y-CHP de Türkiye’yi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtaracak tek yolu “Özgürlükçü Demokrasi” olarak gösterdi…

İyi mi?+

Belli oldu ki, “Başkanlık Sistemi”ne giden yolda, bu isimlendirme ile anayasa değişikliği yapılacak Y-CHP de kendi talebinin gereğini yapıyormuş gibi bu işin içerisinde aktif olarak rol alacaktır…

Bu noktada, Y-CHP ile AKP’nin birleştiğini söylemekte bir yanlışlık bulunmamaktadır…

Bildiri ile “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” üzerindeki şerhlerin kaldırılması, hedef olarak CHP’nin önüne kondu.

Böylece PKK/HDP’nin “özyönetim” ve “özerklik” taleplerinin önündeki hukuki engellerin kaldırılması talepleri de CHP’nin talebi olarak bildiriyle yansıtıldı…

Bu anlamda da Y-CHP ile HDP’nin birleştiğini söylemekte hatalı olmayacaktır…

Terör sorunu, sonuç bildirisinde “Kürt sorunu” olarak kabul edilmiş ve silahla çözülemeyeceğine vurgu yapılarak, PKK’ya karşı yapılan operasyonların gereksiz olduğu vurgulanıp, gerçekte “bozgunculuk” yapılmaktadır…

Diktatör bozuntusu” sözleri ile başlatılan tartışmanın halkın gözünden kaçırdığı temel konular bunlardır işte…

*** *** ***

Bundan böyle, köklü değişikliklerde ABD’nin talimatı ile aynı rotaya giren iktidar ile ana muhalefeti kara gücü olan HDP de her koşulda destekleyecektir…

Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş, Doğu’daki şehir savaşlarından memnun gibidir.

Bir tek sivil hedeflerin vurulmaması için uyarıda bulunuyor:

“Bu sivil hedefler konusunda kesinlikle herkesin çok sert bir şekilde toplumdan eleştiri alacağını görmesi gerekiyor” demiş…

Askeri hedeflere atış serbest anlamına gelen bu açıklamadan sonra, bildiriye imza atan akademisyenlere, bu tür sözler “düşünceyi ifade etmek özgürlüğü” kapsamında mıdır diye sormak gerekir.

Yakalanan suikast silahları, el bombaları ve roketatarları görmezden gelen akademisyenlere, “aydın” denilebilir mi?

PKK’nın “Silahlı Kadın Kolları” KJK, “Akademisyenlerin duruşu sahiplenilmeli” diyerek, aralarındaki ilişkiyi açık etti.

PKK’nın üniversitelerdeki kolları olan bu kişileri, ne yazık ki, Y-CHP de 35. Kurultay’da sahiplendi…

Demirtaş, “Özerklik Bildirgesi”nde şunları söylemişti:

“Bu direniş zaferle sonuçlanacak, herkes halkın iradesine saygı duyacak. Kürtler artık kendi coğrafyasında siyasi irade olacak. Belki Kürtlerin bağımsız devleti de olacak, federal devleti de, kantonları da özerk bölgeleri de…”

Toprak bütünlüğümüzü hedef alan ve topraklarımız üzerinde ayrı bir devlet kurulmasını hedefleyen bu sözler, düşünceyi ifade etme özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir mi?

Terör örgütünü övme, terör örgütüne yardım ve yataklık etme ile suçu ve suçluyu övme şeklindeki suçlar, bu aralar PKK ve sevicileri tarafından açıkça işlenmektedir…

DTK Eş Başkanı Hatip Dicle, seçimlerden önce AKP’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasından kalkmasını Cumhuriyet gazetesine şöyle değerlendirdi:

“Masanın devrilmesinde esas mesele, Rojova’daki gelişmelerdi. Tel Abyad’ın alınması, iki kantonun birleşmesi… Devletin temel korkusu, ‘PKK Amerika’yla anlaştı. Benim güneyimde koridor kuracaklar. Bu benim için tehdittir’ oldu.”

Dicle tehdit kusmaya devam ediyor:”Kır gerillası şu an devreye girmemiştir. Şu iki, üç ayı, karların erimesini bekliyorlar. O sürece dek adım atılmazsa ve süreç böyle devam ederse baharla birlikte savaş o zaman boyutlanır.”

Dersimli Kemal’e göre bu beyanlar da düşünce açıklamasıdır!..

Mesut Barzani, The Guardian gazetesine verdiği röportajda:

” Eskiden Türkiye’de ‘Kürdistan‘ ve ‘Kürt‘ kelimeleri yasaktı, ancak bir ay evvel bu ülkeye gittiğimde, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na Kürdistan bayrağı çekildi” dedi…

Sykes-Picot Antlaşmasının geçerliliğini yitirdiğini savunan Barzani, Kürtlerin bağımsızlığa hiç olmadıkları kadar yakın olduklarını iddia etti…

HDP Eş Genel Başkan Yardımcıları; Nazmi Gür ve Meral Danış Pektaş, Cenevre’de bulunan Birleşmiş Milletler (BM), İnsan Hakları Yüksek Komiserleri ile yaptıkları görüşmede, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunda uluslararası savaş hukukunun çiğnendiğini iddia ederek, müdahalede bulunmasını talep ettiler.

Daha önce de HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ, BM Özel Raportörü Christof Heyns’e başvurarak inceleme talebinde bulunmuşlardı…

PKK’nın Kaldil’deki yöneticilerinden Bese Hozat bile, Y-CHP’den memnundur.

Hanım Efendi, bir tek “ulusalcıları” fazlalık görüyor.

Dersimli Kemal’e: “CHP’nin ulusalcı kesimden kurtulması gerekiyor” talebini iletti…

Yakında bu isteği yerine getirilirse şaşırmayın!

Kim ne derse desin; yorum ve analize ihtiyaç kalmadı…

Haberleri alt alta koyup okuyun.

Göreceksiniz; Kemal Kılıçdaroğlu ile PKK’nın “tanıtım ve propaganda birimi” haline dönüştürülen Y-CHP, Beyaz Saray’ın Savaşı’nda ABD ve PKK’nın yanında safını belirlemiştir…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) https://www.chp.org.tr/Haberler/11/35-olagan-kurultay-sonuc-bildirgesi-11848.aspx

SUÇLULARI DESTEKLEMEYECEĞİZ!..

pkk_asker_2

Suça ortak olmayacağız” başlıklı bildirinin ne amaçla yazıldığını anlamak için biraz öncesini bilmek gerekir.

27 Aralık 2015 günü yayınlanan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Sonuç Bildirgesi (1) bu konuda yeterli ipuçlarını vermektedir.

DTK, Demokratik Toplum Hareketi’nin (DTH) sivil toplum kuruluşlarını tek çatı altında toplayan oluşumudur. (2)

DTH çatısı altındaki “sivil toplum kuruluşları” ile HEP, DEP, HADEP, DEHAP çizgisinin devamı olan Demokratik Toplum Partisi (DTP) anlatılmak istenmektedir. (3)

Çatı örgütü olarak kabul edilen Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) (4), PKK ile doğrudan ilişkisi bulunan Demokratik Toplum Hareketi’nin (DTH) yerini almış bir yapıdır.

DTK Sonuç Bildirisi‘nde “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecrit ve sürecin buzdolabına kaldırıldığı açıklaması, AKP’nin Kürt sorununa bir çözüm politikasının olmadığının, baskı ve savaşla Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini tasfiye etmeyi amaçladığının açık kanıtı olmuştur” denerek, kendilerine göre bir tespit yapılmıştır…

DTK Sonuç Bildirisi’nden varılan sonuçlar ise şunlardır:

1.) AKP üst yönetimi “siyasi darbe” yaparak, “devlete ve bürokrasiye el koymuş” ve 7 Haziran seçim sonuçları ortadan kaldırılmıştır,

2.) Bunun üzerine; “bazı il ve ilçelerde halk meclisleri özyönetim kararı almıştır”,

3.) “Kürt halkının hukuki, siyasi ve statü talebi kabul edilmediği için Kürt halkı da kendi öz gücüne dayanan bir mücadele sürecine girmiştir”…

Anlaşılıyor ki, PKK, “Çatışmasızlık” olarak adlandırdığı dönemde; belediyelerin iş makineleri ile hendek ve tüneller kazmış; roketatarlar ve uzun menzilli silahlar getirerek, militanlarına dağıtmıştır…

Ayrılıkçı Kürtler, bu bildiride “demokrasi ve özgürlük” şeklinde ortaya koydukları taleplerinin, özünde “siyasi statü” olduğunu, hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklamışlardır...

Son yıllarda; “Biji Serok Obama” sloganını atarak övünen ve ABD’nin bölgedeki “kara gücü” olmayı kabul eden PKK, 22 Temmuz‘da uykudaki iki polis memurumuzu şehit ederek yeniden çatışma ortamına dönmüştür…

Türk ve Kürt analarını ağlatmayı başaran bu katil örgüt, yaşattığı sorunların aşılabilmesi için “diyalog ve müzakere kanallarının yeniden devreye girmesini” ve “Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını” şart koşmaktadır…

Özetlersek; 40 bin insanın katili Öcalan serbest bırakılmaz ve “Açılım” sürecine geri dönülmez ise, şehir savaşını devam ettireceklerini, hatta Türkiye’nin her tarafına yayacakları tehdidini ileri sürmektedirler…

Bildiriyi aşağıdaki (1) no’lu bağlantıyı tıklayarak, bir kaç kez okumanızı öneriyorum.

DTK‘ya bağlı kuruluşlara adeta talimat gibi verilmiş çok önemli birkaç noktanın altını çizmek istiyorum:

DTK olarak halk meclislerinin ilan ettiği özyönetim ilanlarını ve halkımızın her alanda yürüttüğü bu haklı ve meşru direnişi sahipleniyor; Kürt halkının ve tüm Türkiye halklarının bu direnişlere katılmasını ve destek vermesini demokrasi ve özgürlük mücadelesi gereği olarak görüyoruz.”

Bildiride uluslararası kuruluşlara da davet yapılıyor:

“Bu çerçevede çatışmalara son verilerek, Türkiye’nin demokratikleşmesi, siyasi çözüm yolunun açılması için, Türkiye’nin bütün demokratik ve toplumsal özgürlük güçlerini, siyasi partileri, şahsiyetleri, kanaat önderlerini, inanç toplulukları ve kurumlarını Kürt halkının yürüttüğü meşru ve haklı mücadeleye ve taleplerine destek vermeye davet ediyoruz. Kürdistan’daki bütün toplumsal kesimleri ve siyasi partileri ulusal birlik ruhuyla halkımızın yürüttüğü direnişe sahip çıkmaya; dünya halklarını ve kurumlarını halkımızın meşru özgürlük talepleriyle dayanışmaya çağırıyoruz.”

Çok çok üzülerek söylüyorum ki, PKK’nın davetine ilk icabet eden, benim de mensubu bulunduğum Dersimli Kemal liderliğindeki Yeni CHP olmuştur…

PKK‘nın siyasi uzantısı HDP ile “Barış Bloku”nu Y-CHP oluşturmuştur…

20 Temmuz 2015 tarihinde “Kobani’yi yeniden inşa etme”ye giden HDP’lilerin, organize ettiği PYD’ye destek eylemi sırasında; Suruç’ta canlı bomba ile öldürülen 34 kişi arasında CHP Gençlik Kolları üyeleri vardı…

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin öncülüğünde 10 Ekim 2015’te yapılması planlanan protesto mitingi öncesinde, Ankara Garı önünde patlatılan canlı bombalarla yaşamını yitirenlerin çoğu CHP’li gençlerdi…

Son olarak; 16 Ocak 2016 günü Ankara’da toplanan CHP Kurultayı’nda, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, “Akademisyenler Bildirisi”ni sahiplenerek, DTK’nın destek talebine olumlu yanıt vermiştir…

*** *** ***

Kendilerini “aydın” olarak tarif eden akademisyenlerin bildirisinde ne yazıyor biliyor musunuz?

Bu pek değerli akademisyenlerimiz; TSK’nın, 13 ilçede “özyönetim” ilan eden PKK’lılara karşı 24 Temmuz günü başlattığı operasyonları “suç” olarak görmektedirler…

Bu yüzden bildirinin başlığını “Bu suça ortak olmayacağız” şeklinde koydular…(5)

Operasyonlar, Devletin Kürt halkına karşı; “kasıtlı ve planlı kıyım” olarak nitelenmekte ve “başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirilen katliam ve bilinçli uygulanan sürgün politikası” olarak kabul edilmektedir…

DTK Sonuç Bildirisi’nde olduğu gibi, bu bildiride de “uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesi” talep edilmektedir…

Yine bağımsız gözlemcilerin katılımıyla; “Müzakere koşullarının hazırlanması ve Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasının oluşturulması” önerilmektedir…

Son olarak da, “Devletin vatandaşlara uyguladığı şiddete hemen şimdi son verilmesi” istenerek, güvenlik güçlerinin teröristlere karşı yürüttüğü operasyonlar, vatandaşa karşı uygulanan şiddet olarak gösterilmektedir…

Öz itibariyle, “Akademisyenler Bildirisi”nin DTK Sonuç Bildirisinden ne farkı var?

Rahatlıkla denebilir ki, ikincisi DTK’nın talimatı üzerine yazılmış bir bildiridir…

*** *** ***

Her iki bildiri de Türk Ceza Kanununun, “Suçu ve suçluyu övme” başlıklı 215. maddesi (6) açısından sorunludur:

215. maddeye göre, işlenmiş bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen övme cezalandırma nedenidir.

Yasaların verdiği görevleri yapan güvenlik kuvvetlerini suçlu, terör örgütü üyelerini ise masum vatandaş gibi göstermek, açık ve yakın tehlike yaratacak şiddet çağrısı içermektedir!..

Öyle ya, Devletin masum halka karşı “kasıtlı ve planlı kıyımı” varsa, insan olan herkesin buna karşı çıkması gerekmektedir…

Güvenlik kuvvetleri, masum halkı katlediyor ve sürgüne yolluyorsa, zulme karşı direnmek halkın hem hakkı, hem de ödevidir…

Dolayısıyla “Akademisyenler Bildirisi”, halkı devlete karşı eylem yapmaya özendiriyor!..

Bildiri, içeriği itibariyle de terör örgütüne yardım ediyor…

TCK m 220, (7) terör örgütlerine yardım edenler ile propagandasını yapan kişilerin cezalandırılmasını ön görmektedir…

Y-CHP‘nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu bildiri için :”Bizim de katılmadığımız yönleri var ama insanlar düşüncelerini özgürce söyleyecekler” diyerek, terör örgütünü övme ve propagandasını yapmayı, düşünce ve ifade özgürlüğü içerisinde göstermektedir…

*** *** ***

Görüldüğü gibi, her iki bildiri ile yasa dışı terör örgütünün eylemleri onaylanıp, örgüte sahip çıkılmakta ve örgütün işlediği suçları kamuoyuna iyi göstermeye çalışılmaktadır…

Bir terör örgütünün işlediği suçları meşru saymak, iyi görmek, düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü sınırlarını aşan bir eylemdir!..

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, süreklilik gösteren kararlarında, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici, fikirlerin, Sözleşmenin 10. maddesi ile korunduğunu belirtmekle birlikte; “şiddeti teşvik edici” ve “övücü” söylemler ile “azınlıklara karşı nefret” söyleminin bu özgürlüğün istisnasını oluşturduğunu defalarca ortaya koymuştur…

Ana muhalefet partisi liderinin bile, bu önemli ayırımı bilmediği ve bu nedenle de suç işlenmesini teşvik ettiği bir ülkede yaşadığımızı asla gözardı edemeyiz…

İfade hürriyeti”nin (8) nerede başlayıp nerede bittiğini; siyasi parti liderleri, sivil toplum örgütleri veya “aydınlar”dan öğrenme ile yetinirsek, başımızı beladan kurtaramayız!..

Benden söylemesi…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

1.)http://demokratiktoplumkongresi.com/dtk/

2.) https://tr.wikipedia.org/wiki/Demokratik_Toplum_Kongresi

3.)https://tr.wikipedia.org/wiki/Demokratik_Toplum_Hareketi

4.)https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrdistan_Topluluklar_Birli%C4%9Fi

5.)http://www.haberler.com/kiyamet-koparan-akademisyenlerin-bildirisinin-tam-8065470-haberi/

6.)MADDE 215– (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse (Ek ibare : 6459 – 11.4.2013 / m.10)“bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde,” iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

7.)MADDE 220– (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.

 

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.

(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.

(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.

(6)(Değişik: 6352 – 2.7.2012 /m.85) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.(Ek cümle : 6459 – 11.4.2013 /m.11)“ Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.”

(7) (Değişik: 6352 – 2.7.2012 /m.85) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

(8) Örgütün(Değişik ibare : 6459 – 11.4.2013 /m.11) cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekildepropagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

8.)İfade hürriyeti, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar”,

İkinci fıkrasında ise, “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” denilmektedir.

İşte O Bildiriler

 

CHP, TARİHİN TOZLU SAYFALARINDA YERİNİ ALMADAN…

Av.-Cemil-Can

CHP’nin Cumhuriyet düşmanları eline geçmesine ortam hazırlayanlar kadar, ses çıkartmayanlar da sorumludur…

Asıl sorumlular; hain oldukları şüphe götürmeyenlere destek verenler ve listelerinde yer alarak onlara meşruiyet kazandıranlardır…

Atatürk’ün kurduğu CHP, bugünkü yöneticiler eliyle tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır.

1099 Kurultay delegesi Kemalizme ve Cumhuriyete ihanetin baş sorumluları olarak siyasi tarihe geçeceklerdir…

TORUNLARINA SİYASİ MİRAS OLARAK “CHP’Yİ DÜŞMANA TESLİM ETME“Yİ BIRAKACAK OLANLAR; 16-17 OCAK 2016 GÜNLERİNDE; “DERSİMLİ KEMAL” İN LİSTESİNE OY VEREREK; VEYA BU LİSTEDE YER ALARAK, ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEYE İHANETLERİNİ KENDİ ELLERİYLE TESCİL ETMİŞ OLACAKLARDIR!..

CHP Tüzüğü ve Programı’nın üyelere yüklediği ödevleri biliyorsunuz!

Son kez özetleyelim ki, ne yaptığınızı bilerek yapmış olasınız. Böylece hiçbir zaman “aldatıldık” mazeretiniz kalmasın!

CHP Tüzüğü‘nün 5. maddesinin 3. fıkrasına göre;

“Partililer; özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda, partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar ve çalışırlar.”

Anlayacağınız CHP üyeleri, genel başkanlarına uşaklık ve kapı kulluğu yapamazlar!

Bir kez daha tekrar ediyorum: Partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar…

CHP’nin de ilkelerini tekrar edelim:

1927’de Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik ve Laiklik olarak belirlenen dört ilkeye, 10-18 Mayıs 1931 tarihinde yapılan Üçüncü Kurultay’da Devletçilik ve Devrimcilik ilkeleri de eklenerek, CHP’nin ilkeleri altıya çıkartılmıştır…

CHP bayrağındaki 6 Ok, bu ilkeleri ifade etmektedir…

CHP Tüzüğünün 5. maddenin 5. fıkrasına göre;

Parti yöneticileri de bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar.

Kurultay delegeleri en yetkili organ Parti Meclisi’ni seçme yetkisine sahip olmakla, en yetkili parti yöneticileridir…

Bu hususta tartışma yoktur…

Delegeler; Tüzük ve Program’ı çiğneyen kim olursa olsun -genel başkan bile olsa- gereğini yapmak zorundadırlar…

Program ve Tüzüğe aykırı davranan genel başkan ve merkez yöneticilerini ilk Kurultay’da indirmek, 78 milyon Türk halkına karşı, ertelenemez bir yurttaşlık ödevidir!

CHP Tüzüğünün Parti Üyelerinin Görevlerini belirleyen 7/A maddesinin (d) bendinde:

“Partinin ilkelerini, programını, kurultay bildirgelerini ve kararlarını, seçim bildirgelerini, partinin genel ve yerel politikaları ile hizmetlerini her olanaktan yararlanarak yurttaşlara duyurmakla görevlidirler” demek suretiyle, üyelerin birincil görevinin parti ilkeleri ve programını yurttaşlara duyurmak olduğu belirlemiştir…

Yani ödeviniz, parti ilke ve genel politikalarını halka hatırlatmaktır, unutturmak değil!

Bu açık hükümler karşısında, “Atatürk İlkeleri’ne olan bağlılık ve yürekten inancın bir gereği olarak, görevinizi yapmanın huzuru içerisinde olduğunuzu” söyleyebilir misiniz?

“Her zaman ve her koşulda; doğru olduğuna inandığım uyarıları, her kademedeki partililere yapmaya devam edeceğim” diyebiliyor musunuz?…

“Ödevlerinizi ne zaman ve nerede yapacağınızı; Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si ile “Bursa Nutku”ndan çıkartıyor msunuz?

Soros Vakfı’nın desteklediği TESEV’in politikalarını halka benimsetmekle görevli Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, 6 Ok’u yeniden yorumlayarak inkar etmekle, 1930’ların CHP’si değiliz ve Y-CHP Atatürk’ün CHP’si değildir demekle ve Seyit Rıza gibi hainleri örnek almakla, Atatürkçü düşünceyi ve Kuvayı Milliye ruhunu inkar etmişlerdir…

Koca Mustafa Kemal’in koltuğunda, hain Seyit Rıza’nın hayranının oturmasını içinize sindirebiliyor musunuz?

Bu durumu görmemekteki ısrar, görülmekte olunan tatlı rüyadan uyandırılma korkusundan başka hiçbir şekilde açıklanamaz!

Kısaca; CHP, kaset olayı ve Dersimli Kemal’in gelmesiyle bizim olmaktan çıkmıştır.

Bu gerçeği kabullenecek ve ona göre, başımızın çaresine bakacağız

Aklı ve bilimi rehber edinmiş Atatürkçüler; eskitilmiş ve iliklerine kadar sömürülmüş bir ismin (CHP’nin adını ve tabelasını) takip edicisi olacak kadar saf ve aldatılmaya elverişli değillerdir!..

Çünkü bizim ilkelerimiz ve bir ideolojimiz vardır.

Rehberimiz: Atatürk’ün bize miras bıraktığı akıl ve bilimdir

CHP bu ilkeleri terkederse, biz de CHP’yi terkederiz…

Bizim için bu ilkeleri savunup yaşatan parti hangisi olursa, Atatürk’ün mirası da odur…

NE YAZIK Kİ, CHP SEÇMENİ BU NOKTAYA GETİRİLMİŞTİR…

Bu çözülmeyi önleyecek olan, son kurultayın siz yurtsever delegeleri olacaktır…

Önünüzde iki seçenek vardır: Ya yurtsever olarak tarihe geçeceksiniz, ya da hain, tercih sizindir!..

Atatürk ilkelerini, halkı aldatmak için o da seçimden seçime hatırlayan Yeni CHP‘nin yönetiminin, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “Atatürk’te birleşelim” ; “6 Ok’ta birleşelim” teklifini duyduklarında; sanki analarına küfrediliyormuş gibi, kendilerini kaybetmelerini unutamadık!

O zavallıları kendinize model alıyorsanız, size de yazıklar olsun…

Yukarıdaki sözlerin tümü size de gider…

Rantın merkezi Şişli’yi, CHP’den yolsuzluğu nedeniyle ihraç edilen Cemaat hayranı Sarıgül’e peşkeş çeken, partiyi babasının çiftliği gibi tepe tepe kullanan Dersimli Kemal’e Kurultay’da hangi yüzle oy kullanacaksınız?

Ona rakip çıkamıyorsa, bu CHP’de parti içi demokrasinin işlemediğini gösterir ve hepimizin ayıbıdır…

O zaman, boş oy kullanarak tepkinizi gösterin…

Kılıçdaroğlu’nun, partiden ihraç ettiği yurtseverlerin arkasından; “onları partiye ben almıştım, pişmanım” gibi sözler edecek kadar küçülmesi partililere kapıkulu ve emir eri gibi baktığını göstermektedir.

Böyle bir adam, bizim önderimiz olabilir mi?

Sanki babasından kalan şirkete müdür tayin edip de, ortaklarına şimdi pişman olduğunu anlatıyor…

Kurultay delegelerine son kez sesleniyoruz:

Dersimli Kemal ve arkadaşlarının CHP’yi işgalinden sonra, CHP’nin içerisinde ne HALK kaldı ne de 6 OK...

Atatürk ilkelerine sahip çıkanları, gözümüzün önünde birer birer tasfiye ettiler!

Kör müsünüz?

Sağır mısınız?

Dilinizi mi yuttunuz?

Üç maymunu oynamaktan vazgeçmeyecek misiniz?

Sizler, takım tutar gibi parti tutan “holiganlar” var oldukça, bu ülkenin kurtuluşu biraz daha gecikecektir!

Sizler sahip çıktıkça, CHP’deki işgal, belki kolay kırılmayacaktır!..

Ama eninde sonunda; sonucu yine biz, devrimciler, Atatürk’ün izinden yürüyenler belirleyeceğiz…

Bugün Y-CHP, bu kadrolarla kazara iktidara asla gelemez, gelse de ülkeyi AKP’den daha beter hale getirir.

Bunun farkında olmayacak kadar aymaz mısınız?

Sizin gibi efsunlanmış üyeler, bu hainleri destekledikçe, 78 milyonu top yekûn emperyalizme köle edersiniz…

Bu kafalarla Y-CHP’nin iktidara gelme şansı sıfırdır

Bir an için Y-CHP iktidar oldu diyelim.

Bu kadrolar, ülke için ne yapabilirler?

Muhalefette ne yaptılarsa, ondan daha fazlasını yapacaklar elbette…

Peki, muhalefette ne yaptılar?

Abdullah Öcalan ile Fetullah Gülen’in tanıtım ve reklam basın bürosu haline getirdikleri CHP’yi, daha da rezil hale getirdiler!..

Ana muhalefet partisinin tek derdi; anayasadan; “Türk” ve “Türklük” sözcüklerini  çıkartmak olabilir mi?

Y-CHP ayrılıkçı Kürtlerle, bölücülerle, teröristlerle işbirliği içerisindedir!?

Değişmez ve değiştirilmez kadrolarını hangi işler için seferber ediyor görüyorsunuz! ..

TSK’ya yapılan kumpasta parmağını kıpırdatmayan Kılıçdaroğlu, Cemaat ve PKK’ya karşı yapılan her operasyonda siper oluyor!

Bu gafillerin halktan ve emekten yana bir tek sözlerini duydunuz mu?

Böyle bir anlayış iktidar olsa Türk halkı için ne yapabilir?

Devr-i sabık yaratmayacağız” iktidara geldiğimizde AKP’den “İntikam almayacağız” sözleri, CHP Genel Başkanına yakışır mı?

Bütün seçimlerde iktidarın ve yandaşlarının hırsızlıklarına değinen bir parti, (koalisyon ortağı olarak tabi) iktidara geldikten sonra “intikamcı olmayacağız” diyebilir mi?

Yolsuzluklardan hesap sorulmayacaksa, iktidar olmaya ne gerek vardır?

Bu sözler; aynı yolsuzlukları biz de yapacağız, ya da bugüne kadar söylediklerimizin tümü iftira ve yalandır anlamına gelmiyor mu?

Kendini yalanlayan bir lidere güvenilir mi?

CHP’li bir tek kişiyi bile yanına almadan, otel odasında ABD elçisi ile 2,5 saat Atatürk’ün partisinin genel başkanı acaba ne konuşabilir?

Partililerden bir tek kişi ile paylaşılamayan bu sır sizce ne olabilir?

Deniz Baykal’a yapılan kaset komplosunun ürünü olan biri, Atatürk’ün koltuğuna yakışıyor mu?

“Evet” diyorsanız, siz de bu sözlerin fazlasını hak ettiniz…

Libya‘ya silahlı kuvvetlerimizin gönderilmesini savunan bu kadrolar, CHP’li olabilirler mi?

Ülkesini savunan Esat‘ı sabah akşam kötüleyenler, Atatürk’ün izinden mi gidiyor sanki?

Yoksa siz, CHP’nin dış politikadaki; “YURTTA SULH CİHANDA SULH” ilkesinin, komşuların iç işlerine karışmak, onların teröristlerini desteklemek anlamına geldiğini mi sanıyorsunuz?

Aklını kiraya verip fikrini şaşıran bu gafiller, yukarıda özetlenen gerçekleri görüp, halkı uyandırmaya çalışanları, “AKP’nin yol arkadaşları” gibi gösterme densizliğini bile yapabiliyor…

Bütün sermayesini peygamber soyundan gelmiş (Seyit) olmak olarak özetleyen ve dolayısıyla Türk olmamakla övünen Dersimli Kemal ile aynı karede görünmek ayıp değil mi?

Yoksa Türk olan bir peygamber mi vardı da, biz bilmiyoruz?

Bu kadarı bile dini siyasete alet etmek değil mi?

Laiklik ilkesini programının merkezine yerleştirmiş bir partiye bu tür söylemler yakışıyor mu?

Bu sefillerin tek sermayesini nelerin oluşturduğunu görüyorsunuz!

Yer küre üzerinde; yolsuzluk batağında debelenen, hırsızlıkları ayyuka çıkan bir iktidarı eleştirdiği için oyu azalan bir siyaset adamı daha gösterebilir misiniz?

Halka güven vermeyen Dersimli Kemal’e destek vererek, AKP’nin iktidarını devamlı hale getiriyorsunuz!..

Oturduğu koltuğun sahibine ihanet eden birine halk neden güven duysun ki?

CHP’lileri, Ekmeleddin adlı bir gericiye, üstelik de “tıpış tıpış” oy vermeye mecbur bırakan bu çapsız adam, karşı tarafın şoförü değil de nedir?

Peki, Dersimli Kemal’in Ekmeleddin‘i şimdi nerededir?

Ülkenin hangi sorununa karşı görüşünü açıkladı?

Yoksa ülke sorunları karşısında “tarafsız” olduğu için mi Cumhurbaşkanı adayı gösterilmişti?

Dersimli Kemal, bu fahiş hatalarının hesabını verdi mi?

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda; yeni anayasadan “Türk” ve “Türklük” kavramlarını çıkartıp, yerlerine “Türkiye vatandaşlığı” kavramını koymaya çalışan bu hainlere hak ettikleri dersi vermek zorundasınız!

Özerk” veya “Bağımsız Kürdistan”ı kurmanın önünde engel olan “Avrupa Yerel Özerklik Şartını mutlaka getireceğiz” diyen Dersimli Kemal ile PKK‘nın görüşleri aynıdır!..

Daha dün deklarasyon yayınlayan PKK yanlısı, 1128 akademisyenlere kol kanat geren kimdir?

Sizler uyanmadıkça, bu halk daha çok çekecek demektir…

Bir kere olsun, yanlışlara HAYIR diyemez misiniz?

BU MEMLEKET HEPİMİZİNDİR!

Dersimli gidecek de kimi getireceğiz demeyin sakın!

Peşin peşin aciz olmayı Kabul etmeyin!

Öğrenilmiş çaresizlik” kabuğunu kırıp çıkın…

CHP sadece tabelası ile seçime girse yine yüzde 25 oy alır…

Sizlerden herhangi biri bile, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan daha yararlıdır…

Önce CHP’deki yabancı unsurları def edelim, gerisi zaten gelir.

Atatürk’ün yolundan yürüyen nice insan var…

Hele siz bir kapıyı aralayın…

 

Av. Cemil Can_1