E-KİTAPLARIM HAKKINDA

duvarda

E- KİTAPLARIMI GÜVENLE İNDİREBİLECEĞİNİZ BAĞLANTI:

http://www.cemilcan.gen.tr/2015/10/15/e-kitaplar/

*************************************************************************

****************************

*******

Hiçbir zaman edebiyat alanında “yazarlık” iddiasında bulunmadım…

O bakımdan “gazeteci-yazar” olarak tanımlanan zatlardan değilim.

Bu yüzden “E-kitap”larımın hangi sınıflamaya tabi olduğuna siz karar vereceksiniz.

Bu husus benim için çok da önemli değil.

İtiraf ediyorum:Ciddi bir emek ürünü olan bu çalışmalarım, okuduğum kitapların hiç birine benzemiyor.

Başlangıçta internet ortamında dolanan belirli bir okuyucu kitlesini hedef aldığımı söyleyebilirim. Doğrudur. Amacım; siyasi tespit ve analizlerimi önemli kararlar alabilecek mevkide bulunan küçük bir grupla paylaşmaktı. Çünkü ele aldığım sorunlar her kesimin olduğu kadar, benim ve onların da sorunlarıydı.

Milyonlar içerisindeki o küçük grubun, bu sorunlara çözüm üretmek gibi bir görevi vardı: Elbette ki, CHP’nin Büyük Kurultay delegelerinden söz ediyorum…

Emperyalizme karşı, dişe diş bir mücadele sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyetini hedef alan, iç ve dış düşmanların karşısında, ikinci bir ulusal kurtuluş savaşı verilmesi gerektiğine yüzde yüz inananlardanım bugün.

Amacım aynı düşünceyi paylaşanlara katkı sunmaktır.

Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si ile “Bursa Nutku”ndan ödevlerimi çıkarttım. Dolayısıyla Atatürk ilke ve devrimlerini benimsemeyen hiç kimseyi, hiyerarşik üst kabul etmiyorum…

Kuvayi Milliyecilerin kurduğu CHP olmadan, ikinci ulusal kurtuluş savaşının başarıya ulaşabileceğine inanmıyorum. Bununla birlikte, CHP’nin bir kaset operasyonu sonunda ele geçirildiğini ve muhalefet görevini yapamaz hale getirildiğini yaşayarak gördüm.

NATO’nun ikinci büyük ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kuran emperyalist güçlerin, muhalefet partilerini kendi başlarına bırakacağı gibi bir hayali hiç kurmadım.

O kadar da saf değilim!..

CHP’nin dönüştürülerek; değiştirilerek, mutasyona uğratılarak, Yeni CHP haline getirilmesi, bu gerçeğin en yalın ifadesidir.

Y-CHP, muhalefet görevini yapmadığı gibi, yeni bir muhalefet hareketinin oluşmasının da önünde en ciddi engeldir.

Bu nedenle, CHP’deki işgalin kırılmasının hayati öneme sahip olduğunu düşünüyorum.

Bu anlayışla, önce CHP örgütünü, daha sonra da tabanını uyarmanın birinci sıradaki yurtseverlik görevi olduğuna inanırım.

O kaset operasyonu ile CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin, BOP’un görevlileri olduklarına hiç kuşkum yok!

Bu durumu oldukça geç anladığım için kendimi affedemiyorum.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bugün benim yaptığım uyarı ve eleştirileri, daha ilk günlerden itibaren yapanlara hiç ama hiç inanmıyordum. Deniz Baykal’ın milletvekili olarak seçtiği, Önder Sav’ın kayıtsız koşulsuz desteklediği, kurultay delegelerinin oybirliği ile kabullendiği bir genel başkandan kuşkulanmayı, normal bir davranış olarak kabul edemiyordum!..

Uzunca denecek bir süreyi, Kılıçdaroğlu’nun kırdığı potları ve devirdiği çamları tamir etmekle, düzeltmekle geçirdim. Şimdi anlıyorum ki, ben de bu şekilde kendimi oyalıyordum. İşgalcilerin CHP Program ve Tüzüğüne uymayan eylem ve söylemlerini siyasetteki deneyimsizliğine veriyordum. Bu yüzden de olaylar karşısında CHP’nin olması gereken söylemini ben belirleyip, genel merkeze gönderiyordum!.. Aklımca, Atatürkçülüğünden kuşku duyulmayan, fakat siyasette yeterince deneyimi olmayan bu kadrolara yardımcı oluyordum!..

Yıllar geçtikçe anladım ki, deneyimsiz olan benim…

Onlar, her şeyi bilinçli ve belirli bir program çerçevesinde yapıyorlardı.

Asıl görevleri: Olacaklara halkı a l ı ş t ı r m a k t ı …

AKP iktidarının “Sessiz Devrim”ine karşı çıkacak olan yığınları pasifize etmek ilk işleriydi…

Muhalefet yapar gibi yapıp, aslında iktidarın önündeki taşları temizliyorlardı.

MHP’nin görevi de aşağı yukarı aynıydı.

TSK’yı çökertmek için kurgulanan “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları karşısında; Yeni CHP’nin tutumu oldukça ilginçti: “Biz yargılanmasınlar demiyoruz...” şeklinde kurdukları cümlelerle, Milli Ordu üzerinde ciddi kuşkular bırakıyorlardı.

Ordu darbecilerden temizlensin” şeklindeki sözleri ise, doğrudan AKP iktidarına muhalefet edecek olan kesimleri hedef alıyordu.

İktidarın darbe yalanlarını muhalefet dile getirince, akan sular duruyordu elbette.

Bu korkunç bilgi kirliliği içerisinde, ulusalcı subaylar ile yurtseverler; yıllarca Silivri ve Hasdal’da hapis yatırıldılar.

Gerçekte iktidar, adım adım karşı devrimini yapıyordu.

Emniyet ve Yargıyı “Fetullah Gülen Örgütü” tamamen ele geçirdiği halde, ana muhalefetin lideri “Cemaatin yargıyı ele geçirdiğini söyleyemem” diyordu.

İktidar, eğitim ve öğretimin birliğini bozmaya başladı.

Kılıçdaroğlu, kılıfı hazırlamıştı: Meydanlara çıktı ve “çocuklar elbette dinini öğrenecek” diyerek, meselenin tahmin edidiği gibi olmadığını anlatmaya başladı.

Sanki iktidarın yaptığı masum bir din öğretimi ile sınırlı kalacaktı.

Kılıçdaroğlu, yüksek yargıda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kesin olarak çözüme kavuşturulan ve daha sonra iktidarın başı tarafından siyasi bir simge olduğu kabul edilen “türban” sorunu, “biz çözeriz” diyerek, yine iktidarın önündeki taşları temizlemeye başladı.

Sonunda türbanı Meclis’e kadar Y-CHP soktu…

Demokratik Cumhuriyetin olmazsa olmazı olan “Laiklik İlkesi”ne en ağır darbeler  yine Y-CHP tarafından vuruldu.

Altı Ok‘un en önemlisi olan bu ilke, Yeni CHP içerisinde, yeniden tanımlanmaya çalışıldı.

Giderek sıra Altı Ok’u yeniden yorumlamasına kadar geldi.

Bu savruluş ve eksen kaymasının adı “dönüşüm-değişim” olarak sunuldu…

Dönüşüme karşı çıkanlar, “1930’ların 1940’ların CHP“sini savunmakla suçlandı.

Kılıçdaroğlu sonunda “Biz Atatürk’ün partisi değiliz” bile dedi…

Bu süreci, bire bir yaşayan ve CHP Ankara İl Yönetiminde görev yapmış biri olarak, bir şeyler yapmalıydım.

Gözlemlerimi ve analizlerimi sosyal medyada paylaşmaya başladım.

Karşı düşünceyi savunanları ikna edebilmek için araştırma yapıp, fikirlerimin kanıtlarını ortaya koydum. Bu şekilde sanal ortamda başlattığım tartışmalar, bir süre sonra “köşe yazıları” ile devam etti…

Önceleri yazılarım, Atatürkçü cizgideki internet gazeteleri ile dergilerde yayınlanmaya başladı.

Giderek bu faaliyet, bir olarak üzerimde kaldı.

Haftalık siyasi gelişmeleri, hafta sonunda bir köşe yazısı sınırları içerisinde, düzenli olarak analiz etmeye başladım.

Beğenenler de oldu, beğenmeyenler de…

Bugün milyonlarca okuyucuya ulaştığımı söyleyebilirim.

(Her hafta 4 milyon 317 bin kişiye yazılarımı bizzat ulaştırıyorum. Kaçı okuyor onu bilemem tabi…)

İşte bu çalışmalarımı, sondan başa doğru derledim. Bu sayfanın başındaki ve sonundaki bağlantıdan güvenle indirebileceğiniz koca bir arşiv çıktı ortaya…

Konu ile ilgili olan internet ortamından seçtiğim fotoğraf ve karikatürleri de koydum tabi… Bu haliyle, biraz da resimli çocuk kitaplarına benzedi.

Benzesin bakalım!

Edebi eserlerde böyle bir şekil yok biliyorum…

Sonuçta ben hukukçu olmanın ötesinde, bir matematik öğretmeniyim. Edebiyatçıların kuracağı cümleleri beklemeyin benden.

Her cümlem özenli kurulmuş bir denklem gibidir!

Muhakemeye ve belli ilkelere dayalı olarak söylenmiştir.

Türklerin okumaktan çok görsel algılama ve tekrar ile öğrendiğini bildiğimden, konu ile ilgili ve bazen de ilgisiz dikkat çekici fotoğraflarla yazılarımı süsledim…

Kararlı olduktan sonra, bitkilerin taş üzerinde bile yetiştirilebileceğini gösteriyorum…

Cemil Can

E- KİTAPLARIMI GÜVENLE İNDİREBİLECEĞİNİZ BAĞLANTI:

http://www.cemilcan.gen.tr/2015/10/15/e-kitaplar/

Biz kazanacağız…