KİRALIK KAFALAR!..

ENVq_S0WwAUIVRP

Mezhepçilik yaptığını sanarak emperyalizme askerlik eden zavallılardan Ortadoğu’da çok var.

Emperyalizmin Ortadoğu’daki gücünü önemli ölçüde kıran ve “ABD’yi askeri olarak yenmek imkansızdır” yargısını yerle bir eden; İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü (1) Komutanı Kasım Süleymani ile Türkçe adıyla Halk Seferberlik Güçleri (Arapçası Haşdi Şabi ) Komitesi (2) Başkanvekili Ebu Mehdi el-Mühendis ve 8 arkadaşlarının, Bağdat Havaalanı yakınında ABD’nin İHA ile yaptığı füze saldırısı sonucu öldürülmesi üzerine en iğrenç yorumlar Türkiye’den yapıldı:

Zalimi zalim öldürdü” diyen oldu.

ABD’nin Irak’ta yaptığını, o Suriye’de yaptı. Bir savaş suçlusuydu” diyen oldu.

Ne yazık ki, sonu Müslümanlar tarafından olamadı” diyerek hayıflananlar da oldu…

Asıl utanılacak olanı:

Bizce gebermiş bir zındık sayılan Kasım Süleyman ve adamlarından intikam alınmıştır” diyecek kadar küçülen Cübbeli bir varlık yaptı…

Böyle “kiralık kafalar” toplum arasında dolaştığı ve adam yerine konulup dinlenildikleri sürece, emperyalistlerin mazlum halkların kanını akıtması ve doğal kaynakların sömürülmesinin önüne geçmek giderek zorlaşacaktır…

***

Filmi az geriye doğru sarıp, neler yaşandığına bakalım:

27 Aralık günü Haşdi Şabi tarafından Kerkük’te bir ABD üssüne saldırı düzenlenmiş ve bir kişi hayatını kaybetmişti.

29 Aralık günü ABD, Haşdi Şabi’nin içindeki en etkili gruplardan Hizbullah Tugayları’nın Irak ve Suriye’deki merkezlerini vurmuş ve 25 kişinin yaşamını yitirmesine neden olmuştu.

31 Aralık’ta, Haşdi Şabi destekçileri Bağdat’ta ABD Büyükelçiliğini bastılar.

3 Ocak günü, Amerikalılar füze atışı ile, Bağdat Havaalanı’ndan henüz çıkan Kasım Süleymani ile onu karşılamaya gelen Mühendisi’yi öldürdüler.

Bu alçak suikastle 5’i İranlı, 10 kişiyi katlettiler…

ABD’nin Irak’ta; komutanın geldiğini haber veren adamları var! ..

***

Olayın ardından ilk açıklamayı Trump yaptı:

“İran 15 yıl boyunca Irak’a giderek daha fazla kontrolü ele aldı ve Iraklılar bundan mutlu değil” dedi…

Amerika’nın kontrolü kaybettiğinin itirafıdır bu açıklama.

Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi Trump’ın bu açıklamasına karşı:

“Iraklı ve kardeş ülkelerden gelen askeri liderlerin Irak topraklarından tasfiye edilmesi, ülkemizin egemenliğine yönelik ihlaldir, vatanın onuruna saldırıdır” dedi.

Egemenlik” sözcüğü Irak’ta kullanılmaya başlandı ya, gerisi gelir…

İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney:

Şehidin intikamının alınacağını” söyledi ve “Suçluları acı bir intikam bekliyor” dedi…

Süleymani’nin gücü, doğrudan Hamaney’den geliyor, gerektiğinde herkesi “bypass” edebiliyordu.

Emperyalizmin korkulu rüyasıydı, nurlar içerisinde yatsın…

***

Kasım Süleymani, Bölgedeki terör örgütleri; IŞİD, El-Kaide ve El-Nusra ile mücadelenin en etkin isimlerinin başında gelen bir yürekli askerdi.

Komuta ettiği İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü ile emperyalistlere karşı; Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’de çok sayıda özel operasyona imza atmıştır.

Süleymani, Irak hükümetinin isteği üzerine resmi danışmanlık hizmeti de veriyordu…

İran’ın kontrolünde olan Yemen’deki Husiler ile Suriye ve Lübnan’da Hizbullah üzerindeki etkisi, herkesin kabul ettiği gibi olağanüstüydü…

***

1990 ve 2003’te Irak’ı iki kez işgal eden ABD’nin, hâlihazırda 5’i Kuzey Irak’ta olmak üzere Irak’ta 9 askeri üssü ile 5000 askeri bulunmaktadır.

Ve:

En yakın müttefikleri Kürtlerdir.

Kurtuluş Savaşı’nda Türklerle birlikte emperyalizme karşı savaşan Kürtlerin, bugün emperyalizme askerlik yapıyor olmaları -ki bir anlamda kendilerini kiralamak sayılır- tarihlerine yazılacak kapkara bir lekedir…

***

Emperyalizme ilk defa yenilgiyi tattıran Türk halkının bu savaştaki yeri, mazlum Ortadoğu halklarının yanıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarları bölge ülkelerinin çıkarları ile örtüşmektedir.

Etnik milliyetçilik” ve “mezhepçilik” tuzağına düşerek gücümüzü birbirimize harcamazsak, ancak o zaman kan emici ABD ve müttefiklerini, tutundukları petrol kuyularından söküp atabiliriz…

Suriye’ye yaptığımız üç askeri harekât ile Libya’ya asker gönderme kararımızı da bu bağlamda değerlendirmek gerekir…

Kahrolsun emperyalizm, yaşasın mazlum halkların kardeşliği…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) İran Devrim Muhafızları:

İran İslam Devriminin ilk günlerinde dinî lider Ayetullah Humeyni tarafından 5 Mayıs 1979 tarihinde kuruldu. İran Anayasası’na göre iç düzeni sağlanması, devrimin korunması ve “sapkın hareketlerin” önlenmesi ile görevlidirler. Devrim Muhafızları’nın bünyesinde; kara, hava ve deniz kuvvetlerinde toplam 125,000 askeri personel bulunmaktadır. Doğrudan Dini Lider Ayetullah Hamaney’den emir aldıkları söylenir.

15 Nisan 2019’da Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan “yabancı terör örgütleri” listesine dahil edildiler.

(2) Haşdi Şabi:

Çoğunluğu Şii olan; Sünni, Hristiyan ve Yezidileri de içine alan yaklaşık 40 farklı gruptan oluşan, Irak hükümetinin de desteklediği ortak politik cephe örgütüdür.

19 Aralık 2016’da Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum, Kasım ayında parlamentoda kabul edilen Haşdi Şabi’yi silahlı kuvvetlere dahil eden yasayı onayladı. Bu birliktelikle, örgüt ulusal silahlı kuvvetlerin en üst düzey komutanlığına tabi oldu.

“KANAL ÇANAKKALE”!..

KANAL ÇANAKKALE”!..

A.) “Kanal İstanbul”un sırası mı sorusuna yanıt aramadan önce ülkemizin gündemindeki konuların başlıklarını anımsatalım:

* Libya ile “Mutabakat Muhtırası” imzaladıktan sonra, sıra Libya’ya asker göndermeye geldi; 7 Ocak’a kadar tatil olan Meclis’in, bu nedenle olağanüstü toplanması an meselesidir…

* FETÖ’ye karşı aralıksız mücadele eden Sözcü yazarlarına “FETÖ”ye yardım ettikleri için” verilen hapis cezaları, FETÖ’cü HSK üyelerine verilen cezalardan daha fazla…

* Önemli petrol ve doğalgaz nakliye güzergâhı olarak kullanılan Aden ve Basra körfezlerini birbirine bağlayan Umman Körfezi bölgesinde; Çin, Rusya ve İran, “dünya deniz güvenliği ve barışını ortaklaşa korumak amacıyla” ortak tatbikat düzenledi

* 4 kişilik bir aile için açlık sınırının 2.162 TL olduğu ülkemizde; 2020 yılı için asgari ücret 2.324.-TL olarak belirlendi…

* Reis, elektrikle çalışan otomobili tanıttı; “Devrim’in önünü kesmeyi başardılar, devrin otomobilini durduramayacaklar” dedi…

* Suriye Ordusu, İdlip’i bombalamaya başladı; 12 gözlem noktamız kuşatma altındadır ve en az 75 bin mülteci sınırlarımıza doğru gelmeye başladı…

* İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Basın Danışmanı Murat İde, evine giderken bir grubun saldırısına uğradı; İde, saldırganlardan ruhsatlı silahı ile havaya ateş ederek canını kurtardı…

* CHP’nin ilçe kongrelerinin çoğunluğunda Genel Merkez’in tavsiyesine uyularak tek liste ile seçimlere gidildi; büyük olasılıkla Kurultay’a da tek adayla gidilip “parti içi demokrasi” yaşatılacak…

* Y-CHP ve HDP’li kadın milletvekilleri bir ilke imza atarak TBMM’nde “Las Tesis” dansı yaptı; Suriye’de ABD’ye kara gücü olarak hizmet veren PKK/PYD’li kadınlar da ellerinde kalaşnikovlarıyla bu “onurlu” eylemi desteklediler

* Çocukları PKK tarafından kandırılan/kaçırılan kadınlar; HDP Diyarbakır İl Binası önünde eylemlerine devam ederken, PKK’dan bir çocuk daha kaçıp sıcak yuvasına kavuştu…

* Arap televizyonlarında “Kanal İstanbul”un iki yakasındaki arazilerin satış reklamları aralıksız devam ediyor…

* Ruam hastalığına yakalanıp itlaf edilen adalardaki 81 attan sonra; Anadolu’da başka bir hayvan hastalığı görüldü…

* Rusya, sesten 27 kat daha hızlı, nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası süpersonik füzeyi denedi…

* Amiral Cem Gürdeniz; 2019 yılını Mavi Vatan’ın ve Deniz Kuvvetleri’nin önlenemez yükselişi olarak değerlendirdi…

* Ali Babacan, (eski) HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş için güzelleme yaptı…

* KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Doğu Perinçek’i hedef tahtasına yerleştirdikten sonra, Dersim’de yaşananları “soykırım” olarak ilan etti…

* HDP’li Siirt Belediyesi’nin hayvan barınağında havan mermileri bulundu…

* İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi CHP’li üyelerinin tamamı “Kanal İstanbul” için “evet” oyu kullandılar…

* Avrupa Parlamentosu, Çin’e yaptırım ve boykot çağrısı yaptı…

* Çin’den Türkiye’ye 2027 yılına kadar 1 trilyon 300 milyar dolarlık yatırım yapılması öngörüldü…

* ABD’nin 1950 yılında açıkladığı “Karadeniz-Marmara Kanalı”nın “Kanal İstanbul” ile benzerliğini görenler, “acaba” sözcüğü ile başlayan cümleler kurmaya başladılar…

* Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal, 26.04.2006 günü bir televizyon programında, “Kanal İstanbul’u ABD istedi” demişti…

* Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2010 yılında “çılgın proje” olarak nitelendirdiği “Kanal İstanbul Projesi”ni, 1994 Yerel Seçimleri’nde DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit “Mega Proje” olarak tanıtmıştı…

* Faruki Tarikatı’nın Şeyhi Süleyman Işık, “dini mertebeniz artacak” diyerek aldattığı erkek çocuklara cinsel istismarda bulunmaktan tutuklandı…

* Süleymancılar Tarikatı’na ait Kervansaray Erkek Öğrenci Yurdu Eğitmeni Emre T. bir erkek çocuğa cinsel istismarda bulunmaktan gözaltına alındı, yurt mühürlendi…

* AA’nın verdiği habere göre; Trabzon, Ordu, Giresun, Artvin, Rize, Gümüşhane ve Samsun’da 23-24 Aralık günleri yaklaşık 150 noktada örtü ve orman yangınların, anız yakılmasından meydana geldiği açıklandı…

21 evin ve 280 hektar orman ve tarım arazisinin zarar gördüğü bu yangınları, anız yakan yurttaşların çıkarttığı iddiası inandırıcı değildir; zira çoğu evleri ahşap olan Karadenizliler rüzgarlı havalarda değil anız yakmak, evlerinde soba bile yakmazlar…

Öte yandan “Ateşin Çocukları İnisiyatifi” adlı PKK’ya bağlı bir grubun, bu eylemleri üstlendiği basına yansıdı…

PKK’yı “beli kırılmış” gösterme uğruna, “aklama” yanlışlığına düşmeye ne gerek var?

Bu durumda yerli işbirlikçi var mı sorusuna yanıt aramak daha doğru değil mi?

***

B.) Bütün bu yoğun gündem arasında, “Kanal İstanbul” tartışmasına balıklama dalan konunun “uzmanlarının ne dediğine bakalım:

Başlık: “KANAL ÇANAKKALE” olsun…

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na göre, 2011’den bu yana “Kanal İstanbul” güzergâhında 30 milyon m2.lik tapu hareketi yaşanmış.

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel’e göre ise; 26 bin hektar alana inşa edilmesi öngörülen “Kanal İstanbul”un, proje sahasındaki 8 bin 300 parselin 5 bin 908’i özel şahısların mülkiyetindeymiş…

Arap televizyonlarında “Kanal İstanbul” bölgesinde, habire arsa satış reklamları yapılıyor.

(Kuveytli iş insanı Wael N.Y. Alnusef’in 53, Suudili iş insanı Sulaiman Al Muhaidib’in 95 dönüm; Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza’nın 44 dönüm arazi satın aldığı basına yansıyan haberlerin küçük bir kısmı.)

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Kanal İstanbul” projesine yeşil alan yapılır ve rant olmazsa karşı gelmeyeceklerini açıkladıktan sonra, bu konuda referandum yapılmasını da istedi…

CHP’li Umut Oran, 1595 sayfalık ÇED raporunu okuduğunu; rapordan:

– Proje maliyetinin 75 milyar TL‘den daha fazla olacağını,

– Proje için toplamda 66.6 milyon m3 beton kullanılacağını, bu kadar betonla 148 bin yeni bina (1 milyon 480 bin bağımsız bölüm) yapılabileceğini, bunun ise Fatih’ten Avcılar’a kadar yeni bir kent inşa etme anlamına geldiğini,

– Projede İstanbul’un 30 yıllık molozuna denk düşen hafriyat çıkacağını,

-TEM Otoyolu’na günlük 816 hafriyat kamyonunun dâhil olacağını, bunların da ciddi bir trafik sorunu yaratacağını,

– Möntro değerlendirmesi için Dışişleri ile MSB’den görüş alınmadığını,

– Olası bir deprem ve “tsunami” söz konusu olduğunda kanaldan eşzamanlı geçişlerin zorlaşacağını anladığını açıklamıştır.

Büyükelçi Mithat Rende’ye göre; 1996’da Rusya’nın 1994’te çıkardığımız Boğazlar Tüzüğü için Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Teşkilatı’na (IMO) başvurduğunda, ABD ile yoğun işbirliği içerisine girdiğini, buna göre; “Kanal İstanbul”un yapımıyla Möntro’nun yeniden IMO’nun gündemine getirilmesi endişesi vardır…

ABD’nin 1950’de haritasını çizerek gündeme getirdiği bu projeyi önce sahiplenen, sonra vazgeçen Ecevit‘ten sonra, bu defa da Erdoğan tarafından gündeme getirilmesine, acaba Rusya neden suskun kalıyor?

Bu soruya neden yanıt arayan yok!..

***

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey‘nin 2009 yılında Ankara Büyükelçisi iken söylediği:

“Montreux (Möntro)’nun değişmesi ve NATO’nun Karadeniz’de de görev alması gerekir” sözlerini unutmamamız gerekir.

1950 yılında ABD’nin yayınladığı haritada gösterilen; “Karadeniz-Marmara Kanalı” ile “Kanal İstanbul”un aynı güzergâhta olması oldukça anlamlıdır.

Ecevit’in 1994 yılında bu projeyi “Mega Proje” olarak sahiplenip, daha sonra da bir daha ağzına almaması ise daha da anlamlıdır.

Bütün bu verilen göz önünde tutulduğunda; “Kanal İstanbul”u jeopolitik ve jeostratejik açıdan değerlendirme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır…

***

“Rant” işi de vardır kuşkusuz!

Büyük olasılıkla Reis için birinci sırada olan ranttır; bu ara paraya ihtiyacı çoktur.

Belki de yukarıda sadece başlıklarını verdiğimiz sıcak gündem maddelerini geri sıralara atmak için yapılmış bir hamledir.

Bu da mümkündür.

Bütün bunlara rağmen, bu olayın ülke güvenliği açısından önemi göz önünde tutulursa, bir hususun daha hatırlatıp, altını çizmek gerekmektedir:

Jeffrey’nin dile getirdiği kanal, hiç kuşku yok ki, ABD’nin değişmez bir stratejisidir.

ABD, bu amacını yerine getirebilmek için, T.C.nin devlet geleneklerini iyice zedelemesi gerektiğini deneyimleri ile bilmektedir.

Zira devletimizin kurucularının temellerini sağlam attıkları Cumhuriyet’in kurumlarını “aldatmak” öyle kolay değildir!

Tıpkı, CIA Şefi Paul Henze’nin 2006 yılında Dışişleri Bakanlığı’na verdiği raporda açıkladığı gibi:

Ordu’yu ikna ettiklerinde karşılarına hükümet çıkıyordu; Hükumeti ikna ettiklerinde TBMM karşılarını dikiliyordu; Meclis’i aştıklarında ise bu sefer de Yargı, “dur” diyordu…

***

C.) Tüm bu gelişmeler ışığında şu tespitleri yapabiliriz:

Emperyalistler, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne geçmemizi teşvik ederek, Yasama, Yürütme ve Yargı’nın tek adamın kontrolüne geçmesi sonucunu doğurup, amaçlarına iyice yaklaştılar.

Artık tek adamı “ikna” etmek ya da “aldatmak” çok zor olmayacaktır!

“İkna” için Reis’i, biraz tahrik etmek çok işe yaramaktadır.

Bunun için de “Bay Kemal” biçilmiş kaftandır…

Zaten yapamazsınız, izin vermeyeceğiz, iktidardan gidiyorsunuz, biz geldiğimizde bu işe girenlerin paralarını vermeyeceğiz vb. gibi” sözler, Reis’i çıldırtmak için bire birdir.

Reis, böyle sözler karşısında; vazgeçtiği işe bile finans kaynağı bulup, yeniden başlayabilir…

“Bay Kemal” bu noktada paha biçilmez değerdedir!..

Öte yandan, tek adamı kandırmak işini üstlenen “danışmanlar” da görevlerini hakkıyla yaparlar.

Onlar, öyle iyi eğitim almışlardır ki, hem Reis’in güvenini kazanmışlardır hem de her koşul altında onu ikna edebilirler…

Reis’in hangi konuları “kişilik meselesi” haline getireceğini çok iyi biliyorlar.

Ünal Çeviköz gibi “yetişmiş” danışmanların bir kısmı zaten Y-CHP’de görevlidir.

Onlar da görevlerini çok iyi biliyorlar…

***

Suriye’ye yapılan 3 harekâta; “Ne işimiz var Ortadoğu bataklığında” diyerek karşı çıkmaları, Esat ile görüşmeyi sanki dünyanın sonudur gibi anlatmaları, Libya’ya asker gönderilmesine itirazları, hep bu görevlerinin bir gereğidir…

“Kanal İstanbul” meselesi de aşağı yukarı aynıdır.

Bahse girerim; Reis, Bay Kemal’in inadına bu kanalı açar…

İsteseniz de istemeseniz de Kanal İstanbul’u yapacağız” sözlerini boşuna söylemiyor…

***

Gelelim zurnanın zırt dediği yere:

“Kanal İstanbul” İstanbul ve Çanakkale boğazlarına alternatif gibi gözükse de gerçekte öyle değildir.

“Kanal İstanbul” tek başına “Möntro Boğazlar Sözleşmesi”ni (1) delemez.

Çünkü “boğazlar” dendiğinde, Çanakkale Boğazı da işin içerisine girmektedir.

Çanakkale Boğazı yoksa, Karadeniz’den Ege’ye inmek zaten olanaksızdır.

Bunun için bir de “Kanal Çanakkale”yi yapmak gerekecektir…

Bütün tahriklere rağmen Reis’in bu ikinci işe girişeceğine ihtimal vermiyorum…

Zira Reis de çok iyi bilir ki:

“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!”

C.) Bu hafta dipnotumuz yok gibidir!..

Möntro Boğzlar Sözleşmesi için bakınız:

http://sam.baskent.edu.tr/belge/Montro_TR.pdf

Av. Cemil Can

“LAS TESİS” DANSI VE KADINLARIMIZ!..

pkk_las_tesis

Kadına karşı şiddete ben de hayır diyorum elbette.

Başka bir şekilde düşünürseniz aşk olsun size!

Sadece kadına değil, herkese karşı şiddete hayır diyorum.

Bu başka bir şeydir, farkındalık olsun diye emperyalizme alet olmak başka bir şeydir.

Allende’nin Şili’sinde ilk defa sahnelenen “Las Tesis” sokak tiyatrosu, gerçekte Pinoşet’in arkasındaki güçlerin sahnelediği bir oyundur.

Tıpkı, bu aralar Doğu Türkistan’daki “soykırım” yalanları gibidir…

Bunu anlayacak kadar tecrübem var, çok şükür.

O bakımdan, bu tür “masum eylemlerde” eyleme katılanlardan çok, benim için düğmeye kimin bastığı önemlidir.

Diyarbakır HDP İl Başkanlığı önündeki anaların eylemi de son tahlilde bir kadın eylemidir.

Yoksa öyle değil midir?!

Kadına karşı şiddetin en ahlaksızca olanı ve en acımasızını onlar dile getirmiyor mu?

Çocuğu kandırılıp/kaçırılıp dağa kaldırılan bir kadına yapılabilecek işkencenin en ahlaksızı onlarca yıldır ülkemizde yaşanmıyor mu?

Bu şekilde “taammüden” öldürülen insan sayısı 40 bini aşmadı mı?

Böyle bir büyük işkence karşısında suskun kalan kadınlarımızın, New York’tan düğmeye basılması ile sokağa dökülmesini anlayamıyorum.

Anaların analara destek vermemesini anlayabiliyor musunuz?

Y-CHP’li kadınların, Diyarbakır’daki anaları görmezden gelerek, Mecliste dans etmesini bu yüzden kınıyorum.

PKK’lı kadınların ise, danstan sonra kameralara silah doğrultmasını “şiddete karşı” eylem olarak kabul edemiyorum.

Bu yüzden Ankara Üniversitesi Kampüsü’ndeki PKK destekli Las Tesis dansını anlamlı bulmuyorum.

Karnında bebeği, kucağında bebesi, elinde çocuğu ile sınırımıza doğru koşan kadınlara karşı yapılan işkenceyi, bu komikliklerle gizleyenlere ise acıyorum..

Onları işbirlikçi olmakla bile suçlamıyorum…

O kadar acıyorum yani…

Bu fırsattan yararlanarak, kendi yerimi bir kez daha tarif etmek isterim:

Görünüşü masum bile olsa, emperyalistlerin sahneye koyduğu hiçbir oyunda –bilerek ve isteyerek- rol almadım, almayacağım.

Tümünün karşısındayım, uyarı görevimi sonuna kadar yerine getireceğim.

Daha somut bir ifade; halka, devlete ve güvenlik güçlerine “kalaşnikov” göstererek şiddeti protesto (!) eden kadınların eylemini “kadınca” bulmuyorum…

Onların karşısındayım; buna karşılık elinde çocuklarının fotoğraflarını tutan annelerin yanındayım.

O annelere şiddetin en ahlaksız olanını uygulayanları lanetliyorum…

Cemil Can

Kalaşnikovlu dansı bu bağlantıdan izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=Gw95Fsnd14s

ÖNCE PARTİ DİSİPLİNİ!..

Sibel Aygün

Duydum ki Sinan Aygün ile kız kardeşi Sibel Aygün’ü KESİN İHRAÇ talebi ile disipline sevk ettiniz…

Aşk olsun!

Ayıp ayıp, insanda biraz utanma, biraz ar olur…

Tüzük’ün hangi maddesinde, abisinin işlerini meclisinde üye olduğu belediyede takip edenler için partiden ihraç edilir yazıyor?

Takip edilen iş; şunun şurasında iki tane kulecik, İNSAF EDİN.

Topu topu 600-950 milyoncuk kadar rant elde edilmek istenmiş…

ASIL İHRAÇ EDİLECEK OLANLAR:

SİBEL’İ, BELEDİYE MECLİSİ’NE ADAY GÖSTERİP, LİSTEYE YAZANLAR VE ANKARALILARI “tıpış tıpış” OY VERMEYE MECBUR BIRAKANLARDIR…

Onları görmeden, onlardan hesap sormadan CHP’nin iktidara gelme şansı yoktur…

DAHA AÇIK SÖYLEYEYİM:

Asıl hesap sorulacak olan, ihracı defalarca hak eden KEMAL KILIÇDAROĞLU’DUR…

Ona da bir gün hesap Kurultay’da sorulacak elbette!

Nasıl mı?

ŞÖYLE:

Bu defa karşısına aday bile çıkartmayacağız.

Parti Meclisi seçimlerinde de ikinci liste olmayacak.

BİRLİK VE BÜTÜNLÜK İÇERİSİNDE HAREKET EDECEKSİNİZ…

Çatlasın AKP’liler!..

Yoksa:

“Kavga çıkartanı kapının önüne koyarım ha!”…

AN-LA-ŞIL-DI MI?

Parti emekçileri size sesleniyorum:

Hadi bakalım uslu uslu delege seçimlerine.

Önünüze koyulan listeye oy verip görevinizi yerine getirin.

KK’YI BAŞIMIZA KOYMAYACAKTIK!..

togo kuleleri

İkisi de birbirini FETÖ’cü olmakla suçladı.

Biri CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, diğeri 24. Dönem CHP Ankara Milletvekili.

Mansur Yavaş:

Ankara’da son on yılda imar rantı var. Hep aynı kişiler yapıyor bu işi. İmar değişikliğinde 30 milyar lira birilerinin cebine gitti” dedikten sonra, 95 bin ile 7-10 bini çarptı:

Bu binalardan 600 milyon ile 950 milyon arası bir kazanç elde edilebilirdi… İmar baronlarına geçit vermedik” diyerek Sinan Aygün’ü işaret etti.(1)

Aygün, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bayağı güçlüymüş:

Aleyhinde olan kararı, istinafa götürmesi için belediye avukatını bile ayarlayabiliyor.

Avukat, başkandan gizli kararı istinaf etmiş.

Bu şekilde, Sinan Aygün’e zaman kazandırıp, inşaatı tamamlamasına ve “ilk ruhsata dönülmesinden” yararlanıp kendisi için müktesep hak elde etmesine olanak hazırlayacaktı.

İşler beklediği gibi gelişmedi; Aygün’ün “ikna” edip harekete geçirdiği avukatı görevden aldılar.

İstinaf işi de yatı tabii ki…

***

Mansur Yavaş, Uğur Dündar’ın TELE1’deki programına konuk olup, bu gelişmeleri anlattı.

Partinin sırlarını herkes duydu o gece.

Bir tek Kemal Kılıçdaroğlu duymadı.

Aynı konu, gecenin geç saatlerinde Melih Gökçek’in Beyaz TV’sinde de masaya yatırıldı.

Aygün, her iki programa da mesajlar atıp; Yavaş’a meydan okudu.

Hazret, açık oturumda bu konuyu tartışmak istiyordu!..

Mansur Yavaş, “Biz mahkeme kararını uyguladık” dedi…

Tartışmaya yanaşmadı…

***

Sinan Aygün, Belediyenin kendisinden 25 milyon lira rüşvet istediğini (2) açıkladıktan sonra, Mansur Yavaş’ın gerçekte FETÖ’nün adayı olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi.

Yavaş, Sinan Aygün’ü FETÖ’nün arazilerini toplayıp, örgüt malı olmaktan çıkarmakla (aklamakla) suçladı…

Y-CHP’nin kirli çamaşırları bu kadarsa iyidir…

Biraz daha bekleyelim…

***

Mansur Yavaş ile Sinan Aygün’ü CHP’den aday yapıp seçtiren, Y-CHP Genel Başkanı Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu (KK)’dur.

Yavaş ve Aygün’den biri bile doğru diyorsa, bu durum CHP için çok kötüdür.

Her ikisi de doğru söylüyorsa -ki bu olasılık da mümkündür- CHP için daha kötüdür.

Yok; ikisi de yalan söylüyorsa eğer, bu durum çok daha da kötü olmuştur…

Ama bu durum geniş mezhepli KK için fark etmez; kendine benzeyen adamları özenle seçmiştir…

Her koşul altında KK’nın genel başkanlığı garanti altındadır!..

***

CHP’nin neden iktidara gelemediğinin/gelemeyeceğinin nedeni belli değil mi?

KK’yı başımızın üstüne tutarsak eğer, burnumuzun b.k kokusundan kurtulması mümkün değildir…

Benden söylemesi…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.youtube.com/watch?v=hrLM5W8HK8Y

(2) https://www.youtube.com/watch?v=PhIJumNEUJM

HAİN OLMAYA MECBUR DEĞİLİZ!..

mey1

FETÖ ile iltisakı tespit edilen CHP Urla Belediye Başkanına sahip çıkmak zorunda mısın?

Ahmet ve Mehmet Altan’la, Nazlı Ilıcak’a sahip çıktın da ne oldu?

Atatürk’ün CHP’si, FETÖ ile anılmaya başlamadı mı?

FETÖ bizi de aldattı; çok iyi yetişmiş bir adamını partimize gönderdi, biz de onun bizden daha iyi bir CHP’li olduğunu sanıp aday gösterdik, Urla halkından ve CHP’ye oy veren vatandaşlarımızdan özür dileriz” diyerek, topu taca atamaz mıydınız?..

***

Burak Oğuz, 15 Temmuz Darbe Girişimini Akıncı Üssü’nden yöneten 5 sivil imamdan biri olan Hakan Çiçek’le 10 kez görüşmüş. (1)

10 kez de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İmamı ile görüşmüş.

FETÖ’nün Mülkiye İmamı, sözde İçişleri Bakanı Mahmut Akdoğan ile de görüşmesi var.

FETÖ’nün İnsan Kaynakları Uzmanı Olcay Maker’le de 5 kez görüşme kaydı bulundu.

FETÖ soruşturmaları nedeniyle haklarında işlem yapılan 182 kişi ile irtibatı olan Burak’ın babası, Kılıçdaroğlu’na telefon ederek dedi ki:

Benim oğlum FETÖ”cüdür, onu aday gösterirseniz sizin için sıkıntı olur.”

Daha ne diyecekti!?

CHP, Dersimli Kemal’in babasının çiftliği haline getirildi, etrafındakiler ise kapıkulları sanki.

Bay Kemal, Partinin organlarına emir erlerini yerleştirdikten sonra, bildiğini okuyor…

***

Dersimli’nin yakında bir miting düzenlemesini bekliyorum.

Adana mitingindeki gibi (2) oyununu açık oynasın isterim:

Kürsüye çıkıp, “Burak Oğuuuuuuz” diye bağırsın.

Mitinge katılanlar:

Burdaaaaaaaaaa” diye karşılık versinler…

Yakışır mı yakışır!..

***

Gaziantep Şahinbey Belediye Meclis Üyesi Hasan Şencan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün, Suriye merkezli Haznevi Tarikatı şeyhinin elini öperken çekişmiş videosunu yayınladı.

Bakan, görüntüler için “montajdır” demedi.

Dürüst adam yani!

“O zaman bakan değildim” demekle yetindi…

Bu olay üzerine, CHP sözcüleri Adalet Bakanını çarpanlarına ayırır diye bekliyordum ki, ne göreyim:

Dersimli Kemal, Pir Zöhre Ana‘sının (3) kanatları altından bize bakıp, kurnazca tebessüm ediyor.

Pir Zöhre Ana’ya, CHP rozetini bizzat kendisi takmış.

İlkokul mezunu olan Zöhre Ana’nın manevi doğumu da ilginç:

10 Kasım 1982 imiş!

Anımsayanlar bilir, Fetullah Gülen de doğum gününü 10 Kasım olarak veriyordu.

Çok merak ediyorum; Fesli Kadir’i ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı ile Haznevi Tarikatı Şeyhinin elini öpen Adalet Bakanını ne diyerek eleştirecekler?

Anlamakta zorlanıyorum; 6 Ok’undan biri hatta en önemlisi “Laiklik İlkesi” olan CHP’nin Genel Başkanı, Alevi Dedesi olduğu söylenen ve hakkında gerçek dışı bir sürü hikayeler uydurulan zavallı bir kadının (4) kanatlarının altına girmeyi nasıl içerisine sindirdi?

Aşure günü” düzenlemekle eleştirdiğim CHP’nin, bir gün daha beter duma düşürüleceği aklımın ucundan bile geçmezdi…

Onu da gördüm…

***

Dersimli Kemal, devlet memuruydu değil mi?

Nerede, nasıl bu kadar pişirilip sahneye sürüldü, anlayamıyorum.

Doğuştan gelen bir yetenek gibi durmuyor üzerinde.

Yüzüne tükürsen üzerine alınmıyor, o kadar da sinirleri alınmış yani.

Bu rezaletten sonra; kulağının üzerine yatıp, bu eleştirileri de duymamış gibi yapacağına eminim.

Mülkiyeti TMSF’ye geçen BMC’nin, devlet bankası kredisi ile Ekrem Sancak tarafından mülk edinildiği; daha sonra Reis’in, Tank-Palet Fabrikası’nı alması için Sancak’a talimat verdiği, Sancak’ın parasının yeterli olmaması nedeniyle, Reis’e başka kaynak da gerekli olduğunu söylediği, Reis’in bu defa da Katar Ordusu’nu ortak almasına aracılık ettiği ve böylece TSK’nın çok önemli bir fabrikasının Katar Ordusu’na peşkeş çekildiğini” söyleyip, ezberini tekrar edeceğine kalıbımı basarım…

En haklı dava bile onun ağzından anlatılınca, haksız duruma düşüyor.

Örneğin İstanbul Kanalı meselesi de öyle.

Libya ile yapılan anlaşma desen, keza…

Onurlu bir adam olsa, çoktan çekip giderdi…

CHP’nin başında kaldıkça; yobaz, dinci, gerici, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının faaliyetlerine meşruiyet kazandırıyor.

Atatürk gençliğinin yetişmesine engel oluyor.

Y-CHP, yeni nesiller için ahlak sorunu haline geldi.

Onunla ayni partiye mensup olmaktan utanıyorum…

***

Yol arkadaşları Tunceli’de Cumhuriyet düşmanı Seyit Rıza’nın heykelini dikmişler; o da gidip heykelin altında miting yapmış. (5)

Şeyh Sait’in ismini cadde ve meydanlara verdiler, bu iğrenç girişimi bile destekliyor.

CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu, 2010 yılında Kışla Meydanı’na dikilen Seyit Rıza heykeli için:

Tunceli toplumunun değeri olan Seyit Rıza heykelinin kaldırılmasının gerçeklikle bağdaşmadığını ve kaldırılmasının söz konusu olmadığını” şeklindeki açıklaması, Dersimli Kemal adına yapılmış gibidir…

İtiraz eden var mı?

Aksini iddia eden de yok ki!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.ulusal.com.tr/gundem/irtibat-kurdugu-kisiler-desifre-edildi-h246183.html

(2) https://odatv.com/nazli-ilicak-ve-mehmet-altan-da-chp-mitingindeydi-0312161200.html

(3) https://www.aydinlik.com.tr/kilicdaroglu-bir-tarikat-seyhinin-yaninda-ozgurluk-meydani-aralik-2019

(4) https://www.zohreana.com/hayati

(5) https://www.altersozluk.com/17-mart-2014-chp-tunceli-mitingi.html/77299

ABD’YE TEŞEKKÜRLER!..

senato

Ermeni soykırımı”nın resmen tanınmasını öngören tasarı, dost ve müttefikimiz, aynı zamanda da model ortağı olduğumuz ABD’nin Senatosunda oybirliği ile kabul edildi. (1)

Senatonun görüşünü yansıtan (ve herhangi bir bağlayıcılığı bulunmayan) tasarı, 29 Ekim’de de Temsilciler Meclisi’nde görüşülmüştü.

11 “hayır” oyuna karşılık 405 “evet” oyuyla Temsilciler Meclisi’nden geçmiş olan tasarının yasalaşması için Başkan Trump’ın onayı gerekiyor…

Onaylamazsa namerttir!..

***

Trump, bu tasarıyı ister onaylasın, ister onaylamasın, biz yine de ABD’ye teşekkür etmeliyiz.

Zira bu fırsatı değerlendirerek; her 24 Nisan öncesinde başımızın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi dolandırılan bu “soykırım meselesini” doğru bir şekilde şimdi öğreneceğiz.

1915 yılında neler yaşandı, o yıllarda yaşananlar sonraki yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne nasıl-neden getirildi, bizim tutumumuz nasıldı-nasıl olması gerekirdi vb. gibi sorularının cevabını dürüst bir akademisyenin açıklamalarından (2) öğrenerek devam edelim…

(Önce 2 nolu dipnotu okuyalım lütfen…)

***

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu Perinçek-İsviçre Kararı (3) karşısında, ABD Senatosu’nun aldığı bu kararın hukuki bir değerinin olmadığı, siyasi bir manevra niteliğinde olduğu son derece açıktır.

Jenosid’in Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme” 9 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu’nca kabul olunmuştur. (4)

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu sözleşmeye katılması, sözleşmenin TBMM’nde 23 Mart 1950 tarihinde 5630 Sayılı Kanun ile onanması ile gerçekleşmiştir…

Jenosid (=soykırım) kavramı, Sözleşmenin 2. maddesinde; “milli, etnik, ırkî veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha etmek” olarak tanımlanmıştır.

6. maddede; soykırım suçunu işleyenlerin, “fiilin ülkesinde işlendiği devletin yetkili mahkemelerinde” veya yargı yetkisi tanınan “Milletlerarası Ceza Divanı”nda yargılanacakları kararlaştırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Perinçek-İsviçre Davası ile ilgili verdiği kararda; Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan ve “1915 Ermeni Tehciri” olarak da anlatılan olayların, soykırım tanımına BENZEMEDİĞİ vurgulanmıştır.

Mahkeme, bir olaya “soykırım” diyebilmek için, sözleşmede de belirtildiği gibi; o olayın geçtiği ülke devletinin milli mahkemelerince veya uluslararası ceza mahkemesinde verilmiş bir kararın olması gerektiğini hüküm altına almış ve 1915 olayları için böyle bir kararın bulunmadığını da belirtmiştir…

Bu karar, 1915 olaylarının hangi makamlarca tanımlanması gerektiğini açık seçik ortaya koymakla, ABD Temsilciler Meclisi ile Senato’sunun halt ettiğini de göstermektedir…

***

Yeri gelmişken anımsatalım:

İngiltere öncülüğündeki müttefik kuvvetlerin Çanakkale’yi geçmek ve Osmanlı’nın Başkenti İstanbul’u işgal etmek üzere harekete geçmelerinden bir hafta önce, Doğu Anadolu’da Ermeniler Türk köylülerine karşı katliamlara başlamışlardı. (5)

Osmanlı Ordusunun kuvvetlerinin bir kısmını, cephe gerisinde yaşanan ve Türk köylerinin basılıp, Türklerin öldürülmesi ile sonuçlanan bu olaylarla meşgul etmek ve Çanakkale’nin kolayca geçilmesini sağlamak için Ermenilerin kullanıldıklarına hiç kuşku yoktur…

Bugün soykırıma uğradıklarını iddia eden Ermenilerin ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni, 1923 yılında Taşnaksutyun Partisi’nin Bükreş’te yapılan Yurtdışı Konferansı’na sunduğu tarihi raporda; olayı bir savaş olarak değerlendirmiş ve emperyalistlere alet olduklarını kabul etmiştir. (6)

Bağımsız Araştırmacı Yazar Cengiz Özakıncı‘nın Hulki Cevizoğlu ile yaptığı bir programda (7) anlattığı; ABD’li misyoner Cyrus Hamlin’in, Hınçak üyesi iki gençle makalesine aldığı sohbet, gerçekten paha biçilmez değerdedir.

(Müsait bir zamanda mutlaka izlemeniz gereken bu video kaydı, 3 saat 51 dakika sürmektedir. Hamlin’le ilgili bölümü izlemek için kaydırma çubuğunu 2:45:00’a getirirseniz, hemen izleyebilirsiniz…)

Robert Koleji’nin kurucusu Dr. Cyrus Hamlin’in makalesini, Cengiz Özakıncı’nın “Kalemin Namusu, Türk Savun Kendini” isimli kitabında da bulabilirsiniz…

***

Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi’nden çekilmesinden sonra; ABD, Türkiye’de iktidarı değiştirmek ve kendine yakın yeni bir iktidar kurmak için tüm gücünü kullanmaktadır:

Kontrolündeki FETÖ’cü polisleri devreye sokarak, hükümeti devirmek amacıyla 17/25 Aralık 2013’te başlattığı operasyonlar başarısızlıkla sonuçlandı, ama vazgeçmedi.

Bu defa, TSK 15 Temmuz 2016’da içerisindeki subay kılıklı elemanlarını harekete geçirdiler.

Son kozlarını da oynayarak; kendi destekleri ile iktidara getirdikleri ve artık söz dinletemedikleri anlaşılan Erdoğan’ı, askeri darbe ile de devirmeyi denediler.

Yine başaramadılar…

Bu gelişmeler, Erdoğan’ı Rusya, Çin ve İran’a yaklaştırdı.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemleri’nin satın alınması ise, bardağı taşıran son damla oldu.

ABD, Türkiye’yi her cephede sıkıştırmak ve Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için her yola başvuruyor…

Ellerinden gelse, Doğu Akdeniz’den Türkiye’yi kovacaklar.

PKK/PYD’yi maaşa bağlayıp, “kara gücü” olarak istihdam etmeleri, 40 bin TIR silah vermelerini anlatmıyorum bile.

ABD Senatosu’nun “Soykırım Tasarısı”nı iki ülke arasında devam eden savaşın bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor…

Bu kirli savaşı kabul etmekten başka çaremiz yoktur…

***

Savaş her cephede devam ediyor.

Ekonomik istikrarsızlık yaratmak için; ABD yaptırımlarının uygulanması an meselesidir.

Siyasi istikrarsızlık yaratmak için; Foreign Policy dergisinin “Amerika’nın Ankara’daki adamı” olarak tarif ettiği (8) eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, yeni bir parti kurduruldu.

Ardından eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile eski Bakan Ali Babacan’ın sahneye sürüleceği anlaşılıyor.

Aklımıza gelmeyen kim bilir daha neler sırada bekletiliyor.

Davutoğlu’na verilen görev; AKP’den bir miktar oy kopartıp, Reis’i iktidardan düşürmeye çalışmaktır.

Bunu başarabilecekler mi göreceğiz.

AKP’nin tabanı Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne oy verir mi?

Bu soruların doğru yanıtını, AKP’ye oy verenlerden alacağız!..

***

Davutoğlu’nun siyasi sicilini Ulusal Kanal çok güzel özetledi. (9)

Burada tekrarına lüzum yok.

(Unutanlar 9 nolu dipnotu tıklayıp hafızalarını tazeleyebilirler..)

Sırası gelmişken, AKP seçmenine bir sorum var:

Ahmet Davutoğlu’na sorulduğunda, parti kurmasındaki amacını; iktidara gelmek ve bıraktığı yerden icraatlarını sürdürmek şeklinde anlatacağına şüphe yoktur.

Peki, Türk halkı Amerika’nın adamının eski icraatlarını bıraktığı yerden gerçekten sürdürülmesini istiyor mu?

Öyleyse eğer; çooooook çok geçmiş olsun!

Geçmiş olsun Türkiye!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR

(1) https://tr.euronews.com/2019/12/12/ermeni-soykirim-tasarisi-abd-senatosu-nda-kabul-edildi-bob-menendez-kongre-turkiye-karsiti

(2) https://www.turkishnews.com/tr/content/2019/04/12/24-nisan-oncesinde-abd-italya-ve-fransada-sozde-ermeni-soykirimi-neden-gundeme-getiriliyor/

(3) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/639391?fbclid=IwAR3nN-BtwuRbWxr3KI5F3vKOMwRHzUhy04FfHgUlBCDe4OqI7hO_-I8yMjE

(4) https://humanrightscenter.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/08/02/SoykiriminOnlenmesiVeCezalandirilmasiSozlesmesi.pdf

(5) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2015/04/nerden-bilebilirdik/

(6) http://mehmetperincek.com/ovanes-kacaznuni-tasnak-partisinin-yapacagi-bir-sey-yok/

(7) https://www.youtube.com/watch?v=T5JSKLUjPKQ

(8) https://odatv.com/amerika-ankaradaki-adamini-kaybetti-0605161200.html

(9) http://www.ulusal.com.tr/gundem/iste-ahmet-davutoglu-nun-sicili-h245025.html

ABD’NİN YENİ HEDEFİ “TURANCILAR”DIR!..

bir kusak bir yol Harita

Asli görevi, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliklerini korumak (1) olan NATO’nun, Londra’da 70’inci yılını kutlamak için düzenlediği Liderler Toplantısı sonrasında yayımladığı deklarasyonda; ilk defa Çin’i gündeme alması oldukça dikkat çekicidir.

29 üyeli ittifakın, birçok üyesinin tehdit algısı farklı ve terör gibi bir güvenlik sorunu dururken, önlerine Çin’in “tehdit” olarak konulması, ABD’nin ittifak içerisinde gündem belirleyici yegane güç olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in; amaçlarının Çin’den yeni bir “düşman” yaratmak olmadığının altını çizerek yaptığı açıklama, çıplak gerçeği değiştirmiyor:

Pekin yönetiminin “küresel güç dengesini değiştirecek boyutta ekonomik ilerleme sağladığına” ve dünyada savunma harcamalarında ikinci sırada olduğuna dikkat çekilmiş olması, NATO’nun yeni görev tanımıdır… (2)

***

Ortakları çalışanları olan Huawei‘ye karşı ABD’nin daha önceden savaş açtığını hesaba katarsak, NATO’nun bir savunma paktı olmaktan uzaklaşıp, emperyalizmin pazar alanlarını korumak ve genişletmek için yeniden dizayn edildiğini söyleyebiliriz.

ABD’nin uykularını kaçıran “Bir Kuşak Bir Yol” projesi ile önümüzdeki 50 yıl şekilleneceği anlaşılmaktadır.

1 trilyon dolarlık yatırımla bitirilmesi öngörülen, 65 ülkenin dahil olduğu bu proje, Asya’nın en doğusu ile Atlas Okyanusu’nun Avrupa kıyılarını birbirine bağlayacaktır. (3)

“Bir Kuşak Bir Yol”, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, 2013 yılı sonunda Orta Asya ve Güney Asya ülkelerine gerçekleştirdiği bir dizi ziyaret sırasında duyurduğu ve 2049 yılında bitirmeyi planladığı “Modern İpek Yolu” konseptini ifade etmektedir…

***

ABD, Çin’in bu ilerleyişini durdurabilmek için, bir taraftan NATO’yu devreye sokarken, diğer taraftan da Sinciang (Sincan) Bölgesi’ndeki Uygurları kışkırtarak, iç güvenlik sorunları yaratmaya çalışmaktadır:

242 yıllık tarihinde sadece 16 yıl savaşmayan ABD, Çin’in Sinciang-Uygur Bölgesi için bir yasa tasarısı kabul etti.

ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygurlara yönelik “baskı politikalarından dolayı” Çinli yetkililere yaptırım uygulanmasını öngören bu tasarıyı (4) Beyaz Saray’ın onaylaması halinde iki ülke ilişkileri iyice gerilecektir.

Bu gerilime bağlı olarak; doğal olarak diğer NATO üyelerinin de Çin ile olan ilişkileri etkilenecektir.

Anlaşılıyor ki, ABD, parçalamak ve sömürmek programına aldığı ülke halklarına uzattığı; “İnsan Hakları ve Demokrasi getirme” havucunu, Hong-Kong’dan sonra (5) şimdi de Uygurlara uzatmaya karar vermiştir!..

ABD’nin Uygurları kışkırtmak için en kolay kullanabileceği ulus ise Türklerdir.

Türkiye’de faaliyet gösteren Doğu Türkistan Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk’ün, bir Türk akademisyene söylediği ve onun da gazeteci Sebahattin Önkibar’a aktardığı sözleri gerçekten ibret vericidir.

Tümtürk, ABD ile yaptıkları işbirliğine ilişkin soruya:

Hocam ne var bunda, Amerika özgürlük savaşçısı bir büyük ülke ve bizim doğal müttefikimiz. Beni defalarca ABD’de ağırladılar. Biz mücadelemizi onlarla beraber veriyoruz” demekte bir sakınca görmemiştir.

Tümtürk, o kadarla yetinmemiş, PKK’ya desteğini de açıklamıştır:

Kürtler ABD sayesinde devlet kuruyor, onlardan sonra sıra bizde” diyecek kadar efsunlanmıştır.

Kürtlerin devlet kurmasına taraftar mısınız?” sorusuna, “Elbette taraftarız” diyerek, (6) hangi güçlerin hizmetinde olduğunu itiraf etmiştir…

***

Buna karşılık, ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen “2019 Uygur İnsan Hakları Politikası” yasa tasarısı, Sinciang İslamiyet Derneği tarafından sert bir dille eleştirilmiştir…(7)

7 numaralı bağlantıyı okumadan geçmeyin lütfen…

***

CIA’nın uydurduğu yalanları yaymakla görevli işbirlikçiler, en çok da “Turancılık” (8) ve “Türkçülük” (9) fikirlerine bağlı olanları etkilemektedirler.

Turancılık ve Türkçülük fikirlerinin bugün için ne anlama geldiğini 8 ve 9 numaralı dipnotları okuyarak, değerlendirmenizi öneriyorum.

Dünya Uygur Türkleri Sosyal Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Abdulavi Bugrahan, daha önce bölgede Çin “zulmünün” olduğunu, şimdi ise “soykırım” işlendiğini yalanı ile birlikte daha pekçok yalanı, utanmadan yaymaya devam etmektedir… (10)

Dilsiz şeytanlar -22 ülke- Uygurlar için ayaktadır!

Sinciang Bölgesine tam erişim için Çin’in izin vermesini istiyorlar. (11)

Akıllarınca Sosyal Medya’yı kullanarak Çin’i karıştıracaklar…

***

TRT, Sinciang’a gidip, Uygurların nasıl yaşadığını belgelemiştir. (12)

12 numaralı bağlantıyı izlemeden geçmeyiniz.

Zira emperyalizmin silah olarak kullanacağı insanların başında biz Türkler varız.

“Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır” sözünü kazıdığımız beynimizi iğfal etmedikçe, amaçlarına ulaşamayacakları kesindir.

ABD fonları ile beslenen işbirlikçi Uygur derneklerinin anlattıklarının da yalan olduğu, bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.

Hepsinden önemlisi; Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Cheng Weihua, Büyükelçilik binasında gazetecilerle bir araya gelerek, “Çin-Türkiye İlişkisi ve Gelişmeler” başlıklı bilgilendirme toplantısında, ABD’nin ürettiği yalanları teker teker çürütmüştür… (13)

Müsteşar:

Çin, dünyadaki bütün ülkelerle dost ilişkilerini geliştirmeye hazır ama bağımsızlığımızı, egemenliğimizi, toprak bütünlüğümüzü koruma konusunda da çok ciddi ve kararlıyız. Hiç kimse bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğümüz konusunda taviz vermemizi beklemesin” diyerek, kararlılık vurgusu yapmıştır…

Türk halkının hassasiyetlerini kullanmak üzere şeytanca planlar yapan emperyalizme geçit vermeyeceğiz!..

Bu aşamada Uygurlara yapılacak en büyük yardım, ABD yalanlarına inanmamak ve alet olmamaktır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.mfa.gov.tr/nato.tr.mfa

(2) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abd-etkisiyle-cin-de-natonun-radarina-girdi/1665484

(3) http://iktibasdergisi.com/2018/01/12/bir-kusak-bir-yol-projesi-nedir-projeye-dahil-olan-65-ulke-hangileri/

(4) https://tr.euronews.com/2019/12/04/abd-nin-uygur-yasa-tasarisi-iki-ulke-arasindaki-ticaret-anlasmasini-imkansiz-mi-kilacak

(5) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1702872/hong-kongda-neler-oluyor.html

(6)https://www.aydinlik.com.tr/provokator-tumturk-un-kirli-hesaplari-yasasin-kurdistan-diyen-uygur-dernegi-turkiye-ocak-2019

(7) https://www.aydinlik.com.tr/sincianglilarin-insan-haklari-sincianglilari-ilgilendirir-dunya-aralik-2019

(8) Turancılık, tüm Ural-Altay kavimlerinin (toprak esası üzerinde) “birliğini” – bir araya getirilmelerini- savunan siyasi görüştür.

Turancılığın ve Türkçülüğün öncülerinden Ziya Gökalp, Turan şiirinde bu durumu; “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” dizeleri ile dile getirmiştir.

15 Mart 1912’de kurulan Türk Ocağı, Türkçü ve Turancı hareketin asıl odak noktası olmuştur.

1913’ten itibaren Türk Ocağı ve genelde Turancı düşünce, İttihat ve Terakki yönetiminin tam siyasi desteğini kazanmıştır.

1918’de Osmanlı’nın bütün cephelerde yenilmesi ile Turan fikri gerçekleşmesi imkansız bir hayal olarak idealist pekçok Türk’ün zihinlerde kalmıştır.

(9) Türkçülük, Türkizm ya da Pan-Türkizm, haritada sarı ile boyanmış coğrafyada yaşayan Türk halkının “kültürel ve politik birliğini” amaçlayan bir hareket olarak ortaya çıkmıştır.

Turancı düşüncenin tanınmış önderi Ziya Gökalp 1923’te Ankara’da yayınladığı “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde Turancılığı “uzak mefküre” ilan ederek, Türkiye devletinin kuruluşunu esas alan yeni bir Türkçülük tanımı getirmiştir.

Bana göre, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Türkçülüğün gerçekleşmesi mümkün hale gelmiştir. Dünya üzerinde yaşayan Türklerin politik birliği bir tarafa, bir savunma paktı içerisinde bir araya gelmeleri olanak dahilindedir. İleride bu birliğin gerçekleşmesinin; Şangay İşbirliği Örgütü ve NATO karşısında, dünyadaki üçüncü büyük güç olacağı tartışmasızdır. Bu durumun, Ziya Gökalp’ın deyimi ile “uzak mefkûre” olmakla birlikte, müthiş bir fikir olduğunu da kabul etmek gerekir.

(10) http://habernida.com/dogu-turkistan-sahipsiz-ve-yalniz/?fbclid=IwAR2-HB8bIx-lj2fqjmB7FZYzNUBOeeKvLRLy4p3V5kxgWlOvZuSSakBb9wU

(11) https://www.youtube.com/watch?v=brSfCtYIrjc&feature=share&fbclid=IwAR1Cl2TeovjfTjDA_8NWGU8H37RoOOSGITZsUJ6E8zP_cUXMIJ_yINqZgyc

(12) https://www.youtube.com/watch?v=GPsmagYaKKQ&feature=share&fbclid=IwAR0tZGOBYTdvBJGcIH6rWbhQdsB_wqRRBq5vXsf94NlviFYiVHpsExq-w_g

(13) https://tr.sputniknews.com/columnists/201907121039643577-cinin-ankara-buyukelciligi-mustesari-hic-kimse-egemenlik-ve-toprak-butunlugumuz-konusunda-taviz/

DÜŞMAN MEVZİSİNDEN ÇIKMA VAKTİDİR!..

mutabakat muhtırası

Libya’da iki başlılık (1) devam ederken; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce tanınan; Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığımız “deniz yetki anlaşması” tarihi önemdedir.

Çünkü Türkiye tarihinde bu bir ilktir.

Anlaşmanın adı:

Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”dır.

Türkiye’nin bu anlaşma ile aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesinin (MEB) batı sınırı da belirlenmiş oldu…

***

Türkiye bu muhtıradan önce, 13 Kasım 2019’da BM’ye kıta sahanlığının dış sınırlarını tarif eden bir mektup göndermişti.

Mektupla; kıta sahanlığımızın “Kıbrıs adasının batısından, 28. boylama kadar Türkiye-Mısır ortay hattını takip ettikten sonra, 28. boylamın batısında da bölgedeki adaların Akdeniz’e bakan cephelerindeki karasularına kadar uzandığı” kayda geçirilmiştir.

Böylece, bölgede adaların Türkiye kıyı şeridinin projeksiyonunu kesecek ve kıta sahanlığını engelleyecek bir etki yaratamayacağı belgelenmiş oldu.

Bunun anlamı “anakaralara karşı adaların, karasularının ötesinde deniz yetki alanı yaratamayacakları ilkesinin” bu mutabakat muhtırası ile tekrar edilmiş olmasıdır…

Ki, bu Türkiye için harika bir gelişmedir…

***

Amerika ve Avrupa Birliği’ni arkasına alan Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’i paylaşma planları büyük ölçüde suya düşmüş oluyor.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi daha önce Akdeniz’e kıyısı olan Mısır, İsrail, Lübnan ve Filistin‘le birlikte Türkiye’yi dışlayan bir “blok” oluşturmuşlardı. (2)

Yunanistan, şimdi Girit adasının güneyindeki kıta sahanlığının ihlal edildiği iddiası ile BM’ye başvurmaya hazırlanıyor.

Adaların anakaralara karşı, karasularının ötesinde deniz yetki alanı yaratamayacakları” ilkesi uyarınca, Girit’in karasuları dışında kısa sahanlığı bulunmuyor…

Kıbrıs Rum Yönetimi; İsrail, Yunanistan ve Mısır’ın bölgede kurmaya çalıştığı enerji birlikteliği (petrol ittifakı), bu adım (3) ile işlemez hale getirilebilecektir…

***

Dünya gözünü Ortadoğu’ya dikti:

Suriye’nin doğusunda –petrol bölgelerinde– yeniden konumlanan ABD, omurgasını PKK terör örgütünün oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile tekrar operasyonlara başladığını açıkladı.

Güya, petrol gelirlerinin IŞİD’ın eline geçmemesi için bu operasyonları yapıyorlar!

Gerçekte petrol gelirleri ile SDG’yi besleyecekler…

Öte yandan, NATO dışında AB’nin kendi ordusunu kurmasını savunan Fransa, ABD’nin Avrupa Projesine sırtını döndüğünden yakınıyor.

Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiği tespitini yaptı.

Macron, Barış Pınarı Harekâtı’nın IŞİD (DEAŞ) karşıtı koalisyon için tehdit oluşturduğu değerlendirmesini yaparak, Türkiye’nin NATO’dan destek bekleyemeyeceğini vurguladı.

Almanya ise, bağımsız hareket ediyor gibi:

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri harekâtı nedeniyle durdurduğu silah satışlarına izin verdi.

Türkiye ile İran, Van’da yapılan “Alt Güvenlik Komite Toplantısı”nda iki ülke arasındaki sınır hattında alınacak güvenlik önlemleriyle ilgili mutabakat metnini imzaladılar…

Rusya, geçen yaz Karadeniz’e giren ABD donanması ait USS Ross gemisini adım adım takip eden 95 metre uzunluğundaki Ivan Khurs isimli askeri istihbarat gemisini boğazlardan geçirerek Akdeniz’e gönderdi…

***

Birkaç gün önce, NATO’nun en üst politik organı Kuzey Atlantik Konseyi‘nin onayladığı belgeye göre, YPG/PYD, Türkiye’ye yönelik tehditler arasında yer alarak ilk kez NATO belgelerinde “terör kaynağı” olarak ifade edilmişti.

Başta ABD olmak üzere bazı ittifak ülkeleri, bu güvenlik planındaki metne karşı çıkarak yayınlanmasını engellediler.

Tercihlerini PKK/PYD/YPG’den yana koydular.

Bunun üzerine de Türkiye, YPG terör tehdidi başta olmak üzere, sınır güvenliği ile ilgili endişelerine yanıt verilmemesi durumunda; Baltık ülkeleriyle Polonya’yı olası bir Rus saldırısından korumak amacıyla yapılan NATO (savunma) planını onaylamama kararı aldı…

Bunun anlamı şudur:

Macron için beyin ölümü gerçekleşen NATO bizim için de ölmüştür…

***

Bütün bu gelişmeler ve S-400 hava savunma sistemlerinin, depoya tıkılması yerine, test edilmeye başlanması, Türkiye’nin rotasının kesin olarak Avrasya’ya döndüğünü göstermektedir.

Doğal olarak; Türk halkının bir kısmının, NATO ile eskiden gelen gönül bağını hızla gözden geçirme zamanı gelmiştir.

Aksi halde, düşman saflarında konumlanmış olmakla tarif edilmeleri mümkündür.

Türkiye’nin yanında mısınız, yoksa düşman saflarında mı?..

Bugünün sorusu budur!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Bir tarafta General Hafter öncülüğündeki Libya Ulusal Ordusu, diğer tarafta ise başkenti Trablus olan Ulusal Mutabakat Hükümeti.

https://www.stratejikortak.com/2019/07/libya-son-durum-haritasi.html

(2) ABD’nin, Avrupa ülkelerinin Rus gazına bağımlılığını azaltmak istemesi ve Mısır’da keşfedilen yataklarla birlikte bu bölgeden çıkacak doğalgazın Avrupa pazarı için bir alternatif olabileceği düşüncesi, bu gazın sıvılaştırılmış olarak Avrupa’ya taşınabileceği ihtimalini ortaya çıkarttı. En uygun seçenek gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasıydı. Ancak Kıbrıs’ta yaşanan ihtilafta Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle Türkiye devre dışı bırakılmak istendi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Mısır, İsrail ve Lübnan’la Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma anlaşmaları imzaladı. GKRY, hem Türk kıta sahanlığını hiçe sayarak hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını gasp ederek tek taraflı parsellediği alanlarda, uluslararası şirketlere arama izni verdi. Bunun üzerine Türkiye önce donanmasını, ardından da sondaj gemilerini Doğu Akdeniz’e çıkarttı.

https://www.sozcu.com.tr/2019/dunya/akdenizde-oldu-bittiye-son-yunanistana-karsi-sessiz-sedasiz-kritik-anlasma-5478121/

(3) Dünyanın – bir derecelik doğu batı- eğimini bilinçli olarak hesaba katmayan Yunanistan ve GKRY, diyagonal (köşegen-çapraz) hatları kullanarak karşılıklı sınırlandırma anlaşması yaptığı ülkelerden binlerce kilometreyi gasp etmiştir. GKRY’nin sahiplendiği 12 nolu parselin tamamı, 8, 9 ve 11 nolu parsellerin büyük bir kısmı; 1, 7 ve 10 nolu parsellerin bir kısmı aslında İsrail’e aitmiş. Yunanistan’ın ilan ettiği 20 nolu parselde ise Libya’nın hakkı var. Türkiye’nin de Libya civarındaki 15 nolu parselde hakkı olduğu görülüyor.

FIRSAT CHP ÜYELERİNİN ÖNÜNE GELMİŞTİR!..

KK__

Kemal Kılıçdaroğlu (K.K.), Tilki Tv’de (Fox Tv) İsmail Küçükkaya’nın Saray’a giden CHP’li konusundaki sorusuna cevap verdi:

“Doğrudur…. CHP’yi nasıl dağıtırız diye çalışan ekipler var. Önümüzdeki süreçte yine masa, sandalye ve yumrukların atıldığı bir süreci yaşatmak istiyorlar bize, adamlar tutuldu, paralar verildi. Devletin en kilit noktasındaki isimleri devreye soktuğunu biliyorum” dedi. (1)

Yukarıdaki cümleyi bir kez okuyarak geçemezsiniz.

Çünkü anahtar oradadır: Güya Reis, paraları vermiş, adamları tutmuş, masalar, sandalyeler havada uçuşacakmış; Devletin en kilit noktasındaki isimleri de devreye sokmuş!?

Bu söylemin doğru olduğunu varsayarak, olayı yorumlamaya gerek kalmadı.

Zira gerçekte böyle bir şeyin olmadığı; bu senaryonun CHP içerisinden uydurulduğu ortaya çıktı.

Geçen ay tartışma konularının biri, İmamoğlu hakkında yazılan kitaptı.

O kitabı seçim kampanya danışmanlığını yapan Necati Özkan yazdı.

Kitabın adı: Kahramanın Yolculuğu’dur.

Bu kitaba CHP İstanbul İl Başkanı, Canan Kaftancıoğlu aşırı tepki gösterdi; başarının İmamoğlu’na bağlanmasını kabul edemedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin başarısını ekip çalışmasına bağlayarak; dolaylı olarak kendisini işaret etti.

Bu işaret, aynı zamanda başarıyı Genel Merkezin ve dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun hanesine yazma çabasıydı…

***

İstanbul’daki başarının kahramanının kim olduğu o kadar önemli midir?

Evet önemlidir:

Çünkü CHP’de kongreler süreci başladı.

Kurultay delegeleri de bu kongrelerin sonunda belirlenecektir.

Seçim başarısının kahramanı kimse onun ve ekip arkadaşlarının ilçe kongrelerinde başarılı olmaları beklenir…

Bu ise kurultay delegelerinin önemli ölçüde değişeceği anlamına gelmektedir.

Üyeler, Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez’den dayatacağı listelere itibar etmeyebilirler…

İşte o zaman yandı gülüm keten helva!..

***

36. Olağan Kurultay’da Kılıçdaroğlu 790, İnce 447 oy almıştı.

Fark 343’de kaldı.

Olası yeni genel başkan adayının arkasına alacağı iyi bir rüzgarla bu farkı kapatması işten değil.

O rüzgâr da var: 31 Mart seçim sonuçları.

İşte Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının asıl korkusu budur.

Yoksa dünya yansa umurlarında değildir.

Bu sonucu görmemek için daha şimdiden parti içi muhalefeti Erdoğan ile işbirliği içerisinde göstermeyi kafalarına koydular.

Kurultay’da kavgayı da kendi adamlarına çıkartacaklardı.

Başka sermayeleri kalmadı.

Kavga çıkaranlarla ilgili ne yapılacağını ise belli zaman aralıklarında vermişti zaten…

***

KAVGA ÇIKARANLARI KAPININ ÖNÜNE KOYUN!

Çok fazla geriye gitmeye gerek yok:

4 Mayıs 2017’den başlayalım.

(2) numaralı bağlantıyı açıp dinleyin, bakın ne demiş Dersimli Kemal:

Kavga edenleri kapının önüne koyacağım.”

16 Nisan 2018

(3) numaralı bağlantıyı açın:

Kavga edeni kapının önüne koyarım.”

26 Temmuz 2019

(4) numaralı bağlantı:

Benim akrabam da olsa kapının önüne koyun.”

4 Kasım 2019

(5) numaralı bağlantıya bakın:

Kavga edeni partide tutmayız”…

Hazret fiil çekimi yapıyor…

***

Şimdi dönelim yukarıda verdiğim cümleye; ne diyordu KK:

…yine masa, sandalye ve yumrukların atıldığı bir süreci yaşatmak istiyorlar bize, adamlar tutuldu, paralar verildi.”

Yani önümüzdeki kurultayda kavga çıkartılacak, kavgayı çıkartanlar da Reis’in adamlarıdır.

Kavga yapanlara ne yapmak lazım geldiğini söylemişti: KAPININ ÖNÜNE KONACAKLAR…

Dikkat edin; Dersimli Kemal, kavga çıkma ihtimaline karşı, devletin güvenlik görevlilerinin görevini yapmasını istemiyor.

Kendi adamlarına çağrı yapıyor.

Kavgayı da kendileri çıkartacaktır.

Sonra, kendilerine muhalefet edenleri önce kurultay salonunun kapısının önüne koyacak, daha sonra da disiplin sürecini başlatıp partiden kovacaklar…

***

Bu senaryo tutmadı:

Sözcü gazetesinin Başyazarı Rahmi Turan, yanıltıldığı ve haber kaynağının kendisini aldattığını söyleyerek, bir bakıma özür diledi.

Rahmi Turan, haber kaynağını da açıkladı.

Talat Atilla:

Ben CHP’den aldım bilgiyi ve Kılıçdaroğlu’na bir şekilde doğrulattım” dedi…

Kumpasın merkezi belli oldu: Y-CHP.

Her şey Y-CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “kavga çıkartanı kapıya koyarım” söylemiyle uyumludur…

Bu haberin yalan olduğunun bir kanıtı da Cumhuriyet gazetesidir:

22 Kasım tarihli nüshanın 4. sayfasında:

CHP’den bir ismin Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan destek istediği yönündeki iddialar” denirken;

üç sütun ötede aynı haber:

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saray’a çağırdığı bir CHP’liye ‘genel başkan ol’ dediği iddiası” şeklinde verilmiştir…

Bir başka kanıt:

Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum” restine karşı, KK’nın genel başkanlığını ortaya koyamayıp; nala mıha vurmaya başlamasıdır:

Senin her yerde, her ortamda tartışmaya hazırım” demek, yalancılığın altında ezilmenin fotoğrafıdır.

Meydan okumaya “tartışmaya hazırım” demekle karşılık verilmiş olabilir mi?..

***

Benim açımdan sorun çözülmüştür:

Bu kumpası kurgulayan ve sahneye süren Kılıçdaroğlu’nun, yalancı biri olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının Atatürk İlkelerini simgeleyen 6 Ok’u özümsemedikleri ve CHP ahlakını benimsemedikleri defalarca kanıtlanmıştır.

CHP, Baykal’a kurulan kaset kumpası sonrası CHP’li olmayanların işgali altında girmiştir.

Y-CHP yönetimi AB ve ABD’ye göbekten bağlıdır.

Bu tutumunu Irak ve Suriye olaylarında defalarca ortaya koymuştur.

Dersimli Kemal, PKK/HDP ve FETÖ’nün koruyucu hamiliğini yapmaktan asla vazgeçmemiştir…

***

Hal böyle olunca, CHP ana muhalefet partisi görevini yapmak şöyle dursun Türk halkının önünde bir güvenlik ve gelecek sorunu olarak durmaktadır.

Türkiye’yi kurtarmak için önce CHP’yi işgalden kurtarmak şarttır.

Bunun yolu vardır:

İlçe ve il kongrelerinde genel merkezin gösterdiği veya desteklediği adaylara oy vermeyip, gerçek CHP’lilere yetki vermek yeterlidir.

170-200 civarında yurtsever delegenin kurultaya gönderilmesi halinde; işgali sona erdirmek mümkündür.

Öyle bir kurultayda, bu işgalci ekibin kavga çıkartacağı bellidir.

Bunun için de alınacak bazı önlemler vardır…

Onları da daha sonra tartışırız…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/1703349/saraya-cikan-chpli-kim-kilicdaroglundan-aciklama.html

(2) https://www.youtube.com/watch?v=FEZqPMUEqE8

(3) https://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/kilicdaroglu-kavga-edeni-kapinin-onune-koyarim-h87727.html

(4)https://www.haber3.com/guncel/politika/kilicdaroglu-benim-akrabam-da-olsa-kapinin-onune-koyun-haberi-5030072

(5)http://www.egepostasi.com/haber/kilicdaroglu-ndan-kongre-mesaji-kavga-edeni-partide-tutamayiz/225432

Biz kazanacağız…