HER EŞEKTEN ÜÇ POST ÇIKAR!

kravatli_esek

TSK’nın geçmişinde darbeler var diye, “Ergenekon Terör Örgütü”nün varlığını peşinen kabul etmek; daha önce hırsızlık suçundan mahkum olan birine, şehirde yapılan tüm hırsızlıkları yüklemek gibi saçmadır…

Hırsızın, hırsızlığı sabittir diye, onu işlenmemiş gasp suçundan da sorumlu tutup, ilelebet hapse tıkmak, adaleti katletmektir.

Ceza bireyseldir ve suçu işleyene verilir.

Cezanın amaçlarından biri de ıslahtır

Daha önce suç işledi diye, kişiyi toplumdan dışlamak veya intikam hisleri ile ağır cezalara çarptırmak, toplumsal tatmini sağlasa da çağ dışıdır…

Nokta.

***

2007 yılında Oval Ofis’te Tayyip Erdoğan’ın Bush ile anlaşarak, düğmeye basması ile başlayan “Ergenekon Davası”, Türk yargısına çarparak param parça oldu…

Bu şekilde ABD’nin “yargı gücü” de hendeklere gömüldü!..

Türk halkı, yürekli hukukçularının olağanüstü çabaları ve sanıkların kahramanca duruşları ile Türkiye Cumhuriyeti’ni teslim alıp, yok etmeye yönelik; bu dış kaynaklı ve planlı davadan şimdilik kurtuldu…

İhanet senaryosunu hazırlayan sahtekarlar, bu davada (yalan, sahtecilik, ahlaksızlık, hile, ve savunma hakkının kısıtlanması gibi..) çağ dışı uygulamaların hemen hemen tümüne başvurdular…

Onlar için önemli olan; dünya tarihinde ilk defa emperyalizmi yenen Türk Ordusu’nu, başına çuval geçirip, teslim almaktı…

Muhalefeti kaset operasyonları ile zaten ele geçirip, borazanları haline getirmişlerdi.

Türk aydınlarını da susturduktan sonra, işgali tamamlayacaklardı.

Ömürleri yetmedi.

İhanet işlerinde; birinci derecede rol alan; daha sonra Erdoğan’ın “ne istediler de vermedik” diyerek yakındığı, iktidar ortağı Fetullah Gülen Cemaati idi…

***

Öz yeğenini pazarlamaktan hüküm giymiş olan Osman Yıldırım‘a oynatılan rol, durumu bütün çıplaklığı ile anlatmaya yettiği için, bu yazıda Yargıtay’ın “bir kuzudan üç post çıkarttılar” diyerek eleştirdiği yerel mahkeme kararının, hukuki-teknik ayrıntılarına girmeyeceğiz!

Yıllarca teröre karşı mücadele vermiş komutanları mahkum ettirmek için, tanık olarak dinlenen PKK’nın 18 yıl dağda çatışmış militanı Parmaksız Zeki, (Şemdin Sakık) gibiler, bu işin tuzu biberi oldu…

Bilenler bilir, Danıştay saldırısının azmettiricisi olarak hüküm giyen “Osmanım”, komutanların yargılandığı davada “gizli tanık” olarak dinlenmişti…

Gizli tanığın ifadeleri, başka kanıtlarla doğrulanması gerekir…

Başka kanıt uydurulamadığı için “Osmanım”, gizli tanık olarak anlattığı yalanları doğrulamak için bu defa “tanık” olarak da dinlendi…

Yani, tanık Osman Yıldırım, gizli tanık Osman Yıldırım’ın anlattıklarını doğruladı…

Böylesi tiyatro yazarlarının bile aklına gelmez!

Savcı Zekeriya Öz ile Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin canı ciğeri olan Osman’a; mecburen hem “sanık”, hem “tanık” hem de “gizli tanık” olarak görev verildi…

Bu kadar işi yapmaya zekası yeterli miydi, onu bilemem!

İşte o meşhur mahkeme, bir eşekten üç postu böyle çıkartmıştır…

Yargıtay da “bir kuzudan üç post çıkarttılar” diyerek, özel görevli mahkemeyi kibarca eleştirmiştir…

“Ergenekon Davası”nda sanıkların hazır ettiği tanıklar ise hiç dinlenmemiştir!

AB ve Atlantik yargısı, bu davaya özgü olarak “Savunma hakkı”na zerre kadar değer vermemiştir.

Bu şekilde, “vicdani kanı”ya ulaşan Özel Görevli 13. Ağır Ceza Mahkemesi, karar duruşmasında sanıkların başına dolu yağar gibi cezaları yağdırdı…

Yüzyılın Davası” diye sunulan bu kumpas davası, özetle böyle işlemiştir…

Bu ihanetin içine gönüllü olarak atlayan, “hakim” ve “savcılar” şimdi firardadır...

Kalan ömürlerini, ABD’de CIA‘nın koruması altında geçirecekler!

Yine bilenler bilirler, dava dosyasına giren toplam belge sayısı, 120 milyon sayfayı aşmıştı…

Hazırlık soruşturmasında görev yapan “F Tipi” polislerden biri, Amerika’nın arkalarında olmasından kaynaklanan özgüven ve şımarıklıkla; bu davada hakim ve savcıların konu mankeni olduğunu afkırıyordu:

Bu utanmaz, rezil:

Soruşturma Ergenekon olduğu zaman s…kerim hakimini de savcısını da...” diyerek, meslektaşlarına da gözdağı vermişti…

Bunu duyan polislerin en küçük şüphesi kalmamıştı:

Bu soruşturma, düğmeye basılan yerden, Oval Ofis’ten yürütülüyordu…

Öyle bile olsa, emperyalizmin “rest”i görüldü; 3 bin 868 klasörden üretilen ve 16 bin 798 sayfa tutan gerekçeli kararla, Amerika’nın kumpası hendeğe gömüldü; tarihin çöplüğündeki yerini aldı!

***

Bir gerçeğin daha altını çizip, bu bahsi bitirelim:

CIA’nın kucağında oturup, din duygularını emperyalizmin hizmetine sunan, kendi ülkesine ihanet etmekte en küçük bir tereddüt göstermeyen eski Vaiz Fetullah Gülen’in etkisinde kalanlar, geç de olsa, vicdan muhasebesi yapmaya başladılar…

“Allah! Allah!.. Allah! Allah! “diyerek düşmana taarruz eden Türk Ordusu’nun, Camileri bombalayacağı yalanına inanan bu zavallı güruh, 21 Nisan Perşembe günü, öğleden önce, eşekten düşmüş karpuza döndü…

Yine de dini ve dince kutsal sayılan değerleri siyasete bulaştıranların, bu olaydan ders aldığını, hiç sanmıyorum.

Hani bir musibet, bin nasihatten iyiydi?

Nerede!..

Hiç değilse; demokrasinin olmazsa olmazı, “Laiklik İlkesi”nin, önemi kavranmış olsaydı…

ABD BU HENDEK SAVAŞINI DA KAYBETTİ

ABD’nin Kandil’deki “kara gücü”nün komutanı Cemil Bayık, militanlarına emirler yağdırıyor:

Örgütteki çözülmeyi telsiz konuşmaları ile ifşa etmeyin.

Kahramanca direnişe devam ettiğiniz görüntüsünü verin ve sık sık dile getirin; bize yakın medya organlarıyla paylaşın.

Telsizleri nadir kullanmaya devam edin.

Arkanızda yaralı bırakmayın, her şeyi döküyorlar, susturun.

Tecrübe kazanmış, güvendiğiniz YPS’lileri yanınızda kırsala götürün.

İhanet eden halkla ilişki kurmayın, yakaladıklarınızı cezalandırarak bölgeyi terkedin.

Yakın, patlatın ve binalardan öyle çıkın.

Vakit bulamadığınızda da kazdığınız tüneller dahil her şeyi tuzaklayın…”

İSLAMIN EN BÜYÜK DÜŞMANLARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Hz. Peygamber, Tevhid ve Vahdet temalı Kutlu Doğum programında konuştu:

DAEŞ, Boko Haram, El-Kaide‘nin tüm zulümleri sadece Müslümanlara karşıdır.

Bu örgütlerin İslam’a verdiği zararları, İslam düşmanları dahi vermemiştir” dedi…

Doğrudur, fakat eksiği var:

Diğer İslami örgütler de öyledir…

Y-CHP’NİN “SAĞCILIK İLKESİ

Y-CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı MHP’li Mansur Yavaş CHP’den istifa etti.

Fetullah Gülen’in 2011 Genel Seçimlerinde Y-CHP’den seçtirdiği Faik Tünay da CHP’den ayrılıp gitti.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “tıpış tıpış” oy vermek zorunda bırakıldığımız MHP Milletvekili Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı hanedanı mensuplarına ömür boyu maaş bağlanması için yasa teklifi verdi…

Atatürk’ün partisine mensup insanları, sağ partilere oy vermeye mecbur bırakan Kılıçdaroğlu’nun, dolaylı yola sapmadan, doğrudan sağa oy vermemizi ne zaman isteyeceğini çok merak ediyorum!..

Bu adam Yargıtay’ın bozma kararı üzerine:“Geçmişte yaptığımız eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor” demez mi!

Kafayı yiyeceğim.

Birisi, dişe dokunur bir tek eleştirisini göstersin, bileklerimi keseceğim…

***

Yetmezmiş gibi, bir de AKP’nin dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda yapacağı düzenlemeye “evet” diyecekmiş!

Düzenlemeyi anayasaya aykırı bulan Dersimli Kemal; bu aykırılığa rağmen, “evet” diyecekmiş!

Aksi halde, AKP, CHP’yi teröre destek vermekle suçlayabilirmiş!?

Anayasaya aykırılığı desteklemenin gerekçesi bu kadardır…

Mantığa bakar mısınız; anayasaya aykırı bir düzenlemeye “hayır” demeyi, halka anlatamazmış ama “evet” demeyi anlatabilir!…

Kılıçdaroğlu, halkı kendi gibi sanıyor galiba?

KARŞI DEVRİM”İN MAHKEMELERİ

Karşı devrim mahkemelerinde; karşı devrimcilerin mahkum olmasını beklemek, hayal dünyasında gezinmekten farksızdır…

Bekleyiş, rüyada koşmak gibidir, bir türlü bitmez…

Kaldı ki, adamlarına mahkumiyet kararları verilse bile, infazında sorun yaşanacağı kesindir.

Bu konudaki son örneğimizi, İzmir’in Urla ilçesinden vereceğiz.

Y-CHP‘li Belediye Başkanı Sibel Uyar, Danıştay’ın nihai kararını beklemeden, genel merkezin başını sallaması ile vatandaşın 74 evini başlarına yıktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın arkadaşı Latif Topbaş‘a ait kaçak villalar hakkında, İzmir 2. İdare Mahkemesinin verdiği ve Danıştay tarafından da onanan, kesinleşmiş yıkım kararını ise, uygulamıyor…

Dersimlinin “halkçı belediyecilik” dediği budur işte…

İlaveten; Sibel Hanım, 2015 yılında, çocuklara tecavüz olayları ile gündeme gelen Ensar Vakfı‘nın DHMİ’nden devraldığı tesislere “gençlik kampı” kurmasına da izin vermiştir…

Dersimli Kemal’in kadroları bir bir kendilerini gösteriyor…

Oylarımız yine de Y-CHP’ye!..

“ENSAR YARGISI”!

Ensar Vakfı‘nın tecavüzcü öğretmeni Muharrem Büyüktürk, mahkemedeki savunmasında:

“İki yıl Ensar Vakfı’nda, 3 yıl KAİMDER’de kaldım.

Bu dönem hiç şikayet çıkmadı.

Çocuklar 6 ay yalnız kaldılar.

Aralarında cinsel ilişkiye girmişler.

Ailelerini uyardım, hakkımda şikayette bulundular…

Sınav dönemlerinde, teselli için yanlarında yatıyordum” dedi…

Müdahil avukatların, ihmali olan tüm yetkililerle, Ensar Vakfı ve KAİMDER’in soruşturmaya dahil edilme isteği reddedildi…

Mahkeme, ilk celsede Büyüktürk’e 508 yıl hapis cezası vererek yargılamayı bitirdi.

Öğretmen Muharrem “paralelci” değil ki!

Böylesine hızlı ve savunmaya izin verilmeyen bir yargılama ilk defa görülüyor!

Sanığın “savunma hakkı kısıtlandığı” için, kararın Yargıtay’dan dönme olasılığı oldukça yüksektir.

Temyiz üzerine, Yargıtay “onama” kararı verse de, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvuru sonucu “hak ihlali” kararı almak mümkün gözüküyor.

Anayasa Mahkemesi dahi başvuruyu reddetse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna varıp, Türkiye’yi mahkum edebilir…

Toplumda infial yaratan bir suçluyu mahkum edelim derken, mahkum olabiliriz!..

İyi mi!

Yargının bağımsız ve tarafsız olmasının ne kadar önemli olduğu ve hala Türkiye’nin gündeminin ilk sırasında bulunduğu, her gün yaşadığımız bu olaylardan görülmektedir…

Cemil Can

DOĞU’NUN ÇOCUKLARI

islam-isbirligi-teskilatindan-irana-sok_1

Almanya İçişleri Bakanlığı, 2015 yılında ailesiyle birlikte ülkeye giriş yapıp, hakkında kayıp ihbarı bulunan yaklaşık 6 bin çocuğun akıbetini bilmediğini açıkladı!

Almanya’ya gelen sığınmacı çocuklarından 8 bin 6‘sı, ailesi ya da yakınları tarafından kayıp olarak bildirilmişti…

Bu çocuklardan; 2 bin 171‘ine ulaşılırken, 5 bin 835 çocuktan haber alınamıyor…

Organ mafyası veya fuhuş çetelerinin eline düştüğünden korkulan Doğu’dan gelen sığınmacı çocuklar için, medeniyetin beşiği Batı’da kılını kıpırdatan yok!…

Son haftalarda Ensar Vakfı‘nda yaşananlar ile Avrupa’da kayıp olan bu çocukların başına gelenlerin hesabı, bu dünyada sorulabilecek mi bilmiyorum…

Bu büyük günahı işleyenlere, oylarıyla destek veren “Müslümanlar”, öteki dünyalarında “aldatıldık” diyerek, kurtarabilecekler mi?

“STRATEJİK DERİNLİK”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Stratejik Derinlik”ten vazgeçiyor!

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı, Rusya’ya gönderdiler…

Bugüne kadar Suriye’de “Eset’le olmaz” diyen asrın lideri, şimdi Esat’lı çözüme yanaşmış gibi…

İran’a göz kırptılar: Alt düzeyde sürdürülen temaslar, bir anda Cumhurbaşkanlığı düzeyine çıkartıldı…

AKP’nin “sıfır sorunlu” dış politikası değişiyor:

ABD’nin “kara gücümüzdür” dediği PKK/PYD‘ye karşı operasyonlar aralıksız sürdürülüyor…

ABD’nin Müslüman toplumları bölmek ve emperyalizmin hizmetine sokmak için görevlendirdiği has elemanı Vaiz Fetullah Gülen, terör örgütü lideri olarak kırmızı bültenle aranmaya başlandı…

Bir zamanlar yere göğe kondurulamayan Cemaat, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak yargılanıyor…

Rus Lideri Putin, bir TV programında; Erdoğan için sorulan soruya, yardım isteyen herkese elini uzatacağı yanıtını vererek, iki ülke arasında uçak düşürülmesi ile başlayan krizi sonlandıracağı mesajını verdi…

ABD, işine gelmeyen bu gelişmelere çomak sokma görevini Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz’e verdi…

Kral, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 13. İslam Zirvesi Konferansı için kalkıp İstanbul’a geldi…

Beklendiği gibi Selman, sonuç bildirisine damgasını vurdu…

Bildiriyi sanki İsrail için kaleme aldılar: İran’ı hedef tahtasına oturttular.

İran’ın bölge ülkelerinin içişlerine müdahalesinden duyulan üzüntüye dikkat çekildi… (1)

Destek verdiği Lübnan Hizbullah’ı, isim verilmeden terörist olarak nitelendirilip kınandı…

Buna rağmen:

Erdoğan ile Ruhani, Cumhurbaşkanlığı sarayındaki görüşme sonunda: “Suriye ve Irak’ın toprak bütünlükleri ve siyasi birliklerinin mutlaka korunması konusunda görüş birliği içinde bulunduklarını” memnuniyetle ifade ettiler…

Erdoğan: Dışarıdan yapılan dayatmalara karşı bölge içinden çözümlerin geliştirilmesini savundu.

7 mutabakat metni de imzaladılar.

ABD’NİN “İSLAM ORDUSU

Suudi Arabistan öncülüğündeki İslam Ordusu‘nun görev yeri: ABD ve AB’nin çıkarlarına zarar veren bölge ülkeleri olarak belirlendiği tartışmasızdır…

Acı olan, Birinci Dünya Savaşı’nda Türkleri arkadan vuran Arapların öncülüğündeki emperyalizmin bu vurucu gücüne, bizim de katılmış olmamızdır…

Halbuki Türk Ordusu, emperyalizmi ilk defa yenen ordu olarak tarihe adını yazdırmıştı…

İslam Ordu’sunun komuta kademesinde kimlerin oturduğu, bizimkilerin Suudi Kralı karşısında “esas duruş” göstermelerinden bellidir.

Kral Abdülaziz, Ortadoğu’da ABD çıkarlarını korumakla görevlidir ve Obama’yı temsil etmektedir…

Tam da komşularımız ile ilişkileri düzeltme adımları atmışken, Suudiler sonuç bildirisi ile hamlemizi sabote ettiler…

En ufak bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde; ayan beyan bellidir ki: İslam Ordusu, Suudilerin komutasında, İsrail’in hizmetinde ve ABD’nin emrindedir…

Bu sıralar, Türkiye’nin Suudilerin desteklediği muhalif gruplara Stringer füzeleri verdiği de söylenmektedir.

Bu iddia doğru çıkarsa eğer ve füzeler ABD ile Rusya gibi devletlere karşı kullanılırsa, bölge ülkeleri ile ilişkilerimizi kolay kolay düzeltemeyiz…

ABD’nin, Türkiye’yi böyle bir sonuca götürebilmek için Kral Selman’a o sonuç bildirgesini yazdırdığına kalıbımı basarım…

İslam İşbirliği Teşkilatı sonuç bildirgesi, tıpkı düşürülen Rus uçağı gibidir!

MUHALEFET SERTLEŞİYOR!

Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Hakan’ın programında; iktidar mensupları için “Hırsızların altına yattılar mı yatmadılar mı” sözlerini bilerek kullandığını söyledikten sonra, ses çıkartmıyorlar diye sivil toplum kuruluşlarından (STK) şikayet etti…

“Diliniz mi sürçtü” sorusuna, “Hayır, ben üniversitede konuşmuyorum, halka konuşuyorum, halkın anladığı dildir” diyerek, “altına yattılar” sözlerini sahiplendi!..

Dersimli, şimdi ana muhalefet görevini STK’ların yapmasını bekliyor.

Onlar muhalefet yapacak, kendisi iktidar olacak!

Beklentisi budur…

Geçmişte de “etkin muhalefet yapamıyor” eleştirilerine; “harakiri mi yapalım” diye yanıt veriyordu!

Ülkenin “darbe” koşulları içinden geçtiğini sanan Kılıçdaroğlu, STK’ları işin içine sokana ve karşı devrim yapıldığını anlayana kadar, AKP işi bitirir zaten…

Balyoz” ve “Ergenekon” davalarını görmezden gelen; hatta gizlice destek olan, “Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur” ve “Yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem” diyerek, eğitim ve öğretim birliğinin bozan 4+4+4 yasasına karşı gelmeyen Kılıçdaroğlu’nun, ülkenin bu noktaya gelmesindeki günahı, en az iktidar kadardır…

Artık kabul edelim:Küresel güçler, iki kaset operasyonu ile muhalefet partilerine ele geçirip kontrol altına aldılar.

CIA‘nın kucağında oturan Cemaat’in marifetiyle, Emniyet ve Yargı ele geçirdiler…

Yeni muhalefet partilerinin oluşmasını da işgal altında olan partiler engellediler…

İktidarın sahipleri, sahte deliller üreterek iki uyduruk dava ile üzerimize ölü toprağı serptiler…

Silahlı Kuvvetler’in yüksek rütbeli subayları ile yurtsever aydınları tutukladılar…

Süleymaniye’de başına çuval geçirilen Türk Ordu’su, bu kumpas ile iyice etkisiz hale getirildi…

Meclis’teki sözde muhalefet partileri, bütün bu olanları “yargı kararını beklemeli” diyerek seyrettiler!..

CHP’deki eksen kayma ve ihanet düzeyindeki aymazlıklara karşı, yapıcı eleştirileri “partiye zarar veriyor” veya “şimdi zamanı mı?” gibi, ilk bakışta haklı gözüken savunmalarla karşılayıp, sıradanlaştırdılar!..

Yabancı unsurları, muhalefet partilerinin yönetim kademelerine kadar taşıdılar; yılların deneyimli kadrolarını tasfiye ettiler!

Kim ne derse desin, bu dönemde AKP’nin tabanını aldatmasından daha ağırı, muhalefet partilerinde yaşandı…

Şimdi bu işbirlikçiler; “çıtayı yükseltmekten” ve “sertleşmekten” söz ediyorlar.

Anlaşılıyor ki, karşı devrim hukukunu tam olarak yerleştiremedi, biraz daha zamana ihtiyaçları var…

Hal böyle olunca, ayarlanmış muhalefete yeniden görev düşüyor, iş bölümünde halkı oyalamak onların ödevi idi…

Demek ki Yeni CHP ile Yeni MHP, yeni vitrinleri ile ve “sertleşme” numaraları ile bir süre daha halkı aldatmaya devam edecekler!

Türk halkı, dört defa yuttuğu bu dolmayı, bir kez daha yutar mı, yaşayıp göreceğiz!..

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://odatv.com/irandan-istanbuldaki-o-bulusmaya-cok-sert-elestiri-1504161200.html

BİR DÖNEM SONA ERİYOR!

mhp

 

Devlet Bahçeli, MHP’nin genel başkanı olmadığını bir kez daha kanıtladı…

İradesiyle seçildiği delegenin bugünkü özgür iradesine zerre kadar değer vermiyor!

Bu durum kendi değerini de gösteriyor tabii…

Hazret, MHP’lilere dayatılmış ve atanmış bir müdür gibi konuşuyor.

Dersimli Kemal’in CHP’lilere dayatıldığı gibi..

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin olağanüstü kongre kararına “Kimse olağanüstü kongre beklemesin” diyerek direniyor…

Bahçeli, “Kolay kolay partiyi teslim etmeyiz” diyor…

Devlet Bey, MHP’yi MHP’lilere teslim etmeyi sakıncalı gören bir anlayışın temsilcisidir!..

Belli ki, devleti yıllardır stepnesi olduğu AKP’nin sürekli yönetmesini istiyor…

Dolayısıyla ülkenin iç savaşın eşiğine gelmesinde ve 14 yıldır yaşadığımız rezaletlerin tümünde suç ortağı olduğu tartışmasızdır!

Yolsuzluklar, hırsızlıklar, iç ve dış güvenlik sorunları, çocuk istismarları ve Ege denizindeki boğulmalara kadar, bütün olumsuzluklarda payı vardır…

İddialı bir söz gibi görülebilir belki: MHP cephesinde esen rüzgar, kurtuluşumuzu müjdeliyor…

Bu değişim isteği, CHP’nin halka kapalı demirden kapılarını da açacak gibi!

Genel Başkan adaylarından Koray Aydın; Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki konuşmasında, parti içi demokrasiden söz etti…

Genel başkanlığa seçildiğinde, yargıç denetiminde ön seçim yaptıracağını vadetti…

Lider sultasından şikayet etti…

Aydın, MHP yönetimini, temkinli bir dille fakat en kritik yerlerinden eleştirdi… (1)

Bu tür söylemler, MHP’nin “ilk”leridir ve Türkiye siyaseti için son derece önemlidir…

Yaşadığımız sıcak gelişmeler, Devlet Bahçeli kadar olmasa bile, ülkenin bu duruma gelmesinde ağır sorumluluğu bulunan Dersimli Kemal’in de suyunu ısıtıyor…

Kılıçdaroğlu’nun hain bir projenin ürünü olarak Atatürk’ün partisinin başına getirildiği, nihayet bizim cephede de anlaşılmaya başlandı…

Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına atanmış bir müdürdür…

O da küresel güçlerin has adamıdır Bahçeli gibi!

Baykal kasetinin zorunlu bir sonucu olarak tarihe geçeceğine zerre kadar kuşkum yoktur…

Şimdi en saygın MHP’lilerin acı ama gerçek bir tespitini paylaşma sıradır: Bugün için MHP’nin başında bir MİT ajanı oturuyor!..

Bir başka yakıcı gerçek de şudur: CIA‘nın yan kuruluşu Stratfor’un TR-705 kulak numaralı elemanı Sezgin Tanrıkulu, yıllardır Atatürk’ün partisini yönetiyor!..

Devlet Bahçeli ile Dersimli Kemal, bu oyunda sadece birer figür, bir vitrin süsüdür…

CASUS TANRIVERDİ!..

Silah Fabrikası Müdürü Mustafa Tanrıverdi, MKE’ye ait MP-5 ve üretimine yeni başlanan MPT-78 piyade tüfeğinin, çizim ve tüm üretim planlarını 1 milyon 200 bin lira karşılığında, ABD’li bir firmaya satmak istenirken suçüstü yakalandı…

İhbarı yapan ise Türk asıllı Amerikalı silah tüccarıdır.

Şikayet numarası ile planları bedavaya getirmiş de olabilir!

MPT-76, NATO standartlarındaki en çok testi geçebilen ve dünyada birinci sırada yer alan bir Türk silahtır.

2013 yılında AKP Siyaset Okulu’ndan mezun olan Tanrıverdi, “Ben de bir hata yaptım” dedi…

İyi ki, “aldatıldım” demedi!

Yoksa yeri, başımızın üstündeydi!

Tanrıverdi’nin, “Devlete ait gizli kalması gereken fenni keşif, buluş ve sinai verilerden yararlanma” ve “rüşvet alma” suçlarından yargılanacak olmasına bakmayın siz.

İşlediği suçun konuşma dilimizdeki karşılığı casusluktur

GÜL’ÜN KORUMALARI

İyi şeyler olacak” diyerek; “açılım”ı müjdeleyen, Bahçeli’nin olağanüstü çabaları ile Cumhurbaşkanlığına seçilen Abdullah Gül, Nusaybin’de şehit olan polislerden ikisinin, yakın korumaları olduğunu söyledi…

Yakın korumalar, Gül’ün yakını değil elbette…

Abdullah Gül, yakınlarından bir tek şehit göstermez!

Oğulları şehit olan babaların, babaları şehit olan çocukların acısını yüreğinde duyabilir mi hiç?

Gül, “açılım”ın mimarı olarak yaptığı iş ile övünebiliyor mu bugün?

Onu söylesin…

KİMLİK BİLGİLERİMİZ

Kimlik bilgilerimiz internette dolaşıyor!

Bilgileri çalan olağan şüpheli, Fetullah Gülen Cemaat’inden bir mürittir…

Kozmik odalara giren, istihbarat arşivimizi çalan, savaş sırlarımızı yurt dışına kaçıran, olası bir açık işgal halinde sivil halkın direnişini örgütleyecek yurtseverlerin isimlerini deşifre eden “F Tipi”nin, kimlik bilgilerimizi ele geçirememiş olması düşünülebilir mi?

Diyeceksiniz ki, 2009 yılında siyasi partilere verilen bu bilgilerin, aradan 6 yıl geçtikten sonra yayınlanması ne işe yarayacak?

Halkı huzursuz etmenin ötesinde, bazı önemli sonuçları da olacak kuşkusuz.

Bekleyip göreceğiz…

KARŞI DEVRİM

Eğitim Bir-Sen‘in: “Kemalist ruhu eğitim müfredatından arındırmalıyız” talebinden sonra, MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın orta öğretim sınıfları için hazırladığı Tarih dersi kitabı da karşı devrimin kesintisiz devam ettiğinin kanıtıdır…

Tarih dersi program taslağında; “Türkiye Cumhuriyeti” ve “Türk Milleti” ifadeleri geçmiyor…

Kurtuluş Savaşı”na yer verilmiyor…

Atatürk Devrimleri”nden tek kelime söz edilmiyor…

Bu gerçeklerin üzerini örtmek için, belden aşağı bir tartışmadır gidiyor:

Ne yazık ki, bu seviyesiz ödev Y-CHP’lilere verilmiştir, onlar da verilen rolü bir güzel oynuyorlar…

Atatürk’ün partisini yönetenler, haftalardır kim kimin “önüne yatmış” polemiğinin dışına bir türlü çıkamıyor!..

Dersimlinin savunması kabahatinden çok kötüdür!

Küfürü bir marifet sayan; aciz, fanatik birkaç ruh hastası geri zekalıyı tatmin etmekten başka, hiçbir işe yaramayan, “birilerinin önüne yatma” sözleri, Dersimli Kemal’in kendisine değil de eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’e aitmiş…

Kemal efendi, bir bakıma AKP’lilerin kaldırım seviyesindeki sözlerini kullanmayı kendine hak sayıyor.

Ne farkın var onlardan o zaman, be çiğ adam!

Yüzde yüz haklı konumdan, savunma pozisyonuna düşmek hangi aklın karıdır?

Cemil Can

DİPNOT:

(1)http://www.haberfedai.com/haber/33606/koray-aydin-ankarada-govde-gosterisi-yapti

“İKİNCİ KURTULUŞ”UMUZ MHP’NİN KURTARILMASI İLE BAŞLAYACAKTIR!..

mhp_1

TSK’nın 24 Temmuz itibariyle PKK’ya karşı başlattığı operasyonlarda, başarılı sonuçlar elde etmesi, emperyalistleri bayağı telaşlandırdı.

Özellikle de R.T. Erdoğan’ın ani bir dönüşle “açılım”dan vazgeçip, “terörle mücadele”ye yönelmesi Batı cephesindeki paniği artırdı.

Küresel güçler, güvenlik güçlerinin başarısını gölgelemek ve ordu ile hükümet arasında güven bunalımı yaratmak için, masa başında üretilmiş yalanları piyasaya sürdüler…

Bu aralar Batının kalemşörleri, Türkiye yönetiminde askerlerin ağırlık kazandığı tezini işliyorlar…

TSK’nın “darbe” yapacağı söylentisi ile sürdürülen kampanyayı, ABD’nin hatırı sayılır Türkiye uzmanları yürütüyor:

Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, American Enterprices Institute’de yayımlanan makalesinde; Türkiye’de darbe olması durumunda, ABD’nin darbe yönetimiyle çalışmaya devam edeceğini yazdı…

Eski Başkanlardan Ronald Reagan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Norman A. Bailey ise, Ankara Garı’ndaki patlamadan hemen sonra yaptığı açıklamada; Bence en mantıklı senaryo Türkiye’de askeri darbedir. Darbeyi Kemalistler ve Aleviler de destekler dedi…

Son elli yılda “darbeler” konusunda kazandığımız deneyimden sonra, Kemalistler ile Alevilerin darbeleri destekleyebileceğini düşünmek çok uçuk bir fikir.

Ne var ki, bu tez Bailey’in kişisel fikri değil!

Erdoğan’ın 14 yıldır geliştirdiği nefret dili ve kendine muhalif olan kesimi ötekileştirme çabaları, işi bu noktaya kadar getirdi denebilir.

“Dindar ve kindar” bir nesil yaratma projesi karşısında konumlanan yığınlar, siyasi yollarla AKP’den kurtulma olanağının varlığı inancını bu kadar kolay yitirebilir mi?

Gerçekten de Kemalist ve/veya Alevi kesim içerisinde darbeye umut bağlayanlar var mı?

Sanmam ama yine de bu sorunun yanıtını, aracısız olarak kendilerinin vermesi gerekir!

***

Bu aşamada, “darbe” gibi emperyalizmin ekmeğine yağ sürecek durumları akla bile getirmemek gerekir.

AKP iktidarından ve emperyalizmin sömürü ağından çok daha kolay kurtuluş yolumuz bulunmaktadır:

İç ve dış desteği iyice azalan bu iktidarı, normal yoldan değiştirmek, eskiye göre çok daha kolay hale gelmiştir:

Bu konudaki en geçerli ve somut kanıt, 7 Haziran seçimleridir…

Halkın iktidardan düşürdüğü Batı işbirlikçilerini, halkın bu açık iradeye rağmen, ele geçirilmiş MHP, beklenmedik bir hamle ile yeniden iktidara taşıdı.

İşe buradan başlamak gerekir.

Bundan böyle, AKP’nin iktidardan düşürülmesinden çok, MHP yönetiminin derhal ve çok acil olarak değiştirilmesi konuşulmalıdır…

MHP yönetiminin, yeniden geleneksel çizgisine bağlı olanların eline yeniden geçmesini sağlamak, gündemin birinci sırasındaki maddesidir.

Bu konuda “milli” unsurların seferberlik ilan etmesi, MHP’ye en karşı olanlardan en yakın duranlara kadar, herkesin destek vermesi ulusal bir ödev olarak karşımıza çıkmaktadır…

Bu görev, Çanakkale Savaşı kadar önemlidir!

Başka bir söyleyişle, ikinci kurtuluş savaşımızın ilk cephesi, MHP’yi düşmana hizmet eden bir araç olmaktan çıkartmak olmalıdır…

Çünkü, ne kadar seçim yapılırsa yapılsın, Dersimli Kemal yönetimindeki Y-CHP’nin, oylarını artırması imkansız gibi görülmektedir.

Artırsa bile, AKP’nin tabanından bir tek oy alabilmesi olası görülmemektedir.

Bu hesapta, Y-CHP’nin oturduğu yüzde 25’lik banttaki durumunu koruması, “başarı” kabul edilebilir.

AKP’yi destekleyen yüzde 50 oranındaki “sağ” görüşlü seçmen kitlesinin önemli bir kesimi, daha önce MHP’nin tabanıydı…

MHP’nin güven veren bir ekiple, bu seçmeni yeniden kazanması pek de zor olmayacaktır.

MHP’nin AKP’den geri alabileceği bir oy, CHP’nin yeni kazanacağı iki oydan çok daha değerledir.

Bu nedenle, daha kolay ve olası görülen birinci yol tercih edilmelidir…

Yüzde 10’luk seçim barajı nedeniyle, seçmenin “diğer” partilere yönelmediği, son iki seçimde açık ve net olarak görülmüştür.

Örneğin; 7 Haziran seçimlerinde, 190 bin civarında oy alan Vatan Partisi’nin 1 Kasım seçimlerinde 30 bin oy kaybına uğramasının açıklaması, başka hiçbir şekilde yapılamaz.

En nitelikli seçmen tabanına sahip olan Vatan Partisi’nin bile, 30 bin seçmeni, oyunu CHP’ye vermek zorunda bırakılmıştır.

İktidar ve muhalefet partilerinin barajı düşürmeyecekleri gün gibi ortada olduğuna göre, bütün hesapların bu yalın gerçekliğe göre yapılması gerekmektedir…

Sonuç olarak; AKP’nin tabanını parçalayacak olan tek örgütlü yapı olan MHP’nin, Devlet Bahçeli gibi bir işbirlikçinin elinden alınması ve bağımsızlığa önem veren, milli değerlere bağlı, gerçek MHP’lilerin eline teslim edilmesi ulusal bir görev olarak karşımızda durmaktadır.

Bu noktada MHP’yi işgalcilerin elinden kurtarmak, Türkiye’yi ikinci kez kurtarmanın birinci adımı olacaktır…

***

PKK CEPHESİNDE GÜNAH KEÇİSİ ARANIYOR!..

Genelkurmay Başkanlığı, Y-CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün “kirli savaş” olarak nitelendirdiği, 265 gün devam eden terör operasyonlarının bilançosunu açıkladı:

22 Temmuz 2015’ten bu yana sürdürülen operasyonlarda, çoğunluğu PKK’lı, 4 bin 432 terörist öldürüldü.

Bu süre içerisinde; güvenlik güçleri 377 şehit verirken, 300‘e yakın sivil de yaşamını kaybetti…

Genelkurmay’ın bu açıklamasını “abartılı” bulan PKK sevicilere kötü bir haberim var:

Kandil’deki liderlerinden Murat Karayılan, örgütün yayın organı ANF’de yayınlanan mesajında yenilgiyi kabul etti.

PKK içerisindeki telsiz konuşmaları ise gerçeği su üzerine çıkarttı.

Dinleyelim bakalım kendi aralarında neler konuşuyorlar:

“Kandil’de ve ‘öz yönetim’ ilan edilen yerlerde 24 Temmuz’dan bu yana yaşanan çatışmalarda; (ölüm, yakalanma ve örgütten kaçma şeklinde) 5 binin üzerinde kayıp verdik…

Uzun yıllar içerisinde elde ettiğimiz güç, birkaç ayda heba edildi…

Ergenekon’la TSK bitti diye düşündük, TSK hesabını yanlış yaptık, TSK’nın gücünü hafife aldık…

Sadece insan kaybı değil, büyük miktarda silah ve mühimmat kaybımız oldu. Yüz milyonlarca dolarlık silah ve mühimmat kaybettik…

Kandil mahvoldu…

Artık orada barınmak zor, Irak topraklarını terk etme noktasına geldik.

Kandil ve Türkiye’deki silah depolarımız imha oldu, yılların birikimi yok oldu.

Bölgede özellikle 2009 yılı sonrasında adım adım sağlanan halk desteği, hendek politikası nedeniyle bitti…

Halk desteğini çekince şiddete başvurduk.

Kaybettiğimiz halkı, geri kazanmamız artık çok zor.

Psikolojik üstünlüğü kaybettik.

Yenilgi sorgulamayı da beraberinde getirdi…

Kadroların önderliğe inancı kalmadı…”

Konuşmaları yoruma hacet kalmadı, herşey son derece açık ve anlaşılır haldedir…

***

REZA ORTAKLARINI SATABİLİR Mİ?

İran’da idam cezasına çarptırılan Babek Zencai, mahkemede konuştu:

“Kullandığım kara paranın bir bölümünü, aklanma komisyonu olarak veriyordum.

Dubai ve Türkiye yüzde 5‘er alıyor, bana yüzde 2 kalıyordu.

Böylece Türkiye’deki yetkililere Reza Zarrap üzerinden 8.5 milyar dolar ödedim.

İsimleri Reza biliyor.

Ben sadece dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a yüzde 0.7 oranında komisyon verdiğimi söyleyebilirim…”

Bu suçlamaları Reza teyit ederse, bizimkiler nasıl bir savunma yapabilirler çok merak ediyorum.

“Bu işler oldu ama, bundan dolayı Hazine zararımız oluşmadı” demek yeterli olabilir mi?

Zencai’nin aklama komisyonu olarak “verdik” dediği paraların tümü, kara para aklaması için rüşvet olarak verilmiş…

Rüşvet” suçunda Hazine’nin ne zararı olabilir ki?!

Ona bakılırsa, hırsız evimizi çaldığında da Hazine’nin bir zararı doğmuyor!..

Ceza kanunumuzdan bu suçları çıkartalım da olsun bitsin…

Ükemizde suçu ve suçluyu savunan bir kesim oluştu, üstelik hepsi de seçmen.

Yüzde 50’nin içerisindeler…

Cemil Can

“ÜÇÜNCÜ YOL”UN UMUTSUZ YOLCULARI!..

selin_sayek_boke_2

Şeyh Sait ve Seyit Rıza‘nın çocuklarından selam getirdiğini söyleyerek, Diyarbakır Bağlar İlçesindeki Nevruz Parkı’nda konuşmasına başlayan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş; Kandil’deki PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın çağrısını tekrarladı:

“Dolmabahçe mutabakatında dile getirdiğiniz çözüm yoluna bağlıyız. HDP olarak bizler, bütün arkadaşlarımızla birlikte yeniden çözüm masasına dönülmesi için inisiyatif almaya hazırız” dedi…

Selahattin’in talebi, biraz da tek taraflı “ateşkes” ilanına benziyor…

PKK‘dan gelen bu talebi Y-CHP dışında kimse duymadı ve ciddiye almıyor.

Y-CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke:

”… gelin bu sorunu Meclis’te bütün siyasi partileri bir masanın etrafında oturtarak meşru zeminde çözelim. Gelin toplumsal mutabakat komisyonunu yarın kuralım” diyor…

Böke, PKK’yı meşrulaştırmak için adeta yırtınıyor…

Açıkça PKK’yı sahiplenemiyor tabi.

Kıvırmaktaki becerisine şapka çıkarmak gerekir.

Hatun, Mecliste bütün partileri bir araya getirmek istiyor.

PKK‘nın Meclis’teki uzantısı HDP’yi ayırmıyor, zaten çağrı onun için yapıyor.

Y-CHP, dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme geldiğinde de ipe un sermişti.

Bir taraftan AKP’yi terör örgütüne yardım ve yataklık yapmakla suçluyordu, diğer taraftan bütün dokunulmazlıklar kalksın diyerek; işi yokuşa sürüp, terör örgütünün Mecliste’ki uzantısı HDP’ye kol kanat geriyordu…

PKK‘yı meşrulaştırmak ve Türkiye Cumhuriyeti’ne muhatap yapmanın en sinsi yolu budur her halde.

Böke’nin gündemde tutmaya çalıştığı “Toplumsal Mutabakat Komisyonu” ise, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın eski önerisidir…

Atatürk’ün kurduğu parti, ne yazık ki onu da sahiplenmiştir…

Y-CHP sözcüsü Sakarya’daki konuşmasında; özellikle “güvenlikçi politikalar”la terör sorunun çözülemeyeceğine vurgu yapıyor.

AKP‘nin iktidara geldiği 2002’yılından önce, terörün silahlı mücadele ile bitirilmiş olmasını, sanki önerdiği “Toplumsal Mutabakat Komisyonu”nun marifeti imiş gibi gösteriyor!

Yeni CHP’nin önerdiği “Üçüncü Yol” teorisi; PKK’nın her köşeye sıkıştığında başvurduğu “tek taraflı aseşkes” yalanının işlemediği hallerde kullanılacağı can simitidir!

Açıkça görülüyor ki, terör örgütünün gençlik yapılanması YPG için “kendi halkını koruyan bir örgüttür” diyen Dersimli Kemal, PKK’nın kazdığı hendeklerde mevzilenmiştir…

Emperyalizmi ve onun kara gücü PKK’ya, taze kan sağlamakla görevli bir elemandır!

Nitekim, CHP’nin son Genel Başkanı Deniz Baykal’ı bile çileden çıkartmıştır.

Baykal, 80’inden sonra gerçek CHP‘yi aramak üzere yola çıkmak zorunda bırakılmıştır.

Burdur’da partililerle bir araya gelen eski genel başkan, “Türkiye’nin CHP’ye ihtiyacı var. Ama hangi CHP’ye?” diye sorduktan sonra, “O bildiğimiz, bu memleketi kurtarmış, Atatürk’e ve onun düşüncelerine inanan, gerçek CHP’ye” diyerek, yanıtı yine kendisi vermiştir…

Baykal’ın oldukça geç söylenmiş bu sözleri, Yeni CHP’nin ne olmadığını anlamak için yeterlidir…

***

PROFESÖR ARI, KENDİNİ TARİF ETMİŞTİR!

Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, okumamış olanların ferasetine güvendiğini söyleyerek, aslında kendini tarif etti!..

Arı, acaba okumadan mı profesör olmuştur?

Okuyarak bu kadar “anlayışsız” veya “sezgiden yoksun” nasıl olunur, anlamak mümkün değil!

Hazret, “feraset” sözcüğünü “zeka” anlamında kullandıysa, zaten bir çuval inciri berbat etmiştir…

Hoca; Emine hanımı öveyim derken, Davutoğlu’nu yerin dibine soktu!

Katıldığı bir TV programında, okuma oranının artmasından duyduğu endişeyi dile getiren profesör, “Erdoğan giderse tam bir felaketle karşı karşıya kalırız” diyen bir bilim adamıdır…

Türkiye’nin en tehlikeli kesiminin okumuş kesim olduğunu belirten Bülent Efendi, “Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede: Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar; okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır” demişti…

Bu beyanı sonunda, YÖK başkanlığına veya Milli Eğitim Bakanlığına getirilmesi beklenirken, “Görüntüler montajdır” diyerek, üniversitedeki görevinden istifa etmesi sürpriz oldu tabi…

Yeni ve Yakın Çağ Tarihi doktoru olan Arı’nın, montajı ıspatlamadan istifa etmesi, inandırıcı olmadığı gibi, bir bilim insanına hiç yakışmadı!

***

BUNDAN SONRASINA RIZA(MIZ) YOKTUR!

İngiliz gazetesi İndependent, Reza Zerrab’ın ABD’de tutuklanmasının Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı zor durumda bırakabileceğini yazdı:

Gazete, “Erdoğan’ın uykularını kaçıracak bir tutuklama oldu” şeklinde yorum yaptı.

FBI Bölge Direktörü Diego Rodriguez, “Reza Zarrab’ın tutuklanması, Türkiye’deki ortaklarına ciddi bir mesajdır” dedi.

Hükümet sözcüsü Ömer Çelik, yapılan yorumları:

“Cumhurbaşkanı ve bazı arkadaşlarına karşıtlık üretmek üzere yapılan hastalıklı faaliyetler” olarak değerlendirdi.

Ankara’da, Reza’nın ortağı, Babek Zencai’nin İran’da idam cezasına çarptırıldıktan sonra korktuğu ve bu yüzden ABD’den korunma istediği konuşuluyor.

Doğruluk payı yüksek olan bir değerlendirme.

ABD yönetiminin Zerrab’ı, Türkiye’ye karşı kullanacağı kesindir.

Bu yüzden, Zerrab’ın önünde yatanların paniklemesi doğal kabul edilmelidir.

Onun bu zor günlerinde; yanında duranlar, altında ve üstünde yatanlar kim bilir nerelerdedir?

AKP, Zerrab’ın tutuklamasının ardından, bir gece yarısı operasyonu ile “gizlilik yasası” çıkarttı:

TBMM‘nde “Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı”na, Meclis Adalet Komisyonu’nda hiç gündeme gelmeyen bir madde eklendi.

Bundan böyle, Türkiye’nin menfaatlerinin ciddi şekilde zarar göreceği durumlarda, kişiler hakkında yabancı ülkelerin istediği veriler paylaşılmayacakmış!

Kişilerle ilgili verilerin, Türkiye’nin menfaatine aykırı olup olmadığına, hangi ölçüye göre, kim karar verecek?

O da belli değildir!

***

ALIŞKANLIK YAPMAZSA!?..

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu Hanımefendi, Ensar Vakfı’nın Karaman Şubesi’nde, 2 yıl süren çocuklara tecavüz olaylarını, “Bir kereden birşey olmaz” diyerek tek eylem kabul etti!

Sosyal medyada “Alışkanlık yapmazsa tabi” diyerek, Bakanı “ti”ye alanlar milyonu aştı…

Karaman’dan sonra, bir skandal da Artvin’de patlak verdi!

Yusufeli Anadolu İmam Hatip Lisesi Kuran öğretmeni Rüstem Efendiyi, 14 yıl önce tecavüz ettiği öğrencilerinden biri deşifre etti:

Tecavüzlerin en az 14 yıl devam etmesi üzerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ne diyeceğini şaşırdı tabi…

Yusufeli olayını, Karaman olayı üzerine koyarak, ikisini bir tek eylem olarak savunmaya kalkışsa, bu hesaba, öğretmen Rüstem’in avukatı eski AKP Artvin İl Başkanı “yok artık” diyerek itiraz edebilirdi!?

MHP‘nin çocuk istismarını önlemek amacıyla Meclis’te komisyon kurulması isteğine ise en çok karşı çıkan, o gün genel kurulu yöneten AKP Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’dı.

Aydın’ın, vaktiyle Ensar Vakfı’nın Adıyaman Şubesi’nde konuşmacı olarak katıldığı ortaya çıktı.

Tecavüzcü öğretmenleri protesto eden KTÜ öğrencilerini, polisin yere yatırıp dövmesi, işin tuzu biberi olarak kayıtlara girdi…

Polisten “Ensar dayağı” yiyen kızlar, vize sınavlarında başarı gösterebilirler mi bilinmez ama “tecavüz” sözcüğünü bir daha ağızlarına almayacaklarından eminim!..

Sema Hanım ise, elbette ki tecavüzcüleri savunmuyordu.

AKP’ye yakın bir vakfı korumak isterken çam devirdi; gündem yarattı, sosyal medyada alay konusu oldu…

İş kazasıdır ve onun sorunudur…

Siyaseti karşıtlık üzerinden yapanların bu tür gafları görmezden gelinemez elbette…

Ne ekerseniz, onu biçeceksiniz bayanlar beyler!

Ne demiş eskilerimiz:

“En büyük hatayı yapın ama en küçük hatayı savunmayın!”

Cemil Can

DÜŞMAN SAFINDA GÖREV ALANLAR!

HBDH

Terörün sorumlularını işaret edip, onları sabah akşam eleştirerek sorunumuzu çözemeyiz.

Hükümetin bütün başarısızlığına rağmen; halkın hala yapabilecekleri var: Terör eylemlerinden sonra dik durmak, çok korkmuş olmamıza rağmen bunu belli etmeden yaşamak, her zeminde terörü ve teröristleri lanetlemek, terör örgütlerinin arkasındaki emperyalist güçleri teşhir etmek ilk akla gelenlerdir.

Devlet de görevini eksiksiz olarak yerine getirirse, başarılı olacağımız kesindir.

AKP hükümeti, bu başarının sonuçlarını ilk seçimlerde oya çevirecek diye, yurttaşlık ödevlerimizi yerine getirmekten kaçınamayız.

Korku, panik ve kargaşa yaratacak sözler etmek; terör örgütünün ekmeğine yağ sürmektir.

Henüz Kızılay’da patlayan canlı bombanın şokunu atlatamadan, İstiklal Caddesi’ndeki ile sarsıldık.

Belli ki emperyalist devletler, güvenlik güçlerinin Güneydoğu’da PKK’ya karşı elde ettiği başarılardan paniğe kapıldılar: Hain projelerinin sekteye uğrayacağı endişesi ile düğmeye bastılar, patlayan canlı bombaların hepsi ABD yapımıdır…

***

Açılım”a derhal dönülmesini isteyen CIA‘nın Türkiye uzmanı Hanry Barkley‘in, 5 ay önceki sözleri gerçekleşti: Barkley, 1 Kasım seçim sonuçlarının 7 Haziran gibi olmaması halinde, “İstiklal Caddesi’nde de bomba patlarsa Türkiye ne yapacak? Türkiye’nin turizme ihtiyacı var ” (1) diyerek, Türkiye’yi tehdit etmişti…

ABD için dış politika üreten CFR‘nin kıdemli üyesi emekli Büyükelçisi James Jeffrey, “Türk hükümeti PKK’yı tamamen mağlup edemez. PKK da Türk hükümetinin herhangi bir siyasetini değiştirmesi yönünde zorlayamaz” (2) diyerek, Türkiye Cumhuriyeti ile PKK terör örgütünü denk gösterme çabası içindedir…

Morton Abramowitz Eric Edelman, “Açılım” masasına dönmemiz için adeta yırtınıyor: 11 Mart günü Washington Post’a yazdıkları makalede; “Erdoğan ya reform yapmalı ya da istifa etmeli” diyecek kadar ileri gittiler. (3)

Bu kişiler sıradan gazeteci-yazar değiller.

İkisi de ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi olarak görev yapmıştır.

Dolayısıyla istekleri, kişisel değerlendirme olarak kabul edilemez.

Bu densizliği, ABD’nin iç işlerimize doğrudan müdahale ettiğinin en açık kanıtı olarak bir tarafa not edelim…

***

19 Mart günü, İstiklal Caddesi’nde patlayan canlı bomba Mehmet Öztürk’ün, IŞİD bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Almanya, bu eylemin yapılacağını biliyordu: Alman Konsolosluğu ile lisesini bir günlüğüne kapattılar.

Nitekim, 24 saat geçmeden Beyoğlu Kaymakamlığı önünde patlama gerçekleşti.

13 Mart günü, Kızılay’daki canlı bomba eylemini gerçekleştiren Seher Çağla Demir’in ise PKK üyesi olduğu kesinleşti.

Kızılay saldırısının, 17 Şubat günü Merasim Sokak’ta askeri servis araçlarına yapılan saldırı ile benzerlikleri de oldukça fazla…

ABD Büyükelçiliği de Kızılay’daki patlamadan birkaç gün önce, Bahçelievler civarında dolaşmayın diye yurttaşlarını uyarmıştı!

Güya sosyal medyadan öğrenip, Türk makamlarına teyit ettirdikleri bu istihbarata göre, Ankara’da canlı bombalar patlayacaktı.

Hayati önemdeki bu bilgi, bir de Bilal’in TÜRGEV’ine gitti.

CHP Milletvekili Murat Demir’in verdiği soru önergesinden anlaşıldığına göre, TÜRGEV de patlamadan birkaç saat önce, öğrencilerini Kızılay’a gitmemeleri konusunda uyarmıştı!..

Sahipsiz kalan Türk halkını ise hala uyaran yok!

***

Güvenlik güçlerinin operasyonları ile iyice köşeye sıkışan ABD’nin karagücü PKK ile 10 örgüt, “Halkların Birleşik Devrim Hareketi” adı altında birleşerek, emperyalist devletler safında yerlerini aldılar. (4)

Sol” ve “Devrimci” unvanını kullanan pek çok örgütün, gerçekte sol ve devrimcilikle bir ilgilerinin olmadığı, bu vesile ile bir kez daha anlaşıldı.

Adında hangi yanıltıcı ifade bulunursa bulunsun, terör örgütü PKK ile işbirliğine giden tüm örgütlerin, taşeron oldukları ve arkalarında ABD’nin olduğu da bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı.

Ortadoğu’daki başlıca terör örgütlerinin hamisi ve kullanıcısı ABD’dir. Nokta.

Çıkarları gerektirdiği zaman; terör örgütü olan PYD’yi, “model ortak” ve “müttefik” olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti’ne tercih edebiliyorlar!

IŞİD‘i emperyalist devletlerin kurduğu, ABD Savunma İstihbarat Başkanı Emekli KorgeneralMichael Flynn‘nin beyanları ile sabit hale geldi. Flynn, sonunda IŞİD’ı Batı istihbarat örgütleri ile İsrail’in yarattığı” gerçeğini itiraf etti.(5)

IŞİD’in ABD ve İsrail hedeflerine karşı bir tek eyleminin olmaması, bu tespitin en önemli ikinci kanıdır.

Aynı şekilde PKK’nın da Amerika’nın “karagücü” olduğu da, Obama’nın beyanı ile sabittir. (6)

Bütün bunlar açıkça ortaya koymaktadır ki, yaşamakta olduğumuz terör, ABD ile Türkiye arasında 24 Temmuz’da başlayan savaşın bir sonucudur.

Savaştan kaçma şansımız yok, kabulümüzdür.

Üzücü olan, düşman saflarına geçen hainlerin çokluğudur…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://odatv.com/ya-istiklal-caddesinde-bomba-patlarsa-1903161200.html

(2)http://www.aydinlikgazete.com/pkk-eylemlerini-artiracak-roportaj,113.html

(3)http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/abdli-iki-eski-elciden-erdogana-sert-elestiri-1132075/

(https://www.washingtonpost.com/opinions/the-united-states-needs-to-tell-turkey-to-change-course/2014/01/23/3525bf52-7eda-11e3-93c1-0e888170b723_story.html)

(4)http://www.dayanisma.net/2016/03/14/daglarda-halklarin-birlesik-devrimci-hareketinin-kurulusuna-taniklik-baki-gul/

(5)http://www.haberler.com/abd-li-general-obama-isid-i-bilerek-7602764-haberi/

(6)http://www.aydinlikgazete.com/dunya/obama-pkk-kara-gucumuz-h73476.html

“B PLANI”NIN UYGULAYICILARI

haremr

Konuşmak için her fırsatı değerlendiren ve bunun için sürekli ortam hazırlayan Erdoğan, acaba eşi Emine Hanımı neden sahaya sürdü?

Eğitimi, tecrübesi, yeteneği ve birikimi belli olan bir ev hanımının; Cumhuriyeti enkaz, Osmanlı haremini ise okul gibi göstermesinin aşırı tepki çekeceği belli değil mi?

Erdoğan’ın, Atatürk Orman Çiftliği’nde çocukların “biraya özendirildiği” şeklindeki iftirası karşılığını bulmayacak mıydı?

Diyanet’in işini gücünü bırakıp, ateistlerle evlenilemeyeceği şeklinde verdiği son fetva, kabul edilebilir mi?

Okul müdürlerinin liseli kızların eteklerine el uzatmasının sırası mı şimdi?

***

Türkiye gündeminin birinci sırasında:

13 ilçede öz yönetim ilan eden terör örgütü PKK’ya karşı, güvenlik güçlerinin operasyonları vardır.

ABD’nin “karagücüm” dediği PKK’ya karşı, TSK ve özel harekatçı polislerin başarılarını konuşmak ve 78 milyon Türk halkının arkalarında olduğunu hissettirmek zamanıdır.

Etnik bölücülere ve destekçilerine, bu topraklar üzerinde başka bir silahlı gücün yaşayamayacağı mesajını vermenin tam sırasıdır.

AKP’nin Suriye politikasının fiyaskoyla sonuçlandığı bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı:

Hükümetin İran’dan başlayarak, hatalı dış politikasını düzeltme yoluna girmesi sevindiricidir tabi…

Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmak ve Esat’ın geleceğine Suriye halkının karar vereceğini söylemek noktasına gelmek kolay olmamıştır.

Yurtseverler, ulusal çıkarlarımızla örtüşen bu değişikliklere tereddüt göstermeden destek olmak zorundadır.

Kilis’e düşen roket mermileri ile MİT TIR’larında yakalananların benzerliği şaşırtıcı olsa da; Türkiye’nin IŞİD’e karşı obüs topları ile vurma noktasına gelmesi, Şam’daki Emevi Camiinde Cuma namazı kılmaktan vazgeçtiğimizi gösterir.

Rusya ile devam eden uçak krizinin maliyeti, kar topu gibi her geçen gün büyüyerek üstümüze geliyor.

Suriyeli sığınmacılar üredikçe, sorunları da çoğalıyor.

Bu yüksek faturayı da fakir Türk halkının ödeyeceği belli değil mi?..

Ege denizinin, “ölüm denizi” olarak anılması, biraz da bizim öngörüsüzlüğümüzden oldu.

Sorumluluğumuz az değildir…

ABD ve AB’nin yerinden yurdundan ettiği insanları, Türkiye’ye postalama çabası başarılı olursa, Anadolu’nun toplama kampına dönüşeceği kesindir.

Devletin kılcal damarlarına kadar sızan Fetullahçı Terör Örgütü‘ne karşı mücadelede, henüz arzu edilen noktaya gelinemedi…

Paralel Yapı” da denen, ABD uzantılı bu örgütün TSK’ya bile sızdığı söyleniyor.

Yargıda görevli, 5000 civarında savcı ve yargıçları olduğu biliniyor!

Cumhurbaşkanı, üyelerinin çoğunu Abdullah Gül’ün seçtiği AYM kararlarını sanırım biraz da bu nedenle tanımıyor!

Kandil’in destekleme sözü verdiği Gül ve arkadaşlarından, AKP’yi bölmeleri bekleniyor…

Bu şekilde gelecek iktidar, Türk halkının olamaz tabi…

Hükümetin tökezlemesi halinde, üzerine ilk çullanacak olan eski ortakları pusuda bekletiliyor…

***

Meclis’teki muhalefetin maskesi ise çoktandır düştü:

Devlet Bahçeli, geleceğini AKP’nin “B Planı”na bağlamış.

Erdoğan’ın, yeni anayasa yapma planını, kayıtsız koşulsuz destekliyor.

Hükümetin Meclis’te ihtiyaç duyacağı oyu, vermeye hazırdır!

Yeter ki, hükümet mahkemeyi etkileyip kurultayın toplanmasını engellesin.

Bağımsız olmayan yargıya, böyle işleri yaptırmak her zaman mümkündür!

***

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına, MHP hükümetten daha hevesli görünüyor…

Bahçeli her zamanki gibi, partisini hükümetin yedek lastiği gibi kullanıyor.

Bu Meclisi, yeni bir anayasa yapma konusunda yetkili gören Dersimli, önceki dönem kadar rahat değildir.

Tabandan gelen baskılara eskisi gibi direnemiyor.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasından kalkmak zorunda kalan Y-CHP yönetimi, HDP için elinden geleni yapıyor:

Hükümetin HDP milletvekillerini suçladığı gibi, Y-CHP de AKP hükümetini suçluyor.

Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın yaptığı, ev sahibini yakalayan yavuz hırsızınki ile aynıdır…

Sanki “Açılım”a açık çek veren Kılıçdaroğlu değilmiş gibi, pişkin pişkin hükümet üyeleri hakkında, terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları için suç duyurusunda bulunabiliyor!..

Yıllarca Öcalan’ın propaganda bürosu gibi çalıştırılan Y-CHP, HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasını, bütün suçlar için ele alma şartına bağlayarak, konuyu sulandırmaya çalışıyor.

Apo’nun “Kemal’e selamımı söyleyin…” şeklinde başlayan talimat cümleleri unutulmadı ki!

5 Haziran seçimlerinden önce, barajı atlaması için destek verdikleri HDP’ye, bu noktada yapabilecekleri yardım, ancak bu kadar olabilir…

Anlaşılan; küresel güçler, PKK’nın hendekte boğulmasından sonra, uzantısı HDP’nin Meclis’teki işini Y-CHP’ye yaptıracaklar…

***

ABD ve AB’nin TBMM’nde sözcülüğünü yapan Kılıçdaroğlu’nun işi zordur.

Gidişattan memnun olmayan Baykal, bu yüzden sahneye çıkmak zorunda kaldı.

Eski genel başkan, “CHP’de yönetim sorunu olduğunu bilmeyen kalmadı” diyerek, acil yönetim değişikliğine işaret ediyor.

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, “CHP kimsenin babasının malı değil” diyerek, Dersimliye karşı aday olacağının işaretini verdi…

***

Türkiye’nin içinde bulunduğu bu tablo karşısında; gündemi hala Cumhurbaşkanı Erdoğan belirliyor.

İçerisinde bulunduğu zor durumu, herkesten çok daha iyi bildiği için, iktidardan düşmesi halinde başına gelecekleri de tahmin edebiliyor!

Dışarıda güvenebileceği bir tek dostu kalmadı!

Tek dayanağı, onu Cumhurbaşkanlığına taşıyan fanatik taraftarlarıdır.

Onlar arasında dağılma başlarsa eğer, tepe taklak yuvarlanacağını çok iyi biliyor!

O bakımdan, mesaisinin çoğunu tabanını bir arada tutmaya harcıyor.

14 yıldır mağduriyet edebiyatı ile desteğini aldığı bu kesimi, elinin altında tutmak zorundadır.

Aslında başka seçeneği de yok gibidir!..

***

O bakımdan, eşini sahaya sürmek zorunda kaldı.

Emine Hanım; ha bire yalan, yanlış ve iftira niteliğinde sözler ediyor!

Türk halkına, tarih dersi vermeye zorlanıyor…

Atatürkçü düşünceye ve Cumhuriyet’in niteliklerine bağlı duyarlı kesimlerin, bu duruma sessiz kalmayacağı açıktır.

Cevap verirken, burunlarından soluyacakları ve kantarın topuzunu kaçıracakları kesindir!

Nitekim öyle de oluyor!

Erdoğan’ın “B Planı”nda her kesim, bir şekilde beklenilen rolü oynamaya devam ediyor…

Buradan yeni bir mağduriyet alanı yaratılacağı görülüyor!..

Erdoğan, yine mitinglerde “mahremime girildi” diye ağlamaya başlayacaktır!

Ardından baskın seçim!

***

İlk genel seçimde; AKP 400 milletvekili alabilir mi?..

Bu sayıyı bulursa eğer, hiç kuşkunuz olmasın saltanat o an geri gelir!

O gün karşıdevrimin hukuku tescillenir!

AKP’nin “başarısı” için kullanılacak malzemelerin tümü hazırlanmıştır:

Hükümetin, “Açılım”dan vazgeçip, PKK ile mücadeleye geçmesi iyi puan getirir.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırması ve partinin kapatılması halkın bayağı hoşuna gidecektir…

Muhalefetin PKK ve Cemaat’e kol kanat germesi, AKP’yi yeniden umut haline getirir…

Paralel Yapı”nın devletten temizlenmesi ayrı bir artıdır.

Türkiye’ye beyzbol sopası gösteren Obama’ya, Erdoğan’ın “Eyy Amerika…” diyerek efelenmesi, antiemperyalistlerin yüreğine su serper.

Bu eylemlerin ne kadarı oya döner bilinmez ama AKP’nin en azından bir dönem daha iktidarını garantiler…

***

Bağıra bağıra gelen bu senaryoya karşı muhalefetin bir planı var mıdır?

Muhalefet kanadında, esaslı bir program ve yönetim değişikliği olmadan, gidilecek seçimlerin galibi bugünden bellidir!

Yüzde on barajı zaten yerinde durmaktadır.

Ele geçirilip, ayarlanmış muhalefet, ancak AKP’nin daha güçlü olarak yeniden iktidara gelmesine katkı sağlayabilir!..

Gerisi, külahıma anlatılacak hikayedir!..

Cemil Can

“ZAMAN” HER ŞEYİN İLACIDIR!..

Zaman

İstanbul 6. Sulh Ceza Mahkemesi, “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet yapılanması’nın (FETÖ/PDY) faaliyetlerine destek olacak şekilde kullanıldığı yönünde kuvvetli deliller bulunması” nedeniyle ZAMAN gazetesinin de içinde bulunduğu Feza Gazetecilik A.Ş.ye kayyum ataması, Meclis’teki muhalefeti neden rahatsız etti?..

“Suçun bir şirketin faaliyetleri çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe varsa” o şirkete, CMK’nun 133. maddesine göre “kayyım” (kayyum) atanması mümkündür.

TCK’nun 54. maddesinde “suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen eşyanın”, 55. maddesinde ise “suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ekonomik kazançların” müsaderesi düzenlenmiştir…

O bakımdan konuya hakim olmadan, soruşturma dosyası içerisindeki kanıtları görmeden, peşin yargılarla ortaya atlayıp, sırf hükümete muhalefet olsun diye, “medya özgürlüğü” yok ediliyor iddiasında bulunmak; son tahlilde suç örgütüne “yardım ve yataklık etmek” ve “suç örgütünün propagandasını yapmak” suçlarını oluşturabilir…

Bu bağlamdaY-CHP milletvekilleri; Gürsel Tekin, Enis Berberoğlu ve Barış Yarkadaş’ın ZAMAN gazetesinin yönetim katına girmeye çalışan polislere direnmesi son derece anlamlıdır!

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, PKK’ya yapılan operasyonların sona erdiği Cizre’ye, 4 Mart 2016 günü giden Y-CHP milletvekilleri; Zeynep Altıok, Sezgin Tanrıkulu, Fikri Sağlar, Ali Şeker ve Fatma Kaplan Hürriyet’in “Üç Adımlı” (Toplumsal Mutabakat Komisyonu, Ortak Akıl Heyeti ve Gerçeklerle Yüzleşme Komisyonu) önerileri de sorunludur.

Bu önerilerin, terör örgütü PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 2015 Nevruz mesajında açıkladığı; önerilerle örtüşmesi tesadüf olarak kabul edilemez!..

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 5 Mart 2016 günü Ato Kongre Merkezi’nde düzenlediği “Türkiye’nin Geleceği İçin Büyük Buluşma” toplantısındaki sözleri de ibretliktir.

ZAMAN gazetesine kayyım atayan hakimi “siyasi organın elemanı” olmakla suçlayan Kılıçdaroğlu, Can Dündar’ın serbest kalmasını sağlayan Anayasa Mahkemesi’ni savunması suya tersten dalan ördek misali, şaşkınlığının çarpıcı kanıtıdır…

Bu toplantıda, PKK’ya destek bildirisine imza atan akademisyenlere de sahip çıkan Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Tek parti döneminde Atatürk Orman Çiftliği’nde ellerine bira şişeleri tutuşturulmuş çocuk fotoğrafları görürsünüz” şeklindeki sözlerine itiraz etmeyerek onay vermesi, bilinç altında yatan Atatürk düşmanlığını bir kez daha ortaya koymuş bulunmaktadır…

Dersimlinin Ankara’dan verdiği mesajlar evlere şenliktir:

Kılıçdaroğlu’na göre, “Sivil darbenin ön hazırlıkları yapılıyor”!..

Yani korkulacak çok fazla bir şey yoktur.

CHP Anayasa Uzlaşma Masası’ndan kalktığına göre, sivil darbe de gerçekleşmez!

Verdiği durum tespitine göre, güya her şey kontrolü altındadır…

Halbuki, sayesinde “sivil darbe” dediği karşıdevrim tamamlanmıştır.

Şimdi son rötuşları yapılmaktadır…

Fiilen “başkanlık sistemi”ne geçilmiştir.

AKP, fiili duruma göre anayasa yapmaya zorluyor…

Dersimli Kemal, bir kez o masaya oturarak, kurucu olmayan bu Meclis’te yeni anayasa yapma yetkisinin bulunduğunu da kabul etmiştir!

Bundan sonra masadan kalkması çok fazla bir şey ifade etmeyecektir.

Bu noktada MHP’nin durumu daha da ibretliktir:

5 Haziran seçimlerinde; 80 milletvekili kazanan MHP, PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP ile bir arada bulunmamayı gerekçe göstererek, muhalefet partilerinin hükümet kurmasına yanaşmamıştır.

1 Kasım seçimlerinde milletvekili sayısını yarıya düşürdükten sonra, AKP’nin yeniden iktidar olmasını sağlamış, fakat HDP ile Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasına oturabilmiştir…

“İlkesizliğin bu kadarına da pes” diyerek bu işin içerisinden çıkmak kolaycılığa kaçmaktır!

Kurultay isteyen teşkilatları kapatan Bahçeli’nin, üstelik de sağlık durumu son derece bozukken, ısrarla CHP’yi masaya oturtarak, yeni anayasayı yapmak için olağanüstü çaba harcaması, ancak ve ancak savsaklanamaz “görev” anlayışı ile açıklanabilir!..

MHP’nin Fetullahçı Terör Örgütü’nün finans kaynaklarına, propaganda kuruluşlarına karşı yapılan operasyonları kınamasını ise açıklamak olanaklı değildir…

TSK’ya, Atatürkçülere, iktidara muhalif olanlara ve Kemalistlere yönelik kumpas operasyonları yapılırken, ZAMAN gazetesi bu yapılanları övüyordu.

Masa başında üretilmiş sahte belgeleri yayımlıyorlardı…

Masum insanları peşinen suçlu ilan edip, Türk Ordusu’nun savaş yeteneğini zaafiyete uğratan Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ile kahraman askerlerimizi itibarsızlaştırıyorlardı…

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde; CIA’nın kucağına oturan liderleri, karşıdevrimin lokomotivi gibi hareket ediyordu…

TSK’nın kozmik odalarına girip, savaş planlarını yurt dışına bunlar çıkardı…

Emniyeti, akıl almaz komplolarla ele geçirip, istihbarat arşivini bunlar kaçırdı…

Bütün bu operasyonlar yapılırken ZAMAN gazetesi, FETÖ’nün kamuoyunu yönetme merkezi olarak çalıştı…

Bu yapılanların üzerinden yıllar geçmedi ki, hiçbirini unutmuş değiliz!..

Sicili ihanetlerle dolu olan bir örgütün, finans kaynaklarına ve propaganda kuruluşlarına tedbiren el koyulması kadar doğal bir şey olamaz!..

Bu noktadan sonra yargılamaların sonunu beklemek gerekir…

Masa başında üretilmiş delillerle açılan Ergenekon ve Balyoz davalarında “yargılamanın sonunu beklemek gerekir” diyerek, hukuksuz uygulamaları görmezden gelen muhalefetin, gözümüzün önünde yapılan hukuksuzluklar için, aynı sabrı gösterememesi, suç ortaklığının itirafı gibi değil mi?..

Bugün muhalefet diyetini ödüyor!

Y-CHP ve Y-MHP yönetimlerinin kaset operasyonları ile dizayn edilmiş olduğuna başka kanıt aramaya gerek yok!..

Cemil Can

“BİLMİYORDUM” MAZERETİ KALMADI!..

ek_karar_1

AKP’nin Paralel Yapı, cemaatlerin Cemaat, muhaliflerin “F Tipi”, kendilerinin Hizmet Hareketi,

yargı organlarının ise Fetullahçı Terör Örgütü olarak adlandırdığı örgütlenme;

23 Şubat 2016 günü bir hukuk metninde faaliyetleri esas alınarak tarif edilmiştir:

yargı içinde geçmişte doğrudan bilinmeyen,

ancak;

sistemli bir şekilde örgütlenen,

kamuoyunda;

Paralel Yapı,

Cemaat,

veya

Fetullahçı Terör Örgütü gibi isimlerle anılan bir oluşumun tahakkümü altına girdiği,

kendilerinden olmayan herkesi herhangi bir şekilde, (Müfettiş raporları, sahte isimli ihbarlar, nereden geldiği belli olmayan bilgi notları gibi…) bertaraf etmeye matuf davranışlar içerisine girildiği,

aynı örgütlenmenin özellikle 1980 yılının ikinci yarısından başlamak üzere;

sistemli bir şekilde; emniyet teşkilatı mülki idare amirliği

ve

Türk Silahlı Kuvvetlerinde de yapıldığı,

belli bir güce eriştikleri varsayımıyla devlet içinde kendilerine uygun bir düzen kurmak amacıyla;

organize bir şekilde hareket edip, tümüyle devleti yönetmeye kalkıştıkları,

özellikle;

Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, çoğunluğu kurmay subay ve general olan personelin,

başka yerlerde yapılmış sahte ihbar mektupları ile yine kendilerinin dijital ortamda kurguladıkları delilleri sistemli bir şekilde kullandıkları,

ordu mensubu genç teğmenlerin cep telefonlarına yüzlerce sayılabilecek kumpas niteliğinde amaca yönelik aleyhte kullanılabilecek mesajlar gönderdikleri,

ve

bunun ortaya çıkması sonucu sehven yapıldığı gibi gerekçelerle geçiştirildiği,

keza;

Balyoz ve Ergenekon davalarında görüldüğü gibi;

netice alma amaçlı olarak sanıklar tarafından gömüldüğü intibaını yaratarak, bir kısım silahların bir yerlere gömülüp, güya bulunmuş gibi işlem yapıp tutanaklar tutulduğu,

delillendirme çabaları içinde kullanılan bilgisayarlardan kendilerinden olmayan kişilere ait isimleri geçen belgeleri, yine kendilerinden ve kendilerine yakın subay, astsubay ve personel vasıtasıyla, bir yerlere koyup delil bulduk şeklinde kumpaslara girdikleri,

kendilerinden olmayanları bertaraf edip, kendilerinden olanların önünü açmaya yönelik hareket içinde bulundukları, bu hususun DEVLET TARAFINDAN FARKEDİLMESİ üzerine;

bu yapı ile, sistemli bir mücadeleye girişildiği de toplumun, kamunun ve yargının malumları olan husustur…” (1)

Kısaca FETÖ de denilen Fetullahçı Terör Örgütünü, İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünün gerekçesinde tanımlamıştır.

Yukarıdaki ifadelerde bana ait bir tek sözcük yoktur.

Kolay okunması için bazı cümleleri ayrı satırlara yazdım.

Alıntı olan metin, Emniyet teşkilatını tamamen ele geçirmek amacıyla, masa başında yazılan senaryolara, sahte kanıtlar üreterek, özel görevli ağır ceza mahkemesinde açılmış ve mahkumiyetle sonuçlanmış bir davanın,(2) Yargıtay 16. Ceza Dairesinde bozulmasından sonra verilmiş beraat kararının gerekçesinden alıntıdır. (3)

Emniyet teşkilatında üst düzey görevlerde bulunan başarılı emniyet müdürleri Mustafa Gülcü ile Celal Uzunkaya hakkında açılmış olan davanın, beraatle sonuçlanması, bir dönemin kapandığının en önemli kanıtıdır…

Emniyette üst düzey görevlerde bulunan ve kumpaslarla hedef alınan diğer emniyet müdürleri; Emin Arslan, Sabri Uzun ve Hanefi Avcı, bu karardan habersiz olarak “Devleti Tehdit Eden Terör Yapılanmaları” panelinde benzer tespitleri yapmışlardır… (4)

Hiçbir tereddüt göstermeden rahatlıkla diyebiliriz ki; İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı, aynı zamanda, “Hizmet Hareketi”nin bir terör örgütü olduğunun en çarpıcı kanıtıdır…

Bu örgütün finans kuruluşları ile propagandasını yapan kurum ve kuruluşlarına karşı yapılacak operasyonları, hukuka aykırı eylemlermiş gibi göstererek destek vermek, terör örgütüne destek vermek ve terör örgütünü iyi göstermek anlamına geleceğine kuşku yoktur.

Dolayısıyla bundan böyle, “F Tipi”ne karşı yapılacak operasyonlara, temel hak ve özgürlükleri savunma bahanesi ile kol kanat gerenler, bu örgüte bilerek ve isteyerekyardım ve yataklık” suçunu işleyecekler ve suçu ve suçluyu övmekle rahatlıkla suçlanabileceklerdir.

Asıl önemlisi ise bundan böyle, “bilmiyordum” mazeretinin arkasına saklanma olanağının, ortadan kalkmış olmasıdır…

FETÖ’nü savunanlar için “Aldatıldım” savunması da geçerli olamayacaktır tabi.

Zira ortada, kapı gibi mahkeme kararı bulunmaktadır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.02.2016 tarih ve 2016/69 Yeni Esas numaralı kararı.

(2) İzmir 10 Ağır Ceza Mahkemesinin 11.04. 2013 tarih ve 2010/78 E, 2013/54 K sayılı kararı.

(3) Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 28.12.2015 tarih ve E:2015/185, K:2015/5279 sayılı kararı.

(4)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/emin-arslan-sabri-uzun-ve-hanefi-avci-f-tipi-orgutu-anlatti-h93072.html

SUUDİ AMERİKA!..

suudi

 

Sözcü’den Necati Doğru 5 yılın korkunç bilançosunu yazdı:

Bu süre içerisinde Suriye’de 271 bin 138 kişi ölmüş.

Ölenlerin 13 bin 500’ü çocuk, 8 bin 760’ı kadınmış…

Beşar Esat’ın 97 bin 842 asker kaybı var.

Hükümet bugüne kadar 46 bin 452 isyancı, 44 bin 254 İslamcı militan öldürmüş…

Yaralıların sayısı; 1 milyon 500 bin, sakat kalanlar ise 660 bini bulmuş.

14 milyon Suriyeli evini ve topraklarını terk etmiş.

4 milyon 718 bin 230 mültecinin, 2 milyon 620 bin 553‘ü Türkiye’de.

Bunların bize sadece parasal maliyeti 10 milyar doları buldu.

Bu rakamı bölün 78 milyona, bakın adam başına ne düşüyor.

Dolayısıyla kimse hükümetin Suriye politikası beni ilgilendirmiyor diyemez.

Avrupa ülkelerine geçmeye çalışırken Ege Denizi’nde binlerce çocuk boğulup ölmüş.

Bütün bunlar ABD’nin Suriye’ye “demokrasi getirmesi” için oluyor!

ABD’nin başlıca derdi, olmayan ülkelere demokrasiyi getirmekmiş!

Ölen ve sürgüne gönderilen milyonlarca insan için bu sözler ne ifade eder bilmiyorum!

Gazete haberlerine göre, Suudilerin bombardıman uçakları İncirlik’e gelmiş…

Kimilerine göre, Rusya’nın savaş uçağını düşürdüğümüz için, Suudilere; bizim yerimize Suriye sınırında uçar mısınız diye rica etmişiz!

Uçaklar da yabancı bayraklı Türk gemileri gibi…

Suudilerin derdi, Suriye’ye demokrasi getirmek olabilir mi?

Bu soruya cevabınız “evet” ise, demek ki, Araplar demokrasiye çok heveslidirler!

Daha düne kadar kadınları, otomobil bile kullanamıyordu.

Kadınları, erkeklerin hizmetinde cinsel obje gibi gören bu çöl Bedevileri, şimdi Suriye’ye demokrasi getirmek için savaşacaklar!

Ne kadar da inandırıcı…

Demokrasiyi de çok iyi anladılar yani!

Birisi bunlara söylesin; demokrasilerde sizdeki gibi kadın erkek eşitliği var!

Demokrasi olan ülkelerde, serbest seçimlerle ortaya çıkan halk iradesine göre ülke yönetilir.

Sizdeki gibi…

Azınlıkta kalanların düşüncesi güvence altındadır, farklı düşüncelere saygı gösterilir…

Her fikir, kendini özgürce ifade edebilir…

Fikirlerin, gelecekte iktidar olabilmeleri için önündeki fiziki ve hukuki engellerin tümü kaldırılır…

Ülkenizde olduğu gibi demokrasilerde laiklik ilkesi olmazsa olmazdır…

En kaba anlatımıyla laiklik, dinin devlet işlerine karıştırılmaması anlamına gelir…

Birkaç adın arkasında karafatmalar gibi dört kadın ve civcivler gibi dizili onlarca çocuğu, son model ciplere bindirip, Karadeniz bölgesine gezmeye getiren, “Temizlik imandandır” hadisine itirazları olmadığı halde; pislikten yanlarına yanaşılmayan bu Suudi Amerikalılar, bütün bu evrensel değerleri kabul edip, içlerine sindirdiler demek ki!…

Ne güzel…

Anlaşılan Suudiler, demokrasiyi denediler!

Memnun oldukları da belli oluyor.

Bu yüzden, şimdi de Suriye’de yaşama geçirmek için mücadele edecekler…

Ne kadar da inandırıcı!

Şaka maka değil, İncirlik üssüne savaş uçaklarını indirdiler!

Demek ki, dünya bayağı iyiye gidiyor da biz farkında değiliz…

Cemil Can

 

Biz kazanacağız…