KONUK YAZARLAR

YANGIN HIZLA BİZE DOĞRU YAKLAŞIYOR!..

İsrail Türkiye’ye sınırlarını göstermek amacıyla sınırımızın 70 km güneyindeki Ebu Zuhur Hava Üssünü vurduğunu duydunuz.

Dünya kamuoyu saldrıyı İsrail güç kullanarak; Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun önünü kesmek için gözdağı verdi şeklinde okudu. (1)

Netanyahu’nun son dönemde Türkiye’yi giderek daha fazla bir “güvenlik tehdidi” olarak sunması, iç politika malzemesi gibi değerlendirilmesi hatalıdır.

Her ne kadar İsrail basınında bu durum “seçim” bağlamında tartışılıyorsa da kazın ayağı öyle değildir..

Al-Monitor, Netanyahu’nun seçim baskısı altında Türkiye’yi yeni bir güvenlik hedefi haline getirdiğini yazıyor. (2)

☆☆☆

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye’yi kışkırtmave seçim bağlantısına ilişkin sözlerini dikkatlice analiz etmek gerekir.

Financial Times Barrack’ın saldırının İsrail’in sonbahar seçimleri öncesinde Türkiye’yi çatışmaya çekme girişimi olabileceğini aktarıyor. (3)

Barrack’ın değerlendirme dışı bıraktığı daha önemli bir husus var:

İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki askerî nüfuzunun büyümesinden duyduğu stratejik rahatsızlık gerçektir; Netanyahu’nun bu stratejik kaygıyı seçim siyasetiyle birleştirmesi ise ayrıca mümkündür.

Lakin seçim faktörü, saldırının zamanlamasını ve sertliğini açıklayabilirse de saldırının asıl stratejik nedenini açıklamaya yetmez…

☆☆☆

Esat’ın devrilmesinden sonra, İsrail’in Türkiye’den rahatsızlığının başlıca sebebi yeni Suriye yönetimi üzerinde Türkiye’nin etkisinin hızla artmasıdır.

İsrail, Suriye’nin güçlü bir devlet olmasını kendisi için birgüvenlik tehdidi” görüyor.

Buna karşılık Türkiye; yeni Şam yönetimini destekliyor, Suriye ordusunun yeniden yapılanmasına yardımcı oluyor, askeri eğitim ve savunma alanında işbirliği yapıyor, Suriye’nin hava savunmasının ve askeri kapasitesinin yeniden kurulmasına katkıda bulunuyor.

Bununla birlikte Suriye’nin kuzeyinde önemli bir askeri varlığa da sahiptir…

İsrail’in Suriye’deki askeri tesisleri sürekli vurmasının arkasındaki temel mantık budur…

☆☆☆

Dolayısıyla meseleyi sadece Türkiye- İsrail gerilimi olarak değerlendirmek eksik olur.

Aslında mesele; Suriye’nin gelecekte kimin nüfuz alanında olacağı meselesidir.

Ve burada Türkiye ile İsrail’in çıkarları giderek daha fazla karşı karşıya gelmektedir.

Financial Times, mevcut durumu, iki ülke arasındaki daha geniş bir bölgesel güç rekabetinin Suriye’de görünür hale gelmesi olarak değerlendiriyor… (4)

☆☆☆

Asıl dikkat çeken nokta ABD’nin neden İsrail’i kınamadığı hususudur.

Burada ABD’nin klasik Ortadoğu politikası devreye giriyor diye düşünebiliriz.

Washington aynı anda şu üç şeyi yapmak zorunda hissediyor:

  1. İsrail’in güvenlik kaygılarını tamamen reddetmemek,

  2. Türkiye’nin NATO müttefiki olduğunu göz ardı etmemek,

  3. Türkiye ile İsrail’in doğrudan savaşa girmesini engellemek.

Bu nedenlerle olsa gerektir ki, Washington’un son derece dikkatli dil kullanmıştır: Gereksiz tırmanma” diyor; saldırının “bölgesel istikrara hizmet etmediğini” ile sürerek “itidal ve diplomasi”nin öne çıkartılması gerektiğini savunuyor…

☆☆☆

Bu olay, tek başına bir hava üssünün bombalanması olarak görülemez.

Saldırı, Suriye’nin geleceği konusunda ortaya çıkan Türkiye-İsrail rekabetinin ilk açık askerî göstergelerinden biri olarak kabul edilmelidir.

Üstelik İsrail’in saldırı için seçtiği hedef çok semboliktir:

Ebu Zuhur, Suriye toprağıdir; Türkiye sınırına yakındır, Türk askerî heyetinin ziyaret ettiği ve Türkiye’nin yeniden yapılandırılmasına katkı verdiği bir hava üssüdür…

Bu hedef seçimi tesadüf değildir…

☆☆☆

İsrail bu saldırı ile aynı anda Şam’a ve Ankara’ya şu mesajı göndermiştir:

Suriye’de askerî kapasitenin yeniden kurulmasına izin vermeyeceğim ve Türkiye’nin bu sürece öncülük etmesini de kabul etmeyeceğim.”

Fakat İsrail burada önemli bir risk almıştır.

Çünkü İran’la mücadele ederken karşısında Türkiye gibi NATO üyesi, güçlü bir bölgesel devlet yoktu.

Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığına karşı aynı yöntemi uygulamak, çok daha farklı sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle Barrack’ın “Türkiye’yi kışkırtma” değerlendirmesini ciddiye almak gerekir.

Bu, sıradan bir diplomatın spekülasyonu olmaktan ziyade, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan askerî çatışma ihtimalinin Washington tarafından artık somut bir risk olarak görüldüğünü gösteriyor…

☆☆☆

Barrack’ın Suriye’nin Türkiye ile bütünleşmesi ve yeniden yapılandırılmasını destekleyen yaklaşımı ile İsrail’in Türkiye’nin Suriye’de kalıcı askerî altyapı oluşturmasından duyduğu rahatsızlık karşı karşıya geliyor.

İsrail’in artık Türkiye’yi Suriye’de yalnızca diplomatik bir aktör değil, kendisinin bölgesel hareket alanını sınırlayabilecek askerî bir rakip olarak görmeye başlamıştır.

İsrail basınında Türkiye’nin “düşman”dan ziyade giderek güçlenen bir “rakip” olarak görülmesi de bu açıdan dikkat çekicidir.

Bu nedenle Ebu Zuhur’u tek başına değerlendirmek yerine, T4 Hava Üssü’nden Ebu Zuhur’a uzanan İsrail saldırıları ile Türkiye’nin Suriye’de askerî altyapı oluşturma girişimlerini birlikte değerlendirmek çok daha açıklayıcı olacaktır. (5)

☆☆☆

Bütün bu olup bitenler ABD’nin ileri karakolu ve tartışmasız müttefiki olan İsrail’in, bir NATO üyesi olan Türkiye ile silahlı bir çatışmaya girmesinin, olasılık dahilinde olduğunu ortaya koymaktadır.

Şimdi de Türkiye Suudi Arabistan ve Pakistan’ın “taraflardan birine yönelik saldırının ortak savunma meselesi olarak” (6) ele alındığı Mekke Anlaşması çerçevesinde ortaya bir soru atalım:

Olası bir İsrail-Türkiye çatışması Suudi Arabistan ile Pakistan’ı da ateş çemberinin içerisine alabilir mi?..

☆☆☆

Bu sorunun yanıtını aramadan daha önemli bir başka soruyu diğer sorunun yanına bırakıyorum:

Ortadoğu’nun dört bir tarafına fitili ateşlenmiş bombalar yerleştirildiği anlaşılıyor.

Emperyalizm Ortadoğu’yu ateşe verecek gibi…

Giderek büyüme olasılığı taşıyan bu büyük yangından Türkiye’yi nasıl koruyacağız?..

Onu düşünen yöneticilerin sesini duymak istiyoruz…

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR

(1) Fransa’nın Le Monde gazetesi saldırıyı doğrudan Şam’a ve Ankara’ya gönderilen bir mesaj çerçevesinde değerlendirdi.

Financial Times ise Türkiye-İsrail rekabetinin Suriye üzerinden açık biçimde ortaya çıktığını ve İsrail’in asıl kaygısının yalnızca Ebu Zuhur üssü olmadığını; Türkiye’nin Suriye’de giderek artan askerî ve stratejik etkisi olduğunu vurguluyor.

South China Morning Post ise çok daha çarpıcı bir başlık kullandı: İsrail ile Türkiye’nin Suriye üzerinde “tehlikeli bir yanlış hesaplama” sürecine girdiğini belirtti. Özellikle İsrail uçaklarının Türkiye sınırına yakın bir bölgede, Ankara’yı önceden bilgilendirmeden operasyon yapmasının doğrudan bir Türk-İsrail çatışmasına dönüşebileceği değerlendirmesi yapıldı.

(2)https://www.al-monitor.com/originals/2026/08/election-looms-netanyahu-puts-turkey-israels-crosshairs

(3) https://www.ft.com/content/d770cdbf-46b1-4928-9ec7-e1155db679d2

(4) https://www.ft.com/content/8fc1f72a-c3e5-4f40-a28b-c0cb59e39256

(5) T4 (Tiyas) Hava Üssü saldırısı 2 Nisan 2025 gecesi, yani 3 Nisan 2025’in ilk saatlerinde gerçekleşti. İsrail o gece Suriye’de Hama Hava Üssü, T4/Tiyas Hava Üssü ve Şam çevresindeki bazı askerî hedefleri vurdu. T4’ün hedef alınması özellikle dikkat çekti; çünkü o dönemde Türkiye’nin T4’te hava savunma sistemleri ve SİHA‘lar konuşlandırabileceğine ilişkin haberler yayımlanıyordu.

https://ankahaber.net/haber/israil_turkiyenin_kontrolunu_almayi_planladigi_iddia_edilen_suriyedeki_ussu_bombaladi_230541

(6) https://cemilcan.gen.tr/turkiye-yeni-bir-savasa-mi-hazirlaniyor/

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir