KONUK YAZARLAR

TÜRKİYE YENİ BİR SAVAŞA MI HAZIRLANIYOR?

 

(Çerçeve Yasa ile Mekke Anlaşması aynı fotoğrafın Iki ayrı karesi gibi!)

Türkiye’nin önünde dikkatle okunması gereken bir tablo var.

Bir yanda “Terörsüz Türkiye” süreci ve PKK’nın silah bırakmasını hedefleyen Çerçeve Yasa hazırlığı…

Diğer yanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması ve bunun getirebileceği yeni bölgesel askerî sorumluluklar

Bu iki gelişmenin aynı planın parçaları olduğunu söylemek için henüz elimizde kanıt yok.

Ama aynı dönemde ortaya çıkmaları, şu soruyu sormamızı engellemiyor:

Türkiye içeride savaşı bitirirken dışarıda yeni bir savaşın sorumluluğunu mu üstleniyor?..

☆☆☆

PKK meselesi kapanırsa ne olacak?

Çerçeve Yasa‘nın amacı, kamuoyunda “PKK’ya af” olarak tartışılsa da hukuken genel af niteliğinde olmayan bir düzenlemeyle, silah bırakan örgüt mensupları bakımından belirli hukuki sonuçlar doğurmaktır.

Bunun gerçekleşmesi halinde Türkiye’nin kırk yıldır sürdürdüğü PKK ile silahlı mücadelede yeni bir dönem başlayacak.

Peki sonra?

Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askerî politikası değişecek.

Güvenlik öncelikleri değişecek.

Ve Türkiye’nin büyük askerî kapasitesi yeni görev alanları arayacak.

Tam da bu sırada Mekke Anlaşması devreye giriyor.

Tesadüf mü?

Bilmiyoruz.

Ama sorgulamak zorundayız…

☆☆☆

Türkiye’nin yeni görevi ne olacak?

Mekke Anlaşması’nın tam metni kamuoyuna bütün ayrıntılarıyla açıklanmış değil.

Bu nedenle Türkiye’nin hangi şartlarda askerî yardım yapmak zorunda kalacağını kesin olarak söylemek mümkün değil.

Fakat anlaşmanın temel yaklaşımı, taraflardan birine yönelik saldırının ortak savunma meselesi olarak değerlendirilmesi yönünde.

Şimdi bir senaryo düşünelim:

ABD ile İran arasında savaş yeniden başladı.

Çatışma ABD üslerinin bulunduğu Suudi Arabistan’a doğal olarak sıçrayacaktır.

Suudi Arabistan’ın ortak savunma mekanizmasını işletmesi işin doğası gereğidir.

Anlaşma uyarınca Türkiye asker gönderdi.

Ve Türk askerleri İran tarafından hedef alındı.

Türkiye o anda hâlâ savaşın dışında mı kalacak?

İşte sorulması gereken soru budur.

Çünkü savaş alanına giren asker, savaşın riskini de beraberinde getirir…

☆☆☆

Bir de NATO var!

Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu unutmayalım.

Bir başka ülkenin savaşı Türkiye’yi vurduğunda mesele artık yalnızca Türkiye’nin meselesi değildir.

NATO’nun kolektif savunma mekanizması gündeme gelebilir.

Böylece başlangıçta ABD ile İran arasında başlayan bir çatışma, Türkiye üzerinden çok daha geniş bir savaşın kapısını açabilir.

Bu senaryonun gerçekleşeceğini söylemiyoruz.

Ama devletler, gerçekleşmesi mümkün olan savaşları önceden düşünmek zorundadırlar…

Bu senaryoya göre NATO üyesi olmayan Suudi Arabistan ile Pakistan NATO şemsiyesi altına alınmıyor mu?

Buna “NATO’nun genişlemesi” de denebilir.

Böyle bir durum Rusya ile Çin’i ilgilendirmez denebilir mi?!

☆☆☆

İçeride barış, dışarıda savaş mı?

İşte en rahatsız edici soru budur.

Türkiye yıllardır PKK ile mücadele ediyor.

Şimdi bu mücadeleyi sona erdirmeye hazırlanıyor.

Eğer gerçekten terör sona erecekse, bu Türkiye için büyük bir kazanımdır.

Ama aynı anda Türkiye’yi başka ülkelerin güvenliğinden sorumlu hale getirecek yeni askerî yükümlülükler ortaya çıkıyorsa, durup düşünmek gerekir.

Biz kırk yıldır savaşı bitirmek için mi uğraştık, yoksa yeni savaşların kapısını açmak için mi?

Bu sorunun cevabını bugün kimse bilmiyor.

Ama cevap bilinmiyor diye soru da sorulmaz mı?

Tam tersine.

En çok da şimdi sorulmalıdır…

☆☆☆

“Sıra İran’da mı?”

Mekke Anlaşması’nın İran’a karşı yapıldığını gösteren elimizde bir belge yok.

Bu nedenle böyle bir iddiayı gerçekmiş gibi ortaya koymak doğru olmaz.

Fakat İran’ın bölgedeki konumu ortadadır.

Suudi Arabistan’ın İran’la rekabeti de biliniyor.

ABD-İran gerilimi ise kolay kolay sona ermez.

Türkiye’nin yeni bölgesel askerî rolü de ortadadır.

O halde şu soru meşrudur:

PKK ile mücadele sona ererken Türkiye’nin güvenlik politikasının yeni hedefi veya yeni sorumluluk alanı ne olacaktır?

Bunu şimdiden konuşmazsak, yarın konuşmak için çok geç olabilir…

☆☆☆

Güçlü devlet her savaşa giren devlet değildir.

Türkiye’nin güçlü ordusu var.

Savunma sanayii var.

NATO üyeliği var.

Bölgesel ağırlığı var.

Fakat güçlü olmak, her savaşa girmek değildir.

Asıl güç, hangi savaşa girmeyeceğini bilmektir.

Türk askerinin görevi Türkiye’yi savunmaktır.

Bu nedenle Türk askerinin başka bir ülkeye hangi şartlarda gönderileceği açıkça bilinmelidir.

Millet bilmeli.

TBMM bilmeli.

Muhalefet bilmeli.

Ve Türk askerinin ailesi bilmeli:

Evlatlarımız hangi savaş için nerelere gönderilecektir?

Çünkü savaşın içine girmek kolaydır.

Savaştan çıkmak çok daha zordur…

☆☆☆

Bu nedenle Çerçeve Yasa ile Mekke Anlaşması’nı birlikte değerlendirirken komplo teorileri üretmeye değil, Türkiye’nin geleceğini sorgulamaya ihtiyacımız var.

İki gelişmenin aynı planın parçaları olduğunu henüz bilmiyoruz.

Ama aynı dönemde Türkiye’nin güvenlik politikasında çok büyük bir değişim yaşandığını görüyoruz.

Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Türkiye kimin hangi savaşına hazırlanıyor? …

Av. Cemil Can

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir