KONUK YAZARLAR

VER MEHTERİ!..

 

Bir ülke savaş uçağı satın aldığında gerçekte ne satın alır?

İlk bakışta bu sorunun cevabı kolay gibi görünür:

Uçak satın alır!

Oysa günümüzün savunma teknolojileri düşünüldüğünde bu cevap artık yeterli kabul edilemez.

Beşinci nesil bir savaş uçağı; yalnızca motor, gövde ve radardan oluşan bir sistem değildir.

Yazılımı, görev bilgisayarı, veri bağlantıları, elektronik harp altyapısı, mühimmat entegrasyonu, bakım sistemi ve sürekli güncellenen dijital mimarisiyle yaşayan bir teknoloji platformudur.

Yazılımı hazırlayanlar pilot kabinine kendi pilotunu oturturlar!

İşte son yıllarda F-35 etrafında yaşanan tartışmaların temelinde de bu gerçek bulunmaktadır…

☆☆☆

F-35 programına katılan ülkeler yalnızca bir savaş uçağı edinmemektedirler.

Aynı zamanda uzun yıllar devam edecek; bir eğitim, bakım, lojistik ve yazılım ekosistemine de dahil olmaktadırlar.

Bu nedenle savunma uzmanları, F-35’i çoğu zaman “bir uçaktan çok daha fazlası” olarak tanımlamaktadırlar.

Burada hemen bir yanlış anlamayı da düzeltmek gerekir.

Bu durum yalnızca F-35’e özgü değildir.

Bugün gelişmiş hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, deniz platformları ve füze teknolojilerinin önemli bir bölümü de benzer bir teknoloji ekosistemi içinde çalışmaktadır.

Çünkü modern savunma sistemlerinin değeri yalnızca sahip oldukları donanımdan değil; bağlı oldukları yazılım, veri ve lojistik ağlarından kaynaklanmaktadır…

☆☆☆

İşte tam bu noktada iki farklı bakış açısı ortaya çıkmaktadır:

Birinci görüşe göre bu sistem, müttefik orduların birlikte hareket edebilmesini sağlar.

Aynı yazılım standartlarını kullanan, aynı veri ağında çalışan ve ortak mühimmat kullanabilen ordular, kriz anlarında daha hızlı ve daha etkili hareket edebilirler.

NATO’nun “resmî yaklaşımı” da büyük ölçüde bu anlayış üzerine kuruludur.

Gayri resmi anlayışın ne olduğunu ise Trump’ın Türkiye’ye geldiği akşam İran’ın bombalanması emrini vermesinden anlayabiliriz.

Daha doğrusu hiçbir NATO üyesinin bu son eyleme ses çıkartmaması, NATO’nun gelecekteki işlevi için de ip uçlarını vermektedir…

☆☆☆

İkinci görüş ise aynı olaya farklı bir açıdan bakmaktadır.

Bu görüşe göre teknoloji ne kadar karmaşık hâle gelirse, kullanıcı ülkenin üreticiye olan bağımlılığı da o kadar artmaktadır.

Yazılım güncellemeleri, yedek parçalar, bakım merkezleri ve teknik destek uzun yıllar boyunca üretici ülke ile ilişkinin devamını zorunlu kılmaktadır.

KAAN yerli uçaklarımızın motorlarının ABD’den satın alınması böyle bir bağımlılığı bize dayatacaktır…

Rusya’dan S-400 satın almamız nedeniyle Rusya’ya karşı bağımlık oluşmadığını kimse söyleyemez.

Esasen çıkartıldığımız F-35 projesine yeniden alınmamız da ABD’ye olan bağımlılığımız daha da pekişecektir…

Daha da ileri gidersek F-35’lerin hayati öneme sahip çok önemli parçalarını yapan İsrail’e de bağımlılığımız oluşacaktır

Bu konu ile ilgili Cumhuriyet gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller’in makalesi (1) son derece aydınlatıcıdır…

Okumadan geçmeyiniz…

NATO zirvesinde “Mehter Marşı”nı sahneye sürerek bu yalın gerçeği gizlemek olanaksızdır…

☆☆☆

Bu nedenle bazı uzmanlar, modern silahların aynı zamanda uzun vadeli stratejik ilişkiler üreten sistemler olduğunu savunmaktadırlar.

Aslında her iki görüşün de tamamen yanlış olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bir tarafta “ortak savunma” kabiliyeti bulunmaktadır.

En azından “resmi söylem” (2) budur!

(Bu söylemi birkaç yapay zekadan yararlanarak resim NATO belgeleri ışığında özetlemeye çalıştım. Mutlaka okumanızı öneriyorum…)

Ülkemizin toprak bütünlüğümüzü 40 yıldır tehdit eden ve 40 binden fazla insanımızın hayatına mal olan ve mücadele için milyarlarca dolar harcamak zorunda kaldığımız terör örgütü PKK’nın; NATO ülkeleri tarafından silahlandırılıp desteklendiği gerçeğini göz önünde tutarsak, bu sözde “savunma paktının” içerişinde bulunmamızın gerçekten de gerekli olup olmadığını kolaylıkla anlayabiliriz…

☆☆☆

Öte yandan “yüksek teknoloji” nedeniyle oluşan dengesiz bir karşılıklı bağımlılık vardır.

Dolayısıyla tartışılması gereken konu, bir savaş uçağının iyi veya kötü olması değildir.

Asıl mesele, teknoloji geliştikçe devletlerin karar alma alanlarının nasıl etkilendiğidir.

Türkiye açısından bakıldığında ise son yıllarda yürütülen yerli ve millî savunma sanayii politikalarının önemi burada ortaya çıkmaktadır…

☆☆☆

Bir ülke ne kadar fazla kritik teknolojiyi kendi geliştirebilirse, uluslararası iş birliklerini de o kadar güçlü bir pazarlık zemini üzerinde yürütebilir.

Buna karşılık hiçbir ülkenin günümüzün karmaşık savunma teknolojilerini tamamen tek başına üretmesi de kolay görünmemektedir.

Belki de bu nedenle geleceğin güvenlik tartışmaları artık “kaç uçağımız var?” sorusuyla başlamayacaktır.

Daha önemli soru şudur:

Kullandığımız teknolojinin ne kadarına gerçekten hâkimiz?

İşte 21. yüzyılın savunma politikalarını belirleyecek soru budur…

☆☆☆

Dolayısıyla bu gerçeği gözden kaçırmaya çalışmak sonuçları değiştiremeyecektir.

Yunanistan başbakanının sol omzunu düşürüp kabadayı görüntüsü vererek Türkiye’ye giriş yapması da buna karşılık mehter marşı ile karşılanarak geçmişin hatırlatılması da komiklikten başka bir şey değildir…

Av. Cemil Can

(1) Emekli ABD Deniz Kuvvetleri Subayı Gary Tabach’ın F-35 ile ilgili İsrail basınına söyledikleri açıklayıcıdır: “İsrail olmadan F-35 uçmaz. F-35’in elektronik sistemlerinde, kaskında ve kanatlarında İsrail’de üretilen önemli parçalar var. Eğer F-35 bir gün Türkiye’ye satılırsa, Türkiye İsrail’e iyi davranmak zorunda kalır. Aksi halde uçakları uçmaz.” (i24 news, 8.7.2026)

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/abd-nin-saadet-zinciri-2519837

(2) 2022 Madrid Stratejik Konsepti’nden 2026 Ankara Zirvesi’ne NATO’nun Dönüşen Kolektif Savunma Anlayışı ve Türkiye’nin Stratejik Konumu

Özet

Bu çalışma, NATO’nun 2022 Madrid Stratejik Konsepti ile başlayan ve 2025 Lahey ile 2026 Ankara Zirvelerinde somutlaşan güvenlik yaklaşımındaki dönüşümü incelemektedir. Amaç, ittifakın tehdit algısında köklü bir değişim mi yoksa kolektif savunma anlayışında kapsam genişlemesi mi yaşandığını resmî NATO belgeleri üzerinden değerlendirmektir. İnceleme sonucunda, Rusya’nın NATO bakımından temel askerî tehdit olma niteliğini koruduğu; buna karşılık siber güvenlik, hibrit tehditler, kritik altyapının korunması ve savunma sanayiinin kolektif savunmanın ayrılmaz unsurları hâline geldiği sonucuna ulaşılmıştır.

Anahtar Kelimeler

NATO, Kolektif Savunma, Madrid Stratejik Konsepti, Lahey Zirvesi, Ankara Zirvesi, Türkiye

Giriş

Uluslararası güvenlik ortamında yaşanan gelişmeler NATO‘nun güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Rusya-Ukrayna Savaşı, siber tehditler, kritik altyapıya yönelik riskler ve enerji güvenliği ittifakın güvenlik gündemini belirleyen başlıca unsurlar olmuştur. Bu dönüşümün kurumsal çerçevesi 2022 Madrid Stratejik Konsepti ile çizilmiş; 2025 Lahey ve 2026 Ankara Zirvelerinde alınan kararlarla geliştirilmiştir.[1][2][3]

1. NATO’nun Dönüşen Kolektif Savunma Anlayışı

2022 Madrid Stratejik Konsepti Rusya’yı Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdit olarak tanımlamaktadır.[1] Lahey Zirvesi, savunma yatırımlarının artırılması, savunma sanayiinin güçlendirilmesi, mühimmat üretimi ve kritik altyapının korunmasını ön plana çıkarmıştır.[2] Ankara Zirvesi ise kolektif savunmaya bağlılığı yeniden teyit etmiş; Rusya, terörizm ve Orta Doğu güvenliği bağlamında İran’ın nükleer programına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.[3]

Resmî belgelerin birlikte değerlendirilmesi, NATO’nun yeni bir tehdit hiyerarşisi oluşturmadığını göstermektedir. İran’ın güvenlik gündemindeki ağırlığı artmış olmakla birlikte, incelenen belgelerde İran’ın ‘Rusya’dan sonra ikinci tehdit’ olarak tanımlandığına ilişkin açık bir ifade yer almamaktadır.[2][3]

2. Türkiye’nin Stratejik Konumu

Türkiye’nin jeopolitik konumu, gelişen savunma sanayii ve Karadeniz-Orta Doğu eksenindeki rolü NATO bakımından stratejik önemini artırmaktadır. Yeni güvenlik yaklaşımı, Türkiye açısından savunma yatırımlarının güçlendirilmesi, NATO kabiliyet hedeflerine uyum ve kritik altyapının dayanıklılığının artırılması gibi sorumluluklar doğurmaktadır.[2][3]

3. NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi

Washington Antlaşması’nın 5. maddesi, bir müttefike yönelik silahlı saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağını düzenlemektedir. Bununla birlikte hüküm otomatik savaş yükümlülüğü doğurmamakta; her devletin gerekli gördüğü askerî, siyasi veya lojistik tedbirleri kendi anayasal düzeni çerçevesinde belirlemesine imkân tanımaktadır.[4]

Sonuç

İncelenen belgeler, NATO’nun yeni bir düşman tanımladığı sonucunu değil, kolektif savunma anlayışını değişen güvenlik koşullarına uyarladığı sonucunu ortaya koymaktadır. Rusya Avrupa-Atlantik güvenliği bakımından temel askerî tehdit olmayı sürdürürken; terörizm, siber saldırılar, hibrit tehditler, kritik altyapının korunması ve savunma sanayiinin güçlendirilmesi NATO’nun genişleyen güvenlik gündeminin tamamlayıcı unsurları hâline gelmiştir. İran’ın nükleer programı da bu çerçevede önem kazanmış olmakla birlikte, resmî NATO belgeleri İran’ı ‘Rusya’dan sonra ikinci tehdit’ olarak nitelendirmemektedir.[1][2][3] Dolayısıyla son zirveler, tehdit önceliklerinin değişmesinden çok, güvenlik kavramının kapsamının genişlediği ve kolektif savunmanın çok boyutlu bir yapıya dönüştüğü süreci yansıtmaktadır.

Dipnotlar

[1] North Atlantic Treaty Organization (NATO), NATO 2022 Strategic Concept, Madrid Summit, 29 June 2022.

[2] North Atlantic Treaty Organization (NATO), The Hague Summit Declaration, 25 June 2025.

[3] North Atlantic Treaty Organization (NATO), The Ankara Summit Declaration, July 2026.

[4] North Atlantic Treaty Organization, The North Atlantic Treaty, Washington D.C., 4 April 1949, Art. 5; United Nations, Charter of the United Nations, Art. 51.

Kaynakça

Apps, Peter. Deterring Armageddon: A Biography of NATO. Penguin.

Kaplan, Lawrence S. NATO and the United States: The Enduring Alliance.

North Atlantic Treaty Organization. NATO 2022 Strategic Concept. 2022.

North Atlantic Treaty Organization. The Hague Summit Declaration. 2025.

North Atlantic Treaty Organization. The Ankara Summit Declaration. 2026.

North Atlantic Treaty Organization. The North Atlantic Treaty. 1949.

United Nations. Charter of the United Nations. 1945.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir