BİR SÜRELİĞİNE 6 OK’LU BAYRAKLARIMIZI ÜTÜLEYİP KATLAYARAK ANNEMİZİN SANDIĞINA KOYUYORUZ!..

CHP “Mutlak Butlan” yönetimi adına Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın, Kurultayın tedbir kararı nedeniyle yapılamayacağını vurgulayan “Henüz kesinleşmemiş bir kararın olduğu bir hukuk zemininde ister imzalar toplansın. İster Parti Meclisi’nden böyle bir karar alsın. İsterse şu anda Sayın Genel Başkanımız ‘hadi gelin hep beraber kurultaya gidiyoruz’ desin. Kurultayı toplayabilmek mümkün değil. Mevcut meri hukuka göre bu olanaksız” (1) sözleri, here şeyi açık açık anlatıyor…
Birazdan objektif bir değerlendirme ile tekrar karşınıza geleceğim.
Ne var ki, bu defa tersten son sözlerimi baştan söyleyerek devam etmek istiyorum…
Bu işte bir terslik görüyorum!..
☆☆☆
Önce şu acı tespiti yapalım:
Kısa süre içerisinde CHP’yi butlan yönetiminden geri alma ya da siyasi iktidarın halka karşı kullandığı bir silah olmaktan çıkarma olanağımız kalmamıştır.
Bakmayın AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan’ın: “Biz bu davanın hiçbir yerinde yokuz” (2) demesine ve bu çerçevedeki söylemini ısrarla sürdürmesine.
CHP’nin arka arkaya 3 kez seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’in dediği gibi Reis, tam da “o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyor.” (3)
Genel kanaat de bu yönde olduğu için ardı ardına açıklama yapmak zorunda hissediyor…
☆☆☆
CHP elden çıkınca, CHP’nin seçilmiş (Özgür Özel ve ark.) yönetimi, ilk (baskın) seçimde siyasi iktidarla yarışa eşit koşullarda başlayamayacaktır!
Bugüne kadar yaşayarak gördüğümüz gibi devletin tüm olanakları Cumhur İttifakı’nın “başarısı” için kullanılacaktır.
Birinci eşitsizlik buradadır…
İkincisi Özgür Özel öncülüğünde başlayan yeni hareketin gelirlerine el konulmuş olmasıdır.
CHP’nin gelirleri (4) Butlan Yönetimi eline geçtiği için yeni hareket en temel giderlerini (5) karşılamakta ciddi zorluklarla karşılaşılacaktır.
Bu yüzden “İMECE” yöntemi (6) ile mali yükü yurtsever Kuvayı Milliyeci üye ve taraftarlara dağıtmak zorunluluğu vardır…
Günlük yaşamını bin bir türlü zorluklar içerisinde sürdürebilmek için kırk dereden su getirmeye çalışan emekçi yoksul kesimler, bir defa daha kefen paralarını masaya koymak zorunda kalacaklardır…
Bu özveriyi “İkinci Tekalifi Milliye Emirleri” anlayışı ile ilerletmek hiç de yanlış olmayacaktır…
☆☆☆
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve çok partili sistemi getiren Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Cumhuriyet karşıtlarının eline geçmesi ile ortaya çıkan bir başka kayıp, CHP’nin “marka değeri”dir…
Araştırma şirketlerinin hemfikir olduğu konulardan biri; CHP’nin yüzde 25 çekirdek tabanı olduğudur.
CHP’nin “Butlan Yönetimi”ne teslimi ile çekirdek tabanın ne kadarının hâlâ işgal altındaki CHP’ye oy vereceği tam olarak bilinemezse de CHP oylarının bir miktarının CHP tabelasının etrafında toplanacağına kuşku yoktur.
Bu oyların ise Cumhur İttifakı’nın yeniden iktidar olması sonucunu doğuracak kadar olma olasılığı ve tehlikesi de vardır kuşkusuz…
Bu nedenle asıl siyasi faaliyet, her şart altında CHP’nin marka değerine oy verecek olanlar üzerinde yapılmalıdır…
☆☆☆
Bugün için CHP’yi geri alma imkânsız hale geldiğinden; Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel-Mansur Yavaş öncülüğündeki hareketin, hızla yeni bir parti kurma veya seçimlere girme yeterliliği bulunan bir parti içerisinde seçimlere katılma zorunda kalacağı anlaşılmaktadır.
Bu durumda Butlan Yönetimi’nin CHP amblemini ve 6 Ok’lu bayrağını kullanılmasına izin vermeyeceği son derece açıktır.
Nitekim, Lüleburgaz Mitingi’nde (7) de sadece Türk bayrakları sallandırılmıştır.
Hal böyle olunca; iktidara gelip CHP’yi geri alana kadar, 6 Ok’lu bayraklarımızı ütüleyip katlayarak annelerimizin sandığına koymak gibi hüzünlü ve acı tabloyu yaşamaya kendimizi hazırlamalıyız…
☆☆☆
Gelelim nesnel siyasi değerlendirmeye:
(Makaleyi uzatan bu bölümü okumasanız da olur…)
☆☆☆
CHP’DE ASIL SORU: SANDIKTAN NEDEN KAÇILIYOR?
Mutlak butlan kararı sonrasında CHP’de yaşananlar artık basit bir hukuk tartışması olmaktan çıkmış, doğrudan doğruya bir meşruiyet krizine dönüşmüştür.
Bugün tartışılan konu Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olup olmadığı değildir.
Asıl tartışılan konu, CHP’de son sözün mahkemelerin mi, yoksa CHP üyelerinin mi söyleyeceğidir…
☆☆☆
Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresi sürekli olarak “hukuktan” söz etmektedirler; oysa demokratik siyasette hukukun en önemli görevi, milletin ve üyelerin iradesinin önünü açmaktır; onun yerine geçmek değildir.
Tam da bu noktada cevap bekleyen hayati bir soru ortaya çıkmaktadır:
Eğer yeni kurultay delegeleriyle kurultay yapılmayacak, eski delegelerle de kurultay yapılmayacaksa ve iki milyona yakın CHP üyesinin doğrudan oy kullanacağı bir seçim de kabul edilmeyecekse, o halde meşruiyet nasıl üretilecektir?
Bu soruya bugüne kadar verilmiş tatmin edici bir cevap yoktur.
Aksine, kurultay yolları kapanırken disiplin dosyaları açılmakta, seçilmiş yöneticiler görevden alınmakta ve parti içindeki muhalif kadrolar etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır...
☆☆☆
Bu tablo ister istemez şu soruyu gündeme getirmektedir:
Amaç gerçekten hukuku tesis etmek mi, yoksa parti üzerindeki hakimiyeti yeniden kurmak mıdır?
Çünkü demokratik meşruiyetine güvenen hiçbir siyasi hareket, üyelerinin önüne sandık koymaktan korkmaz.
Sandıktan kaçan değil, sandığı isteyen tarafın meşruiyet iddiası daha güçlüdür.
Bugün CHP tabanında büyüyen rahatsızlığın temel nedeni de budur…
☆☆☆
Kılıçdaroğlu çevresi kurultayın “şaibeli” olduğunu söylüyor.
Diyelim ki öyledir; o halde yapılacak şey çok basittir:
Üyelerin önüne sandığı koymak ve tartışmayı sonsuza kadar bitirmek.
Fakat ilginç olan tam da burada başlamaktadır.
Kurultay istenmiyor.
Yeni seçim istenmiyor.
Üye oylaması istenmiyor.
Peki ne isteniyor?
İşte kamuoyunun cevap aradığı soru budur…
☆☆☆
Daha da dikkat çekici olan, mutlak butlan sonrasında CHP’nin katıldığı yerel seçimlerde ortaya çıkan tablo olmuştur:
Kılıçdaroğlu genel başkanlık sıfatı kabul edilmekte fakat seçim kampanyaları sahiplenilmemektedir.
Parti içi mücadelelerde son derece aktif görünen yönetim anlayışı, iktidarla mücadele söz konusu olduğunda aynı görünürlüğü göstermemektedir.
Bu durum doğal olarak şu eleştiriyi güçlendirmektedir:
Enerji iktidarı değiştirmeye değil, parti içindeki güç mücadelesine harcanmaktadır…
☆☆☆
Elbette burada dikkatli olmak gerekir.
Doğruya da doğru demek şarttır:
Elimizde Kılıçdaroğlu’nun “bilinçli olarak” AKP’nin iktidarını sürdürmek için hareket ettiğini kanıtlayan somut bir veri yoktur.
Böyle ağır bir iddia, çok daha güçlü deliller gerektirir!
Ancak siyasette niyet kadar sonuç da önemlidir…
☆☆☆
Ve sonuçlara bakıldığında ortaya çıkan tablo şudur:
Muhalefet kendi içinde bölünmektedir.
Parti içi çatışma büyümektedir.
Üyelerin iradesine başvurulmamaktadır.
İktidara karşı oluşabilecek toplumsal enerji iç tartışmalarda tüketilmektedir.
Bu sonuçların en çok kimin işine yaradığı ise herkes tarafından görülebilmektedir…
☆☆☆
Bugün CHP krizinin merkezindeki soru aslında son derece yalındır:
Eğer gerçekten üyelerin iradesine güveniliyorsa, neden üyelerin önüne sandık konulmuyor?
Bu soruya ikna edici bir cevap verilmediği sürece, hukuk adına yürütülen her süreç siyasî meşruiyet tartışmasıyla karşılaşmaya devam edecektir.
Çünkü demokratik siyasette en büyük mahkeme, parti üyelerinin vicdanıdır.
Ve o mahkemenin kürsüsünün adı sandıktır.
Sandığın açılmadığı yerde ise meşruiyet tartışması hiçbir zaman kapanmaz…
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR
(2) https://youtu.be/L_pT75efTdk?si=0DZYeOU3hz-QO569
(4) CHP’nin gelir kalemleri arasında: Hazine yardımı, (2025 yılı için CHP’ye yaklaşık 1 milyar 435-440 milyon TL idi), milletvekili aidatları, üye aidatları, bağışlar, yayın ve etkinlik gelirleri, partiye ait taşınmazlardan doğan gelirler, yer alır.
(5) Parti içi muhalefetin gündeme getirdiği rakamlara göre yaklaşık 5,5 milyar TL‘lik toplam harcamanın 2,9 milyar TL civarı seçim giderlerinden oluşuyordu. Bunlar; miting organizasyonları, reklam kampanyaları, afiş ve “billboard” çalışmaları, seçim büroları, ulaşım ve lojistik ile medya ve iletişim faaliyetleridir. (https://www.memurlar.net/haber/1155641/chp-de-buce-catlagi-ozel-donemi-harcamalari-sorgulaniyor.html)
Diğer gider kalemlerinin başında; genel merkez çalışanları, danışmanlar, teknik personel, iletişim ekipleri, hukuk birimleri, idari personel giderleri gelir. Önemli bir miktar da teşkilatlara (il başkanlıkları, ilçe başkanlıkları, kadın kolları, gençlik kolları ve yerel organizasyonlar) aktarılır. Genel başkan, MYK üyeleri, milletvekilleri ve parti görevlilerinin; yurt içi gezileri, kamp programları, örgüt ziyaretleri ve seçim çalışmaları için harcanan para da giderler arasında önemli bir yer tutar. Bir diğer gider kalemi; parti binaları için yapılan ödemeleridir. Genel Merkez binası, il ve ilçe binaları, kira ödemeleri, elektrik, doğalgaz, iletişim altyapısı, araç giderleri ve bakım ve onarım giderleridir. Kurultaylar da CHP açısından başlı başına büyük bütçeler gerektirir. Bunlar, salon kiraları, teknik altyapı, güvenlik, delegelerin organizasyonu ve yayın ve iletişim çalışmalarıdır.
(6) İmece yöntemi, insanların ortak bir işi para karşılığı olmaksızın, gönüllü dayanışma ve iş birliği içinde birlikte yapmalarıdır.
(7) https://www.youtube.com/live/LU5ISsYn6AQ?si=70HOO2JGFP1Epyvo


