KONUK YAZARLAR

EN KOLAY SEÇENEK: CHP’Yİ BÖLEREK İKTİDARI SÜRDÜRMEK!..

Bugün yeniden belde statüsü kazanan 6 beldede belediye başkanlığı ve belediye meclisi üyeliği ara seçimi yapılıyor.

Hukuka aykırı bir mahkeme kararı ile CHP’nin başına getirilen Dersimli Kemal ve arkadaşları, seçimlerde CHP’nin başarılı olması için hiçbir faaliyetleri olmadığı gibi adaylara başarı dahi dilemediler…

Bütün gündemleri salı günü yapılacak olan grup toplantısı.

Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısına katılıp konuşacak da ne olacak?

Bekleyip göreceğiz.

Ben küçük çaplı bir provokasyon bekliyorum ve bu defa yanılmayı çok istiyorum!..

☆☆☆

Vaat edeceği ve yapabileceği pek bir şey kalmayan AKP’nin, iktidarı vermemek için elinden her geleni yapabileceği konusunda neredeyse fikir birliği var.

İlk akla gelen ise güçlü ve ciddi iktidar alternatifi olan CHP’yi bölerek zayıflatmak.

Seçim yargısını devre dışı tutarak Dernekler Kanunu’nun bir maddesinden yola çıkarak verilen ve “adalete güven ilkesini” yerlerde süründüren “Butlan Kararı” ile istenen sonuç alınabilecek mi?

Diğer muhalefet partilerinin de desteğini alan CHP bu tuzağı bozabilecek mi?…

Bu soruların yanıtını da ilk baskın seçimde alacağız…

☆☆☆

Yerel yönetimlerde iktidara gelmesini CHP’nin bölünmesine borçlu olan AKP, daha sonra yapılan genel seçimlerde de bu bölünmüşlükten yararlanarak iktidarı ele geçirdi.

Aynı oyun yeniden sahneleniyor.

Bu defa bölünmenin ana aktörü CHP’nin yedinci genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Kılıçdaroğlu’nun sahneye sürülmesinden sonraki tutumu ha bire siyasi davalar açan İstanbul Başsavcılığı ile paraleldir.

CHP’ye ve Türk halkına kurulan tuzağı bozacak olan Kurultayı yapmamak için atmadıkları takla kalmadı.

CHP’li belediyelerin “yolsuzluğa bulaştığını”, CHP’nin arınması gerektiğini ısrarla söylemeye devam ediyorlar…

Önümüzdeki seçimlerde CHP’ye oy verme olasılığı bulunan kararsızlar ve küskünler üzerinde bu söylemin olumsuz etkisi olacağına şüphe yoktur.

Ne kadardır onu bilemiyoruz, bu konuda kamuoyu araştırması yapıldıysa da açıklanmadı.

Her şeye rağmen Kılıçdaroğlu’nun söyleminin siyasi iktidara yarayacağı kesindir…

☆☆☆

CHP’YE atanmış kayyumun sözcüsü Müslim Sarı:

Biz de kurultay istiyoruz ama tedbir kararı var. Tedbir kaldığı sürece ne kadar imza toplarsanız toplayın kurultay yapılamaz” diyerek tuzağı bozacak en etkili yöntemi, hukuk dışı gerekçelerle reddetti…

Hal böyle olunca “ihtiyati tedbir” kurumunu, yürürlükteki hukuk kuralları ve yerleşik yargıtay kararları çerçevesinde değerlendirmenin yararlı olacağını düşündüm…

Mecburen biraz uzunca ve tekrarı bol bir değerlendirme olacak.

Lütfen, sabırla sonuna kadar okuyunuz…

Zira, kurulan bu yeni tuzakla CHP’den kopartılacak kitle doğrudan AKP’nin artı hanesine yazılacak…

☆☆☆

Müslim Sarı’nın şu iddiasını hukuk tekniği açısından iki ayrı düzlemde değerlendirmek gerekir:

İhtiyati tedbirin genel hukuki niteliği nedir, önce ona bakalım.

Türk hukukunda ihtiyati tedbir, esas davanın sonucunun etkisiz kalmasını önlemek için verilen geçici koruma kararıdır.

Kesin hüküm değildir, ancak verildiği andan itibaren bağlayıcıdır.

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre: Tedbir kararları geçicidir, nihai hüküm oluşturmazlar, fakat kaldırılıncaya veya değiştirilinceye kadar uygulanmak zorundadırlar.

Tedbir kararına aykırı işlemler hukuken geçersiz veya uygulanamaz hale gelebilirler

☆☆☆

Dolayısıyla bir konuda yürürlükte bulunan ve açıkça belirli işlemleri yasaklayan bir tedbir kararı varsa, tarafların kendi iradeleriyle o yasağı aşmaları mümkün değildir.

Bu nedenle Sarı’nın sözleri, “Tedbir kararı yürürlükte olduğu sürece mevcut hukuk düzeni içinde hareket etmek gerekir” şeklinde yorumlanırsa, hukuk tekniği bakımından çok da yanlış olduğu söylenemez…

Ancak böyle bir ihtiyati tedbir kararının varlığı nedeniyle de “hiçbir şekilde kurultay yapılamaz” sonucuna ulaşılamaz!..

☆☆☆

Burada kritik nokta şudur:

İhtiyati tedbirin etkisi, kararın kapsamına bağlıdır.

Yerinde veya yersiz verilmiş bir tedbir kararı; yalnızca belirli bir işlemi durdurmuş olabilir, belirli organların karar almasını engellemiş olabilir ve belirli sonuçların uygulanmasını askıya almış olabilir…

Bu nedenle hukukta” tedbir var” demek ki, “her türlü kurultay hukuken imkânsızdır” şeklinde genel bir çıkarım yapılamaz…

Başka bir ifade ile söylersek:

Bireylerin gelecekte anayasal ve yasal haklarını kullanmalarının önüne geçecek şekilde tedbir kararları zaten verilemez!..

☆☆☆

Sorulması gereken temel sorular şunlardır:

Tedbir kararı kurultay çağrısını mı engelliyor yoksa sadece dava konusu edilen önceki kurultayın sonuçlarını mı koruyor?

Bu ayrım son derece önemlidir.

Bir başka soru da şudur: Dosyanın Yargıtay aşamasında olması tek başına engel oluşturur mu?

Sarı’nın açıklamasında dikkat çeken ikinci nokta şudur: “Karar kesinleşmedi çünkü Yargıtay aşaması var.”

Hukuken bu ifade tek başına yeterli değildir…

Çünkü Türk hukukunda kural olarak: Bir kararın kesinleşmemiş olması, onun uygulanamayacağı anlamına gelmez.

Aksine birçok mahkeme kararı kesinleşmeden de uygulanır.

Burada belirleyici olan: Tedbir kararının varlığıdır ve tedbirin kapsamıdır.

Dolayısıyla hukuki engel “Yargıtay süreci” değil, varsa yürürlükteki tedbir kararıdır…

☆☆☆

Bir diğer can alıcı soru şudur: CHP tüzüğü bakımından delegelerin imza toplanması ne sonuç doğurur?

Eğer parti tüzüğü belirli sayıda delegenin imzasıyla olağanüstü kurultay isteme hakkı tanıyorsa, delegeler imza toplamakla bu hakkı kullanmış olurlar.

Fakat, imza toplama hakkının bulunması, kurultayın derhal yapılabileceği anlamına gelmiyor!

Mahkeme kararıyla çatışma ortaya çıkarsa, öncelikle mahkeme kararının hukuki etkisi değerlendirilir.

Bu nedenle: “İmza toplansa bile mahkeme engeli varsa kurultay yapılamayabilir” ifadesi hukuk bakımından mümkündür.

Ancak bu bundan “İmza toplamanın hiçbir hukuki değeri yoktur” sonucu çıkarılamaz.

Çünkü tedbir kalktığında veya karar değiştiğinde o irade yeniden önem kazanabilir…

☆☆☆

Yerleşik içtihatlardan çıkan temel ilke şudur:

Yerli ya da yersiz, haklı ya da haksız mahkemelerce verilmiş ve yürürlükte bulunan ihtiyati tedbir kararları kaldırılıncaya kadar hukuki sonuç doğururlar.

Bu açıdan Sarı’nın:

Tedbir kararını yok sayarak kurultay yapamayız” şeklindeki yaklaşımı, ilk bakışta hukuken savunulabilir görünmektedir.

Fakat:

Tedbir olduğu için hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın kurultay kesinlikle yapılamaz” iddiası, tedbir kararının içeriği görülmeden kesin hukukî sonuç olarak söylenemez.

Çünkü ihtiyati tedbirin etkisi, her zaman kararın kapsamı ile sınırlıdır…

☆☆☆

Sonuç olarak: Hukuk tekniği açısından değerlendirildiğinde; tedbir kararının yürürlükte olduğu sürece bağlayıcı olduğu yönündeki görüş doğru kabul edilebilir.

Ancak tedbir kararının kapsamı bilinmeden “hiçbir şekilde kurultay yapılamaz” sonucuna kesin olarak ulaşmak mümkün değildir.

Dosyanın Yargıtay aşamasında bulunması tek başına kurultaya engel değildir; asıl önemli olan tedbir kararının içeriğidir.

Bu nedenle Sarı’nın açıklaması hukukî olarak tamamen yanlış sayılamaz; ancak ifade edildiği biçimiyle, tedbir kararının kapsamı açıklanmadan yapılmış oldukça geniş ve kategorik bir yorum niteliğinde kalır…

☆☆☆

Bu yüzden önce tedbir kararını görmek gerekir:

Karar incelendiğinde, Müslüm Sarı’nın sözünü ettiği ihtiyati tedbir, sıradan bir “kurultay yapılamaz” tedbiri değildir.

Karardaki tedbirin kapsamı açıkça şudur:

Özgür Özel, MYK, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılması, buna karşılık 4-5 Kasım 2023 kurultayı öncesindeki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren göreve iadesi.”

Bu tedbir neyi engeller?

Özgür Özel yönetiminin parti adına işlem yapmasını engeller.

Tedbirin özü budur.

Mahkeme, mevcut yönetimi görevden uzaklaştırıp eski yönetimi göreve iade ettiği için; mevcut MYK‘nın, mevcut Parti Meclisi’nin, mevcut Genel Başkan‘ın parti adına karar alma yetkisi askıya alınmış olur…

☆☆☆

Dolayısıyla bu kararın varlığı mevcut (Özgür Özel) yönetimin kurultay çağrısı yapmasını engelliyor.

Çünkü kurultay çağrısı yapma yetkisi de parti yönetimine ait bir yetkidir.

Yönetim tedbiren görevden uzaklaştırılmışsa, kendi adına kurultay kararı alması hukuken tartışmalı hale gelir.

Bu nedenle:

Özgür Özel yönetimi kurultay toplayamaz” sonucu bu tedbirden çıkarılabilir…

☆☆☆

Bu tedbir neyi açıkça yasaklamıyor?

Kararın çok önemli bir yönü vardır.

Bu metinden; “CHP olağanüstü kurultay toplayamaz” veya “delegeler imza toplayamaz” ya da “kurultay süreci durdurulmuştur” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz…

Tedbir yalnızca yönetim ve organlar üzerindedir.

Bu nedenle kararın lafzından hareketle; delegelerin imza toplaması, delegelerin kurultay talebinde bulunması ve parti üyelerinin siyasi faaliyet yürütmesi yasak değildir…

☆☆☆

O halde, imza ile kurultay çağrısı mümkün olabilir…

Burada ince bir ayrım ortaya çıkıyor.

Eğer CHP Tüzüğü’nde belirli sayıda delegenin imzasıyla olağanüstü kurultay çağrılabiliyorsa, o zaman soru şudur:

Tedbir sonrasında partiyi temsil eden makam kimdir?

Karara göre bu makamın Kılıçdaroğlu yönetimi olduğu kabul edilmektedir.

Dolayısıyla yeterli imza toplanırsa, bu imzaların muhatabı artık tedbir gereği göreve dönen yönetim olur.

Bu yüzden hukuk tekniği açısından: “İmza toplansa bile kurultay yapılamaz” cümlesi tedbir kararından doğrudan çıkmamaktadır.

Buna karşılık: “İmzalar mevcut yönetimi değil, tedbir gereği göreve dönen yönetimi bağlar” yorumu kararın mantığına daha uygundur…

☆☆☆

Yerleşik ihtiyati tedbir mantığı açısından sonuç şudur: Kararda verilen tedbir; kurultayı yasaklayan, delege iradesini askıya alan ve imza toplanmasını (kampanyasını) yasaklayan bir tedbir değildir…

Müslim Sarı’nın: “Tedbir kalkmadıkça ne kadar imza toplarsanız toplayın kurultay yapılamaz” eklindeki cümlesi, tedbir metninde açıkça yazan bir sonuç değildir.

Karardan daha güçlü çıkan sonuç şudur:

Tedbir devam ettiği sürece kurultay konusunda karar verme ve süreci yürütme yetkisi mevcut yönetimde değil, tedbirle göreve iade edilen yönetimdedir.”

Dolayısıyla hukuki tartışma, “imza toplanabilir mi?” sorusundan çok, “imzalar toplandığında kurultay çağrısını yapacak yetkili organ hangisidir?” sorusu üzerinde yoğunlaşmaktadır…

☆☆☆

CHP Tüzüğü ile tedbir kararını birlikte değerlendirdiğimizde şu sonuca ulaşıyoruz:

Tüzük, delegelere doğrudan bir hak veriyor.

Madde 48’e göre:

Kurultay üye tamsayısının beşte birinin noterden onaylı imzaları ile yaptıkları başvuru üzerine olağanüstü kurultayı toplantıya çağırır.”

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:

Tüzük, olağanüstü kurultay talep etme hakkını doğrudan delegelere tanıyor.

Yani bu hak: MYK’nın iznine, Parti Meclisinin kararına ve Genel Başkanın takdirine bağlı değildir…

Beşte bir imza oluştuğunda Genel Başkanın çağrı yapması öngörülüyor…

☆☆☆

Ancak çağrıyı yapan makam yine Genel Başkandır.

Madde 48’in lafzı çok açıktır: “Genel Başkan … olağanüstü kurultayı toplantıya çağırır.”

Dolayısıyla delegeler kurultayı kendileri toplayamazlar.

Delegeler; imza verir, başvurur ama çağrı işlemini Genel Başkan yapar.

İşte tedbir kararının etkisi burada ortaya çıkıyor…

☆☆☆

Tedbir kararı imza toplanmasını engellemez.

Fakat tedbir kararı çağrıyı yapacak kişiyi değiştiriyor.

Tedbir kararının özü: Özgür Özel ve organlarının görevden uzaklaştırılması ve Kılıçdaroğlu ve eski organların göreve iadesi olduğuna göre; tedbir yürürlükte kabul edilirse tüzükteki “Genel Başkan” sıfatını taşıyan kişi artık Özgür Özel değil, Kemal Kılıçdaroğlu olarak kabul edilir.

☆☆☆

CHP Tüzüğü’nün 48. maddesi, kurultay üye tam sayısının beşte birinin noterden onaylı imzalarıyla başvurması halinde Genel Başkanın olağanüstü kurultayı toplantıya çağıracağını öngörmektedir.

Madde metninde Genel Başkana bu konuda takdir yetkisi verilmemiştir; hüküm emredici niteliktedir.

Bu durumda yeterli imza toplanırsa, Genel Başkanın: imzaların geçerliliğini inceletmesi, sayısal yeterliliği tespit etmesi ve ardından kurultay çağrısını yapması beklenir.

Eğer geçerli ve yeterli imzalar mevcut olduğu halde çağrı yapılmazsa, bu durum tüzüğün ihlali olarak ileri sürülebilir…

☆☆☆

Böyle bir durum yaşanırsa delegeler ne yapabilir?

Tüzükte, Genel Başkanın çağrı yapmaması halinde delegelerin doğrudan kurultayı toplamasını düzenleyen açık bir hüküm bulunmuyor.

Bu nedenle ortaya bir “kurumsal kilitlenme” çıkar.

Böyle bir durumda delegeler:

Parti içi itiraz yollarına, mahkemeye başvurarak çağrının yaptırılmasına ve Genel Başkanın tüzüğe aykırı davrandığının tespitine yönelik girişimlerde bulunabilirler…

☆☆☆

Kurultayı toplamamanın siyasi sonuçları hukuki sonuçlardan daha ağır olur.

Çünkü Kılıçdaroğlu uzun yıllardır: parti içi demokrasiyi, delegelerin iradesini ve kurultay mekanizmasını savunan bir siyasetçi olarak tanınmaktadır.

Bu nedenle yeterli imza toplanmışsa ve buna rağmen kurultay çağrısı yapılmazsa, parti içinde şu eleştiriler ortaya çıkabilir: “Delege iradesi engelleniyor“, “Kurultay hakkı fiilen ortadan kaldırılıyor” ve “Tedbir kararını alanlar şimdi aynı yöntemi kullanıyor.”

Bu eleştirilerin haklı olup olmamasından bağımsız olarak, siyasi etkisi güçlüdür…

☆☆☆

Müslüm Sarı’nın açıklamasındaki en önemli nokta: “Tedbir sürdükçe ne kadar imza toplarsanız toplayın kurultay yapılamaz” cümlesi ile CHP Tüzüğü’nün 48. maddesi arasında belirgin bir gerilim vardır.

Çünkü tüzük, beşte bir delege imzasını olağanüstü kurultay çağrısının meşru kaynaklarından biri olarak kabul etmektedir.

Bu nedenle yeterli imza gerçekten toplanırsa, hukuki tartışma artık “kurultay istenebilir mi?” aşamasından çıkıp, “Tedbirle göreve dönen yönetim bu tüzük yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda mı?” sorusuna dönüşür.

Tüzüğün lafzına bakıldığında; güçlü olan yorum, göreve dönen yönetimin de Madde 48’deki yükümlülüklere bağlı olduğudur…

☆☆☆

Kılıçdaroğlu, yeterli imzaya rağmen kurultayı toplamamakta direnirse nasıl bir hukuki sonuç ortaya çıkar?

İlk akla gelen “görevi ihmal” veya “görevi kötüye kullanma” suçlarıdır.

Türk Ceza Kanunu’ndaki görevi kötüye kullanma veya görevi ihmal suçları kamu görevlileri için düzenlenmiştir.

Bir siyasi partinin genel başkanı kamu görevlisi değildir.

Dolayısıyla burada ceza hukuku anlamında bir “görevi ihmal suçu“ndan söz etmek olanaksızdır.

☆☆☆

Parti hukuku ve tüzük açısından durum farklıdır:

Eğer yukarıdaki şartlar gerçekleşmişse ve Genel Başkan buna rağmen çağrı yapmıyorsa; tüzükten kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmediği, delege iradesini engellediği ve parti içi demokrasiyi işlemez hale getirdiği iddiaları ileri sürülebilir.

Bu durumda hukuki tartışma “cezai sorumluluk” değil, “siyasi sorumluluk” olur.

Kılıçdaroğlu ekibi kanımca bu nedenle korkusuzca hareket etmektedirler…

☆☆☆

Kurultayı çağırmamanın siyasi sonuçları daha ağırdır: Çünkü Kılıçdaroğlu’nun yıllardır savunduğu temel tezlerden biri, “Son sözü kurultay ve delegeler söyler” anlayışıydı.

Bu nedenle yeterli imza toplanmışken kurultayı toplamaması halinde ortaya çıkacak eleştiri şu olur:

Kurultay iradesine dayanarak göreve döndü ama kurultay iradesinin yeniden ortaya çıkmasına izin vermedi.”

Bu eleştiri hukuki olmaktan çok siyasi meşruiyet tartışması yaratacağı tartışmasızdır…

Av. Cemil Can

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir